Fransa’da camilerin kapatılması ve ‘Büyük Yer Değiştirme’ seçimleri

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Marine Le Pen. (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Marine Le Pen. (AFP)
TT

Fransa’da camilerin kapatılması ve ‘Büyük Yer Değiştirme’ seçimleri

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Marine Le Pen. (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Marine Le Pen. (AFP)

Husam Aytani
Fransa İçişleri Bakanı Gerald Darmanin'in ‘radikalizm’" suçlamasıyla altı camiyi, bir derneği ve bir yayınevini kapatma kararlarından güçlü bir seçim kokusu geliyor.
Bakan yaptığı basın açıklamasında, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron hükümetinin 24 bin soruşturma yürüttükten sonra 2017 yılından bu yana 650 tebliğ merkezini kapattığını bildirdi. Ayrıca geçtiğimiz kasım ayından bu yana 89 mekanda namaz kılınmasının yasaklandığını da sözlerine ekledi.
Radikal dindarlık veya ‘bölücülük’, çok sayıda ekonomik ve siyasi krize batmış bu ülke için yedi ay sonra yeni bir cumhurbaşkanı seçilmesini sağlayacak olan seçim kampanyaları söz konusu olduğunda tercih edilen başlıklardır. DEAŞ’ın son on yılda gerçekleştirdiği birçok terörist saldırının ardından göçmenler ve Müslümanlar kolay birer hedef gibi görünüyor. Gerilim, başta ‘Charlie Hebdo’ dergisinin genel merkezine ve Nice ve Strasbourg'a yönelik saldırılar, Stade de France Stadyumu’nun bombalanmaya ve restoranların müdavimlerinin öldürülmeye çalışılması olmak üzere 13 Kasım 2015'te Bataclan tiyatrosundaki bir konsere katılanların öldürülmesiyle doruk noktasına ulaştı.
Karar, özellikle baş sanık Salah Abdusselam’ın hapishanedeki kötü koşulları protesto etmesinin ardından, kurbanların ailelerinin acısını yeniden canlandıran 2015 saldırılarına katılmakla suçlananların yargılanmasının başlamasından üç hafta sonra geldi.
Abdusselam, duruşmanın başında kendisini ‘DEAŞ’ın bir askeri’ olarak tanıttı. Bu durum, tüm Fransız sağcı adayların, göçmenlerin terörizmle olan bağlantılarına odaklanması için mükemmel bir platform sağladı. Paris operasyonlarında hayatta kalan tek kişi olduğuna inanılan Abdusselam, 2016 yılında Belçika'da tutuklandı. Geriye kalan 13 sanık saldırının finansmanı ve planlama işlerinden sorumluydu.
Fransa'daki zorlu genel iklimin bir dizi faktörün bir araya gelmesinden kaynaklandığını ve ‘İslami ayrılığın’ istismar için uygun bir slogan olduğunu söylemeye gerek dahi yok. Fransa’nın krizler listesine eklenen son başlık, Avustralya'nın ABD'den nükleer denizaltı teknolojisi alması karşılığında Barracuda denizaltı anlaşmasını iptal etmesi oldu.
Fransa, büyük mali kayıplara ek olarak ülkenin küresel düzeyde öneminin azaldığını kabul etmedi. Fransız politikacıların gözünde ‘sabitlerden’ biri olarak kabul edilen Fransa'nın uluslararası itibarındaki düşüşü ise açıktı.
Diğer yandan Fransızların koronavirüs (Kovid-19) salgını ile hem hastalığın ilk etapta yayılmasını önleme açısından, hem de diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi aşı üretilememesi ve aşı kampanyalarının başlatılmasındaki yavaşlık açısından mücadele gücü gösterememesi de bu krizlere eklendi. Fransızların neredeyse yarısının aşı olmayı kabul etmediği ve halka açık mekanlara girme prosedürlerine itirazından bahsetmiyorum bile.
Kriz, azalan rekabet gücü, pazar ve iş kaybı gibi bir kısır döngüde sıkışıp kalmış gibi görünen ekonomiye, bunun artan toplumsal gerilimine ve ‘Sarı Yelekler’ hareketinin sokakta ortaya koyduğu öfkedeki yansımalara kadar uzanıyor.
Bu durumun arka planında, Sosyalist Parti ve ‘Cumhuriyetçiler’ tarafından temsil edilen ve solgun bir gölge gibi görünen Gaullist hareket ile İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra siyaset sahnesine hakim olan tarihi partilerin çöküşü yer aldı. Bu çöküş, Fransız siyasetinin işsizlik ve yoksulluğun yanı sır ekonomik kazanımların kaybıyla ilgili endişe ve korkuların egemen olduğu yeni bir evresinin açılışıydı. Geleceğe yönelik korku ve endişe atmosferi, sağ ve sol popülist akımların ilerlemesi ve halkın hayal kırıklığı dalgasını süren kişiliklerin ortaya çıkması için ideal bir atmosfer sundu.
Birkaç isim vermek gerekirse; televizyon yorumcusu Eric Zemmour son kamuoyu yoklamasında, önümüzdeki nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmaya karar vermesi halinde seçmenlerin yüzde 13'ünün kendisini desteklediğini söyledi. Bu yüzdenin büyük çoğunluğu, Ulusal Birleşme partisi adayı (eski Ulusal Cephe) Marine Le Pen'in destekçilerinin neredeyse yarısının, göçmenler, mülteciler ve Müslümanlara karşı düşmanlığında radikal olan Zemmour (kendisi de Cezayirli Yahudi bir aileye mensup) tarafına geçmesiyle sağlandı.  Önceki anketler, Le Pen'in ilk seçim döneminde oyların yaklaşık yüzde 28'ini alacağını ortaya koymuştu. Bu oran yüzde 16'ya düşerken veriler güncellendiğinde pozisyonunu koruyan mevcut Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un oyların yüzde 23'ünü alacağı tahmin ediliyor.
Diğer yandan, geleneksel sol ve sağ adayların oy oranları da önemli. Sağın bağımsız adayı Xavier Bertrand’ın yüzde 14 ve aşırı solcu Boyun Eğmeyen Fransa Hareketi’nin lideri Jean-Luc Melenchon’un yüzde 13 oranında oy kazanacağı öngörülüyor.
Zemmour henüz adaylığını resmen açıklamadı. Ancak göçmenlere ve ‘İslami ayrılıkçılığa’ karşı kampanyalarını sürdürüyor.
Renaud Camus’un ‘Büyük Yer Değiştirme’ (Grand Remplacement) kitabının isminden yola çıkarak atılan ‘Büyük Yer Değişimini Durdur’ sloganları, Fransız ve Hıristiyan Avrupalı ​​nüfusları, Afrikalı ve Müslüman göçmenlerle değiştirmeye yönelik hayali bir komplo konusunda uyarıyor. Birçok partide, zor ve acı verici tedaviler gerektiren iç durumu ifade etmek için bunu kullanan birini görüyorsunuz.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.