İngiltere Dışişleri Bakanı Şarku'l Avsat'a konuştu: Glasgow'un başarılı olması demek tüm dünyanın başarısı demektir

İngiliz Bakan, Londra'nın Riyad ile halihazırda güçlü olan ilişkilerini daha güçlendirmek istediğini vurguladı

İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss, dün Riyad'da Şarku'l Avsat’a röportaj verdi (Foto: Beşir Salih)
İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss, dün Riyad'da Şarku'l Avsat’a röportaj verdi (Foto: Beşir Salih)
TT

İngiltere Dışişleri Bakanı Şarku'l Avsat'a konuştu: Glasgow'un başarılı olması demek tüm dünyanın başarısı demektir

İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss, dün Riyad'da Şarku'l Avsat’a röportaj verdi (Foto: Beşir Salih)
İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss, dün Riyad'da Şarku'l Avsat’a röportaj verdi (Foto: Beşir Salih)

İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss, ülkesinin Körfez ülkeleriyle güçlü ilişkileri olduğunu söyledi. Bakan Truss, “Hem İngiltere'ye hem de Körfez İşbirliği Konseyi'ne (KİK) fayda sağlayacak bir serbest ticaret anlaşması yapılması konusunda bizimle aynı arzuyu paylaştıklarını biliyorum” ifadelerini kullandı.
Suudi Arabistanlı yetkililerle görüştükten sonra Şarku’l Avsat’a röportaj veren İngiliz Bakan, “Görüşmelerimizde, bölgesel güvenlik meseleleri ve iklim değişikliği gibi konuların ve sorunların nasıl ele alınacağı konusunda iş birliği yapılması ve ticaret dahil olmak üzere güçlü ikili ilişkilere odaklandık. Bu ortak zorlukların üstesinden gelmek ve mevcut fırsatlardan mümkün olan en iyi şekilde yararlanmak için çalışmaya devam etmek amacıyla açıkça bu güçlü ilişkiyi sürdürmek ve güçlendirmekle ilgileniyoruz” şeklinde konuştu.
İngiltere’nin, İran'ın nükleer programından endişe duyduğunu açıkça belirten Bakan Truss, “(İran’ın nükleer programı) daha önce eşi benzeri görülmemiş bir şekilde gelişim gösterdi. İran rejiminin kendisine sunulan fırsatı bir an önce değerlendirmesi gerekiyor” dedi. Artık İngiliz hükümetinin uluslararası ticaret sorumlusu da olan yeni Dışişleri Bakanı Truss, Yemen ve Kasım ayı başlarında Glasgow'da yapılacak iklim değişikliği zirvesi gibi diğer konulara da değindi.
İşte İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss röportajının tamamı:

-Ziyaretinizin sebebini, kimlerle görüştüğünüzü, Suudi Arabistanlı yetkililerle ele alınan en önemli konuları bize anlatır mısınız?
İngiltere Dışişleri Bakanı olarak Suudi Arabistan'a yaptığım ilk ziyarette Dışişleri Bakanı, Enerji Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı ile görüştüm. İlk kez gerçekleşen bu görüşmeler oldukça verimli ve olumluydu. Görüşmelerimizde, bölgesel güvenlik meseleleri ve iklim değişikliği gibi konuların ve sorunların nasıl ele alınacağı konusunda iş birliği yapılması ve ticaret dahil olmak üzere güçlü ikili ilişkilere odaklandık. Körfez bölgesindeki müttefiklerimizle güvenlik ve ekonomik bağlarımızı güçlendirmenin, İngiltere vatandaşları için iş fırsatları yaratmamıza yardımcı olacağına inanıyorum.
Bu yüzden Suudi Arabistanlı dostlarımıza da söylediğim gibi Körfez ülkeleri ile daha güçlü bir ticaret ve yatırım ilişkisi ve istihbarat paylaşımı, kalkınma, güvenlik ve savunma gibi konularda daha fazla iş birliği istiyoruz.

-Tahran, nükleer programıyla ilgili taahhütlerini azaltmaya ve zaman kazanmaya çalışırken, İran meselesi genel olarak dünya ve özel olarak bölge ülkeleri için bir öncelik olmaya devam ediyor. Sizce içinde bulunduğumuz bu süreçte zaman önemli mi ve bölge ülkelerinin gelecekteki müzakerelere katılma taleplerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
İngiltere, İran’ın daha önce eşi benzeri görülmemiş bir gelişme kaydeden nükleer programından endişe duyuyor.  Nükleer silaha sahip bir İran istemiyoruz. İran, her gün Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP – nükleer anlaşmanın resmi adı) müzakerelerine yeniden başlanmasını geciktiriyor. Nükleer faaliyetlerinin gelişimi, diplomasi fırsatlarını ve anlaşmada üstü örtülü olarak bulunan nükleer silahların yayılmasını önleme ilkesinin kıymetini düşürüyor. Şuan sunulan öneri sonsuza kadar masada kalamaz. Bu nedenle İran rejimi kendisine sunulan fırsatı bir an önce değerlendirmeli.  

-Yemen Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nun geçtiğimiz Nisan ayında ateşkes girişiminde bulunduğunu ilan etmesine rağmen, Husiler tüm uluslararası barış çağrılarını görmezden geldiler. Sizce ülkede kötüleşen insani durum çerçevesinde Husilere yönelik gerçek baskı mekanizmaları var mı?
Husilerin Marib ilindeki saldırısı da dahil olmak üzere Yemen’de devam eden çatışma ve insani kriz konusunda endişeliyiz. Bugünkü (dün) görüşmelerimde sınıra yönelik artan saldırılar karşısında Suudi Arabistan’ın aldığı tedbirleri memnuniyetle karşıladım. Yemen'de uzun vadeli istikrarı sağlamanın ve derinleşen insani krizi ele almanın tek yolunun siyasi bir çözüm olduğunu biliyoruz. Bu yüzden P5 (Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin/BMGK beş daimi üyesi; ABD, Çin, Rusya, İngiltere ve Fransa) ve Yemen Dörtlüsü (ABD, İngiltere, Suudi Arabistan ve BAE) aracılığıyla ve uluslararası toplumla, Husilere diyaloga girmeleri için siyasi baskı uygulamaya çalışıyoruz. Ayrıca BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg’in öncülüğündeki barış sürecini de tam olarak destekliyoruz ve tarafları bu barış sürecine yapıcı bir şekilde katılmaya çağırıyoruz. Bu çerçevede Yemen Başbakanı’nın Aden'e dönüşünü de memnuniyetle karşılıyoruz. Güney Yemen'deki gerilimi azaltmak ve Riyad Anlaşması'nı uygulamak için gerçek bir fırsat olduğundan bu gelişmeleri sahada da görmek istiyoruz.

-Yaklaşık bir hafta önce Körfez ülkeleri ile İngiltere arasındaki serbest ticaret müzakereler başladı. Müzakerelerin başarı şansını ve her iki tarafın da yararlanacağı avantajlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce KİK ülkeleri ile Avrupa Birliği (AB) arasında 20 yılı aşkın süredir devam eden müzakerelerin tuzağına düşmekten nasıl kaçınabilir?
Son birkaç yılımı dünyanın dört bir yanındaki ülkelerle ticaret anlaşmaları yaparak geçirdim. Brexit'in (İngiltere’nin AB’den çıkışı) avantajlarından birinin, Avustralyalı dostlarımızla yaptığımız gibi, ticarette yeni anlaşmalara varmak amacıyla bağımsız bir ulus olarak bize verdiği coşku ve ustalık olduğunu açıklamalarımızda sürekli olarak dile getiriyoruz. Körfez bölgesindeki müttefiklerle güvenlik ve ekonomik ilişkileri güçlendirmenin, İngiltere vatandaşları için iş fırsatları yaratmamıza yardımcı olacağından hiç şüphem yok. Bu nedenle, İngiltere-KİK Serbest Ticaret Anlaşması üzerinde çalışmaya başlamak üzere İngiltere’de yeni bir istişare turu başlatmış olmaktan memnuniyet duyuyorum. KİK, İngiltere’nin önde gelen ticaret ortaklarından biridir. Çünkü İngiltere’nin geçtiğimiz yılki ihracat hacminin 21,9 milyar sterlin, toplam ticaret hacminin ise 30,3 milyar sterlin olduğu tahmin ediliyor. Serbest ticaret anlaşması, güçlü olan ticari ilişkileri daha da güçlendirmek için bir fırsattır. Bölge ülkeleriyle güçlü bağlarımız var.  Hem İngiltere'ye hem de KİK ülkelerine fayda sağlayacak bir serbest ticaret anlaşması yapılması konusunda bizimle aynı arzuyu paylaştıklarını biliyorum.

-Suudi Arabistan ile İngiltere arasındaki savunma ve askeri iş birliğini ve İngiltere’nin özellikle İran’ın bölgedeki istikrarsızlaştırıcı faaliyetleri karşısında Körfez bölgesindeki müttefiklerine yardım etme taahhüdünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bildiğiniz gibi İngiltere ile Suudi Arabistan arasında köklü bir ilişki var. Ticaret, yatırım, savunma, güvenlik ve enerji dahil birçok alanda birlikte çalışıyoruz. Bu ortak zorlukların üstesinden gelmek ve mevcut fırsatlardan mümkün olan en iyi şekilde yararlanmak için çalışmaya devam etmek için bu ilişkiyi sürdürmek ve güçlendirmek istiyoruz.

-İklim Değişikliği Konferansı (COP26) kısa bir süre sonra Glasgow'da yapılacak. Peki, İngiltere’nin bu zirveden sonraki hedefleri neler?
COP26, gezegenimiz önemli bir andır. İngiltere’nin Glasgow şehrinde yapılacak bu zirveyi sabırsızlıkla bekliyorum. COP26 sırasında, ülkelerin iddialı taahhütlerini yerine getirdiklerinden ve Paris'te verilen sözün tutulduğundan emin olmak istiyoruz. Karbon emisyonlarını azaltmak için gerçek taahhütlere ve 2030 yılına kadar bu hedef doğrultusunda ülkelerin yerel düzeyde bir takım katkılarda bulunmalarına ihtiyacımız var.
Ayrıca, gezegenimizin sıcaklığını 1,5 derece düşürme hedefine ulaşmak için enerji, ulaşım, ormanların azalması ve metan gazı olmak üzere dört önemli alanda kesin adımlar atılmasına ihtiyacımız var. Son olarak, 2030 yılına kadar sürdürülebilir bir sistem kuran müzakere edilmiş bir sonuca ulaşmalıyız. Glasgow'daki zirvenin başarılı olması demek tüm dünyanın başarısı demektir. Bu nedenle tüm ülkeler, önümüzdeki birkaç kritik hafta boyunca ve COP26 sırasında ellerinden gelenin en iyisini yapmalılar.



İsrail’in önde gelen 100 düşünürü ‘içsel çöküş’ konusunda uyarıda bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
TT

İsrail’in önde gelen 100 düşünürü ‘içsel çöküş’ konusunda uyarıda bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)

100 önde gelen düşünür, araştırmacı ve eski yetkili, İsrail’in iki kritik seçenekle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu: ‘İsrail ya başarılı bir süper güç olacak ya da çökecek’. Uzmanlar, ülkenin bugün ‘süper güç olabilecek kapasiteye sahip olduğunu, ancak temellerinin paslandığını’ değerlendirdi.

Öneriler, genellikle dış politika ve güvenlik stratejilerinin oluşturulması üzerine çalışmalar yürüten partiler üstü bir kuruluş tarafından gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma kapsamında sunuldu. Maariv gazetesi dün, ‘kuruluş tarafından yakın zamanda gerçekleştirilen araştırmanın, güvenlik tehditlerinin yanı sıra farklı türde bir tehlikeye, içeriden kaynaklanan varoluşsal bir tehdide işaret ettiğini’ bildirdi.

MIND Israel yöneticisi Avner Golov, “Bu temelleri ele almazsak yalnızca bir süper güç olma özelliğimizi kaybetmekle kalmayacağız, bütün yapı çökecek” dedi. Uzmanlar ayrıca, bölgesel ilişkilerde değişikliğe gidilmesini önerdi.

Araştırmaya 100 uzman katılırken, ülkenin önemli ve acil kararlar almasını gerektiren 6 kritik konu belirlendi. MIND Israel Başkanı Amos Yadlin, bu konuları gelecek seçimlerden önce, yani önümüzdeki ekim ayının sonunda kamuoyuna sunmayı planladıklarını belirtti. Yadlin, söz konusu başlıklardan hareketle parti liderlerine yöneltilecek soruların hazırlanması gerektiğini ifade etti. Belirlenen başlıklar şöyle sıralandı: ‘İsrail’in bölgesel konumu, beşerî sermayenin niteliği, ekonomi ile güvenlik arasındaki karşılıklı ilişkiler, yönetişim ve ulusal dayanıklılık, ülkedeki demografik değişimler ve İsrail ile ABD arasındaki ilişkiler.’

dfgthy
Trump ile Netanyahu arasındaki siyasi çıkar çatışması derinleşiyor. (AFP)

Golov, araştırmayı sunarken şu ifadeleri kullandı: “Literatürü inceledik ve uygarlıkların dışarıdan yok edilmediğini, aksine intihar ettiğini gördük. Güçlü olduğu dönemde hiçbir uygarlık dışarıdan işgal edilmedi. Aksine, içeride yaşanan süreçler bu uygarlıkları parçaladı. Birçok kez dışarıdan gelen gelişmeler de tabutlarına çakılan son çivi oldu. Bir uygarlığın yıkımına yol açan reçete; toplumsal birlik duygusunun aşınmasını, devlet kurumlarına duyulan güvenin zedelenmesini, uzun vadeli ulusal çıkarlar yerine kısa vadeli siyasi kazançların tercih edilmesini ve uyum sağlamayı zorlaştıran düşünsel katılığı içeriyor. Bu reçete her İsrailliyi endişelendirmeli. Biz dış politika ve güvenlikle meşgulüz, ancak gözlerimizin önünde yürütülen iç tartışmaların sonucunda zarar göreceğiz. Bizim istediğimiz ve engellemeye çalıştığımız şey de bu.”

Birbirine zıt iki görüş

Golov, araştırmada iki grupla görüştüklerini belirterek şöyle açıkladı: “Gruplardan biri, İsrail’in en zorlu sınavı başarıyla geçtiğini ve dolayısıyla geleceğin daha parlak olduğunu söylüyor. Küresel bir salgına (Kovid-19), toplumsal bir sarsıntıya (hükümetin yönetim ve yargı sisteminde değişiklik yapma planı), 7 Ekim’e ve sonrasında yaşananların tamamına dayanmayı başardık. Buna rağmen ekonomi çökmedi, teknolojimiz öncü konumunu koruyor, ekonomik sistem gelişiyor. Toplumsal açıdan birbirimize destek oluyoruz, güvenlik açısından ise gücümüzün zirvesindeyiz. Dolayısıyla parçalanmanın eşiğinde değiliz. Başka bir ifadeyle İsrail, süper güç olma yolunda ilerliyor.”

İsrailli araştırmacıya göre ikinci grup ise bunun tam tersini savunuyor: “Çöküş süreci şimdiden başladı. Bir kimlik krizi nedeniyle uçurumun eşiğindeyiz. Yönetişim kaybı var, siyasi anlamda olağanüstü durum söz konusu. Onlara göre aslında sonu çöküşle bitecek bir domino sürecinin başlangıcındayız. Peki kim haklı? Bize göre her iki taraf da haklı. Dolayısıyla önümüzde tarihi fırsatlar bulunuyor. İşte tam da bu nedenle paslanmış temellerimizi onarmak zorundayız.”

“Peki halkın bu sorular karşısında ne yapmasını istiyorsunuz?” sorusuna ise Golov şöyle yanıt verdi: “İnsanlara şunu söylüyoruz: Kim kiminle hükümet kuracak, kim kimin karşısında duracak meselesiyle yetinmeyin. Liderlere bu konulardaki planlarının ne olduğunu sorun. Onlardan yanıt talep edin. Yönümüzün nereye olduğuna ve çocuklarımızla torunlarımızın geleceğinin nasıl şekilleneceğine birlikte karar vermek zorundayız. İlk 100 günde derhal harekete geçmeliyiz. Çünkü bu 100 gün içinde yapılmayanları daha sonra hayata geçirmek çok zor olacak. Bu nedenle soruları şimdiden gündeme getiriyoruz.”

sdfgt
 İsrail’in Netzah Yehuda Taburu askerleri, askeri eğitimlerinin sonunda düzenlenen yemin töreninde, 10 Temmuz 2024 (EPA)

Golov sözlerini şöyle sürdürdü: “Hiç kimsenin İsrail’i beklemediğini anlamamız gerekiyor. İran, İsrail’in çevresinde ateş çemberi oluşturma planlarını sürdürüyor. Türkiye, kendisini İsrail karşıtı bölgesel bir süper güç olarak konumlandırıyor. Ülkeler teknolojik kapasitelerini geliştiriyor; dünyada da İsrail’in yerine geçebilecek alternatifler her alanda aranıyor. Biz bu süreci şimdi başlatmak ve geleneksel ‘Demir Duvar’ politikasını geliştirmek zorundayız. Düşmanlarımızın inşa ettiğimiz duvara çarparak etkisiz hale geleceğini düşünmeye alıştık. 7 Ekim’de İsrail halkı, düşmanlarımızı duvarın önünde bekleyemeyeceğini, çünkü onların duvarın arkasında güçlendiğini anladı. ‘Demir Duvar 2’ fikrine geçmemiz gerekiyor. Duvarın diğer tarafındaki gerçekliği şekillendirmeye başlamalıyız. Duvarın hâlâ güçlü olması gerekiyor, ancak yalnızca buna bağlı kalamayız. Başka alanlara da yatırım yapmaya başlamalıyız.”

‘Yalnızca iyi dost ABD’ye güvenmekten vazgeçilmesi’ çağrısında bulunan Golov, “Bölgenin düşmanca bir alan olduğunu ve buna karşı koymanın yolunun duvarlar inşa etmek olduğunu düşünmeye alıştık. Ancak bugün duvarların yanı sıra köprülere de ihtiyacımız var” dedi.


ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
TT

ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)

ABD’nin Teksas eyaletinin Austin kentinde dün bir kişinin Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralandığı bildirildi. Duruma tepki gösteren yerel yetkililer, olayla ilgili soruşturma açılmasını talep etti.

Yetkililer, yaya takibi sırasında açılan ateş sonucu yaralanan kişinin durumunun ciddiyetini koruduğunu ancak stabil olduğunu belirtti. Olayla ilgili mevcut bilgilerin henüz "ön bilgi" niteliğinde olduğu vurgulandı.

Kent Belediye Başkanı Kirk Watson, X platformundan yaptığı paylaşımda, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin göçmenlere yönelik başlattığı baskı politikalarını yürüten ICE ajanlarına atıfta bulunarak, "Austin sokaklarında bir kişinin ICE ajanları tarafından vurulmasından dolayı derin bir öfke ve büyük hayal kırıklığı yaşıyorum" ifadelerini kullandı.

Düzenlediği basın toplantısında Watson, silahlı saldırının Teksas'ın başkentinde ICE operasyonlarında "bir gecede yaşanan ani artışın" ortasında meydana geldiğini belirtti.

Ajans olayla ilgili henüz bir açıklama yapmazken, Austin makamları da vurulan kişinin ismi, yaşı, uyruğu veya ateş açılmasının nedenine ilişkin şu an için ayrıntılı bilgi veremeyeceklerini bildirdi.

Watson, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması sürecine yerel kolluk kuvvetlerinin de dahil edilmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

"Açıkça söyleyebilirim ki, benim bakış açıma göre ICE'ın diğer kurumları dışarıda bırakarak tek başına bir soruşturma yürütmesine güvenmek doğru olmayacaktır."

Kongre Üyesi Greg Casar da bu görüşe destek vererek gazetecilere yaptığı açıklamada, "ICE'ın başka şehirlerde yaşanan silahlı saldırı olaylarında dürüst davranmadığını" dile getirdi.

Casar, ocak ayında Minneapolis'te Rene Goode'un vurulması olayını örnek göstererek, ICE'ın "Goode'un bir federal ajanı ezmeye çalıştığı" yönündeki iddiasının video kayıtlarıyla yalanlandığını hatırlattı.

Casar, "Bu kâbusun kapımıza kadar dayanmış olması dehşet verici" dedi.

İç Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, ağustos ayında ABD genelinde yaklaşık 51 bin düzensiz göçmen gözaltına alındı.

Ağır silahlı ve maskeli ICE ajanları, görevlerini icra ederken ABD vatandaşlarına ateş açmak da dahil olmak üzere başvurdukları sert yöntemler nedeniyle sık sık eleştirilerin hedefi oluyor.

Şarku’l Avsat’ın Texas Tribune gazetesinden aktardığına göre, Mart 2025'te ICE ajanları tarafından öldürülen 23 yaşındaki Ruben Ray Martinez, Trump'ın ikinci başkanlık döneminde kurum tarafından öldürüldüğü bilinen ilk ABD vatandaşı olmuştu.


İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)

İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin c, bugün yaptığı açıklamada, ABD’nin İran’a yönelik yeni bir saldırı düzenlemesi halinde Tahran’ın yeni silahlar kullanacağını ve daha önce saldırıya uğramamış noktaları hedef alacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı’ndan aktardığı habere göre Muhibbi, “Yeni bir saldırı gerçekleşirse savaşın silahlarını ve coğrafyasını kesinlikle değiştireceğiz” dedi. Muhibbi, Tahran’ın uzun süreli bir çatışmaya hazır olduğunu belirtti.

gthyu
Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi (ortada), Tahran'ın batısındaki Kerec'de düzenlenen basın toplantısında (Arşiv-IRNA)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ın aktardığı habere göre Muhibbi, İran’ın olası yeni bir saldırıya karşı hazırlıklı olduğunu açıkladı.

İran Silahlı Kuvvetleri Birleşik Muharebe Komutanlığı dün yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD’nin askeri operasyonlara yeniden başlamaya hazırlandığı yönünde bilgiler aldığını bildirmişti.

Devrim Muhafızları ise bugün ABD’ye ait MQ-1 tipi bir insansız hava aracını (İHA) Hürmüz Boğazı hava sahasında düşürdüğünü açıkladı. Bu, İran’ın son 24 saat içinde düşürdüğünü duyurduğu ikinci ABD İHA’sı oldu.