Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Biden’ın Tahran’la yaptığı tüm anlaşmalar geçici’

Risch, İsrail’in İran’ın nükleer silah sahibi olmasına müsaade vermeyeceğini ve ABD’nin de buna destekleyeceğini söyledi.

Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch, geçen eylül ayında düzenlenen Senato Dış İlişkiler Komitesi oturumunda ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e sorular yöneltti. (EPA)
Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch, geçen eylül ayında düzenlenen Senato Dış İlişkiler Komitesi oturumunda ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e sorular yöneltti. (EPA)
TT

Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Biden’ın Tahran’la yaptığı tüm anlaşmalar geçici’

Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch, geçen eylül ayında düzenlenen Senato Dış İlişkiler Komitesi oturumunda ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e sorular yöneltti. (EPA)
Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch, geçen eylül ayında düzenlenen Senato Dış İlişkiler Komitesi oturumunda ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e sorular yöneltti. (EPA)

Cumhuriyetçi Senatör Jim Risch, İran’ın nükleer silah edinmeye yakın olduğu uyarısında bulundu. Şarku’l Avsat’a özel verdiği röportajda İsrail’in nükleer anlaşmayı ‘umursamayacağını’ belirten Risch, Beyaz Saray’ın söz konusu anlaşmayı İran’ın bölgesel ve balistik faaliyetlerinden ayrı tutma yaklaşımına da tepki gösterdi.
Cumhuriyetçi Senatör Risch, İsrailli yetkililere ‘İran’ın kitle imha silahları geliştirmeye yakın olduğunu’ ilettiği bilgisini verdiği açıklamasında şu ifadeleri kulandı:
“İsraillilerin kendi kırmızı çizgileri var. Bu konuda kendi fikirleri bulunuyor ve anlaşma ne olursa olsun kendi çıkarlarına göre hareket edecekler. Bu konuyla en çok ilgilenenler de onlar. Varlıkları buna bağlıdır.”
Senato Dış İlişkiler Komitesi’nde Cumhuriyetçi Parti Başkanı Risch, İran’ın asla nükleer silah elde edemeyeceğine yönelk inancını dile getirerek İsrail’in de buna izin vermeyeceğini vurguladı.
Cumhuriyetçi Senatör sert bir ses tonuyla şunları söyledi:
“İran, asla nükleer silaha sahip olamayacak. Ve bunu durduran ne biz ne ABD’liler be de müzakere masasında oturanlar olacak. Kimi kastettiğimi biliyorsunuz.”
Senatör, İsrail’in bunu yapacağına dair herhangi bir endişesi olup olmadığı sorusuna şu cevabı verdi:
“Endişem yok. Yapacağından eminim. İsrail, İran’ın asla nükleer silah sahibi olmamasını sağlayacak. Bu yüzden şunu söyleyebilirim ki İsrail, geçmişte bu konuda harekete geçen dünyadaki tek ülkedir. Bundan fazlasını söyleyemem.”
Söz konusu ifadeler aynı zamanda İran tesislerine yönelik düzenlenen ‘gizli’ saldırılara da örtülü bir gönderme niteliğindeydi.
ABD Başkanı Joe Biden yönetimiyle görüştüğünü belirten Senatör, Beyaz Saray’a da ‘İsrail’in İran nükleer programına karşı askeri harekata başvurmasına yönelik çağrıyı’ aldığında hazır olmasını tavsiye etti. Jim Risch, “Kendilerine ‘Çağrıyı aldığınızda ne yapacaksınız? Seyirci olarak İsrail’in arkasında mı duracaksınız yoksa onları savaşta destekleyecek misiniz?’ diye sordum” dedi. Senatör ayrıca iki partili Kongre’nin İsrail’i desteklemeye kararlı olduğunu ve yönetimin de aynısını yapması gerektiğini vurguladı.
Senatöre röportaj sırasında yaptığı açıklamada İranlıların ‘nükleer silah edinmeye yaklaşmasının sonuçlarının’ çok iyi bilindiğini vurguladı:
“Burada, ABD’lilerden gelen sonuçlardan bahsetmiyorum. İranlılar bunu biliyor. Biz de çizgiyi aşmak ve yanlış hesaplar yapmakla ünlü olduklarını biliyoruz. Bu, onların bir hata yapmasına neden olabilir. Eğer bu hatayı yaparlarsa olacaklar, onların sorumluluğunda olacaktır.”
Risch açıklamasının devamında Umman Körfezi’nde Vietnam tankerine el konulmasına dair de değerlendirmelerde bulundu. Tahran’ın son günlerde ABD’nin ‘petrol çalma’ girişiminde bulunduğu iddiasını piyasaya sürdüğünü belirtti:
“Bahsettiğim gibi sınırı aştıkları ve hata yaptıkları biliniyor. Bu olmaması gereken durumlara yol açar. Ama bu onların hatası. ABD’lilerden çok korkuyorlar. Ama dünyanın geri kalanından da korkmalılar.”
Jim Risch, ABD yönetiminin İran yaklaşımını ve nükleer anlaşmayı ‘İran’ın bölgedeki istikrarsızlaştırıcı faaliyetleriyle, teröre verdiği destekle ve balistik füze programıyla’ ilişkilendirmeyi kabul etmemesini de eleştirdi. Cumhuriyetçi Senatör, aynı durumun eski Başkan Barack Obama döneminde de yaşandığına dikkat çekti.
Senatör Risch, İran’la mücadeleyi 10 yaşındaki bir çocukla uğraşmaya benzettiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Konuya sanki sınıfını sabote eden, sınıf arkadaşlarını döven ve okulda etrafa çöp atan 10 yaşındaki bir çocukla uğraşıyormuşuz gibi bakmalıyız. Bu çocukla öylece oturup çöp atma konusunda pazarlık edemezsiniz. Çöp atmayı bırakacağına söz verse de eylemlerini durdurmaz. Kötü bir çocuk olarak kalacaktır. Tüm kötü davranışlarına son vermelidir.”
Cumhuriyetçi Senatör, Kongre’de nükleer anlaşmaya geri dönmeye Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerden gelen güçlü muhalefetin altını çizdi. Ayrıca Demokratların bu seferki muhalefetinin ‘anlaşmanın feci sonuçlarını gördükleri için’ Obama dönemindekinden çok daha güçlü olduğunu vurguladı.
Risch açıklamasında, Kongre’nin anlaşmaya karşı çıkmasına rağmen bunu engelleyemeyeceğini söyledi:
“Açık konuşalım; anlaşma gerçekleşirse bu ABD ile bir uzlaşı değil, uygulama kararı olacak. Bu, Avrupalı ​​dostlarımıza ve diğerlerine her zaman söylediğim bir şey. Başkan ile anlaşmaya varmak ABD ile değil, mevcuttaki Başkan ile bir anlaşmadır. Ve görevden ayrıldığı gün, tıpkı Trump yönetiminin paramparça ettiği ilk anlaşmada olanlar yaşanacaktır. Bu bizim anlaşmamız değil ve biz onu desteklemeyeceğiz. Eğer gerçek bir anlaşmaya varmak istiyorsanız bunu Senato’ya sunmalısınız. Üyelerin üçte ikisinin oyunu alırsa bu ABD ile yapılmış bir anlaşma olur ve bağlayıcı sayılır. Bu olmazsa herhangi birimiz bu anlaşmaya bağlı olmayacağız.”
Risch, İran’ın ‘müzakere masasına geri döneceğine dair yaptığı açıklamasını’ önemli görmediğini belirterek bunu ‘yüzeysel’ olarak nitelendirdi. Ayrıca Tahran’ın bir anlaşmaya varma konusundaki niyetinden de şüphe duyduğunu ifade eden Senatör, İran rejiminin müzakerelere geri dönmek için bir tarih belirleme kararının ise ‘sorunun kendileri olmadığını ve konuşmaya hazır olduğunu’ göstermeyi amaçladığını savundu.
Jim Risch, Tahran ile anlaşmaya varmanın uzak ihtimal olduğunu belirttiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
 “Bir anlaşmaya varmanın iki ana faktör gerektirdiğini düşünüyorum. İlki; ilgili iki tarafın aynı amaca sahip olmasıdır. İkincisi de tarafların bu hedeflere ulaşmak için iyi niyetle çalışmasıdır. İranlılar ile herhangi bir eylem yürütülemez. Yani, bir anlaşmaya varmak imkansızdır ve İranlıların uyacağı açık kırmızı çizgilerimiz olmalıdır. ABD’li müzakerecilere tavsiyem, müzakerelerden çekilmeleriydi. Halen de öyle. Kötü bir anlaşmayı kabul etmeyin, geri çekilin. Kötü bir anlaşma yapmaktansa hiç anlaşma yapmamak daha iyidir.
Risch, Biden yönetimine ‘ABD’nin İran ve destekçilerine yönelik yaptırımlarını sıkılaştırma ve daha katı bir şekilde uygulanmasını sağlama’ çağrısı yaptı. İran’dan Çin’e petrol sızıntısını durdurmanın önemli olduğunu vurgulayan Jim Risch, “Mevcut yaptırımlar yeterli değil. Onları sıkılaştırmamız gerekiyor. Burada yeni cezaları kastetmiyorum ama mevcut cezalar daha da sıkılaştırılmalı ve daha sıkı uygulanmalıdır” dedi. İran petrolü üzerinden Çin’e uygulanan yaptırımlara atıfta bulundu.
Risch, İran ile ‘Hizbullah ve Husiler gibi bölgedeki vekillerine karşı destek içerecek’ olası bir anlaşmaya ihtiyaç duyulduğunu yineledi. ABD’li Senatör, Washington ziyareti sırasında Lübnan Ordu Komutanı Joseph Avn ile kapalı bir görüşme gerçekleştirdiği bilginsi verdiği açıklamasında ABD’nin Lübnan Ordusuna destek verdiğini belirtti. “Bu aşamada ülkelerin bir arada gruplandığını varsayarsak, ordunun bu yönetimleri bir araya getiren tek güç olduğunu düşünüyorum” iadesini kullandı.
Avn’ın ‘ABD’nin desteği ve ülkenin birliğini korumada orduya yardımı için’ derin şükranlarını dile getirdiğini belirten Cumhuriyetçi Senatör “Yardım etmek istiyoruz ve yıllardır da orduyu destekliyoruz. İyi niyetle hareket ettiklerini düşünüyorum. Onlara yardım etmekten mutluluk duyuyorum” dedi.



Kazakistan, ağustos ayında Novorossiysk üzerinden petrol ihracatını artırdı

Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nda bir yeniden yükleme tesisi (Reuters)
Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nda bir yeniden yükleme tesisi (Reuters)
TT

Kazakistan, ağustos ayında Novorossiysk üzerinden petrol ihracatını artırdı

Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nda bir yeniden yükleme tesisi (Reuters)
Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nda bir yeniden yükleme tesisi (Reuters)

Kazakistan’ın devlete ait boru hattı işletmecisi KazTransOil bugün yaptığı açıklamada, ülkenin geçtiğimiz ağustosta Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı üzerinden gerçekleştirdiği petrol sevkiyatını yüzde 27,8 artırarak 460 bin metrik tona çıkardığını bildirdi.

Buna karşılık Orta Asya ülkesi, Baltık Denizi kıyısındaki Rusya’nın Ust-Luga Limanı üzerinden yaptığı ihracatı geçen ay yüzde 30 azaltarak 200 bin tona düşürdü.

Reuters’a konuşan sektör kaynakları, Rusya’nın Kazak petrolünün Ust-Luga’dan Novorossiysk’e yönlendirilmesini sağladığını belirtti. Bu adımın, Karadeniz’de artan güvenlik riskleri nedeniyle Baltık bölgesinden Rus petrolü ihracatı için ilave kapasite oluşturduğu kaydedildi.


Trump-Şi zirvesi öncesinde... Washington, yapay zekânın risklerine yönelik bir mekanizma öneriyor

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (Reuters)
TT

Trump-Şi zirvesi öncesinde... Washington, yapay zekânın risklerine yönelik bir mekanizma öneriyor

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (Reuters)

ABD, yapay zekâyla bağlantılı ve ulusal güvenlik tehdidi oluşturabilecek olayların bildirilmesine yönelik ABD ile Çin arasında ortak bir mekanizma kurulmasını önerdi. Söz konusu adım, bu alandaki en büyük iki güç arasında diyaloğun geliştirilmesini hedeflerken, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında bu hafta Washington’da yapılması beklenen zirve öncesinde geldi.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, New York’ta Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada, tarafların özellikle ulusal güvenlik konularına odaklanan yeni bir yapay zekâ diyaloğu oluşturulmasını ele aldığını söyledi. Bessent, bu kapsamda ortak tehdit oluşturan veya ortak hedeflerle bağlantılı olayların bildirilmesine yönelik bir sistem kurulmasının da gündemde olduğunu belirtti.

Bessent, yapay zekâ alanında dünyada birinci ve ikinci sırada yer alan ABD ile Çin arasındaki şeffaflığın artırılmasının, bu faaliyetin sınırları aşan niteliği nedeniyle önem taşıdığını ifade etti.

Trump ve Şi, geçtiğimiz mayıs ayında Pekin’de gerçekleştirdikleri zirvede yapay zekânın geliştirilmesi konusunda istişarelerde bulunulması ihtimalini ele almış, ancak söz konusu diyalog resmi bir çerçeveye dönüşmemişti.

Pekin’in ABD’nin önerisine ilişkin tutumu ise netlik kazanmadı. Şarku’l Avsat’ın Çin resmi haber ajansı Xinhua’dan aktardığı haberde, tarafların yapay zekâ konusunu görüştüğüne değinilirken, ekonomik ve ticari görüşmelerin ‘açık, kapsamlı ve yapıcı’ geçtiği belirtildi.

Gümrük vergileri ve stratejik olmayan mallar

Görüşmelerde ayrıca, ticaret ve yatırımlara ilişkin önceki mutabakatların uygulanması da ele alındı. Görüşmeler, Trump ile Şi arasında önümüzdeki perşembe ve cuma günü yapılması planlanan zirveye hazırlık kapsamında gerçekleştirildi.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, Washington ve Pekin’in mayıs ayında üzerinde anlaşmaya varılan ve Ticaret Konseyi olarak adlandırılan mekanizma kapsamında, gümrük vergisi indirimlerine konu olabilecek stratejik olmayan ürünleri belirlemeye yönelik bir sistemi hayata geçirmek için çalıştığını söyledi.

Greer, olası listenin bazı tüketim malları ile Çin’in düşük teknoloji ürünlerini içerebileceğini, bunun karşılığında ABD’nin enerji, tarım ürünleri ve tıbbi cihazlarının yer alabileceğini belirtti.

ABD’nin gelişmiş yapay zekâ çipleri ve yarı iletken üretim ekipmanlarına yönelik ihracat kontrollerinin ise yapay zekâ mekanizmasına ilişkin görüşmelerin gündeminde olmadığını vurguladı.

Danışmanlık şirketi The Asia Group’un dijital ekonomi biriminin ortağı ve başkanı George Chen, diyaloğun sürdürülmesinin önemli bir gelişme olduğunu söyledi. Ancak Chen, iki ülke arasındaki güven düzeyinin düşük olması ve Pekin’in Washington’ın Çin’in yapay zekâ sektörünün gelişimini sınırlandırmaya çalıştığına inanması nedeniyle yapay zekâ alanındaki iş birliğinin hâlâ sınırlı olduğuna işaret etti.

İlerleyen görüşmelerde yapay zekânın silahlarda kullanılması, güvenlik ilkeleri, kritik altyapıların korunması ve siber saldırıların önlenmesi gibi daha hassas konuların da ele alınması bekleniyor.

Görüşmeler, ABD ile Çin’in yeni bir zirveye hazırlanırken mevcut ticaret ateşkesinin 10 Kasım’daki sona erme tarihinin yaklaşmasıyla gerçekleşiyor. Çin’in ABD tarım ürünleri alımlarını yıllık yaklaşık 17 milyar dolar artırma ve Boeing’den 200’den fazla uçak satın alma taahhütleri de dahil olmak üzere diğer bazı konularda ise henüz anlaşma sağlanmış değil.


Şi Cinping-Trump zirvesi: Pekin büyük bir anlaşmaya bahis oynamıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Cennet Tapınağı turu sırasında birlikte yürüyorlar, 14 Mayıs 2026 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Cennet Tapınağı turu sırasında birlikte yürüyorlar, 14 Mayıs 2026 (Reuters)
TT

Şi Cinping-Trump zirvesi: Pekin büyük bir anlaşmaya bahis oynamıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Cennet Tapınağı turu sırasında birlikte yürüyorlar, 14 Mayıs 2026 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Cennet Tapınağı turu sırasında birlikte yürüyorlar, 14 Mayıs 2026 (Reuters)

Şerbil Berakat

Mayıs ayında Pekin'e yaptığı ziyaret sırasında Donald Trump, Zhongnanhai surları içinde kendisine eşlik eden Şi Cinping'e, bu özel yerde başka devlet başkanlarını ağırlayıp ağırlamadığını sormadan edemedi. Çin Devlet Başkanı'nın cevabı kısaydı: “Burada çok nadiren devlet başkanlarını ağırlıyoruz” dedi ve ardından Vladimir Putin'in de burada ağırlandığından bahsetti; oysa, Zhongnanhai Richard Nixon, George W. Bush ve Barack Obama'nın da uğrak yeri olmuştu.

Cevap sıradan görünebilir, ancak iki adam arasındaki ilişkinin doğasını özetliyor. Trump, Şi'yi “dost” olarak tanımlamakta ısrar ederken, Pekin ilişkiyi kişiselleştirmekten kaçınıyor. Bugün, Trump muhtemelen önümüzdeki çarşamba günü başkanlık uçağından inişinde Şi'yi karşılamaya ve Washington'da ona görkemli bir akşam yemeği vermeye hazırlanırken, törensel etkinliklerin ardında daha karmaşık bir zirve yatıyor gibi görünüyor. Şi, “dostu” ile değil, bir sonraki hamlesi tahmin edilmesi zor olan Amerikan başkanıyla görüşmeye geliyor.

O, büyük uzlaşmaların adamı değil

Amerikalı uzmanlar, kişisel ilişkilerin, zirvelerin ve diplomatik ziyaretlerin Çin-Amerikan ilişkilerindeki önemli aşamalarda önemli bir rol oynadığına inanıyor. 1972'de Henry Kissinger'ın Pekin ziyareti ve Çin Başbakanı Çu Enlay ile yakın ilişkisi, aynı yıl Richard Nixon'ın tarihi ziyareti ve Mao Zedong ile görüşmesi, buna bir örnek. Bundan yedi yıl sonra da Jimmy Carter, Beyaz Saray'ın kapılarını Deng Şiaoping'e açarak iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının önünü açtı. Ancak, Şi ve Trump'ın ilk ve mevcut dönemlerindeki sık görüşmeleri, iki lider arasındaki kişisel kimyaya güvenmenin aynı dönüşümü sağlamadığını gösterdi.  

Bu sadece daha kurumsal ve metodik bir yaklaşımı tercih etmesiyle bilinen Şi Cinping ile ilgili değil, aynı zamanda kendisini göstermeyi sevdiği gibi bir anlaşma yapıcı olmadığını kanıtlamış olan Trump ile de ilgili.

xvfbfbf
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Halkın Büyük Salonu'nda Başkan Donald Trump ile tokalaşıyor, 14 Mayıs 2026 (AP)

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nde 2021-2023 yılları arasında Çin'den sorumlu eski direktör Jonathan Tsien'in yakın zamanda The Atlantic'te yayınlanan son makalesinde belirttiği gibi, Trump ne 1949'da NATO'yu kuran Harry Truman, ne 1962'de Küba Füze Krizi'ni gizli diplomasiyle yöneten John F. Kennedy, ne Mihail Gorbaçov ile silah kontrol anlaşmalarını müzakere eden Ronald Reagan ve kesinlikle, ABD-Sovyet-Çin üçgenine kapıyı açarak Soğuk Savaşı yeniden şekillendiren Nixon gibi değil.

Uygulamada Trump'ın iki dönemlik diplomatik sicili mütevazı kaldı. Kim Jong-Un ile yaptığı ve kalıcı bir siyasi anlaşmayla sonuçlanmayan zirveden, Hindistan ve Pakistan arasındaki savaşı sona erdirmede rol oynadığı iddiası ki, Yeni Delhi bunu reddetti ve Vladimir Putin'i Ukrayna'daki savaşı en temel ve adil şartlarda bile sona erdirmeye ikna edememesine kadar, başarılarının çoğu da belirsiz veya eksik.

Pekin bu deneyimi net bir şekilde okuyor; Trump büyük uzlaşmaların adam değil, ancak bu onun hafife alınacak bir başkan olduğu anlamına gelmiyor. Öngörülemezliği onu müzakere masasında daha tehlikeli hale getiriyor. Öte yandan, Çin diplomasisi son yıllarda, bazen kendisi hiçbir çaba harcamadan, Trump’ın pragmatizminden ve dış politikasının değişkenliğinden yararlanmayı öğrendi.

Bu nedenle Pekin, ABD Başkanı'nın Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana üçüncü olan Trump-Şi zirvesini şansa bırakmıyor. Trump'ı kışkırtmanın, onu küçümsemenin veya yenilmiş gibi göstermenin olumsuz sonuçları olabilir.

Çin, Trump'ın politikalarının kendisini uluslararası sahnede varlığını genişletmeye, birçok ülkeye daha istikrarlı bir ortak veya Amerikan politikalarına karşı gerekli denge unsuru olarak sunmaya ittiğini düşünse de Çinli planlamacılar Washington zirvesinde hatalardan ve yanlış hesaplardan kaçınmak için çalışıyorlar. Bu nedenle, zirve hazırlıklarına titiz bir planlama, güç ve baskı kozları toplama ve aynı zamanda Washington'u cezbedebilecek fırsatlar ve çıkarlar sunma damga vuruyor.

Pekin, İran konusunda gelecekteki herhangi bir anlaşmada veya yeni bölgesel düzenlemelerde kolaylaştırıcı veya eş garantör rolü oynamaya giderek daha fazla hazırlanıyor; bu, Washington'un kabul etmek ve bundan yararlanmak zorunda kalabileceği bir gerçektir

Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng, zirvenin gündemini kesinleştirmek üzere Çin heyetinin başında Washington'a giderken, ticaret ve gümrük tarifeleri, İran savaşı ve yapay zekâ konularının masadaki en önemli konular arasında olması bekleniyor.

Ateşkes uzatılacak mı?

Trump ve Şi'nin bir yıl önce Busan'da vardığı ticaret ateşkesi sona yaklaşırken, ticaret ve gümrük tarifeleri konusu giderek daha fazla önem kazanıyor. Washington'un geçen yıl Pekin'in nadir toprak madenlerini koz olarak kullanmasının ardından gümrük tarifelerini yükseltme kararından geri adım atmasına rağmen, birçok sektörde gümrük tarifeleri yürürlükte kalmaya devam etti ve Penn Wharton Bütçe Modeli'ne göre Çin ithalatına uygulanan ortalama etkili ABD gümrük tarifesi temmuz ayında yüzde 22,8'e ulaştı.

Ancak iki ülke arasındaki ticaret, 2025 yılının aynı dönemine kıyasla yüzde 5,4 oranında artış gösterdi ve Çin ihracatı toplam ticaretin yüzde 75'ini oluşturarak Pekin'e önemli bir pazarlık gücü sağladı. Dolayısıyla gümrük tarifelerinin yükseltilmesi, Çin'i nadir toprak madenleri ve diğer ekonomik araçları kullanmaya itebilirken, tarifelerin düşürülmesi ticaret dengesizliğini Çin lehine genişletecektir.

Pekin, kasım ayındaki ara seçimlerden önce, Trump'ın bilhassa çiftçiler konusunda olumlu ekonomik sonuçlar sunma ihtiyacında olmasına bahis oynuyor. Bu nedenle Şi Cinping, ticaret ve yatırım önerileriyle birlikte, önemli Çinli iş adamlarından oluşan bir heyetle Washington'a gidiyor.

Öte yandan, Pekin bazı Amerikan endişelerini dikkate aldığını da gösterdi. Bu ay Asheville'de düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısının nihai bildirisinde Washington tarafından önerilen ve “piyasa mekanizması dışındaki uygulamaların ve politikaların” ele alınmasını öngören maddeye karşı çıkmasına rağmen, Çin bu taleplere kısmi bir yanıt olarak yorumlanabilecek önlemler aldı. Bunlar arasında, dış pazarlarda fiyat savaşlarını ve dampingi önlemek için otomotiv sektöründeki düzenlemelerin sıkılaştırılması, zayıf yerli şirketlerin birleşmelere veya pazardan çıkmaya yönlendirilmesi de yer alıyordu.

Bu girişime bir cevap gibi görünen açıklama ile Trump, Çinli şirketlerin Amerikan topraklarında fabrika kurmaları ve Amerikalıları istihdam etmeleri şartıyla Çin otomobillerinin ABD'ye girmesine izin vermeye açık olduğunu söyledi.

İran problemi

Zirveye hazırlıklarının bir parçası olarak Şi Cinping, Bişkek'teki Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi ve Yeni Delhi'deki BRICS zirvesinin yanı sıra Kahire'ye yaptığı ziyaret de dahil olmak üzere diplomatik bir tur gerçekleştirdi. Kahire'de Wang Yi tarafından “Ortadoğu için Çin çözümü” olarak tanımlanan bölgesel bir güvenlik girişimini sundu. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ancak en önemli hadise, Yeni Delhi ve Washington arasındaki ilişkilerin gergin olduğu bir dönemde Hindistan'da Narendra Modi ile yaptığı görüşmeydi. Giderek artan Çin-Hindistan yakınlaşması, Biden döneminde Çin'i dengelemek için Hindistan'ın rolünü genişletmeye dayanan ABD'nin Asya stratejisini daha da karmaşıklaştırıyor.

cvfb
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Hindistan'ın Yeni Delhi kentinde düzenlenen BRICS zirvesinin ikinci gününde bir araya geldi, 13 Eylül 2026 (Reuters)

Buna paralel olarak, İran savaşındaki Çin diplomasisi, Körfez'in her iki tarafındaki ortakları arasında dengeyi korumaya çalışmaktan, Tahran'a belirli talepler sunmaya doğru kaydı. Bu talepler arasında Hürmüz Boğazı'nın açılması ve seyrüsefer özgürlüğünün garanti altına alınması, Körfez ülkelerine yönelik saldırıların durdurulması ve savaşın, özellikle Yemen'e doğru genişletilmesinden kaçınılması yer alıyor. Bu talepler, Amerikan çerçevesinden bağımsız yeni bir güvenlik mimarisi üzerine bölgesel diyalog çağrısıyla birlikte geldi. Wang Yi, Pekin'de İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'ye bunu iletti.

Bu denklem, Pekin'e, ABD’nin İran'a karşı devreye soktuğu “Ekonomik Dışlama” planı karşısında manevra alanı sağlıyor; zira Tahran'a uygulanan yaptırımların Çin ile doğrudan bir ekonomik çatışmaya dönüşmesi olası görünmüyor. Washington ve Pekin'in, ABD'nin etkili Çin kurumlarını hedef almaktan kaçınması karşılığında, Pekin'in İran petrol alımlarını azaltması veya İran ile ticaretini, Tahran'a uygulanan ambargoya katılmadan Amerikan taleplerini kısmen karşılayacak şekilde yeniden yapılandırması şeklinde örtük bir uzlaşmayı görüşmeleri muhtemeldir.

Bu denklemin merkezinde petrol ve Hürmüz Boğazı öne çıkıyor. Savaş sırasında Çin, talep yoluyla ham petrol fiyatlarını etkileme gücünü gösterdi, bu da Şi Cinping'e, özellikle seyrüseferdeki aksamalar ve fiyat artışları devam ederse, Trump ile İran konusunda yapılacak görüşmelerde ilave bir koz sağlıyor.

Bu nedenle Pekin, İran konusunda gelecekteki herhangi bir anlaşmada veya yeni bölgesel düzenlemelerde kolaylaştırıcı veya eş garantör rolü oynamaya giderek daha fazla hazırlanıyor; bu, Washington'un kabul etmek ve bundan yararlanmak zorunda kalabileceği bir gerçek. Ancak, Çin'in manevra alanı, gücü, nüfuz alanının sınırları ve çatışmaya dahil olan ve ondan etkilenen taraflar arasında hassas bir dengeyi koruma ihtiyacı nedeniyle sınırlı. Bu durum, etkili bir Çin rolüne izin vermeyi, Washington'un kendi kararına bağlı kılıyor.

Trump-Şi zirvesi, son günlerde medyaya hâkim olan “düşük beklentiler” ifadesine indirgenemez. Zira Trump'ın yaklaşımı ve dış politika tarzı, geniş kapsamlı herhangi bir stratejik anlayış için çıtayı düşük tutuyor

Burada Trump yönetimi gerçek bir problemle yüzleşiyor: Pekin'i görmezden gelmek, statükonun devamından minimum maliyetle faydalanmasına izin vermek anlamına gelirken, rolünü kabul etmek ise Ortadoğu'daki, özellikle de kilit Körfez ülkelerindeki etkisinin ve varlığının bir kısmından vazgeçmek anlamına geliyor.

sdv
Uçak gemisi USS Abraham Lincoln’ün, destek gemisi USNS Arctic ile denizde ikmal operasyonu sırasında, helikopterlerin iki gemi arasında malzeme transferi yapması, 8 Mayıs 2019 (ABD Donanması Basın Ofisi/AFP)

Bu nedenle, Trump yönetimi, Çin'in rolü konusunda sınırlı seçeneklere sahip gibi görünüyor; Pekin'e karşı ne baskıyı artırarak olumsuz ne de geniş bir manevra alanı tanıyarak olumlu dramatik adımlar atmadan ilerlemesi gerekiyor. Bu bağlamda özellikle dikkat çekici olan, birkaç gün önce Wang Yi ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasında Ortadoğu'daki gelişmelerle ilgili yapılan telefon görüşmesiydi.

Tayvan ve Ukrayna'daki savaş

Bilhassa Çin tarafının şüphesiz gündeme getireceği Tayvan başta olmak üzere gündeme başka konular da gelebilir. Gelgelelim, özellikle Trump'ın ABD'nin adanın güvenliğine olan bağlılığını azaltma eğilimi göz önüne alındığında, bunun büyük bir anlaşmazlık noktası haline gelmesi beklenmiyor. Bu bağlamda, ABD medyası, Washington'un Trump'ın “önemli bir pazarlık kozu” olarak tanımladığı Tayvan ile silah anlaşmasını askıya almayı düşündüğünü belirtti.

Ukrayna dosyasına gelince, Moskova, önümüzdeki ay Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi sırasında Shenzhen'de Putin, Şi ve Trump arasında üçlü bir zirve olasılığından bahsetti. Şi ve Modi ise Ukrayna krizini sona erdirmek için rol oynamaya hazır olduklarını açıkladılar. Washington ve Kiev'in, Pekin'in Doğu Ekonomik Forumu sırasında Kiev'den Vladivostok'u bombalamamasını istediğini ve Ukrayna'nın da buna uyduğunu açıklaması dikkat çekiciydi.

Bu, bir şekilde hem Moskova'nın hem de Kiev'in önceki çekincelerini bir kenara bıraktığını ve artık savaşı sona erdirmek için herhangi bir denklemde Çin'i vazgeçilmez bir taraf saydığını gösteriyor.

Yapay zekâ yarışı

Yapay zekâda hakimiyet yarışının, özellikle ABD’li teknoloji şirketlerinin güvenlik ve emniyet endişeleri nedeniyle yapay zekâ modellerinin gelişiminin yavaşlatılması yönündeki çağrılarının ardından, zirve kapsamındaki temaslarda önemli bir yer tutması bekleniyor. Pekin, ABD'nin çağrısını prensipte reddetmiş olsa da güvenlik ve yönetişim kuralları konusunda teknik bir diyaloğa hazır görünüyor.

Şi Cinping, bu diyaloğa 29 ülkenin katılımıyla Şanghay'da Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü'nün (WAICO) kurulması, sektörün küresel yönetişimi için dört ilke önerisi, ayrıca BRICS zirvesinde başlattığı “açık kaynaklı yapay zekâ” girişimi de dahil olmak üzere bir dizi girişimle birlikte katılıyor.

drgbg
Tibet Gençlik Kongresi üyeleri, BRICS zirvesi için Hindistan'a yapacağı ziyaret öncesinde Yeni Delhi'de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in posterlerini taşıyan bir protesto gösterisi düzenlediler, 11 Eylül 2026 (AFP)

Çin yapay zekâ modeli, yapay zekâ modelinin yeteneklerini geliştirmeye daha fazla önem veren ABD modeline kıyasla, pratik uygulamaları genişletmeye odaklanırken, Pekin, model geliştirme hızını yavaşlatma ve güvenlik önlemlerini güçlendirme yönündeki ABD çağrılarına uyum sağlamaya istekli görünüyor. Ancak Çin, bu çağrıların rakipleri engellemek ve ABD'nin üstünlüğünü pekiştirmek için bir araç olarak kullanılabileceği olasılığından da endişe duyuyor.

Çin bu endişesinde yalnız değil; Fransız Mistral şirketi ve Alman Yapay Zekâ Derneği, güvenlik endişelerinin Amerikan şirketlerinin hakimiyetini güçlendiren ve rakiplerinin kendisine yetişebilmesini sınırlayan düzenlemeler getirmek için kullanılmasına karşı uyarıda bulundu.

Düşük beklentiler mi?

Bu nedenle, Trump-Şi zirvesi, son günlerde medyaya hâkim olan “düşük beklentiler” ifadesine indirgenemez. Zira Trump'ın yaklaşımı ve dış politika tarzı, geniş kapsamlı herhangi bir stratejik anlayış için çıtayı düşük tutuyor. Bu arada Pekin, Washington'un uluslararası düzeni yeniden şekillendirmek için Çin ile iş birliği yapabileceği büyük girişimlerden ziyade küresel hegemonyasını yeniden üretmekle daha çok meşgul olduğuna inanıyor.

 O güne kadar Şi, büyük bir anlaşma arayışıyla Washington'a veya Trump ile görüşmeye gitmeyecek. Bunun yerine, zirveyi stratejik bir dönüm noktasına dönüştürmeden, Çin'in Washington ile ilişkilerini anlaşma anlaşma, dosya dosya yönetmesine olanak sağlayacak bir kart destesi taşıyacak.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.