AK Parti Sözcüsü Çelik: Mavi Vatan kırmızı çizgimizdir… Türkiye'nin dev bir yatırım üssü haline geldiği, dünyanın her tarafında gözlemlenen bir durumdur

AK Parti Sözcüsü Çelik, "Türkiye'nin yatırım açısından güvenilir bir ülke olduğu, dev bir yatırım üssü haline geldiği, dünyanın her tarafında gözlemlenen bir durumdur." dedi.

AA
AA
TT

AK Parti Sözcüsü Çelik: Mavi Vatan kırmızı çizgimizdir… Türkiye'nin dev bir yatırım üssü haline geldiği, dünyanın her tarafında gözlemlenen bir durumdur

AA
AA

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, parti genel merkezinde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısı devam ederken basın toplantısı düzenledi.
Terörle mücadelede şehit olanlara Allah'tan rahmet dileyen Çelik, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı dileklerini iletti. Çelik, evlat nöbetindeki Diyarbakır annelerine, MKYK üyeleri adına selamlarını ileterek, "İnşallah hepsinin evlatlarına tek tek kavuştuğu günleri görmeyi diliyoruz." dedi.
Terörle mücadele operasyonlarının hız kesmeden devam ettiğini hatırlatan Çelik, "Türkiye'nin bütünlüğüne, demokrasisine, hukuk devletine ve anayasal düzenine dönük bu saldırılara karşı en güçlü mücadeleyi vermeye devam edeceğiz." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, cumartesi günü Adana'ya ziyarette bulunacağını belirten Ömer Çelik, ilde pek çok açılışın yapılacağını bildirdi. 
Kovid-19 salgını dönemine rağmen, bütün dünya kapalıyken, her şey askıya alınmışken bile Türkiye'de açılışların ne kadar kapsamlı şekilde devam ettiğinin görüldüğünü vurgulayan Çelik, son dönemde, "AK Parti döneminde ülkede fabrikalar kurulmadığı" şeklinde eleştiriler geldiğini hatırlattı. 
Ömer Çelik, "Maalesef bir yalan siyaseti yine devreye sokulmuş durumda, zannediyorlar ki yalan siyasetini çok tekrar edersek gerçek olur ama Cumhurbaşkanımızın katıldığı bütün törenlerde yapılan açılışlar her seferinde bu yalan siyasetini baştan aşağıya çökertiyor. Dolayısıyla, Ankara'nın dışına çıkmayan, Organize Sanayi bölgelerini gezmeyen zevatın herhangi bir şekilde değerlendirmesinin doğru olduğunu düşünmek söz konusu değil." diye konuştu. 
Organize Sanayi Bölgelerinde (OSB) yapılan yatırımları anlatan Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, her ziyaretinde gerçekleştirdiği açılışların, "fabrikaların açılmadığı, yatırımın yapılmadığı ve yatırımların durduğu" şeklindeki yalan siyasetini çökerten en güçlü tez olduğunu belirtti. 
Türkiye'nin her tarafındaki yatırımları yakın şekilde takip ettiklerini, herhangi bir aksaklık yaşanmadığını aktaran Ömer Çelik, "Türkiye'nin yatırım açısından güvenilir bir ülke olduğu, dev bir yatırım üssü haline geldiği, dünyanın her tarafında gözlemlenen bir durumdur. Bundan sonrasında da hem OSB'lerin sayısının, istihdamın artması, parsellerinin artması, buradaki üretimin daha çok artması şeklinde yeni rakamlara ve yeni rekorlara ulaşacağımız kuşkusuzdur." dedi. 
Paris İklim Anlaşması 
AK Parti'li Ömer Çelik, çevre ile ilgili düzenlemeleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde onaylanması beklenen Paris İklim Anlaşmasını da değerlendirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Meclis konuşmasında altı çizilen "yeşil kalkınma devrimini", bir vizyon olarak son derece sıkı takip ettiklerini ifade eden Çelik, bu konuları MYK ve MKYK toplantılarında da kapsamlı şekilde ele aldıklarını aktardı. Ömer Çelik, şunları kaydetti: 
"Cumhurbaşkanımız hem BM konuşmasında Paris İklim Değişikliği anlaşmasına dönük yaptığı atıfla, hem Meclis'in açılışında bu yeşil kalkınma devrimi vizyonuna dönük yaptığı değerlendirme ile aslında dünyada pek çok yerde söylem düzeyinde olan bir süreci, Türkiye'nin bir vizyona dönüştürdüğünü net bir şekilde ortaya koymuş oldu. Yeşil kalkınma devri diye ifade edilen süreci çok güçlü bir şekilde sahipleniyoruz, partimizdeki bütün birimlerimiz bunu takip edecekler ve çalışmalarını buna göre gerçekleştirecekler." 
Bu kapsamda, yenilenebilir enerji kaynaklarının üretilmesi, düşük emisyonlu ve temiz üretim tekniklerinin ağırlıklı uygulanmasının teşvik edileceğini söyleyen Çelik, ulaştırmada, demir yolu ve deniz yolunun yük ve yolcu taşımacılığındaki payının artırılmasının önemli olduğunu, elektrikli ve hibrit araç kullanımının oranının artırılmasının gündeme alınacağını anlattı. 
Çelik, "Sıfır enerjili bina standardının yaygınlaştırılması, tarımda gıda atığını azaltacak tedbirler alınması, geri dönüşümün güçlendirilmesi, orman ve su kaynaklarının korunması ve geri dönüştürülmüş malzemelerin her alanda daha çok kullanımı, daha büyük oranda teşvik edilecek ve takip edilecektir." diye konuştu.
"İklim değişikliğine karşı gereken tedbirler de alınacak"
İklim değişikliğinin insan hayatını tehdit eden bir olgu olduğunu, devletler açısından da çeşitli riskler oluşturduğunu söyleyen Çelik, iklim değişikliği meselesinin yeni bir tehdit olarak değerlendirilerek buna karşı gereken tedbirlerin de alınacağını ifade etti.
Meteorolojik hadiselere karşı erken uyarı sisteminin kurulmasının bunların başında geldiğine işaret eden Çelik, şehirlerin altyapı ve planlama süreçlerinin de bu kapsamda gözden geçirilmesinin söz konusu olacağını belirtti.
Çelik, "Her kuşaktan, her kesimden insanımızın, her siyasi partinin bu yeşil mutabakatı, yeşil kalkınma devrimini güçlü bir şekilde sahiplenmesi, ülkemizdeki her tartışmanın odağına bunu da yerleştirmesinin önemli olduğunu ifade ediyoruz. Biz parti olarak çalışmalarımızın en önde gelen gündem maddelerinden biri olarak bunun altını çiziyoruz ve buna güçlü bir şekilde sahipleneceğimizi ifade ediyoruz." dedi.
Suriye'deki durum
Suriye'deki hadiselerin önemli gündem konularından biri olduğunu ve bunun MYK ve MKYK toplantılarında yakın bir şekilde değerlendirildiğini ve detayların görüşüldüğünü belirten Çelik, "İdlib'de ve Suriye'nin diğer bölgelerinde kalıcı kılınmasını arzu ettiğimiz barışın ve istikrarın korunması konusuna son derece büyük önem veriyoruz. 4 milyon civarında insanın son derece zor koşullarda yaşadığı İdlib'de ortaya çıkacak bir gerginlik yeni göç dalgaları ve yeni insani trajediler üretecektir. Bunun olmaması için bütün detayları takip etmeye devam ediyoruz." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 29 Eylül'de Soçi'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmenin bu bakımdan önemli olduğuna dikkati çeken Çelik, "Burada bizim açımızdan Suriye'de bir kalıcı barışın sağlanması için bir siyasi çözüm oluşturulması esastır. Bu bakımdan Anayasa Komitesinin yaptığı çalışmaların geldiği aşamaları yakın bir şekilde takip ediyoruz, değerlendiriyoruz. Birincisi, bu siyasi çözüm tabii o siyasi çözümün zeminin korunması için İdlib dahil diğer bölgelerde istikrarın sağlanması meselesi, aynı şekilde insani durumu yakından takip etmemiz söz konusu." değerlendirmesinde bulundu.
Çelik, bir diğer gündem maddelerinin ise Fırat'ın doğusunda terör örgütlerinin hareketleri ve terör örgütlerine çeşitli ülkelerin verdiği desteklerin yakın bir şekilde değerlendirilmesi olduğunu aktardı.
İdlib'deki ateşkes ihlallerini ve sivillere dönük saldırıları yakından takip ettiklerini söyleyen Çelik, "Cenevre'de faaliyete geçen Anayasa Komitesinin çalışmalarının başarıya ulaşması bu noktada kilit rol oynayacaktır. Biz de kendi dış politika gündemimiz açısından bu konuyu takip etmeye devam ediyoruz. Partimizle görüşen heyetlere de bu konudaki telkinlerimizi, açıklamalarımızı, değerlendirmelerimizi ifade ediyoruz." dedi.
Galatasaray-Marsilya maçında yaşananlar
Çelik, dünyanın çeşitli yerlerindeki nefret suçları, İslam düşmanlığı, İslamofobi ile ilgili konuların da partilerinin gündeminde olduğunu, parti birimlerinin bunları kendi bakış açılarından değerlendirdiğini vurguladı.
Galatasaray-Marsilya maçında "Bozkurtlar"ın nefret suçu işleyen olaylar çıkardığına dair Fransa'da bir iktidar milletvekilinin iddiada bulunduğunu hatırlatan Çelik, Marsilya tribünleri içerisindeki bir grubun Türkiye ve Azerbaycan'a karşı nefret suçu içeren pankartlar açtığının görüntülerde yer aldığını söyledi.
Olaylar karşısında Galatasaray taraftarlarının olgun bir davranış sergilediğini belirten Çelik, bu konuda Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim'in de uyarıda bulunduğunu ancak nefret suçu işleyenlerin haddini aşması sebebiyle taraftarların belli bir yerden sonra haklı olarak tepki verdiklerini ifade ettiğini aktardı.
Çelik, "Burada aslında nefret suçu işleyen başka bir grupken, sürekli olarak Türklerin ya da Müslümanların suçlanması gibi bir çifte standartla her zaman karşı karşıya kalıyoruz. Orada her açıdan kamera görüntüleri var, Marsilya taraftarı tribünlerinde oturan, Marsilya taraftarlarını kesinlikle kastetmiyorum, bir grubun işlediği bir nefret suçudur. Bunun böyle afaki bir şekilde Bozkurtlar denilerek bir şekilde ifade edilmesi doğru değildir. Herkesin ifadelerinde son derece sağduyulu olması ve dikkatli davranması gerekir." dedi.
Fransa'da İçişleri Bakanı'nın verdiği beyanatlarda kaç tane cami kapattığıyla övündüğünü söyleyen Çelik, "Dünyanın herhangi bir yerinde bir İçişleri Bakanı'nın 'Ben cami yaptırmıyorum, ben kilise yaptırmıyorum, ben havra yaptırmıyorum' gibi bir açıklama yapması övünülecek bir şey midir? Aslında ayrılıkçılıkla mücadele ettiğini söylüyor Fransa İçişleri Bakanı ama kullandığı söylem başından itibaren ayrılıkçı bir söylem olarak gündeme geliyor." diye konuştu.
DEAŞ gibi terör örgütleriyle fiziki mücadelenin yanı sıra ideolojik mücadelenin de çok önemli olduğunu vurgulayan Çelik, "Avrupa'da yapılan araştırmalarda DEAŞ'a en çok ideolojik mühimmat sağlayan şeyin bu İslam düşmanı açıklamalar ve uygulamalar olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla ayrılıkçılıkla mücadele edeceğim diye ayrılıkçılık yapanlar aslında herhangi bir şekilde ayrılıkçılığı geriletmiş olmuyorlar, sadece DEAŞ gibi terör örgütlerine ideolojik mühimmat sağlamış oluyorlar." değerlendirmesinde bulundu.
"Entegrasyonu güçlü bir şekilde destekliyoruz"
Asimilasyonun entegrasyonun önündeki en büyük engel olduğunu, insanların asimile olmayacaklarını düşündükleri zaman entegrasyon süreçlerine gireceklerine işaret eden Çelik, "Entegrasyon süreçlerinin altında gizli bir alt yazı olarak asimilasyon varsa, insanları kendi kimliklerinden soyundurup başka bir şeye dönüştürme şeklinde birtakım yaklaşımlar varsa insanlar entegrasyona direnirler. Halbuki biz entegrasyonu güçlü bir şekilde destekliyoruz ama asimilasyona karşı bir yaklaşımın ortaya konulması şartıyla. Asimilasyon olmadığı sürece entegrasyon her zaman güçlü bir şekilde desteklenmelidir." dedi.
Demokratik iklimin bütün demokrasileri etkileyen bir şey olduğuna dikkati çeken Çelik, "Demokratik dayanışmanın güçlü olması için demokrasilerin güçlü olması gerekiyor ama bu tip yaklaşımlar aslında demokratik süreçleri zehirleyen, toplumların demokratik düzenine zarar veren yaklaşımlar. Maalesef bunun bir İçişleri Bakanı'ndan gelmesi son derece üzücüdür. Umarız bundan sonra daha dikkatli açıklamalar yaparlar, daha titiz, daha özenli, bunun dünyanın başka yerlerinde nasıl yankılandığına dair daha duyarlı davranırlar." diye konuştu.
Cezayir ile Fransa arasındaki gerginlik 
Türkiye ile ilgili bir iftira söz konusu olduğunda bunları yakından takip ettiklerini anımsatan Ömer Çelik, "Bu çerçevede Cezayir ile Fransa arasındaki bir gerginliğin neticesi olarak Fransa Devlet Başkanı Macron tarafından ülkemize, Cumhurbaşkanımıza, Osmanlı devletimize karşı yapılan açıklamayı bir değerlendirmek gerekiyor. Macron, Cezayir halkına dönük çeşitli açıklamalar yapıyor. Cezayir devleti de haklı olarak sömürgeci geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini ifade ediyor. Bunun üzerine Macron, Osmanlı İmparatorluğu'na atıf yaparak aslında Türkiye'yi suçluyor. Ondan sonra da 'Cezayir'de kiralık bir hafıza var' diyerek Cumhurbaşkanımızın ve Türkiye'nin, Cezayir'in siyasi hafızasını manipüle ettiğini söylüyor." ifadesini kullandı.
Macron'un ifadelerinin hiçbir şekilde ciddiye alınmayacak, bir devlet başkanı tarafından yapılmaması gereken bir açıklama olduğunu belirten Çelik, "Bir ülkeyle ilgili bir açıklama yapacaksanız, Türkiye'yi, sayın Cumhurbaşkanımızı, Osmanlı Devleti'ni niçin işin içine karıştırıyorsunuz? Başka bir konudaki hafızaya dönük, tarihe dönük, siyasete dönük bir cari açığınız var. O cari açığı kapatamıyorsunuz, o cari açığı örtbas etmek için Türkiye'ye saldırıyorsunuz." dedi.
Cezayir halkına ve Cezayir devletine "Kiralık hafıza kullanıyor." demenin saygısızlık olduğunu vurgulayan Ömer Çelik şöyle devam etti:
"Yine, 'Fransız sömürgeciliğinden önce Cezayir'de bir devlet var mıydı?' diyor. Bu da saygıdeğer bir ifade değildir. Cezayir halkı ve Cezayir devleti onurlu bir halktır, onurlu bir devlettir. Dolayısıyla onların devletleşme sürecini, milletleşme sürecini Fransız sömürgeciliğine bağlamak son derece aşağılayıcı ve yanlış bir ifadedir. Doğruyu söylemek gerekirse kendi sömürge mirasıyla yüzleşmekten kaçmak için sayın Cumhurbaşkanımızı, Türkiye Cumhuriyeti'ni, Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihini, Osmanlı devletini hedef alma şeklindeki bu siyaseti hiçbir şekilde anlayamadığımızı ifade etmek isterim. Son derece yanlış bir açıklama. Daha titiz olunmasını, daha özenli olunmasını defalarca söylediğimiz gibi bir kere daha söylüyoruz. Yoksa biz cevap vermeye devam edeceğiz."
"Mavi Vatan kırmızı çizgimizdir"
Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum kesiminin Ege'de, Doğu Akdeniz'de maksimalist davranışlarından vazgeçmesi gerektiğini ifade eden Çelik, "Ege'yi kendi gölü zanneden, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) gibi bir devletin varlığını görmezden gelen bir siyasetin varacağı hiçbir yer yoktur. En son bir Rum gemisinin ihlali karşısında Deniz Kuvvetlerimiz anında müdahale ederek onu kendi bölgesine geri göndermiştir." dedi.
Bir CHP milletvekilinin, "Mavi Vatan" kavramının aşırı saldırganlık ifade ettiğini söylediğini hatırlatan Ömer Çelik, "Bu ifade hangi siyaseti temsil ediyorsa biz bu siyasetin tamamen karşısındayız. Mavi Vatan kırmızı çizgimizdir, Mavi Vatan, ana vatanın ayrılmaz bir parçasıdır. Eğer birisi çıkıp da 'Mavi Vatan kavramı, Yunanistan'a ya da başkasına karşı bir saldırganlık içeriyor' diyorsa ve bunu da Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi sıfatıyla söylüyorsa bunun tamamen karşısında olduğumuzu ifade etmek isterim." diye konuştu.
Türkiye'nin Mavi Vatan'daki hak ve menfaatlerini korumak için her şeyi yapacaklarını vurgulayan Çelik şöyle devam etti:
"Her türlü bedeli öderiz, her türlü mücadeleyi veririz. Nitekim kahraman silahlı kuvvetlerimiz, kahraman deniz kuvvetlerimiz bu konuda anında müdahalede bulunarak gerek Mavi Vatan'ı, gerek kara vatanı, gerek gök vatanımızı koruma konunda Hava Kuvvetleriyle, Kara Kuvvetleriyle bu mücadeleyi güçlü bir şekilde veriyorlar. Esas burada tartışılması gereken Yunanistan'ın adada anlaşmalarla silahsız olması gereken adaları silahlandırmış olması ve silahlandırmaya devam etmesidir.
Kendi halklarının refahından çok hayali tehditler üreterek Yunan başbakanları, ülkelerinin kaynaklarını başka ülkelerin silah sanayilerini güçlendirmek için kullanıyorlar. Halbuki anlamaları gereken şey şudur; o bahsettiğiniz ülkeler zor zamanınızda yanınızda olmayacak ama Türkiye her zaman komşunuz olarak şimdiye kadar hep zor zamanınızda yanınızda oldu. Bundan sonra da yine bir zora düşerseniz, bir dara düşerseniz dünyada ilk yardımınıza koşacak ülke Türkiye'dir. Bizim herhangi bir şekilde işgalci ya da yayılmacı emellerimiz yoktur."
"Masada olmaya önem gösteriyoruz"
"Mavi Vatan"da yürütülen faaliyetlerin uluslararası hukuka uygun olduğunu hatırlatan Çelik, "Uluslararası anlaşmalara uygundur ve burada tamamen hukuka uygun bir şekilde ülkemizin ve KKTC'nin hak ve menfaatlerini korumaya dönük çalışmalardır. Burada masada çözülebilecek pek çok mesele vardır, o yüzden masada olmaya önem gösteriyoruz." dedi.
Hem Dışişleri Bakanlığının diplomatik yeteneği hem de Milli Savunma Bakanlığının birikiminin sorunları masada çözecek hazırlıkları yaptığını belirten Çelik, "Eğer karşı tarafta iyi niyet varsa, gerçekten bir ortak nokta bulunmak isteniyorsa bu mümkündür ama siz masada daha çalışma başlarken sahada fiili durum yaratırsanız ve aşırı saldırgan bir tutum ortaya koyarsanız o zaman sahada da gayet güçlü bir şekilde kuvvetlerimizin orada var olduğunu ve bir milim geri adım atmayacağını her zaman görmüş olursunuz." diye konuştu.
Çelik, Yunanistan'ın aklıselimle hareket etmesinde, Türkiye'nin "Mavi Vatan" konusundaki kararlılığını iyi anlamasında, sorunların diplomasi yoluyla çözülmesi konusundaki hassasiyetine hem saygı göstermesinde hem de bunu iyi değerlendirmesinde çok büyük fayda olduğunu değerlendirdiklerini söyledi.
"Mavi Vatan"ın Türkiye'nin kırmızı çizgisi olduğunu hatırlatan Ömer Çelik, "Hiçbir şekilde tartışılacak bir yanı yoktur. Birisi çıkıp da 'Mavi Vatan kavramını kullandığımız zaman aşırı saldırgan bir ya da yayılmacı bir kavram kullanmış oluyoruz' diyorsa ancak Yunan Parlamentosunda ifade edilecek bir sözün Türkiye'de ifade edilmesinin son derece üzüntü verici bir durum olduğunu ifade etmek isteriz." dedi.
Çeşitli tartışmalar vesilesiyle yeni anayasa çalışmaları bağlamında kendisine sorular geldiğini belirten Çelik, "Tabii herkes yeni anayasa ile ilgili görüşlerini söyleme hakkına sahiptir. Buna herhangi bir şey diyeceğim yok ama AK Parti olarak daha önce de söylediğim gibi herhangi bir şekilde, özellikle laiklik prensibi konusuna odaklanıldığı için söylüyorum, laiklik prensibinin anayasada yer alması gerektiğini ve vazgeçilmez olduğunu ifade etmiştim. Laiklik prensibi sadece bir düzenleme olarak değil, aynı zamanda da bir toplumsal barış ilkesi olarak anayasadaki yerini koruyacaktır." ifadesini kullandı.
"Laik devlet prensibini güçlü bir şekilde savunuyoruz"
Partisinin burada laik devlet düzenini savunduğunu bildiren Ömer Çelik şunları kaydetti:
"Nitekim sayın Cumhurbaşkanımız Mısır'a gittiğinde de laik devlet düzeni önerisinde bulunmuştur. Demokrasi ve laiklik arasındaki ilişkinin gerçek prensiplere dayanan dengeli bir ilişki olması gerektiğini partimizin kuruluşundan beri ortaya koyduk. İki şeye karşıyız, bunu da ifade ettim. Bir tanesi herhangi bir şekilde laiklik prensibine karşı her türlü açıklamaya karşı olduğumuzu, partimizin görüşünün bu olmadığını ifade etmiştim.
Aynı şekilde de geçmişte laiklik adı altında demokrasiyi boğan, vatandaşlarımızın değerlerine saldıran, vatandaşlarımız üzerinde bir mengene oluşturan, insanların başta eğitim hakkı olmak üzere hak ve hürriyetlerden faydalanmasını engelleyen bir laikçilik anlayışı üretilmiştir. Bunun da laiklikle ilgisi yoktu. Rahmetli Nur Vergin hocamız bunun adını 'laikçilik' koymuştu. Bu da laikliğin bir istismarıydı, herhangi bir şekilde laiklik ilkesiyle bağdaşmıyordu. Türkiye'de demokrasiyi sakatlamak için vesayete alan açmak için uydurulmuş ama maalesef Türkiye'ye çok karanlık günler yaşatmış uygulamaların bir ideolojik referansıydı."
"Laikçilik" şeklindeki katı uygulamalara, üniversitelerdeki gençlere o sıkıntıyı yaşatan uygulamalara, çeşitli yerlerde ülkenin demokrasisini sakatlamak için oluşturulan uygulamalara da karşı olduklarını ifade eden Çelik, "Laik devlet prensibini güçlü bir şekilde savunuyoruz. Hem rejimimiz açısından gerekli olduğunu hem de toplumsal barış ilkesi olarak gerekli olduğunu net bir şekilde değerlendiriyoruz, altını çiziyoruz. Yakın coğrafyamız için de aslında pek çok devlette olması gereken bir prensip olarak, bir uygulama olarak değerlendiriyoruz." dedi.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.