Lübnan Kuvvetleri Başkanı Caca’nın soruşturulması çağrısı tepki yarattı

Lübnan Kuvvetleri Başkanı askeri yargıyı eleştirdi. Rai ise yargının taraflı olduğu iddialarını reddetti.

 Maruni Patriği Rai, 22 Ekim’de ordu komutanı General Joseph Avn’ı (sağında) ve beraberindekileri kabul etti. (Maruni Patrikhanesi internet sitesi)
Maruni Patriği Rai, 22 Ekim’de ordu komutanı General Joseph Avn’ı (sağında) ve beraberindekileri kabul etti. (Maruni Patrikhanesi internet sitesi)
TT

Lübnan Kuvvetleri Başkanı Caca’nın soruşturulması çağrısı tepki yarattı

 Maruni Patriği Rai, 22 Ekim’de ordu komutanı General Joseph Avn’ı (sağında) ve beraberindekileri kabul etti. (Maruni Patrikhanesi internet sitesi)
Maruni Patriği Rai, 22 Ekim’de ordu komutanı General Joseph Avn’ı (sağında) ve beraberindekileri kabul etti. (Maruni Patrikhanesi internet sitesi)

Lübnan’da Tayyuna olaylarına adı karışan Lübnan Kuvvetleri Partisi’nin lideri Samir Caca’nın askeri mahkemede hükümet komiseri Fadi Akiki huzurunda ifade vermeye çağrılması, adli açıdan tepkilere neden oldu. Cumhuriyet Savcılığı, Caca’nın askeri yargıya yönelik eleştirileri ve Hizbullah ile ittifak yapmakla suçlaması ile eşzamanlı yaptığı açıklamada ister ordu istihbaratı ister yargı organları olsun gerekli merciinin belirlenmesi için bekleme çağrısı yaptı.
Askeri mahkeme komitesi Caca’nın, 22 Ekim Perşembe günü Tayyuna bölgesinde 7 kişini ölümüne yol açan gerginliklerle ilgili ifadesini dinlemek için çağrılmasına karar vermişti. Yargıç Akiki, Caca’yı çağırmakla ve ifadesini almakla Ordu İstihbarat Soruşturma Birimi’ni görevlendirdi. Caca ise perşembe akşamı yaptığı açıklamada Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın kendisinde önce dinlenmesini şartıyla Akiki’nin huzuruna çıkmaya hazır olduğunu bildirdi.
Yerel medya organları 22 Ekim’de, Cumhuriyet Savcısı Gassan Uveydat’ın hükümet komiseri Yargıç Fadi Akiki’nin Lübnan Kuvvetleri Partisi liderini çağırma kararını üç gün süreyle ertelediğini bildirdi.
Ancak Cumhuriyet Savcılığı kararın ertelendiğini yalanladı. Cumhuriyet Savcısı Gassan Uveydat yaptığı açıklamada dolaşan haberlerin ‘yalan’ olduğunu belirterek “Bu şekilde bir karar verilmemiştir” dedi.
Savcılık tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Askeri mahkemedeki hükümet komiserinin İstihbarat Müdürlüğü’nü Lübnan Kuvvetler Partisi liderini dinlemek üzere görevlendirmesi, herhangi bir zaman sınırlaması belirtilmeden, görevin istihbarat biriminde mi yoksa görevli yargıçta mı olduğunu öğrenmek üzere ilgili makamların takibini gerektirmektedir.”
Lübnan yasalarına göre Cumhuriyet Savcılığı, r tüm kamu kovuşturmalarına başkanlık ediyor. Askeri yargı da dahil olmak üzere diğer savcılar tarafından verilen tüm kararların fesih yetkisi olan Cumhuriyet Savcılığı tarafından incelenmesi gerekiyor.
Caca, geçen perşembe günü bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada askeri yargıya olan güvensizliğini dile getirdi. Yargıç Akiki’nin ‘Hizbullah’ın komiseri’ olduğunu savundu. Caca, 22 Ekim’de de Twitter üzerinden yaptığı açıklamada da “Meşru bir Lübnan partisinin başkanı olarak yasalara tabiyim. Ancak adaletin yerinde olması için yargının ülkedeki tüm taraflarla hukuka bağlı oldukları temelinde ilgilenmesi gerekir” ifadelerini kullandı. (Hizbullah’a atıfla) Ayn er-Rummane olaylarındaki ana tarafın, kendisini hukukun üzerinde gördüğünü belirten Samir Caca, “Ne yazık ki askeri yargı da bu inancı bugüne kadar sürdürmüştür” dedi.
Kriz sürerken Lübnan Katolik Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara Butros er-Rai de yargının bağımsızlığına desteğini belirtti. Yargının taraflı olduğunu reddettiğini dile getirdi.
Bkerke’ye yakın kaynaklar, 22 Ekim’de Maruni Patriği Rai ile ordu komutanı General Joseph Avn arasında görüşme gerçekleştiğini duyurdu. Bu bağlamda kaynaklara göre Rai, General Avn’a ‘askeri teşkilata ve yargının bağımsızlığına mutlak destek verdiğini ve soruşturmanın herhangi bir tarafa bağlı olmaksızın tüm tarafları kapsaması gerektiğini’ söyledi. Kaynakların Şarku’l Avsat’a aktardığı bilgilere göre Rai açıklamasında “Yargı, herkes için adaleti takip etmekte ve bir tarafa bağlı olmamak kaydıyla tüm faillerden hesap sormaktadır” ifadesini kullandı. Kaynaklar Rai’nin tavrının ilkeli olduğunu, ayrımcılık yapmadığını, ‘adaletin ve hukukun her şeyden önce olmasını’ ve faillerden hesap sorulmasını savunduğunu bildirdiler.
Rai, 22 Ekim’de Bkerki’de ordu komutanı ile ülkedeki son güvenlik gelişmelerini ve askeri kurumun koşullarını görüştü. Maruni Patriği, ordunun ve güvenlik güçlerinin ‘güvenliği kontrol etme, sokaklarda tüm ülkenin ve tüm vatandaşların güvenliğini tehdit eden kanunsuzluğu önlemede’ açısından da rolüne övgüde bulundu.
Caca konusu, yargının yanı sıra siyaset arenasında da tartışmalara neden oldu. Öyle ki Lübnan Kuvvetleri Partisi mensupları, soruşturmayı siyasallaştırmaya yönelik endişelerini dile getirdiler. ‘Güçlü Cumhuriyet’ bloğundan milletvekili Macid Eddy Abi el-Lama, “Tehdit ve gözdağı ile ülke üzerine kontrollerini dayatmak istiyorlar” dedi. “Bir mağdur, bir saldırganla nasıl eşit sayılabilir?” diye soran milletvekili, Hizbullah’ın ‘güçle Lübnanlılara iftira atan ve zorbalık yapan bir parti’ olduğunu savundu.
Diğer yandan ‘Güçlü Cumhuriyet’ bloğundan milletvekili İmad Vakim şu değerlendirmelerde bulundu:
“Lübnanlılar yıllarca mücadele etmediler. Şehitleri, Hizbullah benzer bir rejimi dayatmaya çalışana kadar Suriye güvenlik sisteminden kurtulmak için Lübnan direnişçileri, vatandaşlar, cumhurbaşkanları, başbakanlar, politikacılar, din adamları ve medya mensupları olarak sundular. Hizbullah’ın meseleleri Lübnanlılara yükleyerek ve onlara zorbalık ederek tecrit etme ve hedef alma girişimlerini durdurun.”
Aynı şekilde İran Dini Lideri’nin Lübnan’daki Temsilcisi Şeyh Muhammed Yazbek de şunları söyledi:
“Adil, şeffaf ve politik olmayan bir soruşturma haricinde tatmin olmayacağız. Devletten ve yargıdan Tayyuna katliamıyla ilgili şeffaf bir soruşturma talep ediyoruz. Hristiyan halkımız ve onların Müslüman ortakları sadece devletin koruması altındadır. Ulusal egemenliğimizi, sınırlarımızı ve deniz kaynaklarımızı korumaktan gurur duyduğumuz milli ordumuzla hepimiz el ele ve omuz omuzayız.”
Yüksek Şii İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib de şu açıklamada bulundu:
“Devlet, masum vatandaşların kanına karışanları ortaya çıkaran tarafsız soruşturmalar yürüterek bir devlet olduğunu kanıtlamalıdır. Onların kanlarının boşa harcanmasını kabul etmeyeceğiz. Faillerin adil bir şekilde cezalandırılması ve arkasındaki tarafların açık bir şekilde belirlenmesi dışında tatmin olmayacağız.”



Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
TT

Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)

Husilerin kontrolündeki bölgelerde sağlık sistemindeki kötüleşme sürerken, sağlık çalışanlarına yönelik ihlallerin artması ve temel sağlık hizmetlerini etkileyen krizlerin derinleşmesi, 10 yılı aşkın süredir devam eden savaşın siviller üzerindeki baskısını gözler önüne seriyor.

Doktorlar ve sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı operasyonlarının arttığı bir dönemde, temel ilaçların temin edilememesi nedeniyle binlerce kronik hastanın mağduriyeti büyüyor. Buna çevresel krizlerin de eklenmesi, başkent Sana’da salgın hastalık riskini artırıyor.

Sana ve İb vilayetlerinde aynı anda yaşanan üç ayrı kriz, sağlık sektöründeki tablonun daha da ağırlaştığını ortaya koyuyor. İnsan hakları kaynakları, Husileri sağlık çalışanlarını keyfi şekilde gözaltına almaya devam etmekle suçlarken, kronik hastalar hayat kurtarıcı ilaçların bulunamamasından şikâyet ediyor. Öte yandan kanalizasyon sularının taşması ve su kaynaklarının kirlenmesi nedeniyle binlerce kişi artan sağlık riskleriyle karşı karşıya bulunuyor.

Gözlemcilere göre bu gelişmeler yalnızca sağlık hizmetlerindeki gerilemeyi değil, aynı zamanda Husilerin kontrolündeki bölgelerde insani krizin daha da derinleşeceğine işaret ediyor. Sağlık alanındaki nitelikli personelin bölgeden ayrılmayı sürdürmesi ve sağlık tesislerinin temel ihtiyaçları karşılama kapasitesinin giderek zayıflaması da endişeleri artırıyor.

Doktorların kaçırılması

Yemen’in Husilerin kontrolündeki başkenti Sana ile İb vilayetinde doktorlar ve sağlık çalışanlarını hedef alan uygulamalarda dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Husi yönetimi, sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı ve zorla kaybetme politikasını sürdürmekle suçlanıyor.

Konuya ilişkin bilgi sahibi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husi silahlı unsurlarının son dönemde Sana ve İb’de çok sayıda doktor ve sağlık çalışanının evine ve iş yerine baskın düzenlediğini belirtti. Kaynaklar, gözaltına alınan kişilerin ailelerine nerede tutuldukları ya da hangi gerekçeyle gözaltına alındıkları konusunda herhangi bir bilgi verilmeden bilinmeyen yerlere götürüldüğünü aktardı.

Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)

Son olayda, ortopedi uzmanı ve eklem cerrahı Dr. Macid el-Hazzan, Sana’da gözaltına alındı. Bu durum, doktorun hastaları için planlanan çok sayıda ameliyatın ertelenmesine yol açtı.

El-Hazzan yayımladığı videoda, neden gözaltına alındığını bilmediğini ifade ederek, hastaları ve vatandaşların haklarını savunmasının hedef alınmasına neden olduğunu söyledi.

Doktora yakın kaynaklar ise daha önce kalp anjiyosu geçiren el-Hazzan’ın düzenli tıbbi takibe ihtiyaç duyduğunu belirterek, gözaltı sürecinde hayatının risk altında olabileceği uyarısında bulundu. Kaynaklar, doktorun güvenliğinden Husileri sorumlu tuttu.

Bu olaydan birkaç gün önce de ortopedi uzmanı Dr. Lebib Baabad, İb vilayetinde açtığı özel tıp merkezinin ardından gözaltına alınmıştı. Husi silahlı unsurlarının merkeze baskın düzenleyerek Baabad’ı, yıllar önce örgütün el koyduğu el-Menar Doktorlar Hastanesi’ni yöneten bir Husi yetkilisinin ihbarı üzerine bilinmeyen bir yere götürdüğü bildirildi.

Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

                           Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

El-Udeyn Devlet Hastanesi Radyoloji Bölüm Başkanı Dr. Mustafa Paşa da mali haklarının ödenmesini talep etmesinin ardından haftalardır gözaltında tutuluyor. Öte yandan, Husiler yaklaşık iki yıldır Dr. Ali el-Mudvahi’yi, serbest bırakılması yönündeki tekrarlanan çağrılara rağmen tutuklu bulundurmaya devam ediyor.

Sağlık sektöründe görev yapan çalışanlar, söz konusu ihlallerin daha fazla nitelikli sağlık personelinin Husilerin kontrolündeki bölgeleri terk etmesine ya da mesleğini bırakmasına yol açtığını belirtiyor. Bu durumun, zaten ciddi personel ve imkân yetersizliği yaşayan sağlık sistemini daha da zayıflattığı ifade ediliyor.

Hastaların hayatına yönelik tehdit

Sağlık çalışanlarının hedef alınmasına paralel olarak, İb vilayetinde binlerce hasta, diyabet ilaçlarının yaklaşık üç aydır temin edilememesi nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıya bulunuyor.

Sağlık kaynakları, ilaç stoklarının tükenmesi ve yeniden temin edilmesine yönelik herhangi bir çözüm bulunamaması nedeniyle 5 binden fazla hastanın temel olarak bağımlı olduğu ücretsiz tedaviden mahrum kaldığını belirtti.

Kaynaklar, tıbbi malzeme ve ilaç sevkiyatlarının aksamasıyla krizin son haftalarda daha da derinleştiğini ifade ederek, mevcut durumun devam etmesinin hastaların hayatını tehdit ettiği ve ölümle sonuçlanabilecek ciddi komplikasyon riskini artırdığı uyarısında bulundu.

Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)

Kaynaklar, ilaçların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasının engellenmesinden Husi yetkilileri sorumlu tutarak, krizin nedenlerini ortaya çıkaracak ve tedavilerin herhangi bir müdahale olmaksızın hastalara ulaştırılmasını sağlayacak bağımsız bir soruşturma çağrısında bulundu.

İb vilayetindeki hastalardan biri, insülini eczanelerden maddi gücünü aşan fiyatlarla satın almak zorunda kaldığını belirterek, ilacın bulunamaması nedeniyle zaman zaman günlerce düzenli dozlarını alamadığını söyledi.

İb’in el-Udeyn ilçesinde diyabet hastası bir çocuğun annesi ise tedaviyi karşılayabilmek için defalarca borç almak zorunda kaldığını ifade etti. Süregelen ilaç kesintisinin oğlunun hayatını tehlikeye attığını belirten anne, diğer bazı hastaların da ellerindeki ilaçları daha uzun süre kullanabilmek için dozlarını azaltmaya başladığını, ancak bunun ciddi sağlık komplikasyonlarına yol açabileceğini kaydetti.

Uzmanlar ise kronik hastalık ilaçlarının temin edilememeye devam etmesinin yalnızca hastaların hayatını tehdit etmediğini, aynı zamanda komplikasyon ve ölüm oranlarını artırdığını, zaten sınırlı imkânlarla çalışan hastaneler üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştırdığını belirtiyor.

Çevresel sorun

Husilerin kontrolündeki başkent Sana’da, es-Suneyne mahallesinde binlerce kişi, kanalizasyon sularının iki haftadan uzun süredir sokaklara taşması nedeniyle giderek büyüyen çevre ve sağlık kriziyle karşı karşıya bulunuyor. Sorunun çözümü için herhangi bir müdahalede bulunulmadığı belirtiliyor.

Mahalle sakinleri, biriken kanalizasyon sularının kötü kokuların yayılmasına ve böceklerin çoğalmasına yol açtığını, vatandaşların hareketlerini engellediğini, ayrıca ev ve ticari işletmelere zarar verdiğini ifade ediyor. Sakinler, içme suyu kaynaklarının kirlenmesinden de endişe duyuyor.

Bazı bölge halkı, evlerine ulaşan suyun renginde değişiklik fark ettiklerini ve sudan kötü kokular geldiğini belirterek, içme ve yemek yapma amacıyla bu suyu kullanmayı bıraktıklarını söyledi. Vatandaşlar, bunun yerine tüketilebilir su satın almak zorunda kaldıklarını, bunun da zorlu ekonomik koşullar altında geçim yüklerini daha da artırdığını dile getirdi.

Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)

Halk sağlığı uzmanları, atık suların birikmeye devam etmesinin kolera ve akut ishal gibi su yoluyla bulaşan hastalıkların yanı sıra cilt ve solunum yolu hastalıklarının yayılması için uygun bir ortam oluşturduğu uyarısında bulunuyor.

Mahalledeki sağlık merkezlerinden birinde görev yapan tıbbi kaynak, son günlerde ishal, cilt hastalıkları ve ateşli rahatsızlıklarla başvuranların sayısında belirgin bir artış görüldüğünü belirtti. Kaynak ayrıca, bazı hastalarda kolera, tifo ve sıtma şüphesi bulunduğunu, bu durumun kanalizasyon sularının taşmasından kaynaklanan çevre kirliliğiyle bağlantılı olduğunu ifade etti.

Mahalle sakinleri, iki haftadan uzun süredir devam eden krize müdahale etmemekle Husi yönetimini suçluyor. Vatandaşlar, Husi grubunun ‘temizlik’, ‘şehir iyileştirme’ ve ‘kanalizasyon hizmetleri’ adı altında ücret ve vergi toplamaya devam ettiğini, ancak bunun temel hizmetlerin seviyesine yansımadığını belirtiyor.


G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
TT

G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)

G7 ülkelerinin dışişleri bakanları ile Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, bugün yaptıkları ortak açıklamada, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve müttefiki silahlı gruplara, Sudan'ın el Ubeyd kentinde yeni katliamlara yol açabilecek veya sivilleri tehlikeye atabilecek bütün eylemleri durdurmaları çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre açıklamada Sudan ordusu da dahil olmak üzere bütün taraflardan çatışmaları durdurmaları, insani yardımların ulaştırılmasına izin vermeleri ve iyi niyetle müzakerelere katılmaları istendi.

Ortak açıklamada ayrıca, Birleşmiş Milletler'in gerilimi düşürmeye yönelik çabalarına destek verildiği belirtilirken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne Darfur için uygulanan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi çağrısı yapıldı.

G7 ve AB, dış aktörleri de çatışan taraflara sağlanan askeri ve mali desteği sonlandırmaya davet ederken, ihlallerden sorumluların hesap vermesini sağlayacak mekanizmaların güçlendirilmesi ile Sudan'ın birliğini ve demokratik beklentilerini destekleme taahhüdünde bulundu.


İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
TT

İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)

İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkumlara yönelik kötü muamele ve işkence vakaları giderek artıyor.

Wall Street Journal'ın incelemesi, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın düzenlediği saldırıyla patlak veren Gazze savaşının ardından İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluların koşullarının belirgin şekilde ağırlaştığını ortaya koyuyor.

Gazetenin irtibata geçtiği, 2024'te serbest bırakılan 12 Filistinli mahkum ağır fiziksel ve psikolojik şiddete uğradıklarını söylüyor. Bazı mahkumlar, diğer tutukluların önünde cinsel saldırıya uğradıklarını da belirtiyor.

İsrailli insan hakları kuruluşu Physicians for Human Rights Israel, şubattan bu yana görüştüğü 59 Filistinli tutuklunun tamamının gıda ve sağlık hizmetlerine erişiminin yetersiz olduğunu bildiriyor. Ayrıca çeşitli gözaltı merkezlerinde uyuz salgınları tespit edildiği aktarılıyor.

Örgütün raporunda, hakkında resmi bir hukuki işlem başlatılmadan gözaltında tutulan 19 yaşındaki bir Filistinlinin, iki bacağı ve bir kolunda kısmi felç oluştuğu belirtiliyor. Bunun, uyuz nedeniyle gencin omurgasında enfeksiyon oluşmasıyla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kâr amacı gütmeyen İsrailli örgüt Hamoked'e göre, ulusal güvenliğe tehdit iddiasıyla gözaltında tutulan Filistinlilerin sayısı savaş öncesinde yaklaşık 5 bin 200'dü. Sonraki dönemdeyse bu sayı 9 bin 300'e yükseldi. Kuruluş, bu kişilerin büyük bölümünün herhangi bir resmi suçlama olmaksızın alıkonduğunu belirtiyor.

Lavi Hapishanesi'nde tutulan Filistinli mahkumlardan 44 yaşındaki İyad Ömer, şunları söylüyor:

Her gün, bazen günde üç kez birileri dayak yiyordu. Böyle bir şey 7 Ekim'den önce olmazdı. Ancak açlık grevi veya isyan çıkması halinde bu şekilde suiistimale uğrardık.

Aynı hapishanede tutulan 47 yaşındaki Muhammed Merdavi de hücresindeki diğer iki mahkumun önünde cinsel saldırıya uğradığını belirterek "Keşke orada ölseydim" diyor.

Hapishanedeki kötü koşullara yönelik eleştirilerin odağında radikal sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir var. Bakan, sivil toplum örgütlerinin 2024'te açtığı davayla ilgili gönderdiği mektupta, "güvenlik suçlamalarıyla bağlantılı mahkumların koşullarını yasanın gerektirdiği asgari seviyeye indirme politikasını" benimsediğini bildirmişti.

İsrail Adalet Bakanlığı'na bağlı araştırmacıların Aralık 2025'te yayımladığı raporda da Gazze savaşı sonrasında Filistinli mahkumlara daha fazla şiddet uygulandığı ifade edilmişti. Tutukluların nakil ve aramalar sırasında dövüldüğü, hapishanede aç bırakıldığı belirtilmişti.

Birleşmiş Milletler'in bu yıl yayımladığı raporda da İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik cinsel şiddet uyguladığı açıklanmıştı.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, BBC