Pakistan'ın ‘nükleer silah teknolojisinin babası’ ev hapsinde öldü

Dr. Abdul Kadir Han, teknolojiyi İran, Libya ve Kuzey Kore'ye sağlayan geniş bir ağın arkasındaki isimdi.

Eski Pakistan Devlet Başkanı Muhammed Refik Tarar, Nükleer fizikçi Abdul Kadir Han'ı 1999'da İslamabad'daki Ulusal Gün Ödül Töreni’nde, sivillere verilen en yüksek ödül olan ‘Pakistan İmtiyaz Nişanı’ ile onurlandırdı. (AFP)
Eski Pakistan Devlet Başkanı Muhammed Refik Tarar, Nükleer fizikçi Abdul Kadir Han'ı 1999'da İslamabad'daki Ulusal Gün Ödül Töreni’nde, sivillere verilen en yüksek ödül olan ‘Pakistan İmtiyaz Nişanı’ ile onurlandırdı. (AFP)
TT

Pakistan'ın ‘nükleer silah teknolojisinin babası’ ev hapsinde öldü

Eski Pakistan Devlet Başkanı Muhammed Refik Tarar, Nükleer fizikçi Abdul Kadir Han'ı 1999'da İslamabad'daki Ulusal Gün Ödül Töreni’nde, sivillere verilen en yüksek ödül olan ‘Pakistan İmtiyaz Nişanı’ ile onurlandırdı. (AFP)
Eski Pakistan Devlet Başkanı Muhammed Refik Tarar, Nükleer fizikçi Abdul Kadir Han'ı 1999'da İslamabad'daki Ulusal Gün Ödül Töreni’nde, sivillere verilen en yüksek ödül olan ‘Pakistan İmtiyaz Nişanı’ ile onurlandırdı. (AFP)

İnci Mecdi*
Yerel basında çıkan haberlere göre ‘Pakistan'ın nükleer silah teknolojisinin babası’ olarak bilinen nükleer fizikçi Abdul Kadir Han, koronavirüse (Kovid-19) yakalandı ve akciğer sorunları nedeniyle hastaneye kaldırılmasının ardından, 85 yaşında yaşamını yitirdi. Pakistan İçişleri Bakanı Şeyh Reşid Ahmed’in verdiği bilgiye göre Han’ın naaşı10 Ekim Pazar günü, başkent İslamabad’daki Faysal Camii’nin bahçesindeki kabristana defnedildi. 1988 yılında bir uçak kazasında yaşamını yitiren eski Pakistan Devlet Başkanı General Muhammed Ziya’ül Hak da aynı kabristanda defnedilmişti.
‘Pakistan'ın nükleer silah teknolojisinin babası’ olarak da anılan Pakistanlı fizikçi, nükleer bombaya sahip ilk Müslüman ülke olması nedeniyle ülkesinde uzun süredir ulusal bir kahraman olarak görülüyordu. Pakistan Başbakanı İmran Han, Twitter hesabından başsağlığı dilediği açıklmaasında şu ifadeleri kullandı:
“Milletimiz onu, bizi nükleer bir ulus yapmaya kararlı katkılarından dolayı sevdi… (Hindistan'a atıfta bulunarak) Bu bize çok daha büyük saldırgan bir nükleer komşuya karşı güvenlik sağladı. Pakistan halkı için ulusal bir semboldü.”
Ancak Han aynı zamanda Libya, İran ve Kuzey Kore'ye santrifüj tasarımları da dahil olmak üzere gizli bilgiler sağladığına dair uluslararası suçlamaların da hedefindeydi. Pakistanlı yetkililer ABD’nin talebi üzerine  Han'ı 2004 yılında ev hapsine aldı. 2009'da yerel televizyondaki itirafından sonra dönemin Devlet Başkanı Pervez Müşerref onu affetti. Fakat sıkı gözetim altında kalmaya devam etti. Her hareketini yetkililere bildirmesi gerekiyordu. İtirafında devlet yetkililerinin bilgisi olmadan tek başına hareket ettiğini söylemişti. Fakat daha sonra günah keçisi olduğunu söyledi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre dönemin ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Han’ın ‘nükleer silah geliştirmek isteyen ülkeler için nükleer ekipmanın ve bilginin yayılması için çalışan uluslararası bir ağı’ yönettiği belirtildi. ABD Dışişleri Bakanlığı'na göre bu ağın eylemleri ‘(nükleer) yayılma ortamını geri döndürülemez bir şekilde değiştirdi ve bunun uluslararası güvenlik üzerinde kalıcı yankıları’ oldu.

Avrupa'nın davranışlarından şüphesi
Han, Hollanda Delft Teknik Üniversitesi'nden metalurji mühendisliği diplomasına sahipti. Doktora derecesini 1972 yılında Belçika'nın Leuven Katolik Üniversitesi'nden aldı. Aynı yıl Hollanda tarafından Urenco Group’un taşeron firması konumunda olan Physics Dynamics Research Laboratory’de (FDO) çalışmaya başladı. Çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra Hollanda istihbaratı Han'ı izlemeye başladı. Üzerinde çalıştığı projelerle ilgili olmayan teknik bilgileri sık sık sorgulaması nedeniyle endişelere yol açtı.
Hindistan 18 Mayıs 1974'te ilk nükleer deneyimini gerçekleştirirken, Han aynı yılın eylül ayında dönemin Pakistan Başbakanı Zülfikar Ali Butto'ya  Pakistan nükleer programı konusundaki hizmetlerini ve uzmanlığını anlatan bir mektup yazdı. İslamabad, 1975 yılının ağustos ayında Urenco tedarikçilerinden uranyum zenginleştirme programı için bileşenler satın almaya başladı. Han ile bağlantılı Hollanda'daki şirketlerden santrifüj satın alımları hızlandı.
Ancak Han 1975 yılının ekim ayında FDO'daki zenginleştirme çalışmasından uzaklaştırıldı. Hollandalı yetkililer faaliyetlerinden giderek daha fazla endişe duymaya başladılar. Resmi raporlara göre Han'ın İsviçre'deki bir nükleer ticaret fuarında ‘şüpheli sorular’ yönelttiği gözlemlendi. Washington'daki Carnegie Uluslararası Barış Vakfı tarafından 2005 yılında yayınlanan bir rapora göre ABD istihbarat birimleri 1970'lerin sonlarında Hollandalı yetkilileri, faaliyetlerini daha fazla izlemek için  Han'ı tutuklamama konusunda iki kez ikna etti.
Han 15 Aralık 1975 tarihinde aniden Hollanda araştırma laboratuvarından ayrıldı ve yanında kopyaladığı santrifüj bileşenleri ve malzemeleri tedarik eden 100'e yakın şirketin şemaları ve iletişim bilgileri ile Pakistan’a gitti. Bunun ardından Pakistan'ın nükleer programı üzerinde resmi olarak çalışmaları başladı.

İran'a nükleer teknoloji satışı
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nın raporuna göre Han'ın 1980'lerde Pakistan'ın uranyum zenginleştirme programındaki ilk başarılarını, B-2 santrifüjleri için daha gelişmiş tasarım ve teknolojileri izledi. Bu, önceki B-1 santrifüjünden iki kat daha hızlı çalışan Alman G-2'nin değiştirilmiş bir versiyonu olarak biliniyor. Han, B-1 bileşenlerinin fazla stokunu tutarken, daha sonra santrifüj bileşenlerini ithal ve ihraç etmek için kullandığı aynı kanallardan B-2 bileşenlerini satın almaya başladı. Han bu dönemde, İran'a nükleer satışlar yaptı. Irak'a ve belki de diğerler yönetimlere de teknoloji sağladı.
Abdul Kadir Han, 1980’lerin ortalarından 1990’ların ortalarına kadar kendi ticaret ağını geliştirmeye başladı. Orijinal Pakistan programına gerekenden iki kat daha fazla bileşen istedi. Carnegie’nin raporuna göre bu geçiş onu bir santrifüj bileşeni ithalatçısından, yalnızca Pakistan'ın yerel nükleer silah programı üzerinde çalıştığına inanan Batılı istihbarat teşkilatlarını tamamen gözden kaçırmış gibi görünen bir santrifüj bileşeni ihracatçısına dönüştürdü.
Tahran ve İslamabad'ın 1980'lerin sonlarında barışçıl nükleer iş birliği konusunda gizli bir anlaşma imzaladıklarından şüpheleniliyor. İddiaya göre anlaşma, Pakistan'daki en az altı İranlının başkentin Nükleer Bilim ve Teknoloji Enstitüsü ve Nükleer Araştırmalar Enstitüsü'nde eğitilmesine yönelik bir hüküm içeriyordu. İranlı bilim adamları ayrıca Abdul Kadir Han Araştırma Laboratuvarları’nda santrifüj eğitimi almış olabilir.
Han’ın ayrıca 1986 yılının şubat ayında ve 1987 yılının ocak ayında Buşehr’deki İran reaktörünü ziyaret ettiğinden şüpheleniliyor. Alman istihbaratı, Pakistan'ın uranyum dönüştürme ile ilgili operasyonlarda Irak'a ve muhtemelen İran ve Kuzey Kore'ye potansiyel destek sağladığını düşünüyor.

Libya’nın nükleer programı
İran'a yapılan ilk nükleer transferlerden sonra Han'ın müşteri ağını Libya ve Kuzey Kore'yi de kapsayacak şekilde genişlettiğine inanılıyor. Han'ın ağı, bileşenleri gevşek kontroller tarafından engellenmeden sevk eden uluslararası tedarikçilerden oluşan karmaşık bir yapıya dayanıyordu. Carnegie’in raporunda Han'ın finansal olarak motive olmuş gibi göründüğü ve yalnızca Libya'ya 100 milyon dolardan fazla satış yaptığı bilgisi yer aldı.
Libya lideri Muammer Kaddafi rejiminin ABD ile yapılan anlaşma kapsamında nükleer programından vazgeçtiğini açıkladığı 2003 yılının sonlarında Libya'ya yapılan satışlarla ilgili bir dizi ayrıntı ortaya çıktı. Bu ayrıntılar, Trablus'un Lockerbie bombalamasının sorumluluğunu üstlenmesini ve ülkeye karşı uluslararası yaptırımların kaldırılması karşılığında kurbanların ailelerine tazminat ödemesini içeriyordu. Trablus, nükleer programı bıraktığını açıkladıktan sonra tüm yabancı alımları duyurmak da dahil olmak üzere programın ayrıntılarını Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na tam olarak açıklamaya başladı.
Pan American World Airways'e ait Boeing 747-121 yolcu uçağı 1988 yılının aralık ayında İskoçya'nın Lockerbie kenti semalarındayken düşürüldü. Libya istihbarat subayı Abdulbasit el-Mukrahi, uçağın bombalanmasından ve tüm yolcuların ölmesi nedeniyle 270 cinayetten suçlu bulundu ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Kaddafi rejimi uçağın bombalandığı tarihten 2003 yılına kadar saldırı emri verdiğini kabul etmeyerek sorumluluğu kabul etmedi.  Ancak uluslararası yaptırımların baskısı altında ve ortak bir düşman haline gelen terörist ‘El Kaide’ örgütünün yükselişiyle Kaddafi, ülkesinin uluslararası izolasyonunu sona erdirmek için çeşitli girişimlerde bulundu. Bu girişimler arasında, nükleer cephanelikten vazgeçmek, Lockerbie saldırısının sorumluluğunu üstlenmek ve kurbanların ailelerine tazminat ödemek de vardı.

Pakistan'ın Washington'ı endişelendiren nükleer gücü
Pakistan'ın 102'si karadan füze, altı balistik füze ve 24 nükleer roketli F-16 savaş uçağı da dahil olmak üzere yaklaşık 160 nükleer savaş başlığından oluşan bir cephaneliği var. Pakistan, 1998'de ilk kez bir nükleer savaş başlığını test etti. Böylece dünyada bunu resmi olarak gerçekleştiren yedinci ülke oldu. İslamabad yönetimi söz konusu cephaneliği, ilk nükleer başlığını 1974'te test eden Hindistan'a karşı savunma silahı olarak kabul ediliyor.
Pakistan'ın nükleer programı halihazırda Batı ülkelerini, özellikle de ABD'yi endişelendirmeye devam ediyor. Üst düzey ABD'li generaller, ABD Senatosu Silahlı Hizmetler Komitesi huzurunda geçen ayın sonlarında gerçekleştirilen bir oturumda Başkan Joe Biden'ı Afganistan'dan hızlı bir şekilde çekilmenin Pakistan'ın nükleer silahlarına ve ülkenin güvenliğine yönelik riskleri artırabileceği konusunda uyardılar. ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley yaptığı açıklamada Afganistan'dan hızlı bir şekilde çekilmenin bölgesel istikrarsızlığa ilişkin riskleri ve Pakistan'ın nükleer cephaneliklerinin güvenliğine ilişkin tehditleri artıracağı konusunda uyarıda bulunduklarını söyledi. Milley, “Pakistan’ın rolünü tam olarak incelememiz gerekiyor” ifadelerini kullanarak, Taliban'ın 20 yıl boyunca ABD askeri baskısına nasıl direndiğini araştırmanın gerekli olduğunu vurguladı.
ABD’li generaller, Pakistan'ın nükleer silahları ve teröristlerin eline geçme olasılığı hakkında daha fazla bilgi vermediler. Bu ve diğer hassas konuları senatörlerle gerçekleştirilecek kapalı oturumda görüşeceklerini vurguladılar.
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton verdiği bir röportajda, aşırılık yanlısı grupların İslamabad'ı kontrol etmesi halinde Pakistan'ın nükleer silahlarının Taliban’ın eline geçme olasılığı olduğuna dikkat çekti.  Bolton açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Afganistan'ın Taliban’ın kontrolüne girmesi, teröristlerin Pakistan'ın da kontrolünü ele geçirmesi konusunda tehdit oluşturuyor. Bu, belki de 150 nükleer silahın teröristlerin eline geçeceği anlamına geliyor.”



Trump, İran'la iş yapan tüm ülkelere gümrük vergisi uygulanmasını öngören emri imzaladı

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump, İran'la iş yapan tüm ülkelere gümrük vergisi uygulanmasını öngören emri imzaladı

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

Beyaz Saray, ABD Başkanı Donald Trump'ın dün, İran'la iş yapan ülkelere yüzde 25 oranında gümrük vergisi uygulanmasını öngören bir başkanlık kararnamesi imzaladığını açıkladı.

Bu durum, iki ülke bu hafta görüşmeler yapmış olmasına rağmen, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki gerginliğin arttığı bir dönemde ortaya çıkıyor.


Trump, İran ile yapılan görüşmeleri övdü ve görüşmelerin önümüzdeki haftanın başlarında yeniden başlayacağını doğruladı

İran Yüksek Lideri Ali Hamaney ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
İran Yüksek Lideri Ali Hamaney ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump, İran ile yapılan görüşmeleri övdü ve görüşmelerin önümüzdeki haftanın başlarında yeniden başlayacağını doğruladı

İran Yüksek Lideri Ali Hamaney ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
İran Yüksek Lideri Ali Hamaney ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ABD ve İran arasında Umman'da yapılan dolaylı görüşmelerin ardından Washington'un İran konusunda "çok iyi görüşmeler" gerçekleştirdiğini söyledi ve iki tarafın "önümüzdeki haftanın başlarında" tekrar bir araya geleceğini doğruladı.

Trump, hafta sonu için Florida'daki Mar-a-Lago'ya giderken Air Force One uçağında gazetecilere şunları söyledi: "İran hakkında çok iyi görüşmeler yaptık ve İran'ın bir anlaşma yapmak istediği anlaşılıyor."

"Önümüzdeki haftanın başlarında tekrar görüşeceğiz" dedi.

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, görüşmelerin başlamasından önce ABD elçisi Steve Wittkoff ve Jared Kushner'ı kabul etti (AP)Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, görüşmelerin başlamasından önce ABD elçisi Steve Wittkoff ve Jared Kushner'ı kabul etti (AP)

Görüşmelere katılan İran heyetine başkanlık eden İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran devlet televizyonuna yaptığı açıklamada "çok olumlu bir atmosfer" olduğunu belirterek, "Müzakerelerde bulunduk ve karşı tarafa görüşlerimizi ilettik" dedi ve iki tarafın "müzakerelere devam etme konusunda anlaştığını" ifade etti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (EPA)İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (EPA)

Arakçi, görüşmelerin yalnızca nükleer meseleye odaklandığını ve Amerikalılarla başka hiçbir konuyu görüşmediklerini vurguladı. ABD ise İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteğin de ele alınması gerektiğinde ısrar ediyor.

İran Dışişleri Bakanı, görüşmelerin devam etmesi için Washington'dan ülkesine yönelik "tehditlerini" durdurmasını istedi ve müzakerecilerde izlenecek yolu her iki başkentle de istişarede bulunduktan sonra belirleyeceklerini açıkladı.

Müzakerelerin sona ermesinden kısa bir süre sonra Washington, İran'ın petrol sektörüne yönelik yeni yaptırımlar açıkladı; bu yaptırımlar 15 kuruluşu, iki şahsı ve 14 gemiyi hedef alıyordu.

Bunlar, ABD'nin haziran ayında İsrail'in İran'a karşı başlattığı 12 günlük savaş sırasında İran'ın nükleer programının kilit noktalarına yönelik saldırılarından beri yapılan ilk görüşmelerdi.

 Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, müzakerelerin başlamasından önce İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile yaptığı görüşmede (AP)Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, müzakerelerin başlamasından önce İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile yaptığı görüşmede (AP)

İran devlet televizyonu görüşmelerin dolaylı olarak yapıldığını bildirirken, Umman Dışişleri Bakanlığı Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi'nin her heyetle ayrı ayrı görüştüğünü gösteren fotoğraflar yayınladı.

Ancak ABD haber sitesi Axios, iki kaynağa dayanarak, Umman'da Arakçi, Witkoff ve Kushner arasında doğrudan görüşmelerin gerçekleştiğini bildirdi.

Umman Dışişleri Bakanı “X” platformunda yaptığı açıklamada, “Bugün Maskat'ta İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında çok ciddi görüşmeler yapıldı” ifadelerini kullandı. Bakanlık görüşmelerin “İran ve Amerika'nın pozisyonlarını netleştirmek ve olası ilerleme alanlarını belirlemek açısından faydalı olduğunu” vurguladı.

Arakçi daha önce de ülkesinin “herhangi bir aşırı talep veya Amerikan provokasyonuna karşı egemenliğini ve ulusal güvenliğini savunmaya hazır olduğunu” teyit etmişti.

X platformunda şunları yazdı: “İran, açık gözlerle ve geçen yılın acı hatırasıyla diplomasiye giriyor… İyi niyetle görüşmeler yürütüyoruz ve haklarımızı kararlılıkla savunuyoruz.”

Sıfır nükleer kapasite

Washington'da, Beyaz Saray sözcüsü Caroline Leavitt perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD heyetinin İran ile "sıfır nükleer yetenek" konusunu görüşeceğini söyledi. Leavitt, Trump'ın "diplomasi dışında birçok seçeneği bulunduğunu" belirterek, "tarihin en güçlü ordusunun başkomutanı" olduğunu vurguladı.

Görüşmeler, Washington'un Ortadoğu'daki askeri varlığını güçlendirdiği, USS Abraham Lincoln uçak gemisini ve saldırı grubunu bölgeye konuşlandırdığı bir dönemde gerçekleşiyor; İran ise saldırıya uğraması halinde bölgedeki ABD üslerini hedef alacağını belirtmişti.

Umman'ın resmi haber ajansı tarafından yayınlanan bir videoda, Ortadoğu'daki operasyonları denetleyen ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper'ın ülkesinin heyetine katıldığı görüldü.

Görüşmeler, İran'da binlerce kişinin ölümüne yol açan protestoların yaygın bir şekilde bastırılmasından haftalar sonra yapıldı.

İranlı yetkililer, protestolara katılan "isyancılar"ın yanı sıra çoğunluğu güvenlik personeli ve sivillerden oluşan yaklaşık 3 bin kişinin öldürüldüğünü kabul etti.

İnsan hakları örgütleri ise daha yüksek rakamlar bildirdi. ABD merkezli insan hakları örgütü HRANA, çoğunluğu protestocu olmak üzere 6 bin 941 kişinin ölümünü belgelediğini ve 51 bin gözaltı kaydettiğini belirtti.

Perşembe günü Trump, "Müzakere ediyorlar...saldırmamızı istemiyorlar" dedi ve ABD'nin bölgede "büyük bir filo" konuşlandırdığını söyledi.

Protestocuları desteklemek amacıyla İran'a saldırmakla tehdit ettikten sonra, ABD Başkanı odağını nükleer programa çevirdi.

Batı ülkeleri ve İsrail, İran'ı nükleer bomba edinmeye çalışmakla suçluyor; Tahran ise bu iddiayı reddederek sivil nükleer program hakkını savunuyor.

Görüşmeler başlamadan önce, Çin Dışişleri Bakanlığı, İran'ın egemenliğini, güvenliğini, ulusal onurunu, meşru haklarını ve çıkarlarını koruma konusunda İran'a desteğini teyit ederek, tek taraflı zorbalığa karşı olduğunu belirtti.

Gerginliğin artma riskleri

İran, yaptırımların kaldırılması için yalnızca nükleer meseleyi görüşmek istediğini ısrarla belirtiyor ve füze programı veya bölgedeki silahlı gruplara, özellikle Lübnan Hizbullahı'na, Filistin Hamas hareketine ve Yemen'deki Husilere verdiği destekle ilgili herhangi bir müzakereyi reddediyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (Reuters) ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (Reuters)

Ancak ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, “Görüşmelerin somut sonuçlar vermesi için, balistik füzelerinin menzili, bölgedeki terör örgütlerine verdikleri destek, nükleer programları ve kendi halklarına karşı tutumları gibi belirli noktaları içermesi gerektiğini” kesin bir dille ifade etti.

 ABD merkezli Savaş Çalışmaları Enstitüsü ise “Tahran'ın ABD taleplerini karşılamada uzlaşmaz tavrını sürdürmesi, İran ve ABD'nin diplomatik bir çözüme ulaşma olasılığını azaltıyor” değerlendirmesinde bulundu.


Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
TT

Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Umman Sultanlığı'nda bugün gerçekleştirilen İran ve ABD arasındaki görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, iki tarafın bugünkü görüşmelerde dile getirilen mesajlar konusunda her iki ülkenin başkentleriyle istişarede bulunduktan sonra görüşmelere devam etme konusunda anlaştığını açıkladı.

İran ve Amerikan heyetleri, Umman arabulucusu Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi aracılığıyla mesaj alışverişinde bulundular. El-Busaidi, bugünkü görüşmelerin "çok ciddi" olduğunu ve her iki tarafın pozisyonlarını netleştirmeye ve ilerleme kaydedilebilecek olası alanları belirlemeye yardımcı olduğunu söyledi.

Arakçi, görüşmelerin atmosferinin "iyi" olduğunu ve bir sonraki oturumun tarih ve yerinin birkaç gün içinde belirleneceğini ifade etti.

Washington, Tahran ile yapacağı görüşmelerde İran'ın nükleer programını, balistik füzelerini, bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği ve kendi halkına yönelik muamelesini de ele almak istiyor. Ancak İran, yalnızca nükleer konuları görüşmek istiyor.