Irak seçimleri, ‘milis’ listelerinin varlığına tanık oluyor

Seçim yarışında Haşdi Şabi de dahil olmak üzere güvenlik ve askeri kurumların unvanlarının kullanılması hukuka aykırıdır.

Gözlemciler, Irak seçimlerine katılan silahlı grupların sayısının yaklaşık 20 olduğunu tahmin ediyor (AFP)
Gözlemciler, Irak seçimlerine katılan silahlı grupların sayısının yaklaşık 20 olduğunu tahmin ediyor (AFP)
TT

Irak seçimleri, ‘milis’ listelerinin varlığına tanık oluyor

Gözlemciler, Irak seçimlerine katılan silahlı grupların sayısının yaklaşık 20 olduğunu tahmin ediyor (AFP)
Gözlemciler, Irak seçimlerine katılan silahlı grupların sayısının yaklaşık 20 olduğunu tahmin ediyor (AFP)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta silahlı milislerin ‘sürekli olarak seçim listeleriyle ilişkisi olmadığını’ kanıtlamaya çalışmasının ve silahlı grupları için farklı unvanlar kullanmasının ardından ülkedeki seçim senaryosu bu kez farklı görünüyor. Birçok milis bazen açık unvanlarla müdahale ediyor, bazen de seçim listelerinin önde gelen silahlı milislerle bağlantılı olduğunu açıklıyor.
Milislerin Irak seçimlerine katılımı, Irak’ta geniş bir çevrede boykot eylemini bu kadar açık bir şekilde artırsa da şu an sorular, bu grupların seçim yarışına katılımının yasallığı etrafında dönüyor.
Uzmanlar, Irak yasalarının silahlı milislerin seçim yarışına katılımını yasakladığına dikkati çekiyor. Ancak silahlı gruplarla bağlantılı olduğu kanıtlanan listelere karşı herhangi bir önlem alınmadı. Gözlemciler, bunu milislerin ülkedeki siyasi durumu kontrol etmesine bağlıyor.
Gözlemciler, yaklaşan seçimlere katılacak silahlı grupların sayısının, ‘bağımsız aday’ statüsünü seçen ve önde gelen milislerle bağları olan diğerlerinin yanı sıra, yaklaşık 20 silahlı grup olacağını tahmin ediyor.
Silahlı milislerle bağlantısı olan en belirgin blokların, Kays el-Hazali liderliğindeki ‘Ashab-ül Ehlül Hak’ milislerinin siyasi kanadı olan es-Sadikun Hareketi, Cund el-İmam Tugayı’ndan sorumlu Milletvekili Ahmed el-Esedi liderliğindeki ‘es-Saad’ birliği ve Seraya Cihad’dan sorumlu Hasan Radi liderliğindeki Bina ve Cihat Hareketi’nin yanı sıra, en büyük silahlı gruplardan biri olan ‘Bedir’ milislerini içeren Hadi el-Amiri liderliğindeki ‘Fetih Koalisyonu’ olduğu belirtildi.
Öte yandan parlamento seçimlerine katılan Sadr hareketi, ‘Seraya es-Selam’ milislerini de içeriyor.

Milisler açık unvanlar paylaşıyor
Silahlı milislerle bağlantılı listeler, Fetih ve Sairun blokları arasındaki geleneksel rekabetle sonlanmıyor. Bu kez seçimler, yeni listelere sahip birçok başka milis grubunun varlığına tanık oluyor.
Geçmiş yıllarda savaş eylemleriyle suçlanan ‘Sarallah (Allah'ın İntikamı)’ milisleri de Irak seçimlerine katılıyor. Öyle ki eski Başbakan Nuri el-Maliki, bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, Irak’ın güneyindeki Basra vilayetinde eylemcileri öldürme suçlamalarına ek olarak, milis liderinin ölüm cezasına çarptırıldığını belirtmişti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, güvenlik güçleri, Basra’daki karargahlarının önünde toplanan protestoculara ateş açtıktan sonra 11 Mayıs 2020 tarihinde Basra vilayetinde en az beş silahlı milisi tutukladı ve karargahlarını kapattı. Başbakan Mustafa el-Kazimi ve İran yanlısı gruplar arasındaki ilk çatışmada bir eylemci hayatını kaybetmişti.
Bir dizi başka adayın yanı sıra milis lideri Yusuf Sanavi Musavi de Basra vilayeti seçimlerinde yarışıyor.

‘Haklar’ hareketi, Hizbullah Tugayları için siyasi bir unvan
Öte yandan Hizbullah Tugayları milisleri de milis lider Hüseyin Muennes liderliğindeki ‘Haklar’ hareketi üzerinden Irak seçimlerine giriyor. Hareket, milisler tarafından kurulan ilk siyasi oluşum olarak Ağustos ayı başlarında kuruldu.
Birkaç medya platformu, harekete Haziran 2020’de siyasi araştırmacı Hişam el-Haşimi suikastına karıştığı yönünde suçlamalarda bulunmuştu.
Medya organlarında çıkan haberler, hareketin lideri Hüseyn Muennes’in uzun süredir Irak başbakanına açık tehditler savuran Hizbullah Tugayları’nın güvenlik sorumlusu ‘Ebu Ali el-Askeri’ olduğunu bildirdi.
Irak seçimlerine birden fazla seçim dairesinde çok sayıda adayla giren ‘Haklar’ hareketi, ilk kez Hizbullah Tugayları ile ilişkisini açıkça beyan eden bir listeyle katılıyor. Hizbullah Tugayları, grup çerçevesi dışındaki aktif gruplara ek olarak Haşdi Şabi grubunda üç tugaya sahip.
Bu listelerin yanı sıra birçok milis ve onların önde gelen isimleri, farklı listeler ve bağımsız adaylar başlığı altında seçimlere katılıyor. Yeni partiler arasında, İmam Ali Tugayları’nın liderlerinden Muhammed Şakir eş-Şammari başkanlığındaki ‘Ulusal Irak Hareketi’ de yer alıyor.

Yasanın ve anayasanın ihlali
Hukukçuların, ‘milislerin seçimlere katılımının Irak anayasasına ve ülkedeki partiler hukukuna aykırı olduğu’ yönündeki görüşüne rağmen, ihlalci listelere karşı herhangi bir işlem yapılmadı.
Hukuk uzmanı Tarık Harb, “Seçim yasası, milislerin seçim yarışına katılımı konusunu ele almadı. Ancak partiler yasası adaylıklarını engelledi. Ama bu, ihlal listelerine karşı dava açılmasını gerektiriyor” şeklinde konuştu.
Harb, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, seçim yarışında halk kitlesi de dahil olmak üzere güvenlik ve askeri kurumların unvanlarının kullanılmasının ‘hukuk ihlali’ olduğunu dile getirdi. Irak seçim yasasının, seçim yarışında ‘güvenlik güçlerinin ve diğer herhangi bir devlet kurumunun kullanılmasını’ yasakladığı belirtildi.
Harb, “Yasanın yanı sıra anayasa maddeleri de milislerin seçim yarışına katılmasını yasaklamakta ve güvenlik güçlerinin istismar edilmesini engellemekte. Ayrıca cezai hükümler içermemekte ve tarafların bu kapsamda dava açmasını zorunlu kılmaktadır” ifadelerini kullandı.
Dikkat çekici bir gelişme olarak Irak’ın en yüksek dini mercii Şii lider Ali es-Sistani, yaklaşan seçimlere geniş katılım çağrısı yaparken, ‘Irak halkının değişmezlerine ve ülkenin yüksek çıkarlarına inananların’ seçilmesi çağrısında bulundu.
Sistani açıklamasında “Seçimlerden sorumlu olanlar, seçimleri paranın, yasa dışı silahların veya dış müdahalenin yan etkilerinden uzak, güven verici bir atmosferde gerçekleştirmeye çalışıyorlar” dedi.

‘Son şans’ seçimleri
Eylemcilerin taleplerine yanıt olarak yaklaşan Irak seçimlerinin, Irak sokakları için daha inandırıcı olması bekleniyor. Ancak bu sorunlar boykot seçeneklerini büyük ölçüde artırdı.
Iraklı yazar ve gazeteci Muhammed Habib, “Irak seçimleri, özellikle 50 binden fazla silahlıya sahip bir siyasi taraf ile şaka gibi görünüyor” dedi. Habib, bu sayıda milisin, İran yanlısı grupları ‘Seçim Komisyonu tarafından yapılan kontrollere veya Irak hükümetinin talimat ve emirlerine ve ayrıca militanların katılımını yasaklayan anayasal maddelere’ kayıtsız hale getirdiğini söyledi.
Silahlı gruplarla bağlantılı güçlerin, şu an ‘açık isimlerle ve milislerle’ rekabet ettiği, çünkü yaklaşan seçimlerin son şansları olduğuna inandıkları belirtildi.
Habib, Fetih Koalisyonu lideri Hadi el-Amiri’nin konuşmasının, açıkça koalisyonunun Haşdi Şabi’yi temsil ettiğini ve yasayı açıkça ihlal ettiğini gösterdiğine dikkati çekti.
29 Eylül’de Amiri, kendisini dinleyenlere ‘seçimlere geniş şekilde katılım’ çağrısı yaptı. Amiri ayrıca, “Fetih Bloğu, Irak’ı savunmak için direnen ve silaha sarılan taraftı” dedi.
Avukatlar, seçim kampanyalarında güvenlik hizmetlerinin kullanılmasının yasa ve anayasa ihlali olduğunu savunuyor.
Belki de milis liderleri yaklaşan seçimlerin ‘son şansları’ olduğuna inanmaya başladılar. Bu bağlamda Habib, Haşdi Şabi sloganlarının ve Irak savunmasının yavaş yavaş parlaklığını yitirdiğini dile getirdi. Muhammed Habib ayrıca, “Bu durum, milis liderlerini ‘Sarallah milislerinde olduğu gibi veya Hizbullah Tugayları milislerine bağlı Haklar listesi veya Fetih koalisyonundaki gibi bazı listelerin silahlı gruplarla ilişkilendirilmesine açıkça atıfta bulunularak’, milis liderlerini açık unvanlarıyla seçimlere katılmaya teşvik etti” dedi.
Habib, Şii din adamı Ali es-Sistani’nin açıklamasının ‘seçimlere katılım seviyesini yükseltebileceği için büyük sürprizleri tetikleyebileceğini’ dile getirdi. Muhammed Habib, “Milislere ait listeler, hesaplarını seçimlere düşük katılım temelinde inşa ettiler. Bu, Sistani’nin açıklamasını, özellikle Sistani’nin kitlesinin bu milislere artan kızgınlığıyla baltalayabilir” şeklinde konuştu.
Habib ayrıca, “Milislerin gelecek seçimlerdeki sonuçları, sızmalarına, ihlallerine ve seçim sürecine silahla kendilerini dayatmalarına rağmen hayal kırıklığı yaratabilir” dedi.

Boykot ivmesi arttı
Silahlı milislerin katılımı yaklaşan seçimleri zorlaştırıyor. Bu durum, ülkede seçimlerin boykot edilmesi gerektiğini savunanların iddialarını güçlendirirken, seçimlerin bütünlüğünü sağlamada ve militanların sürece etkisini önlemede yasal organların rolüne ilişkin soruları yeniden gündeme getiriyor.
Siyasi ilişkiler araştırmacısı Ahmed eş-Şerifi, “Silahlı milislere bağlı partilerin veya silahlı grupların açık unvanlarıyla katılımı, seçim sürecini düzenleyen ve bütünlüğünü güvence altına alan yasanın rolü konusunda Irak kamuoyunda soru işaretlerine neden oluyor” dedi.
Şerifi’nin dediği gibi Irak anayasasının milislerin siyasi sürece katılımını yasaklayan netliğine rağmen milisler, artık ülkedeki siyasi gerçekliği silah zoruyla kontrol ediyor.
Ahmed eş-Şerifi, “Milislerin açık unvanlar ve silahlı gruplarla bağlantılarını kullanarak birçok listede seçim yarışına girişi, Seçim Komisyonu’nda büyük bir kusura işaret ediyor” diyerek, bu konunun diğer faktörlerin yanı sıra ‘boykot hareketinin ivmesini artırmaya katkı sunduğunu’ söyledi.
Irak’taki milislerin, yaklaşan seçimlerin kendileri için ‘kadersel bir olay’ olduğunu hissetmeye başladıklarını belirten Şerifi, bu durumun da onları ‘silahlı gruplarının seçim listeleriyle ilişkisini açıkça ilan etmeye’ teşvik ettiğini dile getirdi.
Ahmed eş-Şerifi, Fetih Koalisyonu lideri Hadi el-Amiri’nin ‘bloğunun, Haşdi Şabi hakkında konuşurken Irak’ı savunduğunu’ belirttiğini ifade etti.
Şerifi ayrıca, silahlı milislerle bağlantılı listelerin komisyon prosedürlerini atladığını ve ‘seçim sonuçlarının, daha geniş bir boykot çağrısı yapan milisler ve partiler tarafından kontrol edileceğine’ dair hakim inancı güçlendirdiğini vurguladı.



İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
TT

İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)

Yarın sekizinci yıl dönümü dolacak olan İsrail’in Lübnan’a yönelik geniş çaplı savaşı, Hizbullah’ın siyasi ve askeri konumunda büyük bir değişime yol açtı ve örgütün doğrudan İran yönetimine girmesiyle sonuçlandı.

Güvenlik ve savunma uzmanı Riyad Kahveci, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın kapasitesinin 2024’ten bugüne kadar gerek liderlik ve askeri yapılanma gerekse siyasi nüfuz ve ikmal hatları açısından önemli ölçüde gerilediğini söyledi. Kahveci, bu gerilemenin boyutunun “yaklaşık yarıyı aştığını” tahmininde bulundu. “2024’te yönetim İran’ın yönlendirmesiyle yereldi; bugün ise yönetim ve yönlendirme doğrudan İran’a ait” dedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın bu dönemde ülkeyi yönetmesini övdü ve “dünya genelinde barış, güvenlik ve refah konusundaki ortak bağlılığımıza” vurgu yaptı.

Trump’ın övgüsü, Avn’a gönderdiği bir mesajda yer aldı. Lübnan Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Trump, Avn’ı geçen 21 Temmuz’da Beyaz Saray’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve bu dönemde Lübnan’a liderlik etmesini takdir etti.

Trump, Avn’ın Beyaz Saray ziyaretini “her anlamda tarihi” olarak nitelendirerek, bunun yaklaşık yirmi yıl sonra bir Lübnan devlet başkanının Beyaz Saray’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olduğunu belirtti. Trump şöyle devam etti: “Ortadoğu’nun çatışmalarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Lübnan ve halkı adına sergilediğiniz kararlı liderliği takdir ediyorum.”


Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
TT

Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Yemen’deki hızla gelişen askeri durumu, özellikle de İran destekli Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki ilerleyişini ele aldı. Haber ajansları, görüşmeye ilişkin bilgileri birbiriyle örtüşen kaynaklara dayandırdı.

Bu görüşme, Taiz’in batısı ile Lahic’in kuzeyine uzanan yüksek kesimlerde çatışmaların şiddetlendiği bir dönemde gerçekleşti. Çatışmalar, Şimayteyn bölgesine doğru ilerlemeye çalışan Husilerin planlarını engelledi. Hükümet güçleri ve güney güçleri, tekrarlanan saldırıları püskürttüklerini, dağlık bölgelerdeki bazı mevzileri geri aldıklarını ve saldırganlara kayıplar verdirdiklerini açıkladı. Sahadaki kaynaklar ise son 24 saatte onlarca Husinin öldürüldüğünü bildirdi.

Hükümete bağlı “Amalika Güçleri”, Bab el-Mendeb’e komşu Kahbub Dağları’nda Husilere ait 5 aracı imha ettiğini duyurdu. Araçlardan birinde bir Husi komutanının, diğerinde ise uçaksavar silahının bulunduğu belirtildi. Açıklamada, araçlarda bulunanların öldürüldüğü ileri sürüldü.

Hükümete bağlı “Vatan Kalkanı Güçleri” de çatışmalar sırasında iki insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü açıkladı.

Taiz’in batısında çatışmalar Şerira, Marzam Dağı ve Cerdad çevresinde yoğunlaşırken, Husi güçlerinin sızma girişimleri ve saldırılarının engellendiği bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye Marib’de; Harib, Mala ve Umm Reyş bölgelerinde çatışmalar ve topçu atışları sürerken, kontrol hatlarında herhangi bir değişiklik yaşanmadı.

Hükümet güçleri ayrıca Husi birliklerinin toplanma noktaları, tahkimatları ve topçu mevzilerinin vurulduğunu duyurdu. Bu saldırıların Marib ve Beyda’da düzenlenen hava saldırıları ve İHA operasyonlarıyla eş zamanlı gerçekleştirildiği belirtildi.


Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
TT

Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.

Cezayir’de bir aktivist ve Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, seçimlerle bağlantılı  paylaşımı nedeniyle gözaltına alınmasının ardından geniş çaplı siyasi ve insan hakları tartışmasına yol açtı. Bu gelişme, çok sayıda aktivistin sosyal medya platformlarındaki paylaşımları ve siyasi tutumları nedeniyle adli takibata uğradığı bir dönemde yaşandı.

Konu, muhalif sol çizgideki İşçi Partisi’nin lideri ve önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adayı Louisa Hanoune’un cumartesi günü başkentte düzenlediği basın toplantısında, Kabiliye bölgesinde tanınan ve milyonlarca Cezayirlinin konuştuğu Amazig dilinin yaygınlaştırılması için çalışmalar yürüten Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılması çağrısında bulunmasıyla siyasi boyut kazandı.

Hanoune, aktivistin yaklaşık iki haftadır Facebook hesabındaki bir paylaşım nedeniyle tutuklu bulunmasını kınadı. Davada seçim yasasının kullanılmasını eleştiren Hanoune, “bir kişinin seçimlerle bağlantılı suçtan kovuşturulmasının hukuki mantığının anlaşılır olmadığını” ifade etti.

hyjukı
İşçi Partisi Genel Sekreteri Louisa Hanoune. (Parti medyası)

Hanoune ayrıca Amazig dili ve kültürünün yaygınlaştırılması alanındaki eğitim çalışmalarına dikkat çekerek, hakkında verilen tutuklama kararının yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulunan geniş dayanışma kampanyasına destek verdi.

Seçim sürecini engelleme

Sosyal medyada “Tamazight Moussaoui” adıyla tanınan aktivist, başkentin yaklaşık 100 kilometre doğusundaki Bouira vilayetinin Chorfa kentinde bir lisede öğretmenlik yapıyor. Davası ise bölgesel olarak yetkili M'chedallah Mahkemesi’nde görülüyor.

Nadia Moussaoui’nin tanınırlığı yıllar içinde görev yaptığı okulun sınırlarını aşarak özellikle Kabiliye dilinde içerik üreten bir isim haline geldi. Moussaoui, Amazig dilini basitleştirerek hem Amazigce hem de Arapça konuşanlara öğretmek ve yaygınlaştırmak amacıyla YouTube’da ücretsiz bir eğitim kanalı açtı. Kendisine yakın kişiler, Moussaoui’nin okulların bu konuda yeterli çalışma yapmadığını düşündüğünü belirtti.

Aktivist, 9 Eylül’de yerel polis tarafından ifadeye çağrıldı. Ardından Bouira vilayetindeki M'chedallah Mahkemesi savcılığına sevk edildi ve aynı mahkemenin soruşturma hâkimi tarafından tutuklu yargılanmasına karar verildi. Karara, geçen 2 Temmuz’da yapılan ve özellikle Kabiliye bölgesinde yüksek katılım boykotu yaşanan parlamento seçimlerinde oy kullanmaya ilişkin kişisel görüşünü paylaştığı bir sosyal medya gönderisi gerekçe gösterildi.

Savunmasına göre soruşturma hâkimi Moussaoui’yi “seçim sürecini engellemekle” suçladı. Bu suçlama siyasi ve insan hakları çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı.

16 Eylül’deki duruşmada savcılık makamı iki yıl hapis cezası talep etti. Moussaoui’nin, 22 Eylül’de açıklanması beklenen karar tarihine kadar tutuklu kalması istendi.

Seçim yasasının 295. maddesi

Yargı kaynaklarına göre Nadia Moussaoui hakkında, seçim sistemine ilişkin organik yasanın 295. maddesi kapsamında işlem yapıldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu madde, seçim sürecini engelleyen veya işleyişini bozan kişilerin 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörüyor. Ayrıca kişinin 3 ila 5 yıl süreyle seçme ve seçilme hakkından mahrum bırakılması gibi ek yaptırımlar da uygulanabiliyor.

jukı
2019’daki halk hareketinden bu yana onlarca aktivist hapse atıldı. (Siyasi aktivistler)

Bu madde kapsamında suç sayılan fiiller arasında “oy verme işlemlerinin işleyişini bozmak”, “sandık kurullarının veya oy verme merkezlerinin çalışmalarını engellemek” ve “bir adayın veya yasal temsilcisinin seçim sürecinde kanunla tanınan haklarını kullanmasını engellemek” bulunuyor.

Avukatlar ve insan hakları savunucuları ise bu hükümlerin Moussaoui’ye isnat edilen fiillerle örtüşmediğini savunuyor. Moussaoui’nin tutuklanmasına neden olanın seçimlere ilişkin görüşlerini paylaştığı bir sosyal medya gönderisi olduğunu ve seçimlerin üzerinden de görece uzun bir süre geçtiğini belirtiyorlar.

Moussaoui’nin Facebook hesabı incelendiğinde, tutuklanmasına yol açan paylaşımın silindiği görülüyor.

İfade özgürlüğü tartışması

Chorfa bölgesinde ve Moussaoui’yi internet üzerinden takip edenler arasında kararın açıklanmasını bekleyen bir endişe ve tedirginlik havası hâkim. Moussaoui, ağırlıklı olarak sosyal ve eğitim içerikleri hazırlıyor, zaman zaman da yerel esnaf ve zanaatkârların tanıtımını yapıyordu. Bu durum, hakkında oluşan geniş dayanışmanın nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Kendisini tanıyan ve adının açıklanmasını istemeyen bir bölge sakini, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nadia Hanım her zaman kültür ve eğitim alanında faaliyet gösteriyor. Muhalif bir siyasi çizgide değil. Zaman zaman yerel zanaatkârları, küçük esnafı ve bölgedeki restoranları tanıtıyor. Onu, kimseye zarar vermeyecek, örnek bir aile kadını profiline sahip biri olarak tanımlayabiliriz” dedi.

dfvghyju
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılmasını isteyen milletvekili Yasin Aisouan. (Kişisel hesabı)

Cezayir’in Kabiliye bölgesinin en büyük kenti Tizi Vuzu’yu temsil eden Milletvekili Yasin Aisouan da Moussaoui’nin derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Aisouan, medya açıklamalarında “İfade özgürlüğü temel bir haktır; bir görüş suç haline getirilemez” dedi.

Moussaoui’nin avukatı Nabila İsmail de benzer şekilde, ifade özgürlüğünün suç kapsamında değerlendirilemeyeceğini savundu.

Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, insan hakları kuruluşlarının uzun süredir belgelediği bir tabloyu yeniden gündeme getirdi. 2019’da eski Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’yı görevden ayrılmaya zorlayan halk hareketinin başlamasından bu yana yüzlerce aktivist, dijital platformlarda siyasi görüşlerini ifade etmeleri nedeniyle hukuki süreçlerle karşı karşıya kaldı. Bu durum, cezai hükümler ile ifade özgürlüğü ilkeleri arasındaki tartışmanın Cezayir’de sürmesine yol açıyor.