Şam ile Ankara destekli gruplar arasında M4 uluslararası karayolu üzerinde şiddetli çatışmalar yaşanıyor

Şarku'l Avsat, tarafların Suriye'nin kuzeybatısındaki bu stratejik noktadaki konumunu yakından takip etti

Suriye'nin kuzeybatısındaki Halep-Lazkiye yolu üzerindeki bir tabela
Suriye'nin kuzeybatısındaki Halep-Lazkiye yolu üzerindeki bir tabela
TT

Şam ile Ankara destekli gruplar arasında M4 uluslararası karayolu üzerinde şiddetli çatışmalar yaşanıyor

Suriye'nin kuzeybatısındaki Halep-Lazkiye yolu üzerindeki bir tabela
Suriye'nin kuzeybatısındaki Halep-Lazkiye yolu üzerindeki bir tabela

Suriye'nin kuzeybatısındaki Hama kırsalında yer alan İdlib ilinin büyük bir bölümünün yanı sıra Cebel ez-Zaviye ve Gab Ovası'nın kuzey bölümünü içeren İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’ne (İGAB) Bir yandan Suriye rejimi güçleri ve İran destekli milislerin saldırıları sürerken diğer yandan Rus savaş uçakları hava saldırıları düzenlediler. Tüm dikkatler ‘M4’ adıyla bilinen Halep-Lazkiye uluslararası karayolunun aşağısında kalan bu bölgeye, stratejik ve jeopolitik önemi nedeniyle M4 karayolunun askeri olarak kontrol altına alınması için yapılan savaşa çevrilmiş durumda. Suriye'nin kuzey batısı, güneyi ve doğusunu birbirine bağlayan M4 uluslararası karayolu, onu kontrol edenlerin çıkarlarının korunmasını garanti eden en hayati arterlerden biri olarak kabul ediliyor.
Suriye’nin en kuzey doğusunda, Irak ile sınır noktasının Haseke kırsalındaki el-Yarubiye beldesinden başlayan M4 uluslararası karayolu, önce ülkenin kuzeydoğusundaki Kamışlı kentinden, ardından Tel Temr, Ayn İsa, Münbiç ve el-Bab kentlerinden ve daha sonra Halep’in ilçeleri ve köylerinden geçip Halep’in İdlib'in doğusu ve güneyindeki Serakib kentine, ardından batıya doğru Lazkiye kentindeki kıyı şeridine ulaşıyor. M4, Serakib üzerinde güneyde Şam'a ardından da M5 olarak bilinen Dera’ya giden karayoluna bağlanıyor.
Suriye'nin ana yollar üzerinden transit ticari geçişlerden elde ettiği gelirlerin hacmi, uluslararası karayollarının önemini artırıyor. Bu yolların 2011 yılı öncesi gelirleri, yıllık 150 bin kamyonun bu yollardan geçişi ile 3 milyar doların üzerindeydi. Bu gelirler, Suriyeli silahlı muhalif grupların ülkedeki karayolları üzerindeki kontrolünün başlamasıyla azalmaya başladı.

Şam ve müttefiklerinin konumu
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, Suriye rejimi, Rusya ve İran, M4 uluslararası karayolunun İdlib ili içinden geçen kısmını Türkiye ile Astana’da yapılan anlaşmanın hükümlerinden yararlanarak kontrol altına almaya çalışıyor. Astana Anlaşması, Suriye rejimi güçlerinin ve müttefiklerinin İdlib ilini kontrol eden ve ılımlı muhalif gruplardan ayrılan en büyük gruplardan biri olan Heyetu Tahriru'ş Şam (HTŞ) dahil olmak üzere terör örgütleriyle savaşmasına izin veriyor. Bu güçlerin her birinin, Halep-Lazkiye uluslararası karayolunun kontrolünü ellerine geçirmeleriyle ilişkili çıkarları var.
Suriyeli ekonomi ve siyaset analisti Ömer Hac Bekur, Rusya'nın M4 karayolunu kontrol etme hedefinin, öncelikle nüfuz alanlarını genişletmek, ikinci olarak ise Suriye’deki yağ, fosfat, tahıl ve mineraller gibi alanlarda çoklu yatırımlarına ve projelerine hizmet etmek olduğunu söyledi. Suriye’nin karayolları, ülkenin güney, kuzey ve doğu bölgelerinde, Suriye Çölü’nde ve kıyı şeridindeki nüfuz alanlarını birbirine bağladığına dikkati çeken Bekur’a göre Hmeymim Hava Üssü ve Tartus Limanı gibi Rusya’nın askeri noktaları ve hava üsleri, özellikle Türkiye'yi kontrol edebilmesi, NATO’dan uzak tutması ve NATO’nun bölgedeki faaliyetlerini baltalaması nedeniyle bu yatırımları gerçek bir ekonomik fizibilite haline getiriyor.

Bekur, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İran ise, M4'ün kontrol eden taraflardan olmasının, Akdeniz'de mallarının geçişi için hayati bir kara çıkışı olduğunu, kendisine uygulanan uluslararası yaptırımlardan kaçınması için imkan sağladığını ve Hizbullah gibi bölgedeki silahlı gruplara lojistik ve askeri olarak karadan silah tedarik edeceği güvenli bir rota olduğunu düşünüyor. Aynı zamanda Irak, Halep ve Suriye kıyılarını Lazkiye Limanı üzerinden birbirine bağlayan karayolunu, Suriye dosyasında güçlü bir arabulucu olarak varlığını sürdürmesinin ve daha sonra Suriye'nin yeniden inşasından payını almasının garantisi olarak görüyor.”
İnsan hakları aktivisti Said Nasreddin ise konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Suriye rejiminin M4 uluslararası karayolu üzerinde müttefiklerinin de desteğiyle kontrol sağlaması, siyasi düzeyde Suriye topraklarının büyük bir kısmı üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdığı anlamına geliyor. Bu da bazı Arap ve Batı ülkeleriyle iş birliği ve normalleşmenin hızının artmasına kapı açıyor. Kendisini ülkenin fiili yönetimi olarak tanımlayan rejim, Suriye meselesine ilişkin tekrar tekrar yaptığı açıklamalarda ülkede 10 yıl süren savaşın ardından terörizmin üstesinden gelmeyi başardığına işaret ediyor. Ekonomi konusunda ise yolun yerel ve uluslararası karayolu taşımacılığına açılması, Suriye rejimine ekonomik olarak fayda sağlayacağı, Suriye lirasının yabancı para birimleri karşısında değerini artıracağı ve çöken Suriye ekonomisinde reform yapacağı ise su götürmez bir gerçek.

Türkiye ve muhalif gruplar
Diğer taraftan İdlibli aktivist Mahir es-Seyyid Ali, Türkiye'nin M4 uluslararası karayolunu trafiğe açmak istediğine hiç şüphe olmadığını vurguladı.

M4 uluslararası karayolu, Türkiye ile Körfez Arap ülkeleri arasındaki kara hareketliliğinin yeniden canlandırılmasında önemli bir rol oynadığına dikkati çeken Seyyid Ali, şunları söyledi:
“Ancak Türkiye, Suriye meselesine kapsamlı bir siyasi çözüm bulunmadıkça şuan için yolu terk etmek istemiyor ve yoldan vazgeçmenin rejimin ve müttefiklerinin yolu tamamen kontrol etmelerinin Suriye'deki rolünü baltaladığını düşünüyor. Bu yüzden Cebel ez-Zaviye’deki son çatışmalar ve rejim güçleri ile İran destekli milislerin sızma girişimleri karşısında yakın bir tarihte bölgeye çok sayıda asker takviye etti ve uluslararası karayolunun her iki tarafında 32'den fazla askeri nokta inşa etti.”
Seyyid Ali, Türkiye'nin kısa bir süre önce M4 uluslararası karayolunun iki yanına da patlayıcılar ve mayınlar yerleştirerek yayaları hedef alan terör saldırılarını önlemek için Suriye'nin kuzeybatısındaki Lazkiye'nin doğu kırsalında rejim güçleri ve Ruslar tarafından kontrol edilen bölgelerin yakınlarındaki Ayn Hur bölgesine giden M4 üzerinde bulunan Eriha kentinden başlayarak beton bloklar ve gözetleme kameraları yerleştirdiğini kaydetti. Suriyeli aktivist, yol boyunca Suriyeli muhalif gruplarının kontrol ettiği bölgelerde Türk askerleriyle birlikte neredeyse her gün devriye gezildiğini de sözlerine ekledi.
Suriyeli muhalif gruplardan bir lider, Halep-Lazkiye uluslararası karayolunun aynı zamanda İdlib’in güneyi ile yani Cebel ez-Zaviye ile kuzeyi arasında sınır teşkil ettiğini söyledi. Muhalif lider, rejim ve müttefiklerinin Cebel ez-Zaviye ve M4’ü kontrol edebilselerdi, İdlib’i de kontrol etmelerinin yolunun açılacağını, böylece Lazkiye kırsalındaki el-Kebine tepelerinde batıya ve İdlib’de kuzeye doğru yayılmalarının ve ardından da Suriye’nin kuzeyine ve Türkiye ile sınır kapısı Bab el-Hava da dahil olmak üzere İdlib’in tamamını kontrol altına almalarının kolaylaşacağını kaydetti.

Seyyid Ali sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rejim güçleri, İran destekli milisler ve Hizbullah milisleri, muhalif grupların 2015 yılının Mart ayı sonlarında İdlib şehrini özgürleştirmeyi başarmasından bu yana M4'ün İdlib ilinden geçen kısmının kontrolünü yeniden ele geçirmeye çalışıyor. Muhalif gruplar o dönemde İdlib’in ardından M4 uluslararası karayolu üzerinde bulunan Eriha, Muhambel ve Cisr es-Sugur kentlerini de özgürleştirdi. Cebel ez-Zaviye ve M4'e yakın diğer bölgelere yapılan askeri harekatların başlangıcından bu yana, rejim güçlerinin ve İran destekli milislerin İdlib'in güneyindeki hareketlerini yakından izliyoruz. Rejimin, Rusların ve İranlıların, Cebel ez-Zaviye’nin kontrolünü ele geçirmeye ve ardından İdlib'in güneyindeki M4 karayolu üzerinde kontrolü sıkılaştırmak amacıyla bir askeri operasyon başlatma niyetinde olduklarına dair bir takım bilgiler edindik. Bu bilgiler üzerine muhalif gruplar, rejim ve müttefikleri tarafından cephe hatlarına yakın bölgelere büyük askeri takviyelerde bulunularak ilerlemeye yönelik herhangi bir girişimde bulunmaları halinde bunu püskürtmek için hazırlıklarını artırdılar. Böylece rejim güçlerinin, Suriyeli silahlı muhalif grupların kontrolü altındaki herhangi bir bölgeye girmesi ve kontrol etmesi engellendi. Belki başlangıçta bir savunma savaşı verebiliriz. Ancak bununla birlikte rejimin hesaplarını değiştirecek, rejimi ve müttefiklerini mağlup edecek stratejik hedeflere ve rejimin kontrolündeki bölgelere yönelik saldırı planlarımız var.”



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.