Avrupa'da birçok aile yüksek fiyatlar nedeniyle 'ev sahibi' olma umudunu kaybediyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Avrupa'da birçok aile yüksek fiyatlar nedeniyle 'ev sahibi' olma umudunu kaybediyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Kovid-19 nedeniyle konut fiyatları ve kiraların rekor artış kaydettiği Avrupa'da insanların "ev sahibi" olma umudu giderek azalırken, yükselen fiyatlara karşın devam eden protestolar siyasileri çözüm arayışına yöneltiyor.
Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle neredeyse bütün Avrupa ülkelerinde konut fiyatları ve kiralar hızla artarken, salgın, toplumsal eşitlik ve finansal istikrara ilişkin endişeleri de beraberinde getiriyor. Berlin'den Londra'ya Avrupa'nın birçok kentinde aileler, yüksek fiyatlar nedeniyle ev sahibi olmayı "imkansız" buluyor.
Avrupa'da daha fazla insanın yüksek kirada sıkışıp kalmasının siyasi kutuplaşmalar ve daha büyük eşitsizliklere yol açması endişesi bulunuyor.
Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre, AB ülkelerinde Konut Fiyat Endeksi ile ölçülen konut fiyatları 2010'dan 2021'e kadar olan dönemde yüzde 30,9 arttı.
Salgın ve beraberindeki fiyat artışı nedeniyle ekonomik olarak zor günler geçiren AB ülkelerinde konut fiyatlarında yılın ilk çeyreğinde de ciddi artış yaşandı. Artış; Lüksemburg'da yüzde 17, Danimarka'da yüzde 15,3, Çekya'da yüzde 11,9, Hollanda'da yüzde 11,3, Almanya'da yüzde 9,4, Fransa'da yüzde 5,5 ve Belçika'da yüzde 6,7 oldu.
İlk çeyrekteki artış, 2007 ortasından bu yana en yüksek artış olarak kayıtlara geçerken, Avrupa Merkez Bankası (ECB) Almanya, Fransa ve Hollanda'nın, geçen yıl bölgedeki toplam konut fiyatı artışının neredeyse dörtte üçünü oluşturduğunu belirtti.

Siyasiler, çok fazla şey yapmaktan çekiniyor
Analistler, konut arzının düşük kalması, göçmen akını, tarihin en düşük faiz oranları, salgın dönemindeki kısıtlamalar nedeniyle biriken tasarruflar ve evden çalışmayla daha fazla alanda bulunma isteğinin artmasının konut fiyatlarındaki yukarı yönlü trendi ivmelediğini söyledi.
Rusya, Asya ve Körfez bölgesindeki zengin kurumsal ve özel yatırımcılar da "yüksek fiyat" teklifleri ile konut fiyatlarında artışa neden oluyor. Kıtada İrlanda gibi bazı ülkeler de bu yatırımcıların çok sayıda mülk satın almasını engellemek için damga vergisi gibi vergileri artırma yoluna gitti.
Birçok siyasi, mevcut ev sahiplerine zarar verme korkusuyla fiyatları kontrol etmek için çok fazla şey yapmaktan çekiniyor.
Yüksek fiyatlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Berlin Belediye Başkanı Michael Mueller, "Toplumun bazı kesimlerinin artık daire alacak parası olmadığı için şehrimizin bazı bölümlerinden dışlandığına tanık oluyoruz. Londra'da, Paris'te, Roma'da ve şimdi ne yazık ki Berlin'de de durum böyle..." ifadelerini kullandı.

Avrupa emlak piyasasında aşırı ısınma belirtileri
Bu arada, Çin'deki Evergrande Group haberleri, "piyasayı evcilleştirmeye" çalışmanın ne kadar zor olabileceğini hatırlatıyor. Artan konut maliyetlerinin huzursuzluğu tetikleyebileceği ve finansal sisteme risk ekleyebileceği endişesi taşıyan Çinli liderler, fiyat artışlarını kısmak ve borçlanmayı dizginlemek için harekete geçmişti.
Almanya merkezli Empirica Araştırma Enstitüsü Üst Yetkilisi (CEO) Reiner Braun da "Elbette bir gayrimenkul balonumuz var" uyarısında bulundu.

Avusturya Ulusal Bankası'ndan uyarı
10 yıl önce 127 puan olan Avusturya Ulusal Bankası'nın (OeNB) Konut Fiyat Endeksi, neredeyse 2 kat artarak 245 puana yükseldi.
OeNV, "emlak piyasasında artan aşırı ısınma" konusunda uyarılarda bulunurken, başkent Viyana'da dairelerin ortalama metrekare fiyatı 5 bin 248 avronun üzerinde bulunuyor.
Almanya'da satılık konut fiyatı yaklaşık 500 bin avroyu buluyor
Almanya, 174,6 puan Konut Fiyat Endeksi ile Avro Bölgesi'nde en üst grupta yer alıyor.
Ülkenin finans merkezi Frankfurt'ta konut fiyatları son 10 yılda ikiye katlandı. Başkent Berlin'de konut fiyatları yüzde 148 ve Münih'te yüzde 110 arttı.
Almanya'da yan maliyetler dahil mülk başına ortalama fiyat yaklaşık 500 bin avroyu buluyor.

İsveç'te son 12 ayda konut fiyatları ortalama yüzde 14 arttı
Rekor düşük faiz oranları ve Kovid-19 salgınıyla tetiklenen kendi evine sahip olma arzusu, İsveç'teki müstakil ev ve apartman dairesi fiyatlarında da büyük artışa neden oldu.
Son 12 ayda konut fiyatları ortalama yüzde 14 arttı. Ülkenin Konut Fiyat Endeksi 174,26 puana yükseldi.
Stockholm'de müstakil bir evin ortalama fiyatı 8,5 milyon kron (830 bin avro) olurken, bir daire için ortalama 4,7 milyon kron (470 bin avro) ödenmesi gerekiyor.

İsviçre
İnşaatların azalması ve hızla artan talep, İsviçre'de de konut fiyatlarının hızlı yükselmesine neden oldu.
2021'in ilk çeyreğinde konutların ortalama fiyatı bir önceki yıla göre yüzde 8 arttı. Konut Fiyat Endeksi'nin 144,69 puana yükseldiği ülkede, bazı seçkin bölgelerde metrekare fiyatları 36 bin İsviçre frangının (33 bin 350 avro) üzerinde seyrediyor.

Londra'da fiyatlar, son 10 yılda yüzde 80'e varan artış kaydetti
İngiltere'de ortalama konut fiyatı 2010'dan bu yana yüzde 60 artarak 266 bin sterlinin üzerine çıktı. Ülke ortalamasından yüksek olan başkent Londra'da ise fiyatlar, son 10 yılda yüzde 80'e varan artış kaydetti.
Kovid-19'dan bu yana evden çalışmanın ve evdeki alan ihtiyacının artması nedeniyle birçok İngiliz'in, daha geniş daireler araması dikkati çekiyor.
İngiltere Merkez Bankası'nın artan enflasyon nedeniyle faiz oranlarını daha önce beklenenden hızlı ve daha yüksek bir şekilde artırması halinde bunun emlak piyasası üzerinde bir etkisi olması bekleniyor.

Paris'te fiyatlar yüzde 56'dan fazla arttı
Fransa'da emlak fiyatları son 10 yılda ortalama yüzde 22 artmasına karşın büyük bölgesel farklılıklar dikkati çekiyor.
Başkent Paris'te fiyatlar yüzde 56'dan fazla artarken, artışlar Strazburg'da yüzde 40, Lyon'da yüzde 67 ve Bordeaux'ta yüzde 73 oldu. Paris'te metrekare fiyatları 10 bin avronun üzerinde bulunuyor.

Berlin'de kira krizine kamulaştırma çözümü
Almanya'nın başkenti Berlin'de ortalama kiralar 2010 yılından bu yana yüzde 86 artış gösterdi. Konut fiyatlarının 2020'de yüzde 11 artış kaydettiği Berlin'de, kiralar ise son 5 yılda yüzde 43 yükseldi.
Artan kiralar, nüfusun sadece yüzde 17,4'ünün ev sahibi olduğu kent için büyük bir sorun olmaya devam ediyor.
Artan konut fiyatları ve yükselen kiralar birçok Avrupa ülkesinde büyük emlak şirketlerine tepki gösterilmesine de neden oluyor.
Kira artışlarına karşı vatandaşlardan gelen tepkiler üzerine 2019'da Berlin eyalet hükümetinin 2020'den itibaren 5 yıl boyunca kiraları dondurma yönünde aldığı karar (Mietendeckel Kanunu) daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmişti. Karardan bu yana kentte kira artışlarına yönelik protestolar devam ediyor.
Protestolarla birlikte Berlin'de, binlerce konutun büyük emlak şirketlerinden alınıp kamulaştırılması için genel seçimlerle birlikte referandum kararı alındı.
26 Eylül'de yapılan ve konut sorununa kamu odaklı bir çözüm getirmeye yönelik bağlayıcı olmayan referandumda 240 binden fazla apartman dairesinin emlak şirketlerinin elinden alınarak kamulaştırılması için seçmenlerin yaklaşık yüzde 56,4'ü "evet", yüzde 39'u se "hayır" oyu kullandı.
Yapılan referandum eyalet hükümetine tavsiye niteliği taşırken, sonuçların siyasiler ve emlak şirketleri üzerinde baskı oluşturması bekleniyor.
Berlin'de 2004 özelleştirme döneminde yaklaşık 100 bin konut Vonovia ve Deutsche Wohnen gibi emlak şirketlerine metrekare başına bin 100 avrodan satılmıştı. Bugün söz konusu konutların metrekare fiyatı 3 bin avronun üzerinde bulunuyor.
Şirketler, çoğunluğu Almanya'da değeri 80 milyar avroyu aşan 550 bin konutun sahibi konumunda bulunuyor.
Almanya genelinde nüfusun yaklaşık 50'si ev kiralıyor. Ev fiyatlarında ve kiralardaki artışlarla daha fazla harcanabilir gelir kiralara gidiyor.

"Gelirinde değişlik olmayan Alman halkı bu durumdan olumsuz etkileniyor"
Gayrimenkul yatırımı danışmanlığı hizmeti sunan Emlak24.com'un kurucusu Doğan Gündoğdu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son 10 yılda Almanya'da emlak satış fiyatları ve kiraların yıllık yüzde 10'un üzerinde arttığını söyledi.
Gündoğdu, "Almanya'da konut alanı için arz eksikliği var. Göçmenlerin gelmesi ve ana şehirlere nüfus akımı konutlara olan talebi yükseltti. Yeni yapılaşma; bürokrasi ve arazilerin yapılaşmaya açılmamasından dolayı gerçekleşmiyor. Böylece yükselen talep karşılanmıyor" ifadelerini kullandı.
Kovid-19 nedeniyle pay piyasalarındaki yüksek belirsizlik ile oynaklık nedeniyle yatırımcıların nispeten daha güvenli olan emlak yatırımına yöneldiğini ifade eden Gündoğdu, ayrıca, Körfez ve Doğu Avrupa'dan kurumsal ve bireysel zengin yatırımcıların piyasada boy göstermesinin de fiyatları yukarı çektiğini söyledi.
Gelirinde fazla değişlik olmayan Alman halkının bu durumdan çok olumsuz etkilendiğini aktaran Gündoğdu, "Gelirleri yıllık yüzde 1 veya 2 artarken konut fiyatları yüzde 10'dan fazla artıyor” dedi.

"Fiyatlarda çok büyük değişiklik beklemiyoruz"
Doğan Gündoğdu, söz konusu gelişmeler nedeniyle siyasiler üzerinde baskı oluşmaya başladığını ifade ederek, şunları kaydetti:
"Siyasi partiler de sorunun çözümü için inşaat sektörüne teşvikler, sosyal konut yapılması veya fiyatların aşırı şişmemesi için düzenlemeler yapılması sözü veriyor. Fakat partiler arasında piyasaya müdahale konusunda tartışmalar bitmek bilmiyor. Sosyal demokrat ve Yeşiller sosyal konut projelerinin artırılmasını ve fiyatlara üst sınır konulmasını desteklerken, sağ ve liberal partiler inşaatçılığın teşvik edilerek daha cazip hale getirilmesini savunuyor."
Halk baskısının artmasıyla inşaat sektörüne desteklerin ivme kazanacağını belirten Gündoğdu, bürokrasinin bu konuda daha pragmatik hale getirileceğini, diğer taraftan sosyal konut sayısının artacağını söyledi.
Gündoğdu, "Fiyatlarda çok büyük değişiklik beklemiyoruz. Sadece fiyat artışında bir ivme kaybı yaşanabilir. Daha önce yüzde 10'un üzerinde olan artış yüzde 7-8'lere düşebilir. (Vatandaşlar) Hala faiz oranlarının çok düşük seviyelerde olmasını avantaja çevirebilirler" şeklinde konuştu.

Kiralarda artış konut fiyatlarındaki artışın altında kalıyor
Almanya, Avusturya ve İsviçre'de borsada işlem gören emlak firmalarına yönelik analizler yapan SRC Research'ün yönetici ortağı Stefan Scharff ise Almanya'da konut talebinin arzdan çok fazla olduğunu söyledi.
Yeni konut inşaatlarında faaliyetlerin çok yavaş arttığını belirten Scharff, konut alanı sağlanması ve inşaat için izinlerin uzun zaman aldığını kaydetti. Scharff, kiraların yüksek olmasına karşın bunun konut satış fiyatlarındaki artışın altında kaldığını belirtti.
Scharff, Rusya ve Asya'dan yatırımcıların Almanya'yı ekonomisinin istikrarlı olmasından dolayı "sığınacak liman" olarak gördüğünü ifade ederek, bu yatırımcıların talebinin de ülkede konut fiyatlarını yukarı doğru baskıladığını söyledi.
Avrupa ve ABD'de enflasyon oranlarının yükselmesinden dolayı sermayelerini korumak için insanların "güvenli yatırım" aradığını belirten Scharff, "Enflasyon oranlarının yükselmesinden sonra insanlar sermayelerini kaybetmemek için ham madde piyasasına, enerjiye, gayrimenkule, hatta eski arabalara yatırım yapıyorlar" dedi.
Scharff, Almanya'da konut arzını artırmak için hükümetin konut alanı sağlaması ve inşaat izin sürecinde bürokrasiyi azaltması gerektiğini de sözlerine ekledi.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.