Birleşik Krallık’ın Sana Büyükelçisi Richard Oppenheim Şarku'l Avsat'a konuştu: Yemen'de çözüm için yeni BM kararını destekleyeceğiz

Birleşik Krallık’ın Sana Büyükelçisi Richard Oppenheim (Fotoğraf: Beşir Salih)
Birleşik Krallık’ın Sana Büyükelçisi Richard Oppenheim (Fotoğraf: Beşir Salih)
TT

Birleşik Krallık’ın Sana Büyükelçisi Richard Oppenheim Şarku'l Avsat'a konuştu: Yemen'de çözüm için yeni BM kararını destekleyeceğiz

Birleşik Krallık’ın Sana Büyükelçisi Richard Oppenheim (Fotoğraf: Beşir Salih)
Birleşik Krallık’ın Sana Büyükelçisi Richard Oppenheim (Fotoğraf: Beşir Salih)

Birleşik Krallık’ın Sana Büyükelçisi Richard Oppenheim, Yemenli tarafların Birleşmiş Milletler (BM) aracılığıyla varacağı her türlü kapsamlı siyasi çözüme meşruiyet kazandıracak yeni bir karara uluslararası toplumun hazır olduğunu belirtti.
Oppenheim, Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda, Güvenlik Konseyi'nin 2015 yılında yayınladığı 2216 sayılı Kararın içeriği ile sahada her gün değişen durum arasında bir boşluk oluştuğunu açıkladı. İngiltere'nin Sana Büyükelçisi, bu durumun yakın zamanda varılacak olan herhangi bir siyasi çözüme yansıyacağına ve aynı zamanda yeni BM elçisinin tüm hız ve ciddiyetle kapsamlı bir barış planı sunmasının muhtemel olduğuna işaret etti. İngiliz büyükelçisi Riyad Anlaşması'nın uygulanmasının önemini vurgularken, geçiş hükümetine parçası oldukları hükümeti desteklemelerini tavsiye etti. Oppenheim, “Şimdi hükümetle işbirliği yapmazlarsa gelecekte siyasi hedefleri için şansları olmayacak. Gündemi geçiştirmenin zamanı değil" dedi.
Oppenheim ayrıca kötüleşen ekonomik durum, hükümetin Aden'e dönüşü, İran'ın ülkedeki olumsuz rolü ve Safer'deki tanker sızıntısı konularına değindi.

Barış sürecini yeniden başlatma çabaları
Büyükelçi Oppenheim, Yemen'deki mevcut durumu "çok korkutucu" olarak nitelendirdiği açıklamasında şunları söyledi: "Ciddi bir kıtlık riski var. Pek çok insanın yiyecek satın alma imkanı yok. Biz bu sorunu ortadan kaldırmanın tek yolunun siyasi bir çözüm ve Yemen'de istikrar ve insani krizle başa çıkmak olduğuna inanıyoruz. Husileri diyaloğa katılmaya teşvik etmek için beş daimi üye ülke ve uluslararası dörtlü aracılığıyla uluslararası toplumla yakın bir şekilde çalışıyoruz. BM’nin yeni Yemen Özel Elçisi Hans Grundberg'in barış sürecini yeniden başlatma ve tarafları istişarelere olumlu katkı sağlamaya teşvik etme çabalarını tam olarak destekliyoruz.”
İngiliz büyükelçisine göre, bugün Güvenlik Konseyi tarafından 2015 yılında yayınlanan 2216 sayılı Karar ile şu anda sahadaki durum arasında bir boşluk var.
Oppenheim, “Taraflar arasındaki herhangi bir siyasi çözümde, bu anlaşmayı yansıtan yeni bir karara ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum, ancak kararın anlaşmayı yansıtması gerekiyor, tersi bir durum değil. Anlaşmadan önce kararın içeriğinden bahsetmek mümkün. Uluslararası toplumun, taraflar arasındaki bir anlaşmaya uluslararası meşruiyet kazandırmak için uygun zamanda yeni bir karara hazır olduğundan eminim. Yeni bir kararın alınması, BM Yemen Özel Elçisinin işi; çünkü bu konuda uluslararası toplumu o temsil ediyor.”

Yeni BM elçisinin başarılı olma ihtimali
Yeni BM elçisinin Yemen dosyası hakkında sahip olduğu önceki bilgilerin kendisine çok yardımcı olacağına inandığını söyleyen Oppenheim, “Şu anda tüm tarafları ve görüşleri dinliyor. Böylece, uluslararası toplumun desteğiyle, taraflara siyasi bir çözüm elde etme fırsatı verebilecek bir barış süreci planı geliştirecek. Ama sonuçta anlaşma Yemenliler arasında olmalı, dışarının bunda rolü olmamalı. Anlaşma Yemenlilerin elinde ve biz sadece onları destekliyoruz" diye konuştu.
Mevcut çabaların önceki yıllarda elde edilenlere dayandığını belirten İngiliz büyükelçisi, “Kuşkusuz biz sıfırdan başlamıyoruz, Hans da öyle. Hans bütün çalışmalarını geçmiş yıllarda yapılan tüm çalışmaların üzerine inşa edecek ve sahadaki durumun her gün değiştiğini ve bu nedenle bunun dikkate alınması gerektiğini unutmamalıyız. Yemen'de çok siyasi taraf olmasına ve herkesin taraflar arasında kapsamlı bir süreç istemesine rağmen elçinin bu süreçte titizlikle ve süratle çalışacağına inancımız tamdır."

Husilerin askeri tırmanışı sürdürmesi
İngiliz Büyükelçi, Yemen'deki savaşın devam etmesi ve insani ve ekonomik kriz konusunda ülkesinin derin endişesini yineledi. Büyükelçiye göre İngiltere, Marib'e yönelik Husi saldırısı ve hiçbir şekilde kabul edilemez olarak nitelendirdiği sınır ötesi saldırılar konusunda da endişeli.
Oppenheim, “Saldırı durdurulmalı ve sivillerin güvenliği bir öncelik olmalı. Husiler de dahil olmak üzere tüm tarafların uluslararası insani yasalara saygı gösterme sorumluluğu var. Biz ve beş daimi üye ülke, Husileri siyasi hedeflere ulaşılması için başlatılan siyasi diyaloğa katılmaya çağırıyoruz. Bunu sağlamanın yolu diyalogdan geçiyor."

Kötüleşen ekonomik durum
Yemen'de kötüleşen ekonomik duruma ilişkin değerlendirmede bulunan Richard Oppenheim, Yemen halkına temel hizmetlerin sağlanması ve toplanan gelirlerle çalışanların maaşlarının ödenmesi konusunda Yemen hükümetinin sorumluluğunu hatırlattı.
Oppenheim, “Yemen ekonomisindeki mevcut temel sorun, para birimine, bir bütün olarak ekonomiye ve merkez bankasına olan güven eksikliğidir. Başbakanın bu sorunla başa çıkmak için iyi bir planı olduğunu biliyoruz ve biz onu destekliyoruz. Bazı bakanlarla birlikte Aden'e dönmesi iyi oldu" dedi.
İngiliz büyükelçi mevcut paranın doğru kullanılmasını sağlamak ve ekonomiye olan güveni yeniden tesis etmek için ekonomik reformların desteklenmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

İran'ın Yemen'deki rolü
Birleşik Krallık’ın Yemen büyükelçisi, İran'ın Husileri füzeler ve başka silahlarla destekleyerek Yemen'deki ve bir bütün olarak bölgedeki istikrarsızlığa verdiği zararın, durumu daha da kötüleştirdiğini, Birleşmiş Milletler’in barış çabalarını zorlaştırdığını ve Suudi Arabistan’ın güvenliğini tehdit ettiğini söyledi.
Sana Büyükelçisi Richard Oppenheim, “Bu konuları doğrudan İran hükümetiyle görüştük ve endişelerimizi Birleşmiş Milletler aracılığıyla da dile getirdik. Bu bağlamda İran'ı Yemen'de olumlu bir rol oynamaya çağırıyoruz. İran Dışişleri Bakanlığı da bizzat Birleşmiş Milletler'in çabalarını desteklediğini açıkladı. Bu nedenle İran'ı bu taahhüdünü uygulamaya ve Yeni Yemen Özel Elçisinin ateşkes ve barış müzakereleri konusundaki çabalarını desteklemeye çağırıyoruz. İran’ı ayrıca BM elçisi ve barış süreci ile olumlu bir şekilde ilgilenmesi için Husileri teşvik etmeye davet ediyoruz.”

Safer petrol tankeri  
Büyükelçi Oppenheim, Yemen'in Hudeyde kıyılarında demirlenmiş olan Safer tankerinden petrol sızıntısı riskine ilişkin İngiliz hükümetinin finansörlüğünde bir araştırmanın yapıldığını ve bu araştırmaya göre Safer petrol tankerinde meydana gelmesi beklenen sızıntının Exxon Valdez’den dört kat daha fazla olacağını açıkladı. Bu çok büyük bir risk.
Bu muhtemel felaketin maliyetinin 20 milyar dolardan fazla zarara mal olması, Yemen halkının hayatına çok kötü etki etmesi, temiz su sorununa ve balıkçılığın durmasına neden olması bekleniyor.
Hudeyde'deki fabrikalar da uzun süre kapalı kalacak ve söz konusu muhtemel felaket sadece çevre için değil Yemen halkı, Suudi Arabistan, Umman ve Afrika'daki bazı komşu ülkeler için de geçerli olacak.
İngiliz Büyükelçi, “Bu dosyayı bitirmemizin çok önemli olduğunu biliyoruz ve şu anda sorunu çözmeden önce herhangi bir sızıntı durumuna karşı acil durum planları geliştirmek üzere Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışıyoruz. Husileri Birleşmiş Milletler ile sorunu çözmeye ve uzmanların tankeri ziyaret edip teftişlerde bulunmalarına izin vermeye çağırıyoruz.” dedi.

İngilizlerin Yemen'deki insani rolü
Büyükelçi, Yemen'in dünyanın en büyük insani krizlerinden birini yaşamaya devam ettiğini ve nüfusun yüzde 88'inin yardıma ihtiyacı olduğunu açıkladı.
Ülkesinin bu krize müdahalede büyük rol oynadığına işaret eden Oppenheim, “Savaşın başlangıcından bu yana bir milyar pounddan fazla yardım taahhüdünde bulunduk ve bu yıl 87 milyon pound yardım sağlayacağız. Bu destek ayda 140 bin ihtiyaç sahibi aileye gıda sağlayacak, 400'den fazla sağlık merkezine destek olacak ve 1,6 milyondan fazla kişiye temiz su temin edecektir. Ayrıca, gıda satın alımı için nakit desteği sağlayarak ihtiyaç sahibi 1,5 milyon aileyi destekleyecek ve tarafları yol kısıtlamalarını kaldırmaya teşvik etmek ve insani yardımın ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını sağlamak için diğer bağışçılarla birlikte çalışacağız.” diye konuştu.
Destek azalırken krizin devam etmesinin yardım ihtiyacını artıracağı konusunda uyarıda bulunan Oppenheim, “Bir boşluk var, çünkü dünyada başka krizler var. İngiltere'de "Para ağaçta yetişmez" deriz. İngiltere veya diğer herhangi bir ülke için belli bir sınır vardır. Koronavirüs pandemisi ile dünya ekonomilerinin yükü arttı. Savaş uzadığında bu boşluk kesinlikle büyüyecek çünkü sahadaki durum kötüleşiyor ve yardım için sağlanan miktarlar aynı kalıyor veya azalıyor.” açıklamalarında bulundu.

Riyad Anlaşması ve Güney Sorunu
Richard Oppenheim, Riyad Anlaşması'nın uygulanmasının çok önemli bir nokta olmaya devam ettiğini vurgulayarak, güneyde güvenlikteki bozulmanın ekonomiyi etkilediğine dikkati çekti. Tarafları olumlu bir şekilde anlaşmaya devam etmeye ve uygulamaya çağırıyoruz diyen İngiliz büyükelçi, “Çünkü bu anlaşma, güney Yemen'de istikrarı ve güvenliği yeniden sağlamak ve yaklaşan barış görüşmeleri için bir hükümet heyetinin mevcudiyetini temin etmek için en iyi fırsat. Güney meselesine gelince, geçiş hükümetinde olup ülkeyi bölmek isteyenler öncelikle hükümete destek vermeliler, çünkü onlar da hükümetin bir parçası. Şimdi hükümetle işbirliği yapmazlar, temel hizmetleri sağlamak ve maaşları ödemek için tek bir ekip olmazlarsa gelecekte siyasi hedeflerine ulaşma şansları olmayacak. Yemen'de önce bir devlet ve hükümet olmalı, sonra ülkenin geleceği hakkında konuşulabilir ve Yemenlilerin kendi geleceklerine karar vermesine izin verilebilir. Hükümetin yokluğunda bunu gerçekleştirmenin imkanı yok, bu gündemi geçiştirmenin zamanı değil.” ifadelerini kullandı.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Rusya Suriye sahilinde kalıyor ancak misyon değişiyor

Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)
Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)
TT

Rusya Suriye sahilinde kalıyor ancak misyon değişiyor

Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)
Mutabakat, askeri üs ve tesislerin işlevini yeniden tanımlayarak, bunların Şam ile Moskova arasında ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürülmesini öngörüyor. (Independent Arabia)

Mustafa Rüstem

Rusya’ya ait bir gemi konvoyunun Suriye’nin batısındaki Tartus’a ulaşmasıyla birlikte, Rusya’nın Akdeniz kıyısındaki iki üssünden birinin bulunduğu bu limana Moskova-Şam mutabakatının ardından gelen ilk gemilerin ne taşıdığı gündeme geldi. Söz konusu mutabakat, Rusya’nın Suriye topraklarındaki varlığının geleceğine ilişkin düzenlemeleri içeriyor.

Rus konvoyunda yer alan dört gemi, bu ayın 7’sinde Akdeniz’e ulaştı. Rus çarlarının, 2024’ün sonlarında başlıca müttefikleri olan Suriye eski Devlet Başkanı Beşşar Esed’in devrilerek Moskova’ya kaçmasının ardından da Akdeniz’deki varlığını korumaya çalıştığı biliniyor.

Askeri-teknik iş birliği

Deniz istihbarat şirketi Sea Max’in uydu görüntüleri üzerinden yaptığı ilk incelemeye göre Rusya’ya ait Sparta ve ikmal gemisi Akademik Paşin konvoyda yer aldı. Reuters ise konvoydaki iki gemiyi görüntülerken, Rus petrol tankeri General Skobelev’in Suriye açıklarında demirlediğini ve boşaltma operasyonu sırasında limanın üzerinde bir gözetleme balonunun uçtuğunu bildirdi.

Bu sırada Sparta gemisi, Hmeymim ve Tartus üslerine gönderilen mühimmatın da bulunduğu malzemeleri boşalttı. Konvoydaki dördüncü gemi ise Rusya’ya ait Amiral Levçenko destroyeri. Konvoyun Cebelitarık Boğazı’nı geçerek Akdeniz’e yönelmesi ve gemilerin sinyal yayınlarını kesmesinin ardından, uydu takibiyle Suriye kıyılarına ulaştıkları doğrulandı.

Rus siyasi işler uzmanı Dr. Roland Bijamov yaptığı değerlendirmede, Rus gemilerinin faaliyetlerinin iki ülke arasındaki yeni ilişkiler ve ikili iş birliği çerçevesinde, askeri-teknik iş birliğinin yeni bir modeli kapsamında yürütüldüğünü söyledi. Bijamov, Suriye Genelkurmay Başkanı’nın Hmeymim Üssü’ne gerçekleştirdiği ilk ziyaretin, tarafların son dönemde vardıkları anlaşmaları fiilen uygulama aşamasına geçtiğini gösterdiğini belirtti.

 Rusya Akdeniz'den çekilmeyecek, Akdeniz'e kıyısı bulunan iki Suriye üssünde varlığını sürdürecek (Independent Arabia)
Rusya Akdeniz'den çekilmeyecek, Akdeniz'e kıyısı bulunan iki Suriye üssünde varlığını sürdürecek (Independent Arabia)

Bijamov’a göre Rusya Akdeniz’den çekilmeyecek; Tartus ve Hmeymim’deki varlığını sürdürecek, ancak buradaki faaliyetlerini ortak eğitim merkezleri ve lojistik merkezler şeklinde yeniden yapılandıracak.

Rusya’nın yeni Suriye ordusuna silah tedariki konusunda ise Bijamov, bunun mümkün olduğunu ancak sürecin kademeli ve pratik şekilde ilerleyeceğini, ilk aşamada Şam yönetimine yeni ordunun ihtiyaç duyduğu yedek parçalar ile askeri teçhizat bileşenlerinin sağlanmasıyla sınırlı kalacağını ifade etti.

Rus gemilerinin gelişinin, Suriye Genelkurmay Başkanı’nın Rus üssüne gerçekleştirdiği askeri heyet ziyarete paralel olarak gerçekleştiğine dikkat çeken Bijamov, iki gelişmenin aynı sürecin birbirine bağlı parçaları olduğunu belirtti. Bijamov’a göre Moskova, yeni koşullar altında varlığını sürdürürken, Şam da diğer uluslararası aktörlere karşı elini güçlendiren bir konum elde ediyor. Sürecin temelinde ise pragmatizm ve ortak çıkarlar bulunuyor.

Mutabakat ve Rusya’nın varlığı

Suriye-Rusya ilişkilerini takip eden uzmanlara göre, gerçekleşen gelişmeler Şam’ın dış politikasında, Suriyelilerin hafızasında önemli yer tutan en karmaşık meselelerden birinin çözümü açısından yeni bir adım oluşturuyor. Böylece iki taraf arasındaki eski düşmanlık, barış ve karşılıklı çıkar ilişkisine dönüştürülürken, uzun süre Rusya’nın mutlak nüfuzu altında bulunan bir bölgede Suriye egemenliğinin yeniden tesis edilmesi hedefleniyor.

Suriye Genelkurmay Başkanı’nın Rus üslerine yaptığı ziyaretin ardından Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani de cuma günü Lazkiye Uluslararası Havalimanı’nı ziyaret etti. Şeybani’ye Genelkurmay Başkanı, deniz ve hava kuvvetleri komutanları ile askeri istihbarat başkanı eşlik etti. Heyet, mutabakatın uygulanmasına ilişkin süreci takip etmek ve üzerinde anlaşmaya varılan uygulama adımlarının ne aşamada olduğunu değerlendirmek üzere bazı Rus yetkililerle bir toplantı gerçekleştirdi.

Moskova ile Şam arasında Rusya’nın iki üssünün geleceğine ilişkin müzakereler bir buçuk yılı aşkın süre devam etti. Taraflar, sivil nitelikteki tesislerin yönetiminde Suriye egemenliğini güvence altına alan bir anlaşmaya vardı. Buna göre Hmeymim Havalimanı ve Tartus Limanı’ndaki dördüncü ticari rıhtım gibi tesislerin kademeli olarak yeniden işletmeye alınması ve sivil yatırımlara açılması öngörülüyor.

Buna karşılık mutabakat, askeri nitelikteki tesislerde Rusya’nın varlığını yeniden düzenlerken, Akdeniz kıyısındaki bu bölgede Suriye’nin ulusal egemenliğini de güvence altına alıyor. Suriye Dışişleri Bakanlığı’nın konuya ilişkin açıklamasına göre yeni düzenlemelerin uygulanması için üç ayı aşmayacak net bir takvim belirlendi.

Eğitim ve silahlandırma

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’nın haberine göre taraflar, 9 Ağustos’ta imzalanan mutabakat kapsamında askeri üs ve tesislerin işlevlerini yeniden düzenleyerek bunları ortak eğitim ve yetiştirme merkezlerine dönüştürme konusunda anlaşmaya vardı.

Askeri analist Ahmed Kabalan yaptığı açıklamada, anlaşmanın yeni Suriye ordusuna teknik destek sağlanmasının yanı sıra eğitim ve yetiştirme faaliyetlerine katkıda bulunmasının önünü açtığını söyledi. Kabalan, özellikle Şam’ın kurtarılmasının ilk günlerinde İsrail hava saldırılarında imha edilen ağır araçların ve hava savunma sistemlerinin onarımı konusunda iş birliği yapılabileceğini ifade etti.

Kabalan’a göre bunun karşılığında Moskova Akdeniz’deki iki üssünü koruyacak. Tartus Üssü’nün, Rusya’ya Akdeniz’in güney kesimindeki NATO faaliyetlerini izleme imkânı sağlaması nedeniyle önemli olduğunu belirten Kabalan, üssün kaybedilmesinin bölgedeki güç dengesini etkileyebileceğini, ayrıca farklı ülkelerde yürütülecek operasyonlar için bir ikmal ve hareket noktası niteliği taşıdığını ifade etti.

Suriye Gelecek Hareketi ise yayımladığı açıklamada, mutabakat hükümlerinin uygulanmasının hızlandırılması çağrısında bulundu. Açıklamada, açık bir uygulama planı, kesin takvimler ve askeri tesislerin sivil ve eğitim merkezlerine fiilen dönüştürülmesini denetleyecek mekanizmalar oluşturulması istendi. Ayrıca Lazkiye Havalimanı ve Tartus Limanı’nın geliştirilmesine yönelik kapsamlı bir plan hazırlanması ve geri alınan tesislerin yönetiminde şeffaflığın artırılması, işletme faaliyetleri ve gelirler konusunda düzenli raporlar yayımlanması talep edildi.

Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı

Moskova, 2011’de Suriye’de halk hareketinin başlamasının ardından ülkenin içişlerine doğrudan müdahil oldu. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Rusya, Çin’le birlikte Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisini kullanarak Esed yönetimi ile muhalifler arasındaki çatışmaları sona erdirecek uluslararası kararların önünü kesti.

Askerî açıdan Rusya’nın Suriye’deki varlığı 2015’te önemli ölçüde arttı. Moskova, önceki Suriye yönetimine silah ve teknoloji desteği sağlarken, Hmeymim ve Tartus’taki faaliyetlerini genişletti; ayrıca ülkenin farklı bölgelerinde çok sayıda askeri üs ve nokta kurdu.

Esed’in devrilmesine kadar devam eden bu varlığın ardından, muhaliflerin 27 Kasım 2024’te Halep’e yönelik operasyon başlatmasıyla Rusya, kentteki son askeri noktası olan Esed Askeri Akademisi’nden personelini çekti. Rusya ayrıca ağır araçlarını ve gelişmiş savunma sistemlerini batıdaki Hmeymim ve Tartus üslerine taşıdı ve varlığını korumak amacıyla diplomatik çözüm arayışlarına yöneldi.