AB sınırlarındaki gerilim, askeri çatışma endişesine neden oluyor

Brüksel, Belarus'a yaptırım uygulamak üzere

Belarus ile Polonya arasındaki sınırdaki göçmenler endişeye sebep olurken askeri bir çatışmadan korkuluyor (AFP)
Belarus ile Polonya arasındaki sınırdaki göçmenler endişeye sebep olurken askeri bir çatışmadan korkuluyor (AFP)
TT

AB sınırlarındaki gerilim, askeri çatışma endişesine neden oluyor

Belarus ile Polonya arasındaki sınırdaki göçmenler endişeye sebep olurken askeri bir çatışmadan korkuluyor (AFP)
Belarus ile Polonya arasındaki sınırdaki göçmenler endişeye sebep olurken askeri bir çatışmadan korkuluyor (AFP)

Avrupa Birliği (AB) mültecileri Avrupa'ya yönelik bir ‘bayağı bir hamle’ olarak kullanmasına misilleme olarak birkaç gün içinde Belarus'a karşı ek yaptırım kararı almaya hazırlanıyor.
Polonya'ya girmek isteyen binlerce göçmen mevcut. Sınırdaki gerilimler ise iki ülkenin şuanda silahlı kuvvetlerini konuşlandırdığı AB sınırında bir çatışma çıkacağı endişesine neden oluyor. Başbakan Mateusz Morawiecki’nin ifade ettiğine göre Polonya, AB’den Belarus sınırlarındaki mevcut durumu tartışma yönünde acil bir zirve düzenlemesini istiyor. Almanya ise Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko rejimine karşı ek yaptırımları destekliyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel, dün, Belarus ile Polonya sınırındaki mülteci krizi konusunda Belarus Devlet Başkanı üzerindeki etkisini kullanmaya ikna etmek için Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Ofisinden yapılan açıklamaya göre Merkel, “Belarus ile Polonya sınırında yaşananlar ve Belarus rejiminin AB’ye karşı mülteci adımı insanlık dışıdır, kabul edilemez” ifadelerine başvurdu.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet ise dün yaptığı açıklamada, iki ülke sınırındaki benzeri görülmemiş göçmen krizini ‘kabul edilemez’ şeklinde değerlendirerek mültecilerin iki ülke arasında bir gece daha mahsur kalmamaları gerektiğini vurguladı. Bachelet aynı zamanda, “İlgili ülkeleri, tırmanışı durdurmak ve bu kabul edilemez durumu çözmek için acil adımlar atmaya çağırıyorum. Belarus-Polonya sınırında çok sayıda göçmen ve mültecinin sıfıra yakın derecelerde umutsuz bir şekilde beklemesi dehşet verici” vurgusunda bulundu.
Avrupalılar, Belarus Devlet Başkanı Lukaşenko’yu göçmenlere vize vererek gerilimi körüklemekle, 2020 seçimleri ardından muhalif hareketini bastırdığı için ülkesine uygulanan Avrupa yaptırımlarına misilleme olarak mültecileri sınıra yığmakla suçluyor. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, “Belarus sınırındaki manzara ürkütücü. Lukaşenko, gerilimi tehlikeli bir şekilde artırmaya, sığınma arayan insanları, gücünü kanıtlamak için vicdansızca rehine olarak kullanmaya devam ediyor. Ancak AB bu şantaja boyun eğmeyecek” açıklamalarında bulundu. Yaptırımları ekonomiyi de kapsayacak şekilde kapsamlı hale getirme tehdidinde bulunan Maas, Lukaşenko’nun hesaplamalarının doğru olmadığının farkında olması gerektiğine dikkat çekti. Polonya ise Rusya'yı Lukaşenko’yu desteklemekle suçluyor.
Dün Kremlin, Polonya Başbakanı’nın, Polonya-Belarus sınırında binlerce göçmenin mahsur kaldığı göç krizinden Moskova'yı sorumlu tutan suçlamalarına karşı çıktı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, basın toplantısında yaptığı açıklamada, Polonya Başbakanı’nın Rusya'nın bu durumdan sorumlu olduğuna dair açıklamalarını tamamen sorumsuzca ve kabul edilemez buluyoruz” ifadelerine başvurdu. Dün yaptığı açıklamada, Batı'yı Minsk'e yeni yaptırımlar uygulamak için Polonya sınırında bir göç krizi yaratmakla suçlayan Belarus Dışişleri Bakanı Vladimir Makey ise “Bahsettikleri beşinci tur yaptırımlar ışığında bu kez kullanılan bahane ise AB’nin ve Belarus ile sınır paylaşan üye devletlerinin yarattığı göç krizidir” vurgusunda bulundu. Belarus’u hedef alan ‘düşmanca eylemlere’ karşı koymak için ana müttefiki Rusya ile ‘çalışmaları’ artırmayı umduğunu da sözlerine ekledi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da Minsk ve Moskova'nın, Washington ile Avrupalı ​​müttefiklerinin uluslararası örgütler aracılığıyla başlattığı Belarus karşıtı kampanyaya karşı koyma yönündeki işbirliğini aktif olarak artırdığını söyledi.
Geçtiğimiz Eylül ayından bu yana Irak, Suriye gibi ülkeler ile arasındaki uçuş sayısını önemli ölçüde artırarak haftada 40 uçuşa çıkaran Belarus, polis tarafından Polonya ile kara sınırına itilen Iraklılar ile Suriyeliler için giriş işlemlerini kolaylaştırıldı. Polonya Savunma Bakanlığının bildirdiğine göre Almanya’ya ulaşarak sığınma talebinde bulunmak için hafta başından bu yana Polonya sınırından topluca geçmeye çalışan binlerce mülteci, 12 bin asker tarafından korunan demir çiti kesmeye çalıştı.
Almanya’nın 2015'teki büyük mülteci dalgasından bu yana görülmemiş rekor sayıda mülteci kaydetmesi ülke dahilinde endişelere neden oldu. Eski İçişleri Bakanı Horst Seehofer, Belarus sınırı boyu bir ayrım duvarı inşasını hızlandırmak için Polonya'yı destekleme ihtiyacına vurguda bulundu. Almanya Dışişleri Bakanı’nın bildirdiğine göre mültecilerin Belarus'a gelmek için geçtiği ve geldikleri ülkelerle, aynı zamanda mültecileri taşıyan havayollarıyla iletişim kuracak olan Berlin, kendi deyimiyle Lukaşenko’nun ‘insanlık dışı davranışını’ kolaylaştırmak için işbirliğinde bulunan herkese yaptırım uygulamakla tehdidinde bulundu. Bakan aynı zamanda mültecilerin Belarus ormanlarında mahsur kalmak için binlerce dolar ödeyerek yalan vaatlere kurban gittiklerini de vurguladı.
Lukaşenko rejimi, Ryanair’e ait bir yolcu uçağını içerisinde muhalif gazeteci Roman Pratasevich’in bulunması dolayısıyla geçtiğimiz yaz durdurması ve aktivistin tutuklanarak Minsk’e indirilmesi ardından AB tarafından yaptırımlara tâbi tutuluyor. Nitekim Belarus rejimine uygulanan yaptırımlarda rejime yakınlığı ile bilinen 166 kişi ve bağlantılı 15 şirket hedef alınıyor.
Almanya'da yayın yapan Bild gazetesinin haberine göre Lukaşenko, AB'nin daha fazla yaptırım tehdidi ve mülteci krizi yaratma suçlamalarına bir Rus dergisine verdiği röportajda Avrupalı ​​yetkililere hakaretler ederek ve ‘nükleer savaş’ tehdidinde bulunarak yanıt verdi. Natsionalnaya Oborona dergisine verdiği demeçte “En ufak bir hatada dünyanın en büyük nükleer gücü Rusya hemen devreye girecek” ifadelerini kullanan Lukaşenko, sınırdaki gelişmelerin kendi deyimiyle mültecileri korkutmayı amaçlayan ordu helikopterlerinin de dahil olduğu ‘Polonya provokasyonları’ nedeniyle aktif bir çatışmaya yol açmasından korktuğunu dile getirdi.
Söz konusu kriz başladığı sırada Polonya Başbakanı Morawiecki, Lukaşenko’nun tek başına değil de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in desteğiyle hareket ettiğini söylemişti. Belarus ile aynı sınırı paylaşan Letonya Dışişleri Bakanı ise birkaç hafta önceki açıklamasında daha az mültecinin sınırı geçmeye çalıştığını söyleyerek “Mültecilerle birlikte geçmeye çalışanlardan bir kısmının yıllardır Belarus veya Rusya'da yaşadığına, bazılarının terör örgütleriyle bağlantılı olduğuna dair bir veriler var. Bu da güvenlik endişeleri olduğu anlamına geliyor” ifadelerini kullanmıştı. Yetkililer ise Rusya'nın casuslarını mülteciler arasından Avrupa'ya sokmaya çalıştığını söylemişti.
Almanya, Rusya'nın ise gaz kartını AB’ye daha fazla baskı yapmak için kullanacağından endişe ediyor. Almanya ve Avrupa ülkeleri, Gazprom'un Almanya'ya pompaladığı Rus gazının kıtlığı nedeniyle üçte biri Rusya'dan ithal edilen doğal gaz fiyatında önemli bir artış kaydediyor.



ABD-Kanada ticaret geriliminde yeni tırmanış

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)
TT

ABD-Kanada ticaret geriliminde yeni tırmanış

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, Kanada’nın Ontario eyaleti ile ABD’nin Michigan eyaletini birbirine bağlayan Gordie Howe Uluslararası Köprüsü’nün açılışının durdurulabileceği tehdidinde bulundu. Trump, Kanada’yı ABD’ye ‘on yıllardır adil davranmamakla’ suçladı.

Trump, dün akşam Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, “Herkesin bildiği gibi Kanada, ABD’ye onlarca yıldır son derece adaletsiz davrandı. Şimdi ise işler ABD’nin lehine ve hızla değişiyor. Düşünün, Kanada Ontario ile Michigan arasında devasa bir köprü inşa ediyor. Köprünün hem Kanada hem de ABD tarafı onlara ait ve elbette bunu neredeyse hiçbir Amerikan malzemesi kullanmadan yaptılar” ifadelerini kullandı.

Eski ABD Başkanı Barack Obama’yı da hedef alan Trump, Kanada’ya muafiyet tanındığını ileri sürdü. Trump, “Başkan Barack Obama, ‘Amerikan ürünleri satın al’ yasasını aşabilmeleri için onlara aptalca bir muafiyet verdi. Böylece Amerikan çeliği dahil hiçbir Amerikan ürünü kullanmadılar. Şimdi Kanada hükümeti, ABD Başkanı olarak benim buna göz yummamı, yani ‘Amerika’yı sömürmelerine’ izin vermemi bekliyor. Peki ABD bunun karşılığında ne alacak? Hiçbir şey” dedi.

Trump, Kanada’nın Amerikan ürünlerine kısıtlamalar getirdiğinden şikâyet etti. Trump, Ontario eyaletinde Amerikan menşeli içkilerin ve diğer alkollü içeceklerin satışına izin verilmediğini belirterek, “Ontario, Amerikan içkilerinin mağazalarında satılmasına izin vermiyor; bunlar tamamen yasak. Şimdi ise tüm bunların üzerine Başbakan Mark Carney, Kanada’yı tamamen yutacak olan Çin ile bir anlaşma yapmak istiyor. Bize düşecek olan ise sadece kırıntılar olacak. Buna inanmıyorum” ifadelerini kullandı. Trump, paylaşımında Kanada’nın ulusal sporu olan buz hokeyine de atıfta bulunarak, “Çin’in yapacağı ilk şey, Kanada’daki tüm buz hokeyi maçlarını bitirmek ve Stanley Kupası’nı tamamen iptal etmek olur” şeklinde konuştu.

Kanada’nın ABD’den ithal edilen süt ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerini de eleştiren Trump, bu durumun yıllardır Amerikalı çiftçileri ciddi mali risklerle karşı karşıya bıraktığını savundu. Trump, “ABD’ye tam anlamıyla tazminat ödenmeden bu köprünün açılmasına izin vermeyeceğim. Daha da önemlisi, Kanada’nın ABD’ye hak ettiğimiz adalet ve saygıyla yaklaşması gerekiyor. Müzakerelere derhal başlayacağız. Onlara sağladığımız tüm katkılar göz önüne alındığında, bu projenin en azından yarısına sahip olmamız gerekir. Amerikan pazarından elde edilecek gelirler muazzam olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Gerginliğin artması ve anlaşmazlıklar

Söz konusu paylaşım, ABD ile Kanada arasındaki ticari gerilimlerde yeni bir tırmanışı yansıtırken, Trump ile Carney arasında bir süredir devam eden anlaşmazlıklar bağlamında değerlendiriliyor. Trump’ın, Kuzey Amerika’nın en büyük altyapı projelerinden biri olarak görülen köprünün açılışını, ABD’ye tazminat ödenmemesi ve projede kısmi mülkiyet verilmemesi halinde engellemekle tehdit etmesi, bu adımın ikili ilişkiler ve bölgesel ekonomi üzerindeki olası etkilerine ilişkin soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.

Efsanevi buz hokeyi oyuncusunun adını taşıyan Gordie Howe Uluslararası Köprüsü, Kanada’nın Ontario eyaletindeki Windsor kenti ile ABD’nin Michigan eyaletindeki Detroit şehrini Detroit Nehri üzerinden birbirine bağlayan iddialı bir proje olarak öne çıkıyor.

Toplam 2,5 kilometre uzunluğundaki köprü, 37,5 metre genişliğe ve 220 metre yüksekliğe sahip olup, Kuzey Amerika’nın en uzun askılı köprüsü olma özelliğini taşıyor. Proje, altı şeritli olarak tasarlanırken, kapasitenin sekiz şeride çıkarılmasına imkân tanıyor; ayrıca yayalar ve bisikletliler için de ayrı bir geçiş alanı bulunuyor.

İnşasına 2018 yılında başlanan köprünün toplam maliyetinin 4,4 milyar ABD dolarına ulaştığı belirtiliyor. Proje, Kanada federal hükümetine bağlı Windsor-Detroit Bridge Authority (WDBA) tarafından tamamen Kanada hükümeti kaynaklarıyla finanse ediliyor. Çalışmalar kapsamında her iki ülkede yeni giriş limanları inşa edilirken, Michigan’daki otoyol altyapısında da kapsamlı iyileştirmeler yapılıyor.

svd
Gordie Howe Uluslararası Köprüsü'nün açılışı için hazırlıklar kapsamında inşaat çalışmaları devam ediyor. (AP)

Köprünün, Kovid-19 salgını nedeniyle yaşanan gecikmelerin ardından bu yıl içinde hizmete açılması bekleniyor. Projenin, sınır ötesi ticareti güçlendirmesi hedefleniyor. Windsor-Detroit hattı, iki ülke arasındaki en büyük ticaret koridoru olma özelliğini taşırken, yıllık değeri 600 milyar doları aşan ikili ticaretin yaklaşık yüzde 25’i bu güzergâh üzerinden gerçekleştiriliyor.

Proje, Bridging North America adlı konsorsiyumla kurulan bir kamu-özel sektör ortaklığı kapsamında yürütülüyor. Konsorsiyumda Fluor, ACS ve Aecon gibi şirketler yer alırken, 36 yıllık anlaşma; tasarım, inşaat, finansman, işletme ve bakım süreçlerini kapsıyor.

Ancak Trump, eski Başkan Obama döneminde tanınan muafiyetin Kanada’nın Amerikan menşeli malzemeleri kullanmaktan kaçınmasına olanak sağladığını savunuyor. Trump’a göre bu durum, köprüyü ABD açısından herhangi bir ekonomik getiri sağlamayan ve ülkenin ‘sömürülmesi’ anlamına gelen bir proje haline getiriyor.

Trump ve Carney arasındaki anlaşmazlıklar

Trump’ın tehdidi, Kanada Başbakanı Mark Carney ile bir süredir biriken anlaşmazlıklar çerçevesinde değerlendiriliyor. Trump, Kanada menşeli çelik ve alüminyum ürünlerine gümrük vergileri getirmiş, bu adım ilk başkanlık döneminde Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nın (NAFTA) yeniden müzakere edilmesine yol açarak anlaşmanın ABD-Meksika-Kanada Anlaşması (USMCA) adıyla yürürlüğe girmesiyle sonuçlanmıştı.

Buna karşın, Trump’ın ikinci başkanlık döneminde de iki ülke arasındaki gerilimler devam etti. Trump yönetimi, Kanada’yı fentanil kaçakçılığı ve düzensiz göçle mücadelede yeterince iş birliği yapmamakla suçlarken, Kanada’nın elektriğe yönelik uygulamalarına karşılık bazı Kanada ürünlerine yüzde 50’ye varan gümrük tarifeleri getirdi.

Gerilim, Trump’ın Kanada’yı ‘ABD’nin 51’inci eyaleti’ olarak ilhak etme yönündeki söylemleriyle daha da tırmandı. Trump, Kanada’nın zengin maden kaynaklarına erişmek için ‘ekonomik güç’ kullanılabileceğini savunurken, Carney’i Çin ile anlaşmalar yapmaya çalışmakla suçladı ve Çin’in Kanada’yı ‘tamamen yutacağını’ ileri sürdü.

Carney’nin tepkisi sert oldu. Carney, Trump’ın açıklamalarını ‘Kanada’nın egemenliğine yönelik bir tehdit’ olarak nitelendirirken, Davos Forumu’nda yaptığı konuşmada ‘küresel bölünmeye’ karşı ‘merkez güçlerin’ bir araya gelmesi çağrısında bulundu. Bu çıkış, Trump’ın tepkisini çekti ve Carney’nin Gazze Şeridi’yle ilgili özel barış konseyine daveti geri çekildi.

Gümrük tarifeleri, Kanada’nın ABD menşeli elektrikli araçlara yönelik bazı yetkilendirmeleri iptal etmesine ve enerji ile ticaret alanlarında karşılıklı yaptırımlar uygulanmasına da yol açtı.

Şarku’l Avsat’ın Bloomberg’ten aktardığına göre Trump’ın köprünün açılışını engelleme tehdidi, 100 milyar dolara ulaşan ABD-Kanada ticaret açığını azaltmayı ve daha avantajlı ticaret koşulları dayatmayı hedefleyen ‘Önce Amerika’ stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Buna karşın, projenin Kanada hükümeti tarafından finanse edilip denetlenmesi nedeniyle tehdidin hukuki açıdan uygulanabilir olmadığına dikkat çekiliyor. Bloomberg’in yetkililere dayandırdığı haberinde, köprünün büyük ölçüde tamamlandığı ve gelecekteki geçiş ücretleriyle finanse edileceği belirtilerek, gümrük tarifelerinin projeyi durdurmasının beklenmediği ifade edildi.

Ancak Trump’ın çıkışı, iki ülke ilişkilerinde ‘yeni bir gerilim dönemine’ işaret ediyor. Bloomberg’e göre bu yaklaşım, köprünün iş birliğinin sembolü olmaktan çıkıp ‘geçmişin bir anıtına’ dönüşmesi riskini beraberinde getiriyor.

Raporda, özellikle Michigan’ın Ontario ile ticarete bağımlı olduğu otomotiv ve enerji sektörlerinde, gerilimin tedarik zincirlerinde aksamalara yol açabileceği uyarısında bulunuldu.

Analistler ise Trump’ın tehdidinin, köprüyü bir baskı unsuru olarak kullanarak yeniden müzakere zemini oluşturmayı amaçladığı görüşünde.

Kanada cephesinde Carney’nin Çin ile anlaşmalar yoluyla ekonomik bağımsızlığı güçlendirmeye çalıştığı, ancak bu adımın ABD’nin gümrük tarifelerini yüzde 100’e kadar çıkarma riskini artırdığı belirtiliyor.

Sonuç olarak, söz konusu tehdit, iki ülke arasındaki ilişkilerin ortaklıktan rekabete doğru kaydığını ve gerilimin sürmesi halinde bölgesel istikrar açısından ciddi riskler doğabileceğini ortaya koyuyor.


Kosova'nın eski cumhurbaşkanına savaş suçlarından 45 yıl hapis cezası istendi

Haşim Taçi (AP)
Haşim Taçi (AP)
TT

Kosova'nın eski cumhurbaşkanına savaş suçlarından 45 yıl hapis cezası istendi

Haşim Taçi (AP)
Haşim Taçi (AP)

Lahey'de görülen davanın son aşamasında, Kosova eski Cumhurbaşkanı Haşim Taçi ve üç eski askeri yetkili için 1990'lardaki Sırbistan ile yaşanan çatışma sırasında işledikleri savaş suçları nedeniyle 45 yıl hapis cezası talep edildi.

Dört sanık, Kosova ve Arnavutluk'taki onlarca yerde Sırplar, Romanlar ve Kosovalı Arnavutlar da dahil olmak üzere yüzlerce sivil ve savaşçı olmayan sivilin öldürülmesi, işkence görmesi, zulüm görmesi ve yasadışı olarak gözaltına alınmasıyla suçlanıyor. Ayrıca insanlığa karşı suçlarla da karşı karşıyalar.

Savcı Kimberly West, savunmanın argümanlarıyla birlikte önümüzdeki hafta sonuçlanması planlanan davanın son bölümünü oluşturan kapanış konuşmasında, "suçlamaların ciddiyetinin zamanla azalmadığını" ifade etti.

Lahey merkezli ancak Kosova yargı sisteminin bir parçası olan mahkemenin, kararını vermeden önce bir ay daha süresi bulunuyor. Beklenmedik durumlar ortaya çıkarsa bu süre iki ay daha uzatılabilir.

57 yaşındaki Haşim Taçi, hakkında iddianame hazırlanmasının ardından cumhurbaşkanlığından istifa etti. İddia edilen suçların işlendiği sırada Kosova Kurtuluş Ordusu'nun (KLA) siyasi lideriydi, diğer üç sanık ise ayrılıkçı grubun üst düzey subaylarıydı. Dört yıl önce başlayan yargılamada üçü de suçsuz olduklarını savundu.

Kosova Parlamentosu tarafından kurulan Kosova Özel Mahkemeleri, Kosovalı savaşçıların Sırbistan ile yaşanan silahlı çatışma sırasında işlediği iddia edilen savaş suçlarını soruşturup yargılıyor. Kosova'nın başkenti Priştine'de bu sanıklar hala bağımsızlık mücadelesinin kahramanları olarak kabul ediliyor.

Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani, Kosova Kurtuluş Ordusu'nun yürüttüğü " kurtuluş savaşı"nı "soykırım yapan Sırp saldırganların" eylemleriyle eşitleme girişiminin kalıcı barışa zarar vereceğini belirtti.

"Kosova Kurtuluş Ordusu'nun savaşı haklı ve masumdu" diyen Osmani, "bu gerçek, tarihi yeniden yazma ve Kosova halkının özgürlük mücadelesinin önemini azaltma girişimleriyle çarpıtılamaz" ifadelerini kullandı.


Pasifik Okyanusu'nda uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle bir tekneye düzenlenen ABD saldırısında iki kişi öldü

Pasifik Okyanusu'nda ABD ordusu tarafından hedef alınan ve alevler içinde kalan bir tekne (Reuters, ABD ordusuna atıfla)
Pasifik Okyanusu'nda ABD ordusu tarafından hedef alınan ve alevler içinde kalan bir tekne (Reuters, ABD ordusuna atıfla)
TT

Pasifik Okyanusu'nda uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle bir tekneye düzenlenen ABD saldırısında iki kişi öldü

Pasifik Okyanusu'nda ABD ordusu tarafından hedef alınan ve alevler içinde kalan bir tekne (Reuters, ABD ordusuna atıfla)
Pasifik Okyanusu'nda ABD ordusu tarafından hedef alınan ve alevler içinde kalan bir tekne (Reuters, ABD ordusuna atıfla)

ABD ordusu dün yaptığı açıklamada, Doğu Pasifik Okyanusu'nda uyuşturucu kaçakçılığı yaptığından şüphelenilen bir tekneye düzenlenen saldırıda iki kişinin öldüğünü duyurdu.

Trump yönetimi, eylül ayından bu yana Venezuela'dan Karayipler ve Pasifik bölgelerinde faaliyet gösteren ve "uyuşturucu teröristleri" olarak adlandırdığı gruplara karşı askeri operasyon yürütüyor.

ABD Ordusu Güney Komutanlığı, X platformunda yaptığı açıklamada, "İki uyuşturucu teröristi öldürüldü, biri saldırıdan sağ kurtuldu" ifadesini kullandı.

ABD Sahil Güvenlik Teşkilatı'na, "hayatta kalan için arama ve kurtarma sistemini harekete geçirme" talimatı verildiğini belirtti.

Trump yönetimi yetkilileri, teknelerin uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili olduğuna dair kesin bir kanıt sunmadı; bu da operasyonların yasallığı konusunda tartışmalara yol açarak, yargısız infaz teşkil edebilecekleri endişelerini artırıyor.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre ABD'nin bugüne kadar düzenlediği 38 hava saldırısında toplam ölü sayısı en az 130'a ulaştı.

Bu, ABD özel kuvvetlerinin ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu yakalamasından beri ABD ordusu tarafından açıklanan, uyuşturucu taşıyan bir tekneye yönelik üçüncü hava saldırısı.

Maduro, hapse girmeden önce Karayipler ve Pasifik'teki ABD askeri harekatının rejim değişikliğini hedeflediğini defalarca iddia etmişti.

Geçtiğimiz ay, saldırılardan birinde öldürülen iki Trinidadlının akrabaları, 14 Ekim'de gerçekleştirilen saldırıda haksız ölüm iddiasıyla ABD hükümetine karşı dava açtı.