Suriye konulu Rusya- Türkiye ‘anlayışları’, her iki tarafın yetkilileri tarafından uygulanacak

Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen çarşamba günü Soçi’de görüşmede bulundu (EPA)
Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen çarşamba günü Soçi’de görüşmede bulundu (EPA)
TT

Suriye konulu Rusya- Türkiye ‘anlayışları’, her iki tarafın yetkilileri tarafından uygulanacak

Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen çarşamba günü Soçi’de görüşmede bulundu (EPA)
Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen çarşamba günü Soçi’de görüşmede bulundu (EPA)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib vilayetinde mevcut olan duruma ilişkin iki ülkenin dışişleri ve savunma bakanlarının üzerinde çalışacağı bir yol haritası üzerinde anlaştığını açıkladı. Erdoğan ayrıca, ABD’nin er ya da geç Suriye’den çekilmesi gerektiğini söyledi.
Erdoğan, Putin ile ‘Suriye krizine, özellikle de İdlib’deki durum için nihai ve sürdürülebilir bir çözüme ulaşmanın yollarını görüştüklerini söyledi. Türkiye Cumhurbaşkanı, 30 Eylül’de Soçi’den dönüşü sırasında uçağında kendisine eşlik eden Türk gazetecilere yaptığı açıklamada, Putin ile görüşmelerini ‘verimli’ olarak nitelendirdi. Erdoğan, Türkiye’nin Suriye konusunda Rusya ile mutabık kaldığı her konuya bağlılığını sürdürdüğünü ve bundan geri dönüşün olmadığını vurguladı.
Türkiye’nin terör listelerinde sınıflandırdığı örgütlerin bölgedeki varlığının sona erdirilmesine ilişkin olarak, Rusya ile yapılan anlaşmanın Suriye’nin kuzeydoğusunda da uygulanması gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) koalisyonunun en büyük bileşeni olan Kürt Halkını Koruma Birlikleri’ne (YPG) atıfta bulundu.
McGurk, YPG, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve Suriye Kürt Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) adeta yönetmeni durumundadır. Terör örgütleriyle kol kola orada dolaşan bir adamdır”
Erdoğan: McGurk, terör örgütleriyle kol kola orada dolaşan bir adamdır
Erdoğan, ABD’nin Kürt birliklerini destekleyen tutumunu eleştirerek, “ABD burayı terk etmeli ve er ya da geç burayı Suriye halkına bırakmalıdır” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Brett McGurk’un SDG ile temasından duyduğu memnuniyetsizliği dile getirirken, “McGurk, YPG, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve Suriye Kürt Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) adeta yönetmeni durumundadır. Terör örgütleriyle kol kola orada dolaşan bir adamdır” dedi. Erdoğan ayrıca, “Benim teröristlerle mücadele verdiğim bir bölgede bunun onlarla kol kola dolaşması beni ciddi manada rahatsız etmektedir” şeklinde konuştu.
Öte yandan Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, 30 Eylül’de ‘özellikle ticaret ve enerji alışverişlerinin güçlendirilmesi, askeri alanlarda daha aktif bir iş birliği aşamasının başlatılması ve Afganistan, Libya ve Azerbaycan-Ermenistan temas alanlarındaki durumu içeren bölgesel krizler dosyası açısından’ dört ana konuya odaklanan diyaloğun bazı ayrıntılarına değindi.
Suriye meselesine ilişkin olarak Peskov, iki liderin Suriye’deki durumu ayrıntılı şekilde görüştüklerini ve bu konuda görüş alışverişinde bulunduklarını dile getirdi. Görüşmelerde, 2018 yılında imzalanan Soçi Anlaşması’na istinaden iki tarafın Suriye konusunda önceki anlaşmalara bağlı olduğunun vurgulandığını da sözlerine ekledi.
İki tarafın, terör unsurlarını İdlib’den kovma gerekliliği de dahil, anlaşmanın şartlarını uygulamak için ortak eylemi etkinleştirmeyi kabul ettiğini söyleyen Peskov, “Burada maalesef ayrıntılara giremiyorum, bu bilgilere tam olarak sahip değilim. Ama konu zaten tartışıldı. Önceki anlaşmalara bağlılık teyit edildi ve bunların terör unsurlarının sınır dışı edilmesi açısından tam olarak uygulanması gerektiği üzerinde duruldu” ifadelerini kullandı.
Peskov’un ifadeleri, eski anlaşmanın uygulanması ve ‘teröristlerin sınır dışı edilmesi’ mekanizmaları konusunda iki lider arasında mutabakata varılan gizli unsurların var olduğuna işaret etti. Ancak Rus kaynaklara göre iki liderin, şu anlık bunu açıklamamayı tercih ettiği görülüyor.
Dışişleri Bakanlığı’na yakın bir diplomatik kaynak, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada zirve sırasında iki lider arasındaki mutabakatın bazı yönlerine değindi. Kaynak, İdlib’deki durumun dikkatli bir araştırmanın odak noktası olduğunu söylerken, sahadaki durumun bazı yönlerini netleştirme arzusuyla ilgili olarak iki liderin, görüşmede iki ülkenin askeri düzeyleriyle temaslarda bulunduğunu kaydetti. Kaynak ayrıca, Putin ve Erdoğan’ın gerçekleşen tartışmalara binaen askeri düzeyde açık emirler verme konusunda anlaştıklarına da işaret etti.

Üç unsur
Kaynak, Suriye ile ilgili mutabakatları üç unsurda özetledi. Bu unsurların ilk olarak siyasi olduğunu belirten kaynak, cumhurbaşkanlığı sözcüsünün 30 Eylül’de açıklamasına vurgu yaptı. Kaynak, açıklamanın ‘İdlib konulu Soçi Anlaşması’na bağlı kalınması ve uzun bir gecikmeden sonra hükümlerin uygulanarak, şu anda herhangi bir değişiklik yapılmaması’ ile ilgili olduğunu kaydetti.
Bu çerçevede Suriye krizinin 2254 sayılı karar temelinde sona erdirilmesi için çalışmaların sürdürülmesi, Suriye’nin kuzeydoğusu ve kuzeybatısındaki durumun özgüllüğü dikkate alınarak, Anayasa Komitesi’nin çalışmalarında ilerleme sağlanması için ortak çabalar sarf edilmesi gerektiği vurgulandı. İki lider, ‘Suriye krizinin sona ermesine ve Suriye’nin birlik ve egemenliğinin korunmasına etkin bir şekilde katkıda bulunmak’ için Washington ile temasları yoğunlaştırma konusunda da anlaştılar.
İkinci unsur ise, (ateşkes ihlallerinin tüm tezahürlerini sona erdirmek ve militanların aileleri de dahil olmak üzere sivillere zarar vermekten kaçınarak silahlı grupların (teröristler hariç) durumunu düzenlemek de dahil olmak üzere), ‘sürtüşmeyi önleme çerçevesinde koordinasyonun yoğunlaştırılması açısından askeri düzeye yönelik talimatları’ ve ‘Soçi Anlaşması’nda öngörülen tampon bölgenin tahliyesine ilişkin hükümlerin ve diğer düzenlemelerin uygulanmasına yönelik ortak çalışmaları’ içeriyor. Bu bağlamda iki taraf, Soçi Anlaşması hükümlerinin uygulanmasını engelleyen terör unsurlarını ‘etkisiz hale getirme’ konusundaki taahhütlerini dile getirdi. Ayrıca kaynak, ‘etkisiz hale getirme’ ifadesinin onları ortadan kaldırmak anlamına gelmediğini, aksine yeteneklerini etkisiz hale getirmek anlamına geldiğini dile getirdi. Bu durum, bölgede büyük çaplı bir çatışmanın patlak vermesini önlemek için örtülü bir anlaşma anlamına geliyor.
Üçüncü olarak iki lider, Rus ve Türk ulusal güvenlik çıkarlarının dikkate alınmasını sağlamak ve çözüm bekleyen sorunları çözmeye çalışmak amacıyla, iki ülkedeki dışişleri ve savunma bakanlıkları düzeyinde iletişim kanalları için sürekli çalışmaya devam etme konusunda uzlaşı sağladı.
Kaynağa göre güvenlik, askeri ve diplomatik düzeylerde ikili görüşmenin devam etmesi gerektiğine dair bazı fikirler ileri sürüldü. Bu da iki liderin kapanış bildirgesindeki sonuçları açıklamama ve toplantıdan hemen sonra gazetecilere konuşma yapmama eğilimini açıklıyor. Kaynak, bunun tarafların anlaşmaların uygulanmasına öncelik verme ve mevcut tartışmaların medya propagandası amacıyla kullanılmasına izin vermeme konusundaki çıkarlarını yansıttığını dile getirdi.
Öte yandan Rusya’nın Şam Büyükelçisi Aleksandr Yefimov, altı yıl önce Rusya’nın Suriye’ye askeri müdahalesinin sonuçlarına dikkati çekti. Yefimov, “Rusların vatanlarını savunmada Suriyelilerin yanında yer alması, terör örgütlerinin yenilgiye uğratılmasına ve yıkıcı dış güçlerin planlarının engellenmesine katkıda bulunmuştur” dedi. Hükümete bağlı olan ‘RT’ kanalına konuşan Büyükelçi, “Rusların müdahalesi ve terör örgütlerinin yenilgiye uğratılması, terör tehdidinin Suriye’den Arap dünyasındaki diğer ülkelere ve hatta sınırlarının ötesine, örneğin coğrafi olarak bu bölgeye çok yakın olan Rusya’ya yayılmasını engelledi” dedi.
Büyükelçi Aleksandr Yefimov, “Suriye’deki siyasi çözüm süreci şu anda fazla ivme kazanmıyor” dedi. Yefimov, “Bunun birçok nedeni var. Çatışan iki taraf arasındaki karşıtlığın boyutu çok büyüktür. Bunları yapıcı bir şekilde tartışmak için yeterli şekilde karşılıklı güven düzeyine ulaşmak zaman alır” değerlendirmesinde bulundu.
Yefimov, “Bu durumda en büyük zorluk, bazı dış tarafların Suriye müzakerelerine şu veya bu şekilde müdahale etmeye yönelik sürekli girişimleridir. Bu kesinlikle kabul edilemez. Siyasi süreç, Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararında öngörüldüğü üzere Birleşmiş Milletler’in (BM) desteğiyle Suriyelilerin bizzat kendileri tarafından yönetilmeli ve uygulanmalıdır” şeklinde konuştu.
Rusya’nın Şam Büyükelçisi Aleksandr Yefimov, “Tüm yabancı oyuncular, Suriye halkının gerçek çıkarlarını göz önünde bulundursaydı ve başkalarının elini kullanarak kendi gündemlerini oluşturmaya çalışmasaydı nihai çözüme giden yol, çok daha hızlı ve kolay olurdu” şeklinde konuştu.



İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.