Irak’ta kimin yeni başbakan olabileceğiyle ilgili tahmin yürütmek artık daha da zorlaştı

Önceki üç dönemde başbakanın kim olacağı tahmin edilebilirdi.

Basra kentinde dün asılan seçim afişleri (AFP)
Basra kentinde dün asılan seçim afişleri (AFP)
TT

Irak’ta kimin yeni başbakan olabileceğiyle ilgili tahmin yürütmek artık daha da zorlaştı

Basra kentinde dün asılan seçim afişleri (AFP)
Basra kentinde dün asılan seçim afişleri (AFP)

Irak’ta 2006 yılında düzenlenen birinci dönem parlamento seçimlerinde başbakan seçilecek kişinin hangi kriterleri taşıması gerektiği konusunda tahmin yürütmek zor değildi. Bunun nedeni ülkede kurulan yeni yönetimin parlamenter rejime ve nispi temsil sistemine dayanmasıydı. Ülkenin en yüksek yürütme kurumunun başkanı bu yeni rejime ve temsil sistemine göre seçilecekti. Ülke Anayasası, seçimden sonra Meclis’te en büyük bloğu kuran koalisyonun, başbakan adayını Meclis dışından seçmesine herhangi bir engel getirmemesine rağmen, yeni başbakanın, seçim yarışına katılan büyük parti ve koalisyonların yöneticileri arasından seçilmesi öngörülüyordu.
Bu nedenle 2006’da İbrahim el Caferi, Ali el-Edib ve Nuri el-Maliki gibi İslami Davet Partisi'nin yöneticileri o dönem mevcut seçenekler arasındaydı ve başbakan isimlerinin tartışıldığı ilk tur görüşmelerde güçlü bir biçimde aday gösterildiler. Söz konusu isimler, birçok Şii parti ve oluşumun parlamento seçimlerine çatısı altında girdiği Birleşik Irak Koalisyonu listesinden aday oldu ve seçimleri kazandı. Bu isimlerin o dönem aday gösterilmesi, İslami Davet Partisi’nin ana oyuncu olmasından değil (zira İslami Davet Partisi 275 sandalyeli Meclis’te sadece 12 sandalye kazanabilmişti) aksine ana Şii oyuncu olan Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi’ne (seçimde 30’dan fazla sandalye kazanmıştı) liderlik eden merhum Abdulaziz el-Hekim’in Konsey dışından yeni yüzler seçme kararının bir sonucuydu. Hekim’in bu kararı o dönem Şii tabanın yanı sıra Kürt ve Sünni siyasi parti ve oluşumlar açısından radikal bir karar olarak görüldü. Aynı zamanda İran ile koordinasyon içinde alınmış bir karar olarak değerlendirildi. Böylece başbakanlık koltuğu için İslami Davet Partisi’nin yöneticilerinden Nuri el-Maliki ismi üzerinde karar kılındı. Ancak bu seçenek İslami Davet Partisi’ne bazı kayıplar getirdi. Zira bu seçim, parti içi sert bölünmeler yaşanmasına ve başbakan olmayı çok isteyen parti Genel Sekreteri İbrahim el-Caferi’nin partiden ayrılmasına sebep oldu.
2010 yılındaki ikinci seçim döneminde, İyad Allavi’nin liderliğindeki El-Irakiyye Koalisyonu 91 sandalye kazanırken rakibi Nuri el-Maliki’nin koalisyonu ise 89 sandalye kazandı. Ancak buna rağmen Maliki, başbakanlık makamı üzerindeki çekişmeyi kendi lehine sonuçlandırmayı başardı.
Aynı senaryo 2014 yılındaki üçüncü seçim döneminde de tekrarlandı. Allavi ve Nuri el-Maliki arasında rekabetin sürdüğü sırada Maliki’nin diğer parti ve oluşumlardan rakipleriyle girdiği siyasi düşmanlık nedeniyle üçüncü kez başbakan seçilemedi. Nitekim Maliki o seçimde 700 binden fazla oy alırken, başkanlığındaki Kanun Devleti Koalisyonu Meclis’te 100’den fazla sandalye kazandı. Maliki’nin siyasi rakipleriyle yaşadığı düşmanlıklar üzerine İslami Davet Partisi Maliki’nin arkadaşı ve seçimlerde partiden milletvekili seçilen Haydar el-Maliki’yi başbakan olarak görevlendirdi.
2018 yılındaki dördüncü seçim döneminde kimin başbakan olacağını tahmin etmede kullanılan siyasi pusula çatlamaya başladı. Bu dönemde seçimlerde tek başına veya bir koalisyon çatısı altında aday olmayan tecrübeli siyasetçi Adil Abdulmehdi başbakan seçildi. Böylece yürütme organının başına yani başbakanlığa ilk kez Meclis’in dışından bir isim seçildi. Bu nedenle Meclis’te Abdulmehdi’yi destekleyen kesin bir oluşum bulunmuyordu. Abdulmehdi’nin seçilmesi, Mukteda es-Sadr’ın desteklediği Sairun Koalisyonu ile Haşdi Şabi’nin siyasi kolu kabul edilen ve Hadi el-Amiri’nin liderliğindeki Fetih Koalisyonu arasında varılan anlaşmayla mümkün olabildi. Fakat Abdulmehdi hükümeti bu desteğe rağmen bir yıldan kısa bir süre sonra halk protestoları sonucu düştü. Halk protestolarının hedefinde Abdulmehdi’nin zayıf yönetimi vardı. Abdulmehdi’nin yerini şu anda başbakanlık görev süresi bitmek üzere olan Mustafa el-Kazımi aldı. Kazımi de selefi gibi seçimlere girmediği gibi herhangi bir siyasi parti veya oluşuma mensup değildi. Kazımi, Abdulmehdi döneminin arkada bıraktığı ekonomik ve siyasi sıkıntıların olduğu olağanüstü bir dönemde başbakanlık koltuğuna oturdu. Ayrıca Kazımi ismi, beklenmeyen bir isimdi.
Görünüşe göre kimin başbakan olacağını tahmin etmede kullanılan siyasi pusula önümüzdeki beşinci dönemde önceki dönemlere göre daha karmaşık bir hal alacak. Çünkü yeni Seçim Yasası ile pazar günü yapılacak seçimlerde ilk kez kullanılacak olan ‘çoklu seçim bölgeleri sistemi’ nedeniyle hangi parti ve oluşumun en fazla sandalyeyi alabileceği konusunda tahmin yürütmek oldukça zorlaştı. Bu yeni sistem belki de bağımsız adaylara daha fazla sandalye kazanma imkanı sunabilir. Aynı şekilde, geleneksel partiler arasındaki rekabet ve kutuplaşmanın yanı sıra halkın ülkedeki tanıdık siyasi simalara öfkesi, bir sonraki başbakanın ismiyle ilgili tahmin yürütmeyi de zorlaştırıyor.



Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
TT

Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.

Cezayir’de bir aktivist ve Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, seçimlerle bağlantılı  paylaşımı nedeniyle gözaltına alınmasının ardından geniş çaplı siyasi ve insan hakları tartışmasına yol açtı. Bu gelişme, çok sayıda aktivistin sosyal medya platformlarındaki paylaşımları ve siyasi tutumları nedeniyle adli takibata uğradığı bir dönemde yaşandı.

Konu, muhalif sol çizgideki İşçi Partisi’nin lideri ve önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adayı Louisa Hanoune’un cumartesi günü başkentte düzenlediği basın toplantısında, Kabiliye bölgesinde tanınan ve milyonlarca Cezayirlinin konuştuğu Amazig dilinin yaygınlaştırılması için çalışmalar yürüten Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılması çağrısında bulunmasıyla siyasi boyut kazandı.

Hanoune, aktivistin yaklaşık iki haftadır Facebook hesabındaki bir paylaşım nedeniyle tutuklu bulunmasını kınadı. Davada seçim yasasının kullanılmasını eleştiren Hanoune, “bir kişinin seçimlerle bağlantılı suçtan kovuşturulmasının hukuki mantığının anlaşılır olmadığını” ifade etti.

hyjukı
İşçi Partisi Genel Sekreteri Louisa Hanoune. (Parti medyası)

Hanoune ayrıca Amazig dili ve kültürünün yaygınlaştırılması alanındaki eğitim çalışmalarına dikkat çekerek, hakkında verilen tutuklama kararının yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulunan geniş dayanışma kampanyasına destek verdi.

Seçim sürecini engelleme

Sosyal medyada “Tamazight Moussaoui” adıyla tanınan aktivist, başkentin yaklaşık 100 kilometre doğusundaki Bouira vilayetinin Chorfa kentinde bir lisede öğretmenlik yapıyor. Davası ise bölgesel olarak yetkili M'chedallah Mahkemesi’nde görülüyor.

Nadia Moussaoui’nin tanınırlığı yıllar içinde görev yaptığı okulun sınırlarını aşarak özellikle Kabiliye dilinde içerik üreten bir isim haline geldi. Moussaoui, Amazig dilini basitleştirerek hem Amazigce hem de Arapça konuşanlara öğretmek ve yaygınlaştırmak amacıyla YouTube’da ücretsiz bir eğitim kanalı açtı. Kendisine yakın kişiler, Moussaoui’nin okulların bu konuda yeterli çalışma yapmadığını düşündüğünü belirtti.

Aktivist, 9 Eylül’de yerel polis tarafından ifadeye çağrıldı. Ardından Bouira vilayetindeki M'chedallah Mahkemesi savcılığına sevk edildi ve aynı mahkemenin soruşturma hâkimi tarafından tutuklu yargılanmasına karar verildi. Karara, geçen 2 Temmuz’da yapılan ve özellikle Kabiliye bölgesinde yüksek katılım boykotu yaşanan parlamento seçimlerinde oy kullanmaya ilişkin kişisel görüşünü paylaştığı bir sosyal medya gönderisi gerekçe gösterildi.

Savunmasına göre soruşturma hâkimi Moussaoui’yi “seçim sürecini engellemekle” suçladı. Bu suçlama siyasi ve insan hakları çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı.

16 Eylül’deki duruşmada savcılık makamı iki yıl hapis cezası talep etti. Moussaoui’nin, 22 Eylül’de açıklanması beklenen karar tarihine kadar tutuklu kalması istendi.

Seçim yasasının 295. maddesi

Yargı kaynaklarına göre Nadia Moussaoui hakkında, seçim sistemine ilişkin organik yasanın 295. maddesi kapsamında işlem yapıldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu madde, seçim sürecini engelleyen veya işleyişini bozan kişilerin 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörüyor. Ayrıca kişinin 3 ila 5 yıl süreyle seçme ve seçilme hakkından mahrum bırakılması gibi ek yaptırımlar da uygulanabiliyor.

jukı
2019’daki halk hareketinden bu yana onlarca aktivist hapse atıldı. (Siyasi aktivistler)

Bu madde kapsamında suç sayılan fiiller arasında “oy verme işlemlerinin işleyişini bozmak”, “sandık kurullarının veya oy verme merkezlerinin çalışmalarını engellemek” ve “bir adayın veya yasal temsilcisinin seçim sürecinde kanunla tanınan haklarını kullanmasını engellemek” bulunuyor.

Avukatlar ve insan hakları savunucuları ise bu hükümlerin Moussaoui’ye isnat edilen fiillerle örtüşmediğini savunuyor. Moussaoui’nin tutuklanmasına neden olanın seçimlere ilişkin görüşlerini paylaştığı bir sosyal medya gönderisi olduğunu ve seçimlerin üzerinden de görece uzun bir süre geçtiğini belirtiyorlar.

Moussaoui’nin Facebook hesabı incelendiğinde, tutuklanmasına yol açan paylaşımın silindiği görülüyor.

İfade özgürlüğü tartışması

Chorfa bölgesinde ve Moussaoui’yi internet üzerinden takip edenler arasında kararın açıklanmasını bekleyen bir endişe ve tedirginlik havası hâkim. Moussaoui, ağırlıklı olarak sosyal ve eğitim içerikleri hazırlıyor, zaman zaman da yerel esnaf ve zanaatkârların tanıtımını yapıyordu. Bu durum, hakkında oluşan geniş dayanışmanın nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Kendisini tanıyan ve adının açıklanmasını istemeyen bir bölge sakini, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nadia Hanım her zaman kültür ve eğitim alanında faaliyet gösteriyor. Muhalif bir siyasi çizgide değil. Zaman zaman yerel zanaatkârları, küçük esnafı ve bölgedeki restoranları tanıtıyor. Onu, kimseye zarar vermeyecek, örnek bir aile kadını profiline sahip biri olarak tanımlayabiliriz” dedi.

dfvghyju
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılmasını isteyen milletvekili Yasin Aisouan. (Kişisel hesabı)

Cezayir’in Kabiliye bölgesinin en büyük kenti Tizi Vuzu’yu temsil eden Milletvekili Yasin Aisouan da Moussaoui’nin derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Aisouan, medya açıklamalarında “İfade özgürlüğü temel bir haktır; bir görüş suç haline getirilemez” dedi.

Moussaoui’nin avukatı Nabila İsmail de benzer şekilde, ifade özgürlüğünün suç kapsamında değerlendirilemeyeceğini savundu.

Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, insan hakları kuruluşlarının uzun süredir belgelediği bir tabloyu yeniden gündeme getirdi. 2019’da eski Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’yı görevden ayrılmaya zorlayan halk hareketinin başlamasından bu yana yüzlerce aktivist, dijital platformlarda siyasi görüşlerini ifade etmeleri nedeniyle hukuki süreçlerle karşı karşıya kaldı. Bu durum, cezai hükümler ile ifade özgürlüğü ilkeleri arasındaki tartışmanın Cezayir’de sürmesine yol açıyor.


Lübnan, güneyde oluşabilecek boşluğu önlemek için Rubio görüşmesine bel bağlıyor

Lübnan’ın güneyinde Birleşmiş Milletler misyonuna bağlı devriyede görev yapan UNIFIL askeri. (UNIFIL)
Lübnan’ın güneyinde Birleşmiş Milletler misyonuna bağlı devriyede görev yapan UNIFIL askeri. (UNIFIL)
TT

Lübnan, güneyde oluşabilecek boşluğu önlemek için Rubio görüşmesine bel bağlıyor

Lübnan’ın güneyinde Birleşmiş Milletler misyonuna bağlı devriyede görev yapan UNIFIL askeri. (UNIFIL)
Lübnan’ın güneyinde Birleşmiş Milletler misyonuna bağlı devriyede görev yapan UNIFIL askeri. (UNIFIL)

Lübnan, Başbakan Nevvaf Selam ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasında Washington’da yapılması beklenen görüşmeye, UNIFIL güçlerinin çekilmesiyle güneyde oluşabilecek boşluğun önlenmesi açısından önem atfediyor. Bu beklenti, bölgedeki mevcut uluslararası misyonun yerini alacak alternatif bir uluslararası mekanizma konusunda henüz uzlaşma sağlanamaması nedeniyle öne çıkıyor.

Bu kapsamda bir bakanlık kaynağı Şarku’l Avsat’a, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile yaptığı görüşmelerde güneyde bir boşluk oluşabileceğine ilişkin endişelerini dile getirdiğini açıkladı. Kaynak, Macron ve Kral Abdullah’ın Avn’ın endişelerini anlayışla karşıladığını ifade etti.


Taiz’deki ilerleme Husilerin planlarını bozdu

Savaş bölgelerinden kaçan yerinden edilmiş kişiler, dün Aden yakınlarındaki bir yerinden edilmişler kampında yürürken. (Reuters)
Savaş bölgelerinden kaçan yerinden edilmiş kişiler, dün Aden yakınlarındaki bir yerinden edilmişler kampında yürürken. (Reuters)
TT

Taiz’deki ilerleme Husilerin planlarını bozdu

Savaş bölgelerinden kaçan yerinden edilmiş kişiler, dün Aden yakınlarındaki bir yerinden edilmişler kampında yürürken. (Reuters)
Savaş bölgelerinden kaçan yerinden edilmiş kişiler, dün Aden yakınlarındaki bir yerinden edilmişler kampında yürürken. (Reuters)

Yemen hükümet güçleri, dün Husilerle yaşanan çatışmaların ardından Taiz vilayetinin batısındaki stratejik Numan Dağı’nı geri aldı.

Askeri kaynaklar, ordunun dağın kontrolünü ele geçirmesinin Beni Bekari cephesini el-Kedha cephesine yeniden bağladığını ve Beni Bekari–el-Eşruh–el-Birin yolunun güvenliğini sağladığını belirtti. Şarku’l Avsat’ın kaynaklardan aldığı bilgiye göre bu gelişmeler Husilerin planlarını sekteye uğratarak, Şiraca bölgesinde Husilerin elinde kalan mevzilerin ateş altında kalmasını sağladı.

Hükümet güçleri ayrıca el-Demdum, Şerire, el-Vaziye, Rasin ve Beni Ömer bölgelerinde Husi saldırılarını püskürttü. Cerdad ve çevresindeki yüksek kesimlerde ise kontrol hatlarında herhangi bir değişiklik yaşanmadı.