Putin, İsrail ile ilişkilerin ‘sürekliliğini’ istedi

Moskova ile Tel Aviv'in Suriye konusundaki anlaşmazlıkları ortak çıkarlara yansımıyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dün Soçi'de İsrail Başbakanı Naftali Bennett'i ağırladı (EPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dün Soçi'de İsrail Başbakanı Naftali Bennett'i ağırladı (EPA)
TT

Putin, İsrail ile ilişkilerin ‘sürekliliğini’ istedi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dün Soçi'de İsrail Başbakanı Naftali Bennett'i ağırladı (EPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dün Soçi'de İsrail Başbakanı Naftali Bennett'i ağırladı (EPA)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in İsrail Başbakanı Naftali Bennett ile dün Soçi’de gerçekleştirdiği görüşmenin atmosferi, Tel Aviv’de yeni hükümetin göreve başlamasının ardından iki tarafın da ilişkilerin ilerletilmesini istediğine yönelik net bir gösterge oldu. Zira Rusya, Suriye topraklarında tekrarlanan İsrail hava saldırılarından rahatsız olmuş, İsrail tarafı ise Moskova'nın koordinasyonu geliştirme ve ‘Yahudi devletine yönelik tehditlerle mücadele’ için Rus güçlerine güvenme önerilerini reddetmişti.
Dün ikili diyalogun gündeminde Suriye dosyası vardı. Suriye meselesinde görüş ayrılığı bulunan noktalara dikkat çeken Rusya Devlet Başkanı buna rağmen söz konusu anlaşmazlıkların Suriye'deki ortak çıkarları bozmadığını söyledi. Aynı zamanda başta terörle mücadeleye devam etme olmak üzere iki taraf arasında önemli ortak noktalar bulunduğunu vurguladı.
Görüşmenin başındaki karşılıklı açıklamalar, iki tarafın uzun süredir zeminini hazırladığı, Dışişleri Bakanı Yair Lapid için planlanan görüşmelerin zorluk derecesini yansıtıyor. Söz konusu görüşmelerin hedefinde ilişkilerdeki çıkmazın aşılması ve Moskova'nın eski Başbakan Binyamin Netanyahu döneminde, ilişkilerde kaydedilen ivmeyi yeniden kazanması var.
Bennett’ın toplantı öncesinde Putin ile en az bir dakika boyunca sohbet etmesi ve gazetecilere poz vermesi İsrail’in ilişkilerin dostane olduğunu göstermek istediğine işaret ediyor.
Rusya'nın Eylül 2015 sonunda Suriye’ye doğrudan askeri müdahale kararı alması ardından Moskova ile Tel Aviv'in ilişkileri iniş çıkışlara sahne olmuştu. Ardından Netanyahu hızlı bir şekilde Moskova'ya gitmiş, Putin ile yaptığı görüşmeler sonraki yıllarda iki tarafın Suriye'deki ilişkilerinin dayandığı şu üç maddelik anlaşmayla sonuçlanmıştı:
- Suriye'nin İsrail için bir tehdit olmasına izin verilmemesi
- İsrail karşıtı güçlerin sınır bölgeleri yakınlarında konuşlanmasının engellenmesi
- Tel Aviv'in tehdit teşkil eden mevkilere karşı saldırı başlatma hakkını saklı tutması
Sonrasında Moskova, İsrail'in Suriye topraklarına yönelik hava saldırılarına sessiz kalmıştı. Ancak 2018 yılında bir Rus askeri uçağı Lazkiye yakınlarında seyrettiği sırada hedef alındı. İsrail saldırısıyla eşgüdümlü olarak harekete geçen Suriye hava savunması Rus uçağının düşmesine sebep oldu. İlişkiler zor bir döneme girdi.
Olayın ardından İsrail saldırıları konusundaki söylemini sertleştiren Moskova, gelişmiş bir S-300 füze sisteminin Şam'a teslim edilmesi kararı aldı. Ancak Netanyahu’nun Putin ile güçlü kişisel bağları nedeniyle krizi atlatmayı ve ikili iş birliğini yeniden kurmayı başarması sayesinde sistem faaliyete geçmedi.
İsrail'deki hükümet değişikliğiyle birlikte yeni yönetimin Moskova ile koordinasyonda önceki anlayışlar doğrultusunda çalışmaya ilgi duymaması sorun yarattı. Tel Aviv ile ilişkilerde olası bir bozulma olabileceğine dair spekülasyonlar yayıldı. Nitekim Rusya Savunma Bakanlığı tekrarlanan İsrail saldırılarına yönelik açıklamalarını sertleştirdi, söz konusu saldırılara karşı koymak için Buk ve Pantsir hava savunma sistemleri Şam'a tedarik edildi.
Moskova söz konusu dönemde İsrail'in güvenliğini sağlama ve Suriye'den gelebilecek tehditleri önleme sorumluluğunu kendisinin üstlendiğini öne sürerek Tel Aviv ile oynadığı oyunun kurallarını değiştirmeye çalıştı.
Dolayısıyla Bennett'ın Rusya'ya bu ilk ziyareti, ilişkileri normalleştirme ve koordinasyonu eski düzeyine getirme girişimi sayılıyor. Bu nedenle Putin, toplantının başında mevcut İsrail hükümetinin ‘ilişkilerin sürekliliğini’ himaye edeceği umudunu dile getirdi.
Rusya - İsrail ilişkilerini ‘benzersiz’ ve ‘karşılıklı güven’ sözleriyle nitelendiren Putin, İsrail’deki iç siyasi çatışmalara rağmen Bennett hükümetinin İsrail-Rus ilişkilerinde selefi Netanyahu'nun yaklaşımını sürdüreceği umudunu dile getirdi. Putin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Biliyorsunuz, Suriye'de devlet otoritesini yeniden tesis etme yönünde çaba sarf ediyoruz. İsrail ile aramızda anlaşmazlıklar var. Sayıları da az değil. Ancak özellikle terörle mücadeleyle ilgili konularda kesişme noktaları ve iş birliği fırsatları da mevcut. Genel olarak tartışabileceğimiz ve konuşmamız gereken birçok konu bulunuyor.”
İsrail ile Rusya arasındaki ekonomik ve ticari bağlara değinen Rusya Devlet Başkanı, şu ana kadar mütevazı boyutta olsalar da bunların başarılı bir şekilde geliştiğini ifade etti.
Rusya ile ilişkilerin ülkesi için önemini vurgulayan Bennett da Putin'in son 20 yıl içerisinde iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirme sürecine öncülük ettiğini, ilişkileri mevcut seviyelere taşıdığını söyledi. Putin’i ‘İsrail'in çok yakın ve gerçek bir dostu’ olarak nitelendiren İsrail Başbakanı, kendisi ile Suriye'deki gelişmeleri ve ‘İran'ın nükleer programının gelişimini durdurmaya yönelik çabaları’ görüşmek istediğini bildirdi.
Bennett, Soçi’ye gelmeden önce yaptığı açıklamada, “Rusya’nın Orta Doğu’daki özel konumu ve uluslararası statüsünün yanı sıra İsrail’de 1 milyon Rusça konuşan insan olduğu için, Rusya ile arasındaki bağlar İsrail’in dış politikasının önemli bir ayağıdır” ifadelerini kullandı.
Moskova'daki İsrailli diplomatik kaynaklar, Bennett'ın Putin ile ilk görüşmesinde hem Suriye'deki duruma hem de yalnızca nükleer açıdan olmayacak şekilde İran meselesine odaklanmak istediğini aktardılar. Kaynakların ifade ettiğine göre Bennett, Putin'in dikkatini ‘bölgede istikrara yönelik ana tehdidin İran olduğu’ gerçeğine ikna etmeye çalışıyor.
Tel Aviv'den kaynaklar, iki ülke arasındaki görüşmenin ‘samimi, sıcak ve olumlu’ yönde ilerlediğini belirtti.
Başbakanlık Sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, Rusya liderliğinin sadece iki saatini ayırdığı toplantının yalnızca Putin ile Bennett ve tercümanlara (İsrail’den İskan Bakanı Zeev Elkin) özel olacağı belirtildi. Ancak toplantının beş saat sürmesi, Bennett’ın programında değişikliklere sebep olunca planlandığı gibi Tel Aviv'e dönmesi Soçi'de bir gün daha kalmasına karar verildi.
Sürece yakın bir İsrailli kaynak konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:
“İsrail Başbakanı'nın toplantıdaki ilk hedefi, Putin ile güçlü ilişkiler kurmak, başbakan değişikliğinin iki ülke arasındaki ilişkilere ve iş birliğine zarar vermeyeceğine dair güvence vermekti. Washington'da da selefi Netanyahu’nun ABD yönetimi ve Demokrat Parti ile yıktığı güven köprülerini yeniden kurmaya çalışmıştı. Soçi’ye ise Netanyahu'nun Başkan Putin ile kurduğu, özellikle Suriye'deki İsrail çıkarlarına fayda sağlayan iyi ilişkileri sürdürmeye geldi. Bennett, iki ülkenin İran'ın yalnızca Suriye’de değil, tüm bölge ülkelerinde destekçisi ve finansörü olduğu radikal teröre karşı çalışma konusunda ortak çıkarları olduğu, bu tehdidin Avrupa dahil tüm Kuzey ülkeleri için bir tehdit teşkil ettiği mesajını Putin'e iletmek istedi.”
Rus kaynakların bildirdiğine göre söz konusu görüşme; Rusya, İsrail ve ABD'deki ulusal güvenlik konseyleri başkanlarının Suriye'deki durumu tartışacakları bir toplantı düzenleme konusunda nihai anlaşmaya varılması açısından belirleyici olacak. Tel Aviv, diyalog için bir tarih veya gündem belirtmeden bu konuda ön anlaşmaya varıldığını duyurmuş ancak Rus tarafı konuyla ilgili çekincelerini dile getirmişti. Rus diplomatlar ise tarafların bu yönde henüz anlaşmaya varmadıklarını aktardılar.

Suriye’de protestolar sürüyor
Diğer yandan dün Deyrizor’da yüzlerce kişi “Geçiş Yok Cuması” adı verilen protestolar için sokağa çıktı. İlin SDG tarafından kontrol edilen doğu kırsalına sıçrayan protestolarda Rus güçlerinin Deyrizor'un doğu kırsalından geçerek Rakka’ya yönelmesine tepki gösterildi. Deyrizor'un batı kırsalındaki el-Hissan kasabasından Muhammed el-Bakari, “Suriye rejimine bağlı Rus güçlerinden herhangi bir üyenin ülkeye girerek Deyrizor'un batı kırsalından Cezire hattı üzerinden Rakka’ya geçişini kabul etmiyoruz” dedi.
Rus ordusu, Suriye'nin güneyindeki Dera'nın doğu kırsalında sakinliği sağlama ve çözüm bulma çalışmalarına, ayrıca Putin ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında geçen yılın başında Moskova’da imzalanan anlaşmayı uygulamak için Türkiye ile müzakerelere devam ediyor.



Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
TT

Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)

Japonya Dışişleri Bakanlığı, terörle mücadele tatbikatında teröristleri canlandırmak için kullanılan kıyafetlerin Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" ilişkin kalıp yargıları yansıttığı gerekçesiyle tepkilerin hedefi oldu.

Bakanlığın 10 Eylül'deki tatbikattan paylaştığı fotoğraflarda teröristleri canlandıran kişilerin, kendine özgü dokuma deseniyle bilinen geleneksel Arap kefiyesini andıran başörtüleri taktığı görüldü.

Fotoğraflardan birinde, teröristi canlandıran kişinin atkıyı andıran kumaşla başını örtmüş halde bir rehinenin başına torba geçirdiği görülüyordu. Görseller internette eleştirilere yol açtı. Bazı kullanıcılar, kıyafetin kefiyeye benzerliğinin gözden kaçırılmasının zor olduğunu söyleyerek bakanlığı Arapları veya Müslümanları terörizmle ilişkilendiren kalıp yargıları pekiştirmekle suçladı.

Tepkilerin ardından bakanlık fotoğrafları kaldırdı ve teröristleri canlandıran personelin giydiği kıyafetlerin belirli bir etnik grup, bölge veya din esas alınarak hazırlanmadığını belirten bir açıklama yaptı. Bakanlık ayrıca yanlış anlaşılmadan dolayı üzüntüsünü dile getirdi.

Bakanlık açıklamasında şöyle dedi:

Yurtdışına seyahat eden ve yurtdışında yaşayan Japon vatandaşlarına yönelik tehditler çeşitlenirken bu eğitimin öneminin giderek arttığının farkındayız ve kısa süre önce tatbikatı gerçekleştirdik.

Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuyu gündeme getirerek "Farklı görüşleri ciddiye aldık" dedi.

Motegi, "Tatbikat, Japon vatandaşlarının korunması açısından çok önemli" diye vurguladı ve ekledi:

Uygun zamanda gerekli bilgileri paylaşarak dikkatli açıklamalar yapmaya çalışacağız.

Bir güvenlik şirketine yaptırılan eğitim, Tokyo'daki bir devlet tesisinde düzenlenmişti.

Güvenlik şirketi, tatbikatların mümkün olduğunca uygulamaya dönük olacak şekilde tasarlandığını ve 7 Japon vatandaşının öldürüldüğü Temmuz 2016'daki Dakka terör saldırısından çıkarılan derslerden yararlanıldığını belirtti.

Bir sosyal medya kullanıcısı, "Terörist karaktere belirli bir bölgeyi çağrıştıran kıyafetler giydirmek ayrımcılığa yol açıyor" diyerek ekledi:

Özür dilenmesini ve paylaşımın silinmesini talep ediyorum.

Bir başka kullanıcı şöyle yazdı:

Dışişleri Bakanlığı ırkçılığı körükleyerek ne elde etmeye çalışıyor? Dışişleri Bakanlığı personelinin niteliği gerçekten bu kadar mı düştü?

Başka bir kullanıcıysa kıyafeti "bariz biçimde uygunsuz ve incitici" diye nitelendirerek fotoğrafların "önyargıları kemikleşmiş, yabancı düşmanı milliyetçi bir kliğin" izlerini taşıdığını söyledi.

Dışişleri Bakanlığı, Bangladeş'in başkenti Dakka'daki Holey Artisan kafeye 2016'da düzenlenen saldırıya atıfta bulundu. İslamcı militanların kafeyi 12 saat boyunca kuşattığı saldırıda, çoğunluğu yabancı 22 kişi öldürülmüştü. Kurbanların 7'si Japondu. Bu, Bangladeş'te İslamcı militanların düzenlediği en ölümcül saldırıydı.

Japonya'da terörle mücadele tatbikatları 2018'den bu yana düzenleniyor.

Independent Türkçe 


Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
TT

Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)

İsrail ordusu, dün Yahudilerin Yom Kippur (Kefaret Günü) etkinlikleriyle eş zamanlı olarak Batı Şeria’daki alarm seviyesini önemli ölçüde yükseltti. İsrail güçleri ayrıca Batı Şeria’daki köylerin girişlerine askeri kontrol noktaları kurdu.

Filistin tarafının tepkisine yol açan gelişmede, İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir dün Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Bu gelişme, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun işgal altındaki Kudüs’teki Burak Duvarı (Ağlama Duvarı) bölgesine girmesinin ertesi gününde yaşandı.

Sahada ise İsrail ordusu, Cenin yakınlarındaki bir köyde bir Filistinliyi öldürdü. Ayrıca Ramallah’ın kuzeybatısındaki bir yerleşime düzenlenen silahlı saldırıda bir İsrailli hayatını kaybetti.


Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, CNN, Politico ve MSNBC muhabirlerinin Beyaz Saray'a girişini engelleme kararını uygulamaya koymasının ardından, Amerikan medyasına yönelik yasağı genişletebileceği ve başka kuruluşların da Beyaz Saray'a girişini engelleyebileceği uyarısında bulundu. Üç medya kuruluşu ise Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi kapsamında sahip oldukları hakları savunmak için yargıya başvurabileceklerinin sinyalini verdi.

Trump'ın kararı, Beyaz Saray'a giriş için kullanılan basın akreditasyonlarının, başkanlık faaliyetlerini takip eden medya kuruluşlarını haberlerinin içeriği nedeniyle cezalandırmak amacıyla kullanılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Trump, başka medya kuruluşlarının da benzer bir uygulamayla karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Yönetimini haksız biçimde haberleştirmekle suçladığı kuruluşlar arasında New York Times ve Washington Post'u da sayan Trump, bu iki gazete için henüz resmi bir yasak kararı açıklamadı.

vfghyju
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, MSNBC ve Politico'yu “uydurma haberler ve yalanlar” yayımlamakla suçladı (AFP)

Trump daha önce Truth Social hesabından yaptığı açıklamada CNN, MSNBC ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişinin derhal yasaklandığını duyurmuş ve bu kuruluşları “yalan haber” yapmakla suçlamıştı. Kararın açıklanmasının ardından uygulamaya geçildi. Üç kuruluşun gazetecileri, akreditasyon kartlarının devre dışı bırakılmasının ardından cumartesi günü Beyaz Saray kompleksine alınmadı.

Trump, kararını belirli bir haberle ilişkilendirmedi. Bunun yerine uygulamanın yıllardır devam ettiğini söylediği “olumsuz ve adaletsiz” yayınların birikmesinin sonucu olduğunu belirtti.

Trump, cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada başka medya kuruluşlarının da aynı uygulamayla karşılaşabileceğini ima etti. Bu durum, Beyaz Saray'ın başkanın yayınlarını eleştirdiği medya kuruluşlarını hedef alan daha geniş kapsamlı bir politika izleyip izlemeyeceği konusunda medya çevrelerinde soru işaretlerine yol açtı.

Medya kuruluşları yargıya gitmeye hazırlanıyor

Üç medya kuruluşunun açıklamaları, anlaşmazlığın kısa süre içinde Beyaz Saray'ın kapılarından federal mahkemelere taşınabileceğine işaret etti.

CNN yaptığı açıklamada gazetecilerinin ve yayınlarının arkasında olduğunu belirterek ABD Anayasası'nın kendisine hükümet müdahalesi olmadan gazetecilik yapma hakkı tanıdığını vurguladı. Kuruluş, yasağın Anayasa tarafından korunan haklara yönelik hukuka aykırı bir saldırı olduğunu savundu.

ghyjukı
18 Eylül 2026'da Washington'da Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'na yöneltilmiş bir televizyon kamerası (AFP)

Politico ise Beyaz Saray'ı izlemeyi sürdüreceğini ve Birinci Ek Madde kapsamındaki haklarını güçlü biçimde savunacağını açıkladı. MSNBC de gazetecilerini ve basın özgürlüğünü savunmak için gerekli adımları atacağını bildirdi.

Açılabilecek davalar, Trump yönetimini başkanın gazetecilerin Beyaz Saray'a erişimini düzenleme yetkisinin sınırları konusunda anayasal bir sınavla karşı karşıya bırakabilir. Davanın temel başlıklarından biri, erişime ilişkin idari kurallar koymakla bir medya kuruluşunu yayınlarının içeriği nedeniyle dışlamak arasındaki fark olacak.

Tartışmanın merkezinde hukukta “bakış açısına dayalı ayrımcılık” olarak bilinen ilke bulunuyor. Hükümetin Oval Ofis, başkanlık uçağı gibi kapasitesi sınırlı alanlara erişimi düzenleme yetkisi bulunuyor. Ancak hukuk uzmanları ve basın özgürlüğü kuruluşları, bir medya kuruluşunun hükümeti memnun etmeyen yayınları nedeniyle dışlanmasının Birinci Ek Madde açısından farklı bir hukuki sorun oluşturduğunu belirtiyor.

Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) de karara tepki göstererek Trump yönetiminden yasağı derhal kaldırmasını ve Beyaz Saray'a girişi engellenen gazetecilerin akreditasyonlarını yeniden vermesini istedi.

Dernek Başkanı Jackie Heinrich, yasağın uygulanmasının ardından yaptığı açıklamada üç medya kuruluşunun gazetecilerine erişim kısıtlaması getirilmesinin Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'ni ihlal ettiğini söyledi. Heinrich, bir medya kuruluşunun yayınlarının niteliği nedeniyle dışlanmasına imkân veren bir ölçütün ileride başka medya kuruluşlarına karşı da kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Heinrich, Amerikalıların özgür ve bağımsız bir basın aracılığıyla seçilmiş yetkilileri denetleme ve onlardan hesap sorma hakkına sahip olduğunu belirterek bunun hükümet yetkililerinin söz konusu yayınlardan memnun olup olmamasına bağlı olmaması gerektiğini ifade etti.

“Basın özgürlüğüne eşi görülmemiş saldırı”

Washington'daki önemli basın özgürlüğü kuruluşlarından National Press Club da Trump'ın kararına tepki göstererek başkandan uygulamayı derhal geri çekmesini istedi.

Kulübün Başkanı Mark Shuf Jr., yaptığı açıklamada bir medya kuruluşunun yönetimin yayınlarından memnun olmaması nedeniyle Beyaz Saray'a girişinin engellenmesinin, başkanlık makamını denetlemesine ve içeride yaşananları Amerikan kamuoyuna aktarmasına izin verilen sesleri kontrol etmeye yönelik açık bir girişim olduğunu söyledi.

gh
ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2026'da Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlarken (EPA)

National Press Club, kararın uygulanmasının basın özgürlüğüne “eşi görülmemiş bir saldırı” anlamına geldiği uyarısında bulundu. Kulüp, Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'nin hükümetin, yayınlarından duyduğu memnuniyete göre hangi gazetecilerin görev yapabileceğine karar vermesine izin vermediğini vurguladı.

Kulüp ayrıca kararın diğer medya kuruluşları ve gazetecilere, haberlerinin tonunu yumuşatmaları veya Beyaz Saray'a erişimlerini kaybetme korkusuyla zor soruları sormadan önce iki kez düşünmeleri gerektiği yönünde bir mesaj verebileceği uyarısında bulundu.

Shuf, özgür ve bağımsız basının 250 yıldır ABD liderlerini denetlemede temel bir rol oynadığını belirtti. Beyaz Saray muhabirlerinin yürüttüğü denetimin yalnızca gazetecilere değil, Amerikan halkına da hükümet politikalarını daha iyi anlama imkânı sağladığını söyledi.

Shuf ayrıca kararlarından emin olan bir hükümetin bağımsız denetimden korkmaması gerektiğini ifade etti.

CNN'ye yönelik yasağın, başkanın seyahatlerinde dönüşümlü olarak kendisine eşlik eden televizyon kuruluşlarının oluşturduğu havuzu da etkileyebileceği belirtiliyor. Bu sistem, tüm gazetecilerin sığmadığı alanlarda başkanın faaliyetlerine ilişkin görüntü ve haberlerin diğer televizyon kanallarına ulaştırılmasını sağlıyor.

Bu nedenle Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerin televizyonlardan nasıl izleneceğine ilişkin soru işaretleri de ortaya çıktı.

Daha önceki davalar

Medya kuruluşlarının olası davalarda başvurabileceği bazı hukuki emsaller bulunuyor. Trump'ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray, CNN muhabiri Jim Acosta'nın başkanla yaşadığı tartışmanın ardından basın akreditasyonunu iptal etmişti. Ancak federal mahkeme, akreditasyonun yeniden verilmesine hükmetmişti.

Trump yönetimi ayrıca Associated Press ile başka bir hukuki mücadeleye girmişti. Yönetim, haber ajansının haberlerinde Meksika Körfezi yerine Amerika Körfezi adını kullanmayı kabul etmemesi üzerine AP gazetecilerinin Oval Ofis'e, başkanlık uçağına ve bazı etkinliklere erişimini kısıtlamıştı.

Söz konusu dava, yönetimin kapasitesi sınırlı alanlara hangi gazetecileri alacağını belirleme yetkisi ile bir medya kuruluşunu editoryal kararları nedeniyle cezalandırması arasındaki hukuki sınır tartışmasının bir parçası olmayı sürdürüyor.

Yeni karar, Trump ile medya kuruluşları arasındaki daha geniş kapsamlı mücadelenin de bir parçası. Başkan, New York Times, Wall Street Journal ve İngiliz BBC dahil olmak üzere bazı medya kuruluşlarına karşı hukuki girişimlerde bulundu.

Trump yönetimi, başkanın sıklıkla yanlış veya taraflı yayınlara maruz kaldığını savunuyor. Buna karşılık medya kuruluşları ve basın özgürlüğü örgütleri, hükümetin eleştirel yayınları cezalandırmak için sahip olduğu araçları kullanmasının, başkanın basını eleştirme veya dava etme hakkından farklı olduğunu belirtiyor.

Üç medya kuruluşunun da dava açmaya hazırlandığı ve yönetimle hukuki mücadeleye girmeye hazır oldukları yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.

Washington'daki medya çevrelerinde ise daha acil soru, Trump'ın başka kuruluşları da yasaklılar listesine ekleme tehdidini uygulayıp uygulamayacağı. Böyle bir adım atılması halinde tartışma, Beyaz Saray ile üç medya kuruluşu arasındaki anlaşmazlığın ötesine geçerek başkanın medya kuruluşlarına yönelik yayınlarından duyduğu memnuniyete göre başkanlık makamına basın erişimini kontrol edip edemeyeceğine ilişkin daha geniş bir anayasal mücadeleye dönüşebilir.