Mısır dışındaki İhvan’da yaşanan ihtilaflar örgüt içi tartışmaları ve bölünmeleri körüklüyor

Etkili yöneticilerin azledilmesi, örgüte bağlı gençler arasında endişeye sebep oldu.

Mısır’da yasaklı terör örgütü İhvan’a üye olmakla suçlananların yargılaması sürüyor. (AFP)
Mısır’da yasaklı terör örgütü İhvan’a üye olmakla suçlananların yargılaması sürüyor. (AFP)
TT

Mısır dışındaki İhvan’da yaşanan ihtilaflar örgüt içi tartışmaları ve bölünmeleri körüklüyor

Mısır’da yasaklı terör örgütü İhvan’a üye olmakla suçlananların yargılaması sürüyor. (AFP)
Mısır’da yasaklı terör örgütü İhvan’a üye olmakla suçlananların yargılaması sürüyor. (AFP)

İhvan’ın Mısır dışındaki yapılanması içinde son dönemde yaşanan ihtilaflar örgüt içi tartışmaların dozunu artırdı. Bu durum gelecekte “muhtemel bölünmelerin” meydana gelmesi ihtimalini güçlendiriyor. İhtilaflar, Mısır dışındaki ülkelerde örgüt üyesi gençler arasında endişelerin arttığı bir dönemde geldi. Söz konusu endişelerin kaynağı ise örgütün ‘etkili yöneticilerinin’ görevden alınarak haklarında soruşturma başlatılması olarak gösteriliyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Mısır’daki İhvan Rehberlik Konseyi Başkan Vekili İbrahim Munir’in bazı örgüt yöneticilerini görevden alması ve haklarında soruşturma başlatması, Mısır dışındaki örgüt üyesi gençler arasında endişelere neden oldu. Munir’in haklarında işlem başlattığı kişiler arasında İhvan örgütü Eski Genel Sekreteri Mahmud Hüseyin, Yurtdışındaki Mısırlı İhvancılar Birliği Sorumlusu Muhammed Abdulvahhab, Hammam Ali Yusuf, Mithat el-Haddad, Memduh Mebruk ve Receb el-Benna bulunuyor.
Mısır’daki köktenci hareketlerle ilgili çalışmalar yürüten araştırmacılar, örgütün geleceğine ilişkin üç senaryo çiziyor. Bunlar arasında önde gelen yöneticilerin üyeliklerinin dondurulması ve gençler arasında bölünmelerin yaşanması öne çıkıyor. Gözlemcilere göre, örgütün Mısır dışındaki yapılanmasında yer alan yöneticilerin yönetici pozisyonların paylaşımı konusunda kavgaya tutuşurken, örgüt Türkiye ve birkaç Avrupa ülkesinde zor bir durumla karşı karşıya bulunuyor. Diğer taraftan Mısır makamlarının terör örgütü olarak tanımladığı İhvan örgütü yöneticilerinin birçoğu şiddet eylemlerine karıştıkları gerekçesiyle Mısır’da cezaevlerine giriyorlar ve haklarında idam, müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları veriliyor.
Köktenci hareketler üzerine çalışmaları olan araştırmacı Amro Abdulmunaim, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte şunları söyledi:
“İhvan örgütü, Mısır’daki idari birimlerinin çalışmalarının durması ve başta İstanbul olmak üzere yurt dışındaki ofislerinin tökezlemesi sonucu 5 yılı aşkın bir süredir idari ve örgütlenme konularında büyük sarsılmalar yaşıyor.”
Abdulmunaim, İhvan’ın son dönemde yaşadığı bölünmenin arkasında ‘son seçimlerden sorumlu İbrahim Münir’in ofisi, Mahmud Hüseyin’in ofisi (ki bu örgüt içinde Eski Ofis olarak bilinir) ve yeni dönemden sorumlu Muhammed Şeref’in ofisi’ bulunduğunu söyledi.
Abdulmunaim sözlerini şöyle sürdürdü:
“Münir’in ofisinin Mahmud Hüseyin’e bağlı Eski Ofisi lağvederek seçimleri onaylaması ve kendisinin yeniden seçilmesi için çağrıda bulunması sebebiyle Türkiye ofisinde son günlerde büyük tartışmalar yaşanıyor. Türkiye'deki idari ofisin önemi, aylık yaklaşık 1 milyon 700 bin dolar tutarında aldığı büyük desteğe dayanıyor. Seçim sürecinin tamamlanması ve Muhammed Şeref ve onunla birlikte 5 diğer ofisin başarılı olmasının ardından büyük tartışmalar yaşandı. Tartışmaların başlangıcında, Munir, Şura’ya ve örgüt listelerine saygı duymamakla suçlandı. Aynı şekilde Mahmud Hüseyin’e bağlı grup, örgütün Türkiye içindeki medyaya yaptığı bağışlardan oluşan fonların büyük bir kısmını zimmetine geçirerek mali ve idari yolsuzluk yapma suçlamasıyla karşı karşıya kaldı ve suçlandı. Türkiye geçtiğimiz aylarda Kahire’nin ‘olumlu’ diye nitelediği adımlar attı. Türkiye bu kapsamda İstanbul’dan yayın yapan ve İhvan örgütüne destek veren bazı kanalları kısıtladı ve Mısırlı yetkililere yönelik saldırılarını durdurdu.”
Abdulmunaim’e göre yolsuzluk suçlamaları, Mahmud Hüseyin’in grubunu kendisini savunmak zorunda bıraktı. Hüseyin’in gurubu masumiyetini kanıtlamak amacıyla yurt dışındaki birçok İhvan yöneticisinden yazılı şahitlik aldı ve bunları ‘Suçsuzluk Karinesi Şahitlikleri’ başlığıyla belge halinde destekçilerine dağıttı. Sosyal medyada dolaşıma koyulan belgede “Hüseyin’in, yolsuzluk yaptığı ve kendi grubuyla (gizli örgüt olarak da bilinir) beraber örgüt içindeki durum üzerinde hakimiyet kurmaya çalıştığı suçlamasıyla ilgisinin bulunmadığı” ifadeleri yer aldı.
Abdulmunaim açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Mahmud Hüseyin’in grubu, Munir’in düzenlediği seçimlere itiraz etti. Hüseyin’in grubu Muhyiddin Zayet’ten durumu incelemesini istedi. Zayet nihai olarak seçim sonucunu destekleyen bir karar aldı. Karar o dönem herkes için sürpriz oldu. ‘Munir’in sırlarının koruyucusu’ olarak da nitelenen Usame Süleyman bu kararı paylaştı ve örgüt üyelerine ‘Teslim Alma ve Teslim Etmeyle İlgili Bildiri’ isimli gizli bir belge gönderdi. Süleyman örgüt üyelerine güvence verdiği belgede, seçim sürecinin sağlıklı işlediğini belirtirken, önümüzdeki dönem için güçlü bir stratejiye sahip olduklarını ifade ediyor.”
Abdulmunaim, Münir’in Mahmud Hüseyin ve grubunu tasfiye etmesi sebebiyle İhvan örgütü içinde yaşanan son bölünmeden sonra örgütün geleceğiyle ilgili muhtemel senaryolara ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Örgütün geleceğiyle ilgili üç senaryo var. İlk senaryoya göre Mahmud Hüseyin ve grubundaki kişilerin üyelikleri dondurulabilir. Bu senaryo, her şeyin eskisi gibi devam etmesine neden olur. Zira Mahmud Hüseyin’in grubu Türkiye’deki en güçlü grup ve idari-mali açıdan örgütün hayati organlarına sahip. Örgütün mali kaynaklarının yüzde 90’ından fazlası örgütün Türkiye’deki Yatırım Fonu Müdürü Mithat el-Haddad’ın elinde bulunuyor. Örgütün mali faaliyetleri de Mahmud Hüseyin’in emrindeki Sabir Ebu’l Feth’in elinde. Dolayısıyla Hüseyin’in grubu sahada İbrahim Munir’den çok daha güçlü. İkinci senaryoya göre Mahmud Hüseyin’e bağlı grup, genel anlamda örgüt üzerindeki uluslararası baskıları ve özellikle de İhvan Şura Konseyi üyesi Emir Bessam’ın yanı sıra Ahmed Rami ve diğer örgüt yöneticilerinin geçtiğimiz süreçte açıkladığı idari ve mali alandaki çok sayıdaki ihlali göz önüne alarak Munir’e boyun eğebilir ve karşı bir pozisyon almayı ileri bir tarihe erteleyebilir. Munir’in elinde, Hüseyin’in grubuna yöneltilen suçlamalarla ilgili çok sayıda kanıt var. Bu nedenle Hüseyin’in grubunun bu süreçte sessiz kalması onlar açısından daha iyi olur. Üçüncü senaryoya göre örgüte bağlı gençlik grupları içinde çok sayıda bölünme meydana gelebilir. Şu anki süreçte bu senaryonun gerçekleşme ihtimali daha yüksek. Mısır dışındaki örgüt üyesi gençler sessizliği bozarak, iki ofisin de (Mahmud Hüseyin ve İbrahim Munir’in ofisleri) yöneticilerini ‘gevşeklik, kaos, Şura’nın ve kurumsallaşmanın çöküşü, örgütlenme için hazırlanan idari listelerin iptal edilmesi ve bir gruba karşı başka bir grubun tarafını tutmakla’ suçluyorlar. Bu gençler dün ‘Özür Dileriz Üstat Mesele Çözüldü’ başlığıyla İbrahim Munir’in fotoğrafına yer verdiği bir açıklama yayınladı.”
Güvenilir kaynakların aktardığına göre, geçtiğimiz günlerde Munir ve Hüseyin cepheleri arasında ateşkes yapılması ve uzlaşma sağlanması amacıyla bir dizi temas kuruldu. Bu girişim çerçevesinde örgütün Türkiye ve İngiltere yapılanmasındaki yöneticilerin yer alacağı ‘Ulusal Güçler Birliği’ isimli bir çatı kuruluşun oluşturulması ve üyelerinin belirlenmesi için seçim yapılması teklif edildi. Amro Abdulmunaim, örgütün Türkiye’deki durumunun daha fazla bölünme ve ayrılıkların olmasına zorladığını ve İbrahim Munir’in Eski İhvan Rehberlik Konseyi Başkanı Hasan el-Hudeybi tecrübesini tekrarlayabileceğine dikkat çekti. Nitekim Hudeybi, Temmuz 1952’deki devrimden sonra örgütün ‘gizli servisini’ kontrolü altına almak için örgütün gizli fonlarını yöneten Seyyid Fayiz’e yanaştı ve örgütün lideri sıfatıyla Fayiz’den ‘gizli servisin’ belgelerini aldı. Abdulmunaim’e göre Hudeybi, örgütü kendi düşünce ve siyasi eğilimlerine göre farklı bir yolla yeniden yapılandırdı ve söylenenin aksine ‘barışçıl’ bir tarz değil kendi tarzını esas aldı. Nitekim Munir’in geçtiğimiz süreçte Türkiye’deki “gizli servis” ile örgütün yollarını ayırma kararı da Hudeybi’nin izlediği stratejiden izler taşıyor. Abdulmunaim duruma ilişkin “Ancak gizli servisin Munir’in kararına teslim olacağını zannetmiyorum. Çünkü servis, örgütün elindeki tüm kozlara, paralara ve gizli altyapıya sahip” dedi.



Gazze anlaşması: Hamas’ın kademeli olarak silahsızlandırılmasına yönelik ABD önerisi güvence bekliyor

TT

Gazze anlaşması: Hamas’ın kademeli olarak silahsızlandırılmasına yönelik ABD önerisi güvence bekliyor

Gazze anlaşması: Hamas’ın kademeli olarak silahsızlandırılmasına yönelik ABD önerisi güvence bekliyor

Hamas’ın silahsızlandırılması dosyası, Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının en karmaşık başlıklarından birinin çözümüne katkı sağlayabilecek yeni bir aşamaya yaklaşıyor. ABD basınına yansıyan sızıntılara göre, ağır silahların derhal devre dışı bırakılmasını içeren kademeli bir çözüm önerisi gündemde.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlara göre, henüz resmiyet kazanmayan ve arabulucular ya da Hamas tarafından doğrulanmayan önerinin, özellikle ABD tarafından sağlanacak güvencelerle ve İsrail’in anlaşmadan geri adım atmamasını teminat altına alacak mekanizmalarla uygulanabilir olabileceği belirtiliyor. Uzmanlar, ABD güvencelerinin yanı sıra sahadaki düzenlemelerin de kritik önem taşıdığına dikkat çekerek, İsrail’in geri çekilmesi, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve Filistinli polis güçlerinin sahada yer almasının belirleyici olacağını vurguluyor.

New York Times dün yayımladığı haberinde, Washington’un Hamas’a yönelik yeni bir teklif hazırladığını aktardı. Habere göre teklif, İsrail’i vurma kapasitesine sahip ağır silahların teslim edilmesini, ilk aşamada ise bazı hafif silahların Hamas’ın elinde kalmasına izin verilmesini öngörüyor. Söz konusu teklifin önümüzdeki haftalarda sunulması bekleniyor.

Görsel kaldırıldı.
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, 20 Şubat 2025, Han Yunus (DPA)

New York Times’a göre plan, ağır silahların derhal devre dışı bırakılmasını, bireysel silahların kayıt altına alınmasını ve güvenlik sorumluluğunun Gazze Şeridi’nde kurulacak yeni Filistin yönetimine devredilmesini öngörüyor. İsrail ise Gazze Şeridi’nden herhangi bir çekilme öncesinde Hamas’ın silahsızlandırılmasında ısrar ederken, Hamas somut güvenceler olmaksızın silah bırakmayacağını belirtiyor. Hareket, kendi polis gücünün Gazze’nin güvenlik ve idari yapısına entegre edilmesini bu güvenceler arasında görüyor.

ABD gazetesine sızdırılan teklif, Hamas’ın üst düzey isimlerinden Halid Meşal’in pazar günü Doha’da düzenlenen bir forumda silahsızlanmayı kategorik olarak reddetmesinden iki gün sonra gündeme geldi. Meşal, “Halkımız hâlâ işgal altında. Bu nedenle silahsızlanma çağrısı, halkımızı kolay hedef haline getirme ve uluslararası silahlarla donatılmış İsrail karşısında savunmasız bırakma girişimidir” ifadelerini kullandı.

Meşal ayrıca, Trump’ın başkanlığını yürüttüğü Barış Konseyi’ne 19 Şubat’ta yapılması planlanan toplantı öncesinde ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. İsrail Başbakanlık Ofisi ise Başbakan Binyamin Netanyahu’nun, çarşamba günü (dün) ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmesi sırasında, Başkan Donald Trump ile yapacağı temas öncesinde Barış Konseyi üyeliğine katılım belgesini imzaladığını açıkladı.

Görsel kaldırıldı.
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bir aracın arkasında yolculuk eden Filistinliler (AFP)

Mısırlı strateji uzmanı Tuğgeneral Semir Ragıb, söz konusu teklifin Filistin tarafınca kabul edilebilir ve gerçekçi bir çözüm olabileceğini belirtti. Ragıb, tüm silahların tek seferde toplanmasının mevcut koşullarda mümkün olmadığını, özellikle ülkedeki kaos ortamı, hafif silahların siviller arasında yaygınlığı ve İsrail destekli gruplar başta olmak üzere Hamas’a yönelik düşmanca unsurların varlığı nedeniyle bunun zorlaştığını ifade etti. Bu nedenle Hamas’ın, Gazze Şeridi’nde profesyonel ve resmî güvenlik güçleri tam anlamıyla kontrolü sağlayana kadar hafif silah bulundurmaya ihtiyaç duyabileceğini söyledi.

Ragıb ayrıca, Netanyahu’nun bu öneriden önce 60 bin adet hafif silahın Hamas’tan toplanması yönündeki isteğini dile getirdiğini hatırlatarak, yeni sürecin İsrail’in teklifi kabul etmesi için ABD’nin baskısını gerektirebileceğini kaydetti.

Teklifin uygulanabilir olduğuna işaret eden Ragıb, Hamas’ın ağır silah kapasitesinin büyük bölümünü fiilen kaybettiğini, bazı ağır silahlarda mühimmatın tükendiğini ve roket sistemlerinin önemli ölçüde imha edildiğini belirtti. Ragıb’a göre örgütün elinde ağırlıklı olarak hafif silahlar bulunuyor.

Filistinli siyasi analist Abdulmehdi Mutava, silahsızlanmanın kademeli olarak hayata geçirilmesine yönelik planın başarı şansının yüksek olduğunu belirtti. Mutava, bunun başlıca nedenleri arasında ABD yönetiminin anlaşmanın ikinci aşamasının engellenmesine yönelik gerekçeleri ortadan kaldırma iradesini ve sahaya istikrar güçlerinin konuşlandırılmasını gösterdi.

Mutava’ya göre İsrail’in seçim yılına girmiş olması, Netanyahu ve diğer isimlerin sert açıklamalar yapmasına ve silahsızlanma konusunu iç politikada kullanmasına yol açıyor. Ancak Mutava, bu süreçte belirleyici unsurun ABD’nin tutumu ve uygulayacağı baskı olacağını vurguladı.

Öte yandan İsrail operasyonlarını sürdürüyor. İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada, Gazze’nin kuzeyinde düzenlenen askerî operasyonda Hamas’a bağlı Beyt Hanun Taburu Komutanı Ahmed Hasan’ın öldürüldüğünü duyurdu.

İsrail’in devam eden ihlalleri çerçevesinde değerlendirmede bulunan Ragıb ise ABD güvencelerinin doğal ve gerekli olduğunu belirterek, barış planının yeniden imar süreciyle birlikte ilerlemesi ve iki yıl süreyle taraflar arasında tampon görev üstlenecek uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması gerektiğini söyledi. Ragıb’a göre bu güçler, hem İsrail’in olası saldırılarını hem de Hamas’ın yeni eylemlerini engelleyecek; İsrail’in Gazze Şeridi’nden tam ve temas olmaksızın çekilmesi sağlanacak.

Sürecin istikrar güçleri ve Filistin polisi gözetiminde yürütülmesi halinde Hamas’ın yeniden silahlanmasının önüne geçileceğini belirten Ragıb, bu durumda İsrail’in savaşa dönmesi için gerekçe kalmayacağını dile getirdi. Ragıb, silahların teslim edilmesinin İsrail açısından sembolik önem taşıdığını, bunun savaş hedeflerinin yerine getirildiği anlamına geleceğini; bu hedeflere ister askerî güçle ister müzakere ve Trump planının uygulanması yoluyla ulaşılmış olmasının sonucu değiştirmeyeceğini ifade etti.

Mutava ise Gazze Şeridi’ne yönelik neredeyse günlük bombardımanın, Netanyahu hükümetinin seçim sürecinde benimsediği ‘sıcak takip’ politikasının bir parçası olduğunu savundu. Bunun, İsrail’in kendi şartlarını dayattığını gösterme ve silahsızlanmanın ardından saldırıların duracağı mesajını verme amacı taşıdığını belirten Mutava, bu çerçevede Washington’dan bölgenin sakinleştirilmesine yönelik güçlü güvenceler bulunduğunu kaydetti.


Sudanlı Doktorlar: Sudan'ın kuzeyinde Nil Nehri'nde batan feribottan 15 ceset çıkarıldı

Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
TT

Sudanlı Doktorlar: Sudan'ın kuzeyinde Nil Nehri'nde batan feribottan 15 ceset çıkarıldı

Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)

Sudan Doktorlar Ağı dün yaptığı açıklamada, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu en az 27 kişiyi taşıyan bir feribotun Sudan'ın kuzeyindeki Nil Nehri'nde batmasının ardından 15 cesedin bulunduğunu bildirdi.

Grup Facebook paylaşımında, altı kişinin kurtulduğunu, sivil savunmanın ise Shendi bölgesinde batan feribottan kayıp kişileri arama çalışmalarının devam ettiğini belirtti.


İsrail, 2004’teki iki otobüs saldırısının sorumlusu Hamas mensubunun öldürüldüğünü açıkladı

Sınırın İsrail tarafından patlamanın ardından Gazze'den yükselen dumanların görünüşü (Reuters)
Sınırın İsrail tarafından patlamanın ardından Gazze'den yükselen dumanların görünüşü (Reuters)
TT

İsrail, 2004’teki iki otobüs saldırısının sorumlusu Hamas mensubunun öldürüldüğünü açıkladı

Sınırın İsrail tarafından patlamanın ardından Gazze'den yükselen dumanların görünüşü (Reuters)
Sınırın İsrail tarafından patlamanın ardından Gazze'den yükselen dumanların görünüşü (Reuters)

İsrail ordusu dün, 2004 yılında iki otobüse düzenlenen ve 16 sivilin hayatını kaybettiği, onlarca kişinin yaralandığı saldırıların planlayıcısı olmakla suçlanan üst düzey bir Hamas mensubunun öldürüldüğünü açıkladı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığı habere göre söz konusu saldırılar, 2000’li yılların başında patlak veren İkinci İntifada sürecindeki en kanlı eylemler arasında yer aldı.

Ordu ve iç istihbarat servisi Şin Bet (Şabak) tarafından yapılan ortak açıklamada, Basil Haşim Heymuni’nin geçen hafta Gazze Şeridi’ne düzenlenen bir hava saldırısında öldürüldüğü bildirildi. Açıklamada Heymuni, 2004 yılından bu yana İsrail’e yönelik kanlı saldırılar gerçekleştiren bir hücre içinde faaliyet gösteren “üst düzey Hamas mensubu” olarak nitelendirildi.

Açıklamada, Heymuni’nin Ağustos 2004’te İsrail’in güneyindeki Beerşeva kentinde iki otobüse yönelik düzenlenen intihar saldırısının planlayıcısı olduğu belirtildi. Saldırıda 16 İsrailli sivil hayatını kaybetmiş, yaklaşık 100 kişi de yaralanmıştı.

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, “Şin Bet ve İsrail Savunma Kuvvetleri, Beerşeva’daki iki otobüs saldırısında 16 İsrailli vatandaşın ölümünden sorumlu olan militan Basil Heymuni’yi etkisiz hale getirdi” ifadelerini kullandı.

Adraee, geçen hafta Gazze Şeridi’nde gerçekleştirilen operasyonda “Hamas’ın önde gelen militanlarından Basim Haşim Abdulfettah Heymuni’nin” hedef alındığını belirterek, söz konusu kişinin aslen El Halil (Hebron) kentinden olduğunu ve 2004 yılında İsrail içinde kanlı eylemler düzenleyen askeri bir hücrede faaliyet yürüttüğünü kaydetti.

Heymuni’nin daha önce yakalanarak hüküm giydiği, ancak 2011 yılında, İsrailli asker Gilad Şalit’in serbest bırakılması karşılığında 1000’den fazla Filistinli mahkûmun tahliye edildiği “Şalit takası” kapsamında serbest bırakıldığı belirtildi.

Filistinli silahlı gruplar, Şalit’i 2006 yılında Kerem Ebu Salim (Kerem Şalom) sınır kapısı yakınlarında düzenlenen bir baskın sırasında kaçırmış ve beş yıl boyunca alıkoymuştu. Şalit’in durumu İsrail’de ulusal bir mesele haline gelmişti.

Ordu ve Şin Bet’in açıklamasında, Heymuni’nin serbest bırakılmasının ardından “saldırganları yeniden örgütlemeye ve terör eylemlerini yönlendirmeye devam ettiği” öne sürüldü.

Açıklamada, Heymuni’ye yönelik saldırının Gazze’deki ateşkes ihlallerine yanıt olarak gerçekleştirildiği ifade edildi.

Ayrıca, “Savaş sırasında İsrail ordusuna zarar vermeyi amaçlayan patlayıcıların üretimi ve yerleştirilmesinde rol aldı” denilerek, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısıyla başlayan Gazze savaşına atıfta bulunuldu.

ABD arabuluculuğunda sağlanan Gazze’deki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması geçen ay yürürlüğe girdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre anlaşma, Hamas’ın silahsızlandırılması da dahil olmak üzere Gazze’nin silahsızlandırılmasını ve İsrail güçlerinin kademeli olarak geri çekilmesini öngörüyor.

Hamas ise silahsızlanmanın “kırmızı çizgi” olduğunu belirtmekle birlikte, silahların gelecekte kurulacak bir Filistin yönetimine devredilmesinin değerlendirilebileceğini ifade etti.

Gazze’nin günlük işlerini yürütmek üzere bir Filistinli teknokrat komitesi oluşturulduğu, ancak bu yapının silahsızlanma konusunu ele alıp almayacağının ve bunu nasıl yapacağının henüz netlik kazanmadığı ifade edildi.