Mısır-İsrail Barış Antlaşması’ndaki değişiklikten sonra ne olacak?

Göstergeler, zamanlama, stratejik ve politik mesajlar

Bu, Mısır-İsrail Barış Antlaşması’ndaki ilk değişiklik olarak kabul ediliyor (AFP)
Bu, Mısır-İsrail Barış Antlaşması’ndaki ilk değişiklik olarak kabul ediliyor (AFP)
TT

Mısır-İsrail Barış Antlaşması’ndaki değişiklikten sonra ne olacak?

Bu, Mısır-İsrail Barış Antlaşması’ndaki ilk değişiklik olarak kabul ediliyor (AFP)
Bu, Mısır-İsrail Barış Antlaşması’ndaki ilk değişiklik olarak kabul ediliyor (AFP)

Tarık Fehmi
İsrail, Ordu Sözcüsü Avichay Adraee aracılığıyla Arapça ve İbranice olarak yapılan yazılı açıklamada, Mısır-İsrail Barış Antlaşması’nda Mısır’ın Refah'taki askeri varlığının güçlendirilmesi noktasında bir değişiklik için anlaşmaya varıldığını duyurdu. Açıklamada, anlaşmaya İsrail ve Mısır ordularına bağlı Ortak Askeri Komite’nin ikili konuları ele aldığı bir toplantıda varıldığı belirtildi. İsrail’in açıklamasına göre bu değişiklik, siyasi düzeyde onaylandı. Ardından Mısır Ordu Sözcüsü bir açıklama yaptı ve değişikliğin Mısır'ın ulusal güvenliğini koruma çabaları çerçevesinde ordunun ülkenin kuzeydoğusundaki stratejik sınırları kontrol etme ve güvence altına alma çabalarının devamı olarak geldiğini söyledi. Ortak Askeri Komite, Mısır-İsrail Barış Antlaşması’nda İsrail tarafıyla yaptığı koordinasyon toplantısı çerçevesinde Mısır’ın Refah’ta sınırdaki askeri varlığını ve imkânlarını artırması yönünde bir değişiklik yapmayı başardı.

Bu değişiklik, başka değişikliklere de kapıyı açar mı?
Bu değişiklik, 17 Eylül 1978 tarihinde Mısır ile İsrail arasında imzalanan barış antlaşmasında yapılan ilk değişikliktir. (Daha önce Selahaddin Koridoru olarak bilinen bölgede, yapılan plan çerçevesinde İsrail’in Gazze Şeridi'nden çekilmesinden sonra İsrail'in bölgedeki sorumluluğu üstlenmesiyle ilgili bir anlaşmaya varılmıştı.) Bu nedenle önümüzdeki dönemde başka değişikliklere de kapı aralanabilir. Bu değişiklik aynı zamanda Mısır-İsrail ilişkilerinin istikrarına ve her iki tarafın da ilişkileri geliştirme konusundaki istekliliğine işaret ederken, İsrail ile Mısır arasında 1979 yılında imzalanan Camp David Barış Anlaşması'na askeri bir ek olması dikkat çekicidir. Camp David Barış Anlaşması çerçevesinde askerlerin sınır bölgelerinde konuşlanması engellenirken yalnızca sivil polis devriyelerine izin verildi. İsrail, bunun emsal olmasını önlemek için Mısır ile barış anlaşmasında değişiklik yapılmasına karşı çıktı.  Bu nedenle söz konusu anlaşma bir protokol olarak tanımlandı.
Bu değişiklik, başta eski İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun hükümeti olmak üzere birbirini izleyen İsrail hükümetlerini, 25 Ocak devrimi sonrası Mısır askerlerinin sayısının sürekli artmasına işaret ederek Mısır ordusunu askerlerini sınırların yakınlarına konuşlandırmakla suçlayan eleştirilerini de sona erdirdi. Anlaşmaya göre Mısır’ın sınırlara konuşlandırabileceği asker sayısı 750 ile sınırlandırırken bunların da sadece askeri polis güçleri olmasını ve hafif silahlarla donatılmasını öngörüyordu. Ancak son değişiklikle, askeri tahkimatlar kurulabilir. Böylece silah kaçakçılığı ve terörist unsurların Mısır'dan Gazze Şeridi'ne sızması önleyebilir. Fakat bunun tersi de olabilir.

Mısır-İsrail İlişkileri
Mısır ve İsrail arasındaki barış anlaşmasının değiştirileceğine ilişkin açıklama, Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri’nin Kahire ile Washington arasındaki stratejik diyalog için barış anlaşmasını imzalayan taraflardan olan ABD'de bulunduğu sırada yapıldı. Eski ABD Başkanı Jimmy Carter, eski Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ve İsrail Başbakanı Menahem Begin arasında 17 Eylül 1978 tarihinde bir anlaşma imzalandı. Anlaşmadaki değişiklik, Mısır ve İsrail’in ABD yönetimine aralarındaki ilişkilerin doğası ve geleceği hakkında bir mesaj iletmek istediklerinin de bir göstergesi.
Yeni değişiklik, Mısır’daki belirli bir siyasi ve güvenlik atmosferinin hakim olduğu bir dönemde yapıldı. Öyle ki Kahire, olağanüstü hali  (OHAL) resmen kaldırırken terör operasyonlarını da sona erdirmek üzere. Mısır ayrıca, stratejik öneme sahip Sina'da bazı milis güçlerin yeniden ortaya çıkmasına olanak sağlayabileceği gerekçesiyle askeri operasyonların devam ettirerek Sina'daki terör kaynaklarını kurutmayı başardı. Aynı zamanda Sina'da Mısır ordusunun yeniden konuşlandırılması gibi birtakım ihtiyati tedbirler alındı.
Resmi olarak, A bölgesindeki Mısır askeri sayısı 22 bini geçmezken, B bölgesinde 4 bin ve C bölgesinde de 750 askere sahip. Ancak daha sonra bölgede izin verilen asker sayısı önemli ölçüde arttı. Bu da Mısır ordusunun teröristlerin mevzilerine ulaşmasını sağladı.
Fakat bu duruma başta muhalefet kanadı olmak üzere İsrail tarafından itirazlar yükseldi ve konu stratejik çevrelerde gündeme geldi. A bölgesinin doğuda A hattı (kırmızı çizgi) ile batıda Süveyş Kanalı ve Süveyş Körfezi’nin doğu kıyısı ile sınırlandığı biliniyor.  Bu bölgede, Mısır ordusundan bir mekanize piyade alayı bulunuyor. B bölgesi ise doğuda B hattı (yeşil çizgi) ve batıda “A” çizgisi ile sınırlıyken, C bölgesi ise batıda B hattı (yeşil çizgi), doğuda uluslararası sınır ve Akabe Körfezi ile sınırlıdır.
Mısır-İsrail ilişkileri, barış anlaşması metnine uygun olarak güvenlik ve istihbarat iş birliği de dahil olmak üzere çok sayıda faktöre bağlı olsa da ekonomik alanlarda Mısır-İsrail ilişkilerini yöneten nitelikli sanayi bölgesi anlaşmaları var. İsrail daha önce uygulamanın kapsamının genişletilmesini talep etmişti ve bu dosya ve diğerleriyle ilgili başka dosyaların açılması beklenmesine rağmen bu yapıldı.
Kahire'nin, İsrail Başbakanı Naftali Bennett'in Şarm eş-Şeyh'e (Sina’nın güneyi) yaptığı ziyarette Tel Aviv ile ilişkilere en büyük desteği veren taraf olduğu açıkça görüldü. Bu, Kahire'nin daha önce Netanyahu'ya sunmadığı gerçek ve önemli bir karttı. Kahire ve Washington'ın Bennett/Yair Lapid hükümetine destek arayışında olması dikkati çekiyor. Bu, özellikle Kahire’nin, Doğu Akdeniz bölgesindeki enerji, gaz taşımacılığı ve geri dönüşüm dosyasında iş birliğini geliştirmeye istekli olmasından ötürü ikili düzeyde siyasi gelişme için bir başlangıca ve çeşitli alanlarda iş birliğine yol açabilir. Bu, aynı zamanda diğer alanlarda da iş birliğine kapıyı aralayacaktır. Mısır ile İsrail arasında daha önce Camp David Barış Anlaşması ve Ürdün ile İsrail arasında da Vadi Arabe Barış Anlaşması imzalanmış olduğundan özellikle Mısır ve Ürdün arasında gerçek bir karşılaştırma olacaktır.

Ertelenen dosyalar açılır mı?
Asıl soru, bir Mısırlı ve bir İsraillinin barış anlaşmasında yer alan ve tazminat dosyaları gibi bazıları ertelenen maddeleri hayata geçirip geçirmeyecekleridir. İlişkilerdeki mevcut atmosferin buna izin vermesi ve Bennett hükümetinin istikrarının önemli olması nedeniyle bunu uygulamaya veya gözden geçirmeye başlamanın zamanı geldi. Bu nedenle Mısır ve onun ardından ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, İsrail hükümetini, bir devlet ve hükümet olarak, Mısır ve Ürdün ile olan başarılı barış deneyimleri göz önüne alındığında, Filistin tarafıyla barış ve uzlaşı yoluna girmesi için kapıyı açması ve İsrail'i cesaretlendirmesi için desteklemeye çalışacaktır. Mısır ve İsrail arasında yıllardır süregelen barış anlaşması, çatışmaların ve anlaşmazlıkların üstesinden gelebileceklerini kanıtladı. Aralarında herhangi bir çatışma ya da bir sınır gerilimi yahut başka bir gerilim olmadı. Daha ziyade ilişkiler, yıllar sonra dahi temkinli bir tepki ve çatışma unsurlarının öngörülmesiyle istikrarlı bir şekilde sürdürüldü. Mısır'ın ordusunu silahlandırma, yeteneklerini geliştirme, silahlarını çeşitlendirme ve belirli bir savaş sistemine göre çalışma konusunda yönelimleri, bir takım çevrelerde itirazların yükselmesine neden olsa da İsrail hükümetinin siyasi ve stratejik rehberlikle ayırt edilen bir yaklaşım sergilediği söylenebilir. Kapsamlı bir modernizasyon ve kalkınma planına (İsrailli milletvekilleri Maoz, Tiffin, Gideon, Deri'nin planları) ve diğerlerine göre İsrail ordusu yıllardır sadece 100 bin askerden oluşan akıllı bir orduya dönüşüyor. Ancak mesele, gerçek yeteneklere ve dünyadaki ordularda meydana gelen değişiklikleri hesaba katan üstün yeteneklerle ilgili. İsrail de güçlü, etkili ve uluslararası düzeyde sınıflandırılmış bir ordu inşa etmeye doğru ilerleyerek bunu gerçekleştiriyor. Sonuç olarak, İsrail hükümetinin anlaşmada değişiklik yapılmasını kabul etmesi de bununla alakalıdır. Tel Aviv'in bölgedeki en önemli ülke olmasından ötürü Mısır ile olan ilişkilerine desteğini vurgulama konusundaki istekliliği de bundan kaynaklanıyor. İsrail hükümetinin, barış anlaşmasında değişikliğin yapılması ve son yıllarda art arda gelen yanıtlardan sonra Mısır’ın talebine gayri resmi bir şekilde yanıt vereceğini tek taraflı açıkladığı İsraillilere iletmek istediği mesaj da buydu.

Sonuç
Burada barış antlaşmasında değişiklik yapmanın siyasi olarak Mısır ile İsrail arasında daha fazla yakınlaşmaya yol açabileceği gibi başka yeni yollara da açılabileceğini söyleyebiliriz. Mısır ve Arap dünyasındaki mevcut barış sürecini geliştirip, İsrail’i yalnızca Doğu Akdeniz bölgesinde tanımakla kalmayıp aynı zamanda İsrail'in Mısır’a resmi olarak açılması gibi yansımaları da olacaktır. Turizmin yanı sıra nitelikli sanayi bölgeleri anlaşması dosyası gibi yıllardır kapalı olan dosyaların yeniden açılması şansını da artıracaktır.
Stratejik olarak, Mısır ordusunun terör operasyonlarını sürdürmesi sayesinde Mısır'ın istikrarını ve egemenliğini sağlamayı başarmasından sonra İsrail hükümeti, Sina'daki çok uluslu güçler dosyasının geleceğini değerlendirebilir ve görevlerini yeniden tanımlayabilir. Bu kadar da değil, Sina ve stratejik öneme sahip komşu bölgelere yoğunlaşacaktır. İsrail-Mısır Barış Antlaşması hükümleri uyarınca uzun yıllardır devam eden güvenlik ve istihbarat iş birliğinin yanı sıra İsrail hükümetinin siyasi rolünü ve popülaritesini de güçlendirecektir. Mısır-İsrail ilişkilerinde yaşanacak herhangi bir gelişme, genel olarak bölgede, İsrail ile barış anlaşması yapan ülkelerde ve Filistin tarafında siyasi yansımaları olacaktır.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.