ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, Şarku’l Avsat’a konuştu: Yemen'de barış kolay olmayabilir, ancak bunun mümkün olduğunu biliyoruz

ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, Şarku’l Avsat’a konuştu: Yemen'de barış kolay olmayabilir, ancak bunun mümkün olduğunu biliyoruz

ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, 9 ayda Yemen’e 13’ten fazla ziyaret gerçekleştirdi ve çok sayıda toplantı yaptı. Bu ziyaret ve toplantılar, ülkede barışı sağlamak, çatışmayı sona erdirmek ve Yemenli taraflar arasındaki siyasi diyaloğu harekete geçirmek hedefiyle gerçekleştirildi. Ancak ABD’nin Birleşmiş Milletler'le (BM) uyumlu çabaları, ülkede yedi yıldır devam eden çatışmayı sona erdirmedi.
Şarku'l Avsat, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking ile bir röportaj gerçekleştirdi. Şarku’l Avsat özellikle bölgede yeni olmayan Amerikalı yetkiliye, ülkeye barışı getirmek için hangi araçlara sahip olduğunu sordu.
Lenderking, geçtiğimiz Şubat ayında göreve başlamasından bu yana gerçekleştirdiğine inandığı 5 başarıyı dile getirdi. Bunlar, çatışmanın taraflarıyla yoğun bir şekilde diyalog kurmak, konuyla ilgili uluslararası bir fikir birliği oluşturmak, birçok Husi liderini ve mali ağlarını yaptırım listelerinde sınıflandırmak, insani yardım seviyesini yükseltmek ve BM elçisinin çalışmalarını desteklemek.
İşte Şarku'l Avsat’ın, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking ile gerçekleştirdiği röportajın tamamı;

-Özel Elçi olduğunuzdan bu yana bölgeye gerçekleştirdiğiniz 10’un üzerinde ziyarette neler başardınız?
Göreve başladığımdan beri, Yemenlilerin yaşamlarını iyileştirecek ve geleceklerini toplu olarak belirleyebilmeleri için onlara alan açacak kalıcı bir çözüm için BM Özel Elçisi ve Yemenli ve bölgesel liderlerle yoğun bir şekilde çalıştım.
Gerçekleştirdiğim ziyaretler, Yemen'de barışın önünü açmak için önemli yapı taşlarına dönüştü. İlk olarak, acil ve kapsamlı bir ateşkes ihtiyacı konusunda benzeri görülmemiş bir uluslararası ve bölgesel konsensüs oluşturulmasına yardımcı olduk ve siyasi bir çözümü etkinleştirdik. Yemen ve Suudi Arabistan yönetimleri ateşkese ve siyasi müzakerelerin yeniden başlamasına desteklerini açıkladılar. Umman'ın belirleyici ve proaktif bir bölgesel rol oynadığını da gördük.
İkincisi, ABD birçok Husi liderini ve mali ağlarını yaptırım listesine aldı. Bunun Husi operasyonları üzerinde gerçek bir etkisi var. İstikrarsızlığı teşvik eden ve sivillere karşı vahşet işleyen kişi ve kuruluşların sınıflandırılmasını takip etmeye devam edeceğiz.
Üçüncüsü, en fazla insani yardım yapan ülkelerden ABD, Yemen’deki insani durumu hafifletmek için hayati adımlar attı. Yaklaşık 7 yıl önce krizin başlangıcından bu yana Yemen halkının acılarını dindirmek için takribi 4 milyar dolar sağladık. ABD'nin çağrıları, diğer bağışçılarla birlikte, Yemen'i BM'nin en çok finanse edilen ülkelerinden biri haline getirmeye yardımcı oldu. Ancak, hala daha fazlasına ihtiyaç olduğunun farkındayız.
Dördüncüsü, insani yardımın tek başına yeterli olmadığının farkındayız, bu nedenle krizin ekonomik itici güçlerini de ele almalıyız. ABD ayrıca, Yemen ekonomisini istikrara kavuşturmak için gerekli olan ekonomik desteği sağlamak ve kritik reformları ilerletmek için diğer ortaklarla birlikte çalışıyor. ABD’nin çabaları arasında, yakıt krizini çözmek de yer alıyor. Yemen hükümetini Hudeyde limanının dışında bekleyen yakıt gemilerini boşaltmaya teşvik ettik. Husilerin fiyat manipülasyonu ve yakıt depolamasını da ele alan daha kalıcı bir çözüme ihtiyaç var.
Son olarak, BM öncülüğünde yeni ve daha kapsayıcı bir barış sürecini teşvik etmek için BM Özel Temsilcisi ve diğer uluslararası ortaklarla yakın bir şekilde çalıştık. Ne yazık ki, tüm bu adımlara rağmen, Husiler insani krizi şiddetlendirmeye ve barışı engellemeye devam ediyor. Bu çatışmayı sona erdirmek için uluslararası toplumun ortak çabalarının yanı sıra, Yemenlilerin büyük çoğunluğunun barış çağrısında bulunan seslerini yükseltme çabaları da gerekecektir. Ekibim ve ben bu misyona bağlıyız ve buna inanıyoruz, çünkü barış mümkün.

-Husilerin görüşmelere katılımı hakkında ne düşünüyorsunuz? Gerçekten barış istediklerini mi düşünüyorsunuz?
Husiler bazen müzakerelere yapıcı bir şekilde dahil oldular, ancak barış sürecine gerçek bir bağlılık göstermediler. ABD, tüm Husi saldırılarını kınıyor. Bakan (Anthony) Blinken'in daha önce söylediği gibi: "Husilerin acımasız askeri saldırıları devam ettiği sürece siviller acı çekecek." Güvenlik Konseyi üyeleri daha önce ülke çapında acil bir ateşkes çağrısında bulunan ve Yemen ve Suudi Arabistan'da devam eden Husi saldırılarını kınayan ortak bir bildiri yayınlamıştı.
Marib'e yönelik Husi saldırıları, küçük çocuklar da dahil olmak üzere sivilleri öldürüyor ve ülke içinde yerinden edilmiş bir milyondan fazla Yemenliyi ciddi tehlikeye maruz bırakıyor. Husilerin Abdiya bölgesinde son zamanlarda imza attığı eylemler, sivilleri koruma konusundaki bariz ihmallerinin son örneğidir.
Yemen halkıyla olan bağlantılarım sayesinde hala Yemenlilerin sürekli barış çağrısı yaptığını duyuyorum ve Husiler şiddetin sona ermesi için insanların yaptıkları çağrıları görmezden gelemezler. Bu, Husilerin Yemenliler için gerçekten barış, güvenlik, istikrar ve müreffeh bir gelecek istediklerini kanıtlamaları için kritik bir an.

-Husileri yabancı terör örgütleri listesinden çıkarmak yanlış mıydı?
ABD, bazen Husiler olarak da adlandırılan Ensarullah grubunu terör listesinden çıkardı. Bu adım istenmeyen olumsuz insani sonuçlarından kaçınmak için atıldı.
Yemen'de temel malların %90'ı özel şirketler tarafından ithal edilmektedir. Bu şirketler büyük bir ihtiyatla yaptırımlara uyuyor olabilirler. Bu yaptırımların Yemen'e yapılan ithalat üzerinde önemli bir etkisi var. Bu ithalatlar olmasa Yemenliler daha fazla zarar görür.
Sivillere karşı vahşet işleyenler de dahil olmak üzere Yemen'deki istikrarsızlığı finanse eden Husi kişi ve kuruluşlarını belirlemeye devam ediyoruz.
 
-Dışişleri Bakanlığı, Husilerin eylemlerini defalarca kınadı, ancak grup bu açıklamaları görmezden geldi. Şimdi ne yapacaksınız?
Bu çatışmayı sona erdirmek uluslararası toplumun ortak çabalarını gerektirir. Bu savaşa karşı daha birleşik bir uluslararası cephenin kurulmasına yardımcı olduk. İnsanların geleceklerine karar vermeleri için bir alan açmaya yardımcı olmak üzere çabalarımızı birlikte sürdüreceğiz. Yemenliler, devam eden baskı ve çatışmanın iyi bir alternatifini hak ediyor. Uluslararası toplumun rolü, Yemenlilerin barış çağrılarına destek vermektir. Yemenlilerin yaşamlarını iyileştirecek kalıcı bir çözüme ulaşmak için uluslararası toplumla koordinasyona öncelik vereceğiz.

-BM barış girişiminin sonuç verdiğini düşünüyor musunuz? Öyleyse nasıl?
ABD, BM'nin yeni Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg'in yeni ve daha kapsayıcı bir BM barış süreci için bir yol haritası geliştirme çabalarını güçlü bir şekilde desteklemektedir. Onun ziyaretler gerçekleştirdiğini, farklı taraflarla etkileşime girdiğini, farklı bakış açılarını dinlediğini gördük ve yakında yol haritası hakkında daha fazla şey duymayı dört gözle bekliyoruz.
 
-Peki, size göre Yemen çatışmasının sahadaki gerçekçi çözümü nedir?
Bu anlaşmazlığı çözmek biraz zaman alacak. Çok sayıda yapı taşımız var. Ancak bu çatışmayı sona erdirmek için uluslararası toplumun ortak çabası ve kararlılığı gerekecektir. Yemen'de barış kolay olmayabilir, ancak bunun mümkün olduğunu biliyoruz.

-İran'ın Husiler üzerinde olumsuz bir etkisi var, daha önce konuşmalarınızda da bunu söylemiştiniz, bu etkiyi olumluya dönüştürmek için neler yapılabilir? Suudi Arabistan ile İran arasındaki görüşmelerin Yemen'e olumlu yansıyacağını düşünüyor musunuz?
ABD, güvenlik ve istikrar için bölge ülkeleri arasındaki diyaloğu desteklemektedir. Ama genel olarak İran'ın Yemen'de olumlu bir rol oynadığını görmedik ve uzun zamandır şunu söylüyoruz: “İran sorumlu bir aktör olabileceğini göstermek istiyorsa Yemen'deki çatışmaya katkısını sona erdirerek bir başlangıç yapmalı.”



Husilerin saldırıları Batı Taiz ve Babülmendep'in doğusundaki dağlarda kırılıyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
TT

Husilerin saldırıları Batı Taiz ve Babülmendep'in doğusundaki dağlarda kırılıyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare

Husiler, Taiz vilayetinin batısı ile Lahic vilayetinin kuzeyi arasındaki cephelerde şiddetli bir direnişle karşı karşıya. Babülmendep'e hakim yüksek kesimlerde şiddetli çatışmalar yaşanırken Marib'in güneyinde de çatışmalar sürüyor. Saha kaynakları, İran'la ittifak halindeki Husilerin son ilerleme girişimlerinde ağır kayıplar verdiğini bildiriyor.

En şiddetli çatışmalar Vaziye ve Kahbub cepheleri ile Mudarebe ve Ras el-Ara ilçesine bağlanan bölgelerde yaşanıyor. Hükümet güçleri, Husilerin saldırılarının püskürtüldüğünü ve bazı dağlık bölgelerin geri alındığını duyururken saha kaynakları son 24 saatte çok sayıda  Husi milisinin öldürüldüğünü bildirdi.

Amalika Tugayları,  pazartesi günü, Babülmendep Boğazı'na komşu Kahbub cephesinde Husilere ait beş aracın imha edildiğini açıkladı. Güçler, araçlarda bulunan herkesin öldürüldüğünü belirtti. Hedef alınan araçlardan birinin Husilerin bir saha komutanını taşıdığı, diğerinin ise 23 milimetrelik uçaksavar silahı taşıdığı kaydedildi.

AmalikaTugayları Medya Merkezi, araçların hedef alınmasını ve alevler içinde kalmasını gösterdiğini belirttiği bir video yayımladı.

Aynı cephede Vatan Kalkanı Güçleri de Birinci Tümen'in üçüncü tugayının mevzilerine yönelik Husilerin saldırısını püskürttüğünü açıkladı. Açıklamada saldırganlar arasında ve askeri teçhizatta kayıplar verildiği, güçlerin mevzilerini hedef almaya çalışan intihar dronunun düşürüldüğü belirtildi.

vffgthy
Husilerin cephelerde ölen mensupları için her gün düzenlenen cenaze törenleri (AFP)

Vatan Kalkanı Güçleri Medya Dairesi ayrıca Kahbub semalarında uçan bir başka Husiler insansız hava aracının düşürüldüğünü duyurdu. Açıklamada bölgede güçlerin konuşlanmasının sürdüğü ve hazırlık seviyesinin yükseltildiği belirtildi.

Kahbub, Babülmendep'e komşu konumu nedeniyle askeri açıdan önem taşıyor. Saha bilgilerine göre çatışmalar, Vaziye'nin güneydoğusu ile Mudarebe ve Ras el-Ara'nın kuzeyi arasında uzanan bir dizi yüksek kesim ve mevzide yoğunlaşıyor. Çatışmalara Amalika Tugayları, Vatan Kalkanı Güçleri ve Sabiha aşiretlerinden savaşçılar katılıyor.

Batı Taiz

Taiz'in batısında çatışmalar sürerken Husiler, Vaziye'den doğuya doğru Şimayteyn ilçesine ilerlemeye çalışıyor. Pazar günü Husilerin Şimayteyn ilçesine doğru ilerlediği ve Şerira köyünü ele geçirdiği, ayrıca Geyl bölgesi yakınlarındaki Merzam Dağı'na ve Beni Ömer köyüne doğru ilerlediği yönünde haberler gelmişti.

Buna karşılık kaynaklar, Husilerin ele geçirmeye çalıştıkları Acaram Dağı'ndan geri çekildiğini bildirdi. Husilerin sızma girişimlerinin püskürtülmesinin ardından Cerdad Dağı'na ulaşmayı da başaramadığı belirtildi. Diğer bazı bilgilerde ise hükümet güçlerinin Numan Dağı'nı kontrol altına aldığı kaydedildi.

Saha kaynakları pazartesi sabahı çatışmaların sürdüğünü, Husilerin saldırılarının püskürtüldüğünü ve gruba ait zırhlı araçlarla diğer askeri araçların imha edildiğini bildirdi. Kaynaklar ayrıca çok sayıda Husi unsurunun öldürüldüğünü aktardı.

Hükümet güçlerinden çatışmaların ayrıntıları ve operasyon bölgesine ilişkin henüz resmi bir açıklama gelmezken pazartesi günü Et-Turbe kentinden, Taiz'in batı kırsalındaki Vaziye'de Cerdad, Rasin ve Alkame cephelerinde görev yapan hükümet güçlerine destek amacıyla bir yardım konvoyu yola çıktı. Bu gelişme, bölgedeki yerel unsurların çatışmalara katılan güçlere destek vermek üzere seferberliğini sürdürdüğüne işaret ediyor.

Marib cephesi

Taiz ve Lahic'teki çatışmalarla eş zamanlı olarak Marib'in güneyinde de hükümet güçleri ile Husiler arasında özellikle Harib, Mel'a geçidi ve Ümmü Riş çevresinde çatışmalar ve karşılıklı topçu atışları yaşandı. Mevcut bilgilere göre kontrol hatlarında kalıcı bir değişiklik olmadı.

Hükümet güçleri, Mel'a ve Ümmü Riş bölgelerinde Husi unsurlarının toplanma noktaları, takviye birlikleri ve tahkimatlarının hedef alındığını açıkladı. Açıklamada roketatarlarla topçu mevzilerinin imha edildiği, Beyhan eksenine bağlı topçu birliklerinin de Husi mevzilerini vurduğu ve 23 milimetrelik uçaksavar silahının etkisiz hale getirildiği belirtildi.

Hükümet güçleri ayrıca Marib ve Beyda vilayetleri de dahil olmak üzere çeşitli cephelerde Husi unsurları, araçları ve tahkimatlarına yönelik hava saldırıları ile İHA saldırıları düzenlendiğini duyurdu.

sdefr
Yemen ordusunun 3. Askeri Bölge Komutanı Mansur Sevabe

Üçüncü Askeri Bölge Komutanı Tümgeneral Mansur bin Abdullah Sevabe, hükümet güçlerinin Marib'in güneyinde daha önce düzenlenen Husi saldırılarını püskürttüğünü ve örgüt mensuplarından onlarcasının öldürüldüğünü, yaralandığını veya esir alındığını söyledi. Sevabe ayrıca bazı militanların cesetlerinin çatışma bölgelerinde kaldığını belirtti.

Sevabe, hükümet güçlerinin ortak bir harekât merkezi ve birleşik komuta altında faaliyet gösterdiğini belirterek kara ve hava güçleri arasındaki koordinasyona ve Suudi Arabistan liderliğindeki Yemen'e destek koalisyonunun sağladığı desteğe övgüde bulundu.

Bu gelişmeler, Yemen'de Husilerin batı kıyısında ve Babülmendep'te geniş stratejik bölgeleri ve mevzileri kontrol altına almasının olası sonuçlarına ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yaşanıyor.

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi ve Marib Valisi Sultan el-Arade, İngiltere'nin Yemen Büyükelçisi Abda Şerif ile gerçekleştirdiği video konferans görüşmesinde son askeri gelişmelerin uluslararası deniz taşımacılığının ve bölgenin güvenliği açısından tehdit oluşturduğunu söyledi.


Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Bir yıl önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsündeydi. O günkü katılımın en önemli yanı, sırf orada bulunmuş olmasındaydı. Beşşar Esed yönetiminden ve onlarca yıllık izolasyondan sıyrılan Suriye, uluslararası sahneye geri dönmüştü.

Şera bu hafta ikinci kez New York’a geliyor; ancak bu defa ortada farklı bir Suriye ve yanıt bekleyen farklı sorular var. Geçen yıl karşı karşıya olunan meydan okuma siyasiydi: Yeni Suriye’nin tanınması, yaptırımların kaldırılması ve kapalı kapıların açılması... Bugün ise asıl sınama ekonomik alanda. Suriyeliler bu dışa açılmanın sonuçlarını kendi günlük hayatlarında nasıl hissedecek?

Bu soruyu New York’taki toplantılardan önce Suriye sokakları sordu. Ülkenin çeşitli bölgeleri akaryakıt fiyatlarındaki artışa tepki gösteren protestolara sahne oldu. Yoksulluk halkasının her geçen gün genişlediği bir ülkede mazot ve benzin zamları basit birer ekonomik karar olarak kalmaz; doğrudan ulaşıma, gıdaya, ısınmaya ve üretime yansır.

Asala Nasri’nin konseri etrafındaki tartışmalar bile sadece sanatsal bir meseleden ibaret değildi. Yıllarca süren savaşın ardından Suriyelilerin konserler ve kültür de dâhil olmak üzere normal hayatlarına geri dönmeleri en doğal hakları. Ancak yoksulluk derinleşip enerji fiyatları fırladığında, dev bir konser bir anda öncelikler tartışmasına ve Yeni Suriye imajı ile Suriyelilerin gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafeye dönüşüveriyor.

İşte tam bu noktada, Suriye’nin Yeniden İmarı Konferansı ve başta Körfez ülkeleri olmak üzere dış yatırımlara bağlanan umutlar devreye giriyor. Esed’in devrilmesinden bu yana Suudi Arabistan, Suriye’nin istikrarını sadece bir Suriye meselesi olarak değil, bölgesel bir Arap çıkarı olarak gören başlıca ülkelerden biri oldu. Şam’ın dünyaya açılmasını destekledi; yaptırımların kaldırılması, ekonomik yüklerin hafifletilmesi için bastırdı ve izolasyondan yatırım ile imar dönemine geçişi teşvik etti.

Ancak Şam’ın umut bağladığı Riyad, terör saldırısı girişimleriyle karşı karşıya. Husiler, füzeler ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan’ı tehdit ediyor. Husi nüfuzunun Yemen kıyılarında yayılması ve Babu’l Mendeb’e yaklaşması, dünyanın en önemli ticaret ve enerji damarlarından birine ek bir tehlike arz ediyor. Diğer taraftan ise enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’ndaki baskıların ve İran ile yaşanan gerilimin tehdidi altında.

İşte burada Yemen ile Suriye arasındaki mesafe göründüğünden çok daha kısalıyor. Husilerin her girişimi ve İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Babu’l Mendeb’e ya da enerji hatlarına yönelik her tehdidi, bölgesel ekonominin maliyetini yükseltiyor ve öncelikleri yeniden sıralıyor. Ve bu maliyet en nihayetinde Suriye’ye kadar ulaşıyor.

Yükselen enerji fiyatları ekonomiyi sıkıştırıyor ve yaşam maliyetini artırıyor. Şam’dan binlerce kilometre ötedeki bir füze saldırısının ekonomik şarapnel parçaları, gelip bir Suriyelinin cebini vurabiliyor.

Ancak Suriye deneyiminin üzerinde durulmaya değer başka bir boyutu daha var. Yeni Suriye’nin 2024 sonundan bu yana verdiği en önemli sınavlardan biri, gruplaşmaları sona erdirme ve silahları devlet kontrolüne alma çabasıydı. Ordu yeniden yapılandırıldı, gruplar devlet kurumlarına entegre edildi ve Şam; toprağı, silahı ve sadakati paylaşan birden fazla ordu ve milis gücü yerine, tek bir ordu ve tek bir askeri karar merciine ulaşmak amacıyla SDG’yi entegre etme sürecinde ilerledi.

Tüm sorunlar çözülmüş ya da entegrasyonun bütün aşamaları tamamlanmış değil, ancak gidişat oldukça net. Birden fazla silahlı gücün, savaş ve barış hususunda farklı karar mercilerinin bulunduğu bir ülkede istikrar sağlanamaz. Tam da bu noktada Şam ile Yemen arasındaki mesafe bir kez daha kısalıyor. Yemen’de yaşananlar, bu durumun tam tersi bir tablo sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre silahların devletin elinde toplanması yerine Husi milisler, devlete paralel bir askeri güç inşa etmeyi ve bu gücü karada hakimiyet kurup emrivakiler yaratmak için kullanmayı başardılar. Sonrasında ise oluşturdukları tehlike, karadan ve denizden Yemen sınırlarını aşarak komşularına kadar uzandı.

Silahlı bir milis gücü komşu bir devleti ve kutsal mekânları tehdit edebildiğinde, enerji tesislerini ve hatlarını hedef alıp dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birini etkileyebildiğinde; Yemen devletinin yeniden inşası ve egemenliğinin ihyası, bölge güvenliğinin ve küresel ekonominin bir parçası haline gelir. Dolayısıyla Yemen devletinin ve meşruiyetinin desteklenmesi artık sadece Yemen’i ilgilendiren bir iç mesele değildir.

Suriye deneyimi bu noktada önemli bir ders sunuyor: Milis güçlerini dizginlemek ya da onlarla sonsuza dek bir arada yaşamaya çalışmak yeterli değildir. Asıl gereken; devlet kurumlarının inşasını desteklemek, orduyu güçlendirmek ve savaş ile barış kararının yalnızca devletin elinde olacağı şekilde silahı tek bir merkezde toplamaktır. Suriye’nin dönüşümünü tamamlamak için ihtiyaç duyduğu şey de, Yemen’in savaştan çıkmak için gereksinim duyduğu şey de tam olarak budur. Ve Washington, SDG üzerindeki koruma kalkanını nasıl kaldırdıysa, Husilerin üzerindekini de öyle kaldırmalıdır.

Bir yıl önce Şera, New York’a çantasında siyasi tanınma sorusuyla gitmişti. Bu kez ise yanında daha zor bir soru taşıyor: Bu tanınma nasıl yatırıma, yatırım nasıl istihdama ve dünyaya açılma Suriyelilerin günlük hayatında hissettiği somut bir iyileşmeye nasıl dönüşecek?

Yanıt sadece Şam’da gizli değil. Nitekim Suriye, toparlanmak ve yeniden imar sürecini tamamlamak için Arap coğrafyasının desteğine güveniyor. Ancak bu coğrafyanın da kendi devletlerini, enerji kaynaklarını ve deniz yollarını milis tehditlerinden korumaya ihtiyacı var.

Bu yüzden sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin istikrar reçetesini yeniden kazanmaya ihtiyacı var: Daha güçlü bir devlet, tek bir ordu ve tek bir silah. Suriye’den Yemen’e uzanan hat üzerinde sadece devletin güçlenmesi yetmez; çözüm, milislerin zayıflatılmasıyla başlar... Aksiyle değil.


Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.