Suriye konulu Rusya- Türkiye ‘anlayışları’, her iki tarafın yetkilileri tarafından uygulanacak

Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen çarşamba günü Soçi’de görüşmede bulundu (EPA)
Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen çarşamba günü Soçi’de görüşmede bulundu (EPA)
TT

Suriye konulu Rusya- Türkiye ‘anlayışları’, her iki tarafın yetkilileri tarafından uygulanacak

Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen çarşamba günü Soçi’de görüşmede bulundu (EPA)
Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen çarşamba günü Soçi’de görüşmede bulundu (EPA)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib vilayetinde mevcut olan duruma ilişkin iki ülkenin dışişleri ve savunma bakanlarının üzerinde çalışacağı bir yol haritası üzerinde anlaştığını açıkladı. Erdoğan ayrıca, ABD’nin er ya da geç Suriye’den çekilmesi gerektiğini söyledi.
Erdoğan, Putin ile ‘Suriye krizine, özellikle de İdlib’deki durum için nihai ve sürdürülebilir bir çözüme ulaşmanın yollarını görüştüklerini söyledi. Türkiye Cumhurbaşkanı, 30 Eylül’de Soçi’den dönüşü sırasında uçağında kendisine eşlik eden Türk gazetecilere yaptığı açıklamada, Putin ile görüşmelerini ‘verimli’ olarak nitelendirdi. Erdoğan, Türkiye’nin Suriye konusunda Rusya ile mutabık kaldığı her konuya bağlılığını sürdürdüğünü ve bundan geri dönüşün olmadığını vurguladı.
Türkiye’nin terör listelerinde sınıflandırdığı örgütlerin bölgedeki varlığının sona erdirilmesine ilişkin olarak, Rusya ile yapılan anlaşmanın Suriye’nin kuzeydoğusunda da uygulanması gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) koalisyonunun en büyük bileşeni olan Kürt Halkını Koruma Birlikleri’ne (YPG) atıfta bulundu.
McGurk, YPG, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve Suriye Kürt Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) adeta yönetmeni durumundadır. Terör örgütleriyle kol kola orada dolaşan bir adamdır”
Erdoğan: McGurk, terör örgütleriyle kol kola orada dolaşan bir adamdır
Erdoğan, ABD’nin Kürt birliklerini destekleyen tutumunu eleştirerek, “ABD burayı terk etmeli ve er ya da geç burayı Suriye halkına bırakmalıdır” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Brett McGurk’un SDG ile temasından duyduğu memnuniyetsizliği dile getirirken, “McGurk, YPG, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve Suriye Kürt Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) adeta yönetmeni durumundadır. Terör örgütleriyle kol kola orada dolaşan bir adamdır” dedi. Erdoğan ayrıca, “Benim teröristlerle mücadele verdiğim bir bölgede bunun onlarla kol kola dolaşması beni ciddi manada rahatsız etmektedir” şeklinde konuştu.
Öte yandan Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, 30 Eylül’de ‘özellikle ticaret ve enerji alışverişlerinin güçlendirilmesi, askeri alanlarda daha aktif bir iş birliği aşamasının başlatılması ve Afganistan, Libya ve Azerbaycan-Ermenistan temas alanlarındaki durumu içeren bölgesel krizler dosyası açısından’ dört ana konuya odaklanan diyaloğun bazı ayrıntılarına değindi.
Suriye meselesine ilişkin olarak Peskov, iki liderin Suriye’deki durumu ayrıntılı şekilde görüştüklerini ve bu konuda görüş alışverişinde bulunduklarını dile getirdi. Görüşmelerde, 2018 yılında imzalanan Soçi Anlaşması’na istinaden iki tarafın Suriye konusunda önceki anlaşmalara bağlı olduğunun vurgulandığını da sözlerine ekledi.
İki tarafın, terör unsurlarını İdlib’den kovma gerekliliği de dahil, anlaşmanın şartlarını uygulamak için ortak eylemi etkinleştirmeyi kabul ettiğini söyleyen Peskov, “Burada maalesef ayrıntılara giremiyorum, bu bilgilere tam olarak sahip değilim. Ama konu zaten tartışıldı. Önceki anlaşmalara bağlılık teyit edildi ve bunların terör unsurlarının sınır dışı edilmesi açısından tam olarak uygulanması gerektiği üzerinde duruldu” ifadelerini kullandı.
Peskov’un ifadeleri, eski anlaşmanın uygulanması ve ‘teröristlerin sınır dışı edilmesi’ mekanizmaları konusunda iki lider arasında mutabakata varılan gizli unsurların var olduğuna işaret etti. Ancak Rus kaynaklara göre iki liderin, şu anlık bunu açıklamamayı tercih ettiği görülüyor.
Dışişleri Bakanlığı’na yakın bir diplomatik kaynak, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada zirve sırasında iki lider arasındaki mutabakatın bazı yönlerine değindi. Kaynak, İdlib’deki durumun dikkatli bir araştırmanın odak noktası olduğunu söylerken, sahadaki durumun bazı yönlerini netleştirme arzusuyla ilgili olarak iki liderin, görüşmede iki ülkenin askeri düzeyleriyle temaslarda bulunduğunu kaydetti. Kaynak ayrıca, Putin ve Erdoğan’ın gerçekleşen tartışmalara binaen askeri düzeyde açık emirler verme konusunda anlaştıklarına da işaret etti.

Üç unsur
Kaynak, Suriye ile ilgili mutabakatları üç unsurda özetledi. Bu unsurların ilk olarak siyasi olduğunu belirten kaynak, cumhurbaşkanlığı sözcüsünün 30 Eylül’de açıklamasına vurgu yaptı. Kaynak, açıklamanın ‘İdlib konulu Soçi Anlaşması’na bağlı kalınması ve uzun bir gecikmeden sonra hükümlerin uygulanarak, şu anda herhangi bir değişiklik yapılmaması’ ile ilgili olduğunu kaydetti.
Bu çerçevede Suriye krizinin 2254 sayılı karar temelinde sona erdirilmesi için çalışmaların sürdürülmesi, Suriye’nin kuzeydoğusu ve kuzeybatısındaki durumun özgüllüğü dikkate alınarak, Anayasa Komitesi’nin çalışmalarında ilerleme sağlanması için ortak çabalar sarf edilmesi gerektiği vurgulandı. İki lider, ‘Suriye krizinin sona ermesine ve Suriye’nin birlik ve egemenliğinin korunmasına etkin bir şekilde katkıda bulunmak’ için Washington ile temasları yoğunlaştırma konusunda da anlaştılar.
İkinci unsur ise, (ateşkes ihlallerinin tüm tezahürlerini sona erdirmek ve militanların aileleri de dahil olmak üzere sivillere zarar vermekten kaçınarak silahlı grupların (teröristler hariç) durumunu düzenlemek de dahil olmak üzere), ‘sürtüşmeyi önleme çerçevesinde koordinasyonun yoğunlaştırılması açısından askeri düzeye yönelik talimatları’ ve ‘Soçi Anlaşması’nda öngörülen tampon bölgenin tahliyesine ilişkin hükümlerin ve diğer düzenlemelerin uygulanmasına yönelik ortak çalışmaları’ içeriyor. Bu bağlamda iki taraf, Soçi Anlaşması hükümlerinin uygulanmasını engelleyen terör unsurlarını ‘etkisiz hale getirme’ konusundaki taahhütlerini dile getirdi. Ayrıca kaynak, ‘etkisiz hale getirme’ ifadesinin onları ortadan kaldırmak anlamına gelmediğini, aksine yeteneklerini etkisiz hale getirmek anlamına geldiğini dile getirdi. Bu durum, bölgede büyük çaplı bir çatışmanın patlak vermesini önlemek için örtülü bir anlaşma anlamına geliyor.
Üçüncü olarak iki lider, Rus ve Türk ulusal güvenlik çıkarlarının dikkate alınmasını sağlamak ve çözüm bekleyen sorunları çözmeye çalışmak amacıyla, iki ülkedeki dışişleri ve savunma bakanlıkları düzeyinde iletişim kanalları için sürekli çalışmaya devam etme konusunda uzlaşı sağladı.
Kaynağa göre güvenlik, askeri ve diplomatik düzeylerde ikili görüşmenin devam etmesi gerektiğine dair bazı fikirler ileri sürüldü. Bu da iki liderin kapanış bildirgesindeki sonuçları açıklamama ve toplantıdan hemen sonra gazetecilere konuşma yapmama eğilimini açıklıyor. Kaynak, bunun tarafların anlaşmaların uygulanmasına öncelik verme ve mevcut tartışmaların medya propagandası amacıyla kullanılmasına izin vermeme konusundaki çıkarlarını yansıttığını dile getirdi.
Öte yandan Rusya’nın Şam Büyükelçisi Aleksandr Yefimov, altı yıl önce Rusya’nın Suriye’ye askeri müdahalesinin sonuçlarına dikkati çekti. Yefimov, “Rusların vatanlarını savunmada Suriyelilerin yanında yer alması, terör örgütlerinin yenilgiye uğratılmasına ve yıkıcı dış güçlerin planlarının engellenmesine katkıda bulunmuştur” dedi. Hükümete bağlı olan ‘RT’ kanalına konuşan Büyükelçi, “Rusların müdahalesi ve terör örgütlerinin yenilgiye uğratılması, terör tehdidinin Suriye’den Arap dünyasındaki diğer ülkelere ve hatta sınırlarının ötesine, örneğin coğrafi olarak bu bölgeye çok yakın olan Rusya’ya yayılmasını engelledi” dedi.
Büyükelçi Aleksandr Yefimov, “Suriye’deki siyasi çözüm süreci şu anda fazla ivme kazanmıyor” dedi. Yefimov, “Bunun birçok nedeni var. Çatışan iki taraf arasındaki karşıtlığın boyutu çok büyüktür. Bunları yapıcı bir şekilde tartışmak için yeterli şekilde karşılıklı güven düzeyine ulaşmak zaman alır” değerlendirmesinde bulundu.
Yefimov, “Bu durumda en büyük zorluk, bazı dış tarafların Suriye müzakerelerine şu veya bu şekilde müdahale etmeye yönelik sürekli girişimleridir. Bu kesinlikle kabul edilemez. Siyasi süreç, Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararında öngörüldüğü üzere Birleşmiş Milletler’in (BM) desteğiyle Suriyelilerin bizzat kendileri tarafından yönetilmeli ve uygulanmalıdır” şeklinde konuştu.
Rusya’nın Şam Büyükelçisi Aleksandr Yefimov, “Tüm yabancı oyuncular, Suriye halkının gerçek çıkarlarını göz önünde bulundursaydı ve başkalarının elini kullanarak kendi gündemlerini oluşturmaya çalışmasaydı nihai çözüme giden yol, çok daha hızlı ve kolay olurdu” şeklinde konuştu.



Yemen hükümetinde 3 bakanlığı kapsayan kabine değişikliği

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Başbakan Şai Zindani ile birlikte (SABA)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Başbakan Şai Zindani ile birlikte (SABA)
TT

Yemen hükümetinde 3 bakanlığı kapsayan kabine değişikliği

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Başbakan Şai Zindani ile birlikte (SABA)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Başbakan Şai Zindani ile birlikte (SABA)

Yemen'de Başbakan Şai Muhsin ez-Zindani hükümetinde üç bakanlığı kapsayan kabine değişikliğine gidildi. Pazartesi günü yayımlanan iki cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yeni bakanlar atanırken, Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı bünyesinde de büyükelçi görevlendirmesi yapıldı.

Kararnamelere göre Salim el-Avlaki Enformasyon Bakanı, Yargıç Ekrem el-Amiri Kamu Hizmeti ve Sigortalar Bakanı, Ahmed el-Avlaki ise Yerel Yönetimler Bakanı olarak atandı. Ayrıca Muammer el-İryani, Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı bünyesinde büyükelçi olarak görevlendirildi.

Öte yandan, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Tuğgeneral Reşad el-Yusufi'yi Yüksek Askeri Komite üyeliğine ve Taiz cephesinden sorumlu göreve atadı. El-Yusufi'nin rütbesi tümgeneralliğe yükseltildi.

El-Alimi ayrıca Albay Mecdi Ahmed'i Tur el-Baha Askeri Bölgesi ve Birinci Vatan Kalkanı Tugayı komutanlığına atayarak tümgeneralliğe terfi ettirdi.

Albay Bessam el-Hark, askeri bölgenin kurmay başkanlığına ve Dördüncü Dağ Piyade Tugayı komutanlığına getirilirken, Tuğgeneral Naci eş-Şattaf da askeri bölgenin operasyonlar sorumlusu olarak görevlendirildi.


Rubio'dan Lübnan'a Hizbullah uyarısı: Çatışmaya katılması yıkıcı sonuçlar doğurur

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Rubio'dan Lübnan'a Hizbullah uyarısı: Çatışmaya katılması yıkıcı sonuçlar doğurur

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'a, Hizbullah'ın İran, ABD ve İsrail arasında çıkabilecek olası bir çatışmaya dahil olmasının “yıkıcı sonuçlar doğuracağı” uyarısında bulundu. Üçüncü bir savaş ihtimalinden endişe duyan Avn, Hizbullah'ın yeni bir çatışmaya girmeyeceği yönündeki güvencelerine rağmen müzakere seçeneğinde ısrar ediyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkede yaşanan krizin çözümü için müzakere yolunu “alternatifi olmayan tek seçenek” olarak görüyor. Hizbullah'ın İsrail'le iki kez savaşa girmesinin ardından üçüncü bir savaş ihtimali Beyrut yönetimini endişelendirirken, örgütten İran, ABD ve İsrail arasında patlak verebilecek yeni bir çatışmaya katılmayacağı yönünde yeni güvenceler geldi.

Ancak Avn'ın bu güvencelere ihtiyatla yaklaşmasının önemli bir nedeni var. Hizbullah, mart ayında yaşanan ikinci savaş öncesinde de benzer güvenceler vermiş, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından ise bu tutumundan geri adım atmıştı.

Lübnan'da “Denenmişi yeniden denememek gerekir” anlayışıyla hareket eden Avn, hem Hizbullah'ın yeni güvencelerini hem de örgütle arasında kısa süre önce başlayan temkinli diyaloğu dikkatle değerlendiriyor.

Cumhurbaşkanı, üçüncü bir savaş turunun özellikle Lübnan'ın güneyinde ve Şii toplumunun yaşadığı bölgelerde yıkıcı sonuçlar doğurabileceğinin farkında. Rubio'nun telefon görüşmesinde yaptığı uyarı da Beyrut yönetiminin bu konudaki kaygılarını artırdı.

ABD seçimleri ve İsrail'deki siyasi belirsizlik müzakereleri durdurdu

Lübnan ile İsrail arasındaki müzakereler, ABD ve İsrail'de gerçekleştirilen seçimlerin yarattığı siyasi belirsizlik nedeniyle durgunluk dönemine girdi.

İsrail'le müzakerelerin resmi ve tek hamisi konumundaki ABD'de seçim süreci, Washington'ın yeni müzakere takvimini belirlemesini geciktirdi. Tel Aviv'deki seçimlerin kesin bir sonuç ortaya koymaması da İsrail tarafının siyasi karar alma sürecini zorlaştırdı. Bu tablonun Lübnan'la yürütülen görüşmelerdeki belirsizliği daha da uzatabileceği değerlendiriliyor.

sdcvfbn
Lübnan-İsrail müzakereleriyle eş zamanlı olarak Roma'daki ABD Büyükelçiliği girişinde güvenlik görevlileri (Arşiv – AP)

ABD, Tel Aviv'deki siyasi tablonun netleşmesini beklerken müzakerelerin siyasi veya askeri düzeydeki yeni turu için henüz tarih belirlemedi.

Buna rağmen Cumhurbaşkanı Avn, müzakerelerin başarısız olduğu görüşüne katılmıyor. Tercihini eleştirenlere “Alternatif ne?” sorusuyla karşılık veren Avn, müzakere yolunun Lübnan'ı koruyabilecek ve halkına yaşadığı büyük felaketi aşma umudu verebilecek tek seçenek olduğunu savunuyor.

ABD'de askeri düzeyde gerçekleştirilen son müzakere turunda da somut bir ilerleme sağlanamadı. İsrail heyeti, Lübnan tarafının sunduğu çeşitli önerilere yanıt vermekten kaçınarak bunları siyasi makamlara iletmesi gerektiğini belirtti.

Lübnanlı bir yetkili, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu durumun müzakerelerin başarısız olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Yetkili, ABD tarafının Lübnan askeri heyetinin ordunun sahadaki çalışmalarına ilişkin sunumundan memnuniyet duyduğunu belirtti.

ABD'li General Joseph Clearfield'ın da toplantıda yaptığı konuşmada Lübnan ordusunun çalışmalarını açıkça takdir ettiğini aktaran kaynak, ordunun İsrail güçlerinin çekildiği Batı Zutar'da bin 200'den fazla silah, mühimmat ve askeri altyapıyı ortadan kaldırmaya yönelik operasyon gerçekleştirdiğini bildirdi.

Silahsızlandırma denetiminde anlaşmazlık

Lübnanlı resmi kaynak, müzakerelerin pilot bölgelerin silahlardan arındırıldığının doğrulanması konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle durduğunu belirtti.

Bu konuda iki seçenek bulunuyor. İsrail, denetim görevinin bir sivil toplum kuruluşuna (STK) verilmesini önerirken Lübnan bu öneriyi reddediyor. Beyrut yönetimi, bunun yerine 1949'dan bu yana ülkede görev yapan Ateşkes Denetleme Gücü'nün (UNTSO) görevlendirilmesini istiyor. Ancak İsrail, Lübnan'ın bu önerisine de karşı çıkıyor.

Avn'dan orduya yönelik eleştirilere tepki

Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan ordusunun performansını överek askeri kurumu hedef alan kampanyalara tepki gösteriyor. Orduyu “ulusal ve güvenlik açısından bir güvence” olarak nitelendiren Avn, kuruma yönelik saldırıların ülkenin iç güvenliğini güçlendirmeye katkı sağlamadığını belirtiyor.

cgbhyjuvfd
ABD'li General Joseph Clearfield, geçen ağustos ayında Lübnan Genelkurmay Başkanı General Rudolf Haykal ile görüşürken (Arşiv – Lübnan Ordusu Komutanlığı)

Avn, “Ordunun bağımsız bir siyasi tutumu veya kendine ait özel bir gündemi yok. Ordu, siyasi otoritenin talimatlarını yerine getiriyor” diyor.

Lübnan ordusunun İsrail ordusuyla doğrudan iletişim kurmayı reddetmesinin de kendi talimatı doğrultusunda gerçekleştiğini belirten Avn, böyle bir temas için henüz erken olduğunu vurguluyor.

“Mevcut koşullarda doğrudan iletişim kurulması mümkün değil. İsrail ordusu topraklarımızı işgal etmeyi sürdürüyor ve her gün bu topraklara saldırıyor” ifadelerini kullanıyor.

Hizbullah'ın patlayıcıları gündemde

Lübnanlı resmi kaynak, güvenlik güçlerinin Hizbullah mensuplarıyla birlikte ele geçirdiği patlayıcılarla ilgili tartışmaların abartıldığını savundu.

Söz konusu patlayıcılarla ilgili sürecin hukuki çerçevede ilerlediğini belirten kaynak, “Soruşturmalar tamamlandıktan sonra başka adımlar atılması gerekiyorsa bunları atacağız” dedi. Bu açıklamanın, dosyanın Yüksek Yargı Konseyi'ne sevk edilmesi ihtimaline dolaylı bir gönderme olduğu değerlendiriliyor.

Ele geçirilen patlayıcıların ilk olmadığını belirten kaynak, Lübnan ordusunun aynı hafta içinde iki ayrı operasyon gerçekleştirdiğini, bunların ardından dördüncü bir operasyonun daha yapıldığını söyledi. Daha önce de Bekaa Vadisi, güney bölgeleri ve Beyrut'ta benzer operasyonlar düzenlendiğini ancak bunların büyük tartışmalara yol açmadığını hatırlattı.

Lübnan devletinin silahların yalnızca devletin kontrolünde bulunması yönündeki taahhüdü doğrultusunda operasyonların devam edeceğini belirten kaynak, ABD'nin bu konuda Lübnan'a baskı yaptığı yönündeki iddiaları da reddetti.

Kaynağa göre Rubio, Avn ile yaptığı telefon görüşmesinde yalnızca ele geçirilen patlayıcıların Hizbullah'a geri verileceği yönündeki iddiaların doğruluğunu sordu. ABD'li bakan, bu konunun dışında herhangi bir ayrıntıya değinmedi ve Lübnan'dan ek bir adım atmasını istemedi.


Husilerin Taiz kuşatması, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını 5 katına çıkardı

Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
TT

Husilerin Taiz kuşatması, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını 5 katına çıkardı

Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).

Yemen'in Taiz kentinde Husilerin uyguladığı kuşatma, yüz binlerce kişinin yaşadığı sıkıntıları daha da ağırlaştırdı. Kente ulaşan yolların kapalı tutulması ve insani yardımların ulaştırılması amacıyla güvenli bir koridor açılmasına yönelik girişimlerin sonuçsuz kalması nedeniyle temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları normal seviyesinin 5 katına kadar yükseldi. Ülkenin batı ve güneyindeki çatışma bölgelerinden kaçan sivillerin sayısı da artıyor.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), son dönemdeki askeri tırmanış ve buna bağlı çatışmaların Taiz'de temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarında keskin artışa yol açtığını bildirdi. Örgüte göre, kentin çevresindeki bölgelere ulaşım yollarının kesilmesi nedeniyle temel ürünlerin maliyeti 3 ila 5 kat arttı. Bu durum, temel gıda maddelerini dahi çok sayıda ailenin karşılayamayacağı seviyelere taşıdı.

Örgüt, Yemen'in batısında çatışmaların şiddetlenmesi üzerine 300 binden fazla kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını açıkladı. Yerinden edilmelerin büyük bölümünün son iki ayda gerçekleştiğini belirten IOM, ailelerin barınma yeri bulmakta ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta giderek daha fazla zorlandığını kaydetti. Bu süreçte insani yardım kuruluşlarının ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını engelleyen kısıtlamalar da devam ediyor.

cdhyj
Husilerin dört haftadır Taiz kentini kuşatma altında tuttuğunu gösteren fotoğraf (Yerel medya)

Uluslararası Göç Örgütü Yemen Misyonu Başkanı Abdüssettar İssuf, yıllardır süren çatışmaların ardından Yemenli ailelerin yeniden evlerini terk etmek zorunda kaldığını belirtti. İssuf, bu ailelerin çoğu zaman üzerlerindeki kıyafetlerden başka hiçbir şeyleri olmadan göç ettiğini vurgulayarak barınma, gıda, temiz su ve sağlık hizmetlerine acil ihtiyaç duyduklarını ifade etti.

İssuf ayrıca, finansman yetersizliğinin binlerce ailenin hayati önem taşıyan yardımlardan mahrum kalmasına yol açabileceği uyarısında bulundu. Çatışmaların ve yerinden edilmelerin yayılmasıyla insani ihtiyaçların da giderek arttığına dikkat çekti.

Örgütün verilerine göre, ekim ayının başından bu yana Lahic vilayetinin El-Mudâribe ve El-Ara ilçelerinden 43 binden fazla kişi göç etti. Bu sayı, Yemen genelinde tek bir ilçede kaydedilen en yüksek yerinden edilme rakamı oldu.

Taiz vilayeti içinde de göç hareketliliği artarken çok sayıda aile, şu anda 56 binden fazla yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapan Aden kentine yöneliyor.

Uluslararası Göç Örgütü, krizin sağlık alanındaki etkilerini hafifletmek amacıyla Marib, Lahic, Aden ve Taiz vilayetlerinde beş mobil sağlık ekibi görevlendiriyor. Bu ekiplerin ikisi Taiz'de faaliyet gösteriyor.

Ekipler; temel sağlık hizmetleri ve tıbbi danışmanlığın yanı sıra üreme sağlığı, akut yetersiz beslenmenin tedavisi, aşılama, sağlık kuruluşlarına sevk, ruh sağlığı, koruma ve acil bakım hizmetleri sunuyor.

Beş mobil ekip, geçen hafta sağlık hizmetlerinin yetersiz olduğu veya insani krizlerden etkilenen bölgelerde yaklaşık bin tıbbi danışmanlık hizmeti verdi.

Acil ihtiyaçlar için 45 milyon dolar gerekiyor

İnsani ihtiyaçların genişlemesi karşısında Uluslararası Göç Örgütü, müdahale kapasitesinin artırılması için aldığı katkılara rağmen ek finansmana ihtiyaç duyulduğunu bildirdi. Örgüt, önümüzdeki altı ay boyunca yürütülecek çalışmalar için yaklaşık 45 milyon dolara ihtiyaç olduğunu açıkladı.

Talep edilen finansmanın; hayat kurtarıcı yardımların yanı sıra barınma, acil nakit desteği, gıda dışı temel ihtiyaç malzemeleri, koruma hizmetleri, sağlık hizmetleri, temiz su ve sanitasyon çalışmalarını karşılaması öngörülüyor. Kaynakların ayrıca yerinden edilmiş kişilerin barındığı alanların koordinasyonu ve nüfus hareketlerinin takibi için de kullanılması planlanıyor.

cdg
Husilerin yerleşim alanlarını hedef alması nedeniyle devam eden göç dalgası (Yerel medya)

Söz konusu çalışmalar, yerinden edilmiş aileleri ve onlara ev sahipliği yapan toplulukları hedefleyen Yemen Krizine Müdahale Planı kapsamında yürütülüyor. Bu çerçevede, Afrika Boynuzu'ndan Yemen üzerinden gelen göçmenlere yardım etmeyi amaçlayan Afrika Boynuzu ve Yemen Bölgesel Göçmen Müdahale Planı da uygulanıyor.

Husilerin Taiz kentini kuşatma altında tutmayı ve kırsal bölgelerdeki yerleşim alanlarıyla Lahic'in batısındaki bölgeleri hedef almayı sürdürmesine rağmen Uluslararası Göç Örgütü, çatışmanın tüm taraflarına sivilleri ve insani yardım çalışanlarını koruma çağrısında bulunmakla yetindi.

Örgüt, özellikle Taiz vilayetinde ulaşılması güç bölgelere yardımların güvenli ve engelsiz biçimde ulaştırılmasının sağlanmasını istedi.

Köyler hedef alınıyor

Öte yandan Yemen hükümetine yakın kaynaklar, Lahic vilayetinin batısında Husilerin kontrolündeki bölgelerden ve Taiz ile cephe hattının kesiştiği alanlardan kaçışların sürdüğünü belirtti.

Kaynaklar, özellikle El-Mukâtıra ve El-Mudâribe ilçelerinde yerleşim yerlerinin roket mermileri ve insansız hava araçlarıyla hedef alınması nedeniyle sivillerin bölgeden ayrıldığını aktardı.

Husilerin, Taiz vilayetinin kırsal kesimlerine ulaşan yolları kapatmasının ardından El-Mukâtıra ilçesinin çevresindeki yerleşim alanlarına yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı belirtildi. Örgütün, Lahic vilayetindeki El-Mudâribe ilçesinin köylerine yönelik roket ve insansız hava aracı saldırılarını da sürdürdüğü kaydedildi.

bfd bf
Husilerin Taiz vilayetini ele geçirmek için on binlerce silahlıyı sevk etmesi (AP)

El-Mudâribe'nin çevresinde hükümet güçleriyle Husiler arasında bir aydan uzun süredir çatışmalar yaşanıyor.

Bu gelişmeler, kırsal bölgelerde yaşayan siviller üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. Yolların kapatılması ve köylere yönelik saldırılar, yaşam maliyetlerinin yükselmesi, gıda ve suya erişimin azalması ve sağlık hizmetlerindeki yetersizliklerle aynı döneme denk geliyor. İnsani yardım kuruluşları ise ihtiyaç sahiplerine ulaşmakta giderek daha fazla güçlük çekiyor.