Asilah Forumu, Arapçılık ideolojisini tartışıyor

Forum katılımcıları ‘Arapçılık’ tanımında fikir birliğine varamazken, alternatiflerin olup olamayacağını tartıştılar

Asilah Forumu kapsamında, Arapçılık üzerine düzenlenen sempozyumundan bir kare (Şarku’l Avsat)
Asilah Forumu kapsamında, Arapçılık üzerine düzenlenen sempozyumundan bir kare (Şarku’l Avsat)
TT

Asilah Forumu, Arapçılık ideolojisini tartışıyor

Asilah Forumu kapsamında, Arapçılık üzerine düzenlenen sempozyumundan bir kare (Şarku’l Avsat)
Asilah Forumu kapsamında, Arapçılık üzerine düzenlenen sempozyumundan bir kare (Şarku’l Avsat)

Fas’ın tarihi kültürel yapısı ile tanınan sahil kenti Asilah’ta çalışmaları devam etmekte olan Asilah Forumu’nda salı günü düzenlenen Araplar ve yeni bölgesel ve uluslararası dönüşümler: Arapçılık nereye gidiyor?” başlılık sempozyumunun ikinci ve üçüncü gününün katılımcıları, Arapçılık tanımı üzerinde anlaşmaya varamama ihtimalini dile getirirken, “Bunun yerine kullanılabilecek alternatifler üzerinde anlaştık mı? Bu alternatifler daha iyi ve daha doğru mu? Bizim için bu alternatifleri en iyi yapan ne?” sorularını da ele aldılar.
Katılımcılar, çağdaş Arap düşüncesinde kimlik ve ulusal aidiyetin arka planı ve bunun sonuçlarının yanı sıra Arap sisteminin izlediği yolları, uluslararası, bölgesel ve Orta Doğu’daki eğilimleri tartışırken, Arapçılığın ideolojiden uzak bir şekilde bir dil, kimlik ve kültür olarak içinde olduğu koşulları da ele aldı.
Bu bağlamda, Faslı yazar Ahmed el-Medini, “Araplar, yeni bölgesel ve uluslararası dönüşümler: Arapçılık nereye gidiyor?” sempozyumunda, vatandaşların ve Arap kültürüne mensup olanların, farklı şekil ve kalıplarda da olsa içgüdüsel olarak Arap olarak doğduklarına ve bu ortamda büyüyüp geliştiklerine dikkat çekti. Aynı zamanda Arapçılık kavramının, değerlerini kaybetmekte olan Arap varlığının enkazı olabileceğini söyledi. 
El-Medini, kendisi ve nesli için Aracılığı, bağımsızlıktan sonraki ulusal bir kurtuluş savaşı aynı zamanda ulusal projenin bir parçası olarak ulusal devlet ve demokrasi olduğunu belirtti.
Al-Medini, Asilah Forumu’nda bir araya gelen Arap yönetimlerinin Arapçılığının, kültürel olarak oluşturmak isteyen halkların Arapçılığından farklı olduğunu belirtti.
Şeyh Zayed Kitap Ödülü Komitesi Genel Sekreteri ve el-İttihad gazetesinin eski Genel Yayın Yönetmeni Raşid Salih el-Arimi ise, Araplığın gerek milliyetçilik gerekse İslami ideolojiden uzak bir dil, kimlik ve kültür olduğunu belirtirken, Araplık ve Arapçılık arasındaki ayrımın ortaya çıkış nedenine yönelik konulara değindi.
El-Arimi, Arap kalkınmasının başlangıcını ve ardından gelen dönüşümleri hatırlattı. Arapçılık meselesini, milliyetçilik ve din ile ilgili bir temelde ele alan tartışmalara ara veren el-Arimi, Arap milli alanı fikrinin dil, kültür ve siyaset ile karışmış bir Arapçılık olsaydı, 20. yüzyılın ikinci yarısında denenen siyasi akımlar ve partiler açısından Arap birliği projeleri daha net bir görüntüye sahip olacağını belirtti.
El-Arimi, 1967 yenilgisinin siyasal Arapçılığı kalbinden vurduğunu zira yenilginin yükünü esas olarak Mısır ve Suriye’de önderlik edenlerin çektiğini açıkladı. Arap solunun ve Arap milliyetçiliğinin sembollerinin Altı Gün Savaşı’nda başarısız olduğunu bunun, Arap birliğinin temellerinden biri olarak İslam dininin rolünün vurgulanması ile İslami eğilimin geri dönmesine neden olduğunu ancak kısa sürede bun düşüncenin Arap ülkelerinin dışına çıktığını, örgütlerin kendilerini ulus ötesi örgütler olarak tanıtmaya başladığını belirtti. Daha sonrasında ise Arap Baharı döneminin, bu örgütlerin gerçeklerini ortaya çıkardığını hatırlattı.
El-Arimi, bugün tüm Arap ülkelerinin ulusal devletler olduğunu, siyasi Arapçılığın herhangi bir seviyede artık söz konusu olmadığını, ancak bir dil, kimlik ve aidiyet olarak kaldığını düşünüyor. Bununla birlikte, siyasi Arapçılığın onlarca yıl önce sona ermesine rağmen hiçbir tarafın dil, kimlik ve kültürü açısından Araplığından vazgeçmediğini belirtiyor.
El-Arimi, konuşmasını sonlandırırken “Tarihin çocukları olduğumuz gibi, bugünün de çocuklarıyız. Dolayısıyla beka göstermek istiyorsak, Arap dili, aidiyetine bağlı bir çağdaşlıkla kalmamız gerekiyor” ifadelerine yer verdi.
Bahreyn Üniversitesi Medya ve İletişim uzmanı Prof. Dr. Hatim Ahmed es-Suridi ise, Arap kimliğinin, Arap kültürel kimliği ile sürekli olarak karıştırılması, Arap milliyetçiliğine yönelik aidiyetinin gerilemesi ile derin bir kriz yaşadığını ayrıca küresel medya ve iletişimin bu krizi derinleştirmede etkili bir gizli rol oynadığını düşünüyor.
Suridi, Arapların medya ve iletişim araçlarını ne kadar kullandığı aynı zamanda bunu Arap kimliğini savunmada ve milli aidiyeti pekiştirmede ne kadar kullanıldığı sorusunu gündeme getirdi.
Suridi bunu “Bugün, daha öncekilerden çok daha şiddetli olan kimliğe önem vermeme ve ulusal aidiyeti sarsmaya çalışan, yeni bir kültür ve medeniyet savaşına tanık oluyoruz. Bu savaşta görünmez akıllı silahlar kullanılırken, kaos en belirgin mekanizmalarından biri olarak kullanıyor.” ifadelerini kullandı.
Moritanyalı yazar ve araştırmacı Abdullah Velid Abahi ise, bugün Arap ulusal projesinin birçok zorlukla karşı karşıya olduğunu, bunun sonucunda Arapçılık siyasetinin sadece daralmakla kalmayıp, toplumsal yapı içinde parçalanıp yok olduğunu belirtti.
Sempozyumun ikinci oturumunda, Lübnan’dan ‘Şiddetsizlik ve İnsan Hakları Birliği’ Başkanı İlham Kulayb yaptığı sunumda, kültürel ve dilsel Arapçılık üzerinde yaptığı çalışmalar sebebiyle, Butrus el-Bustani’nin kişiliğine odaklandı. Bustani’nin vatanseverlik ve milliyetçilik ideolojisinin hiç aklından çıkarmamış, vizyonundaki kapsamlılık ve söz ve eylemlerindeki güvenilirlikle dikkat çektiğini, kalkınma programlarında eğitim, bilgin, dil ve okulların önemini vurguladığını belirtti. Kulayb, Bustani’nin kendilerinin yaptıklarını göz ardı ederek, atalarının yaptıkları ile övünen Arapları eleştirdiğini belirterek sözlerini sonlandırdı. 
Fas’ta bir üniversitede profesör yapan ve Görsel-İşitsel İletişim Yüksek Otoritesi üyesi Muhammed el-Mazuz ise, Arapçılık düşüncesinin kapsadığı aidiyet duygusuna zarar veren, kültürel kimliğin bozulması konusunu ele aldı. Arapçılığı korumak ve milliyetçiliğe ulaşmak için demokrasi çağrısının bilimsel açıdan doğru bir çağrı olup olmadığını sormadan önce Arap gelişim bilincinde meydana gelen kırılmalara dikkat çekti.
El-Mazuz, bunun bilimsel boyutun olmaması sebebiyle, reformist kalkınmacı düşüncesinde ortaya çıkan determinizmden örnekler verdi. El-Mazuz, Faslı düşünür Abdullah Laroui’nin Arap milliyetçilerinin abartılmış siyasi yaklaşımına yönelik uyarısını hatırlatarak, “Bugün, uzun bir süredir bizi bir virüs gibi etkileyen politik ideolojileri içeren sorulara mı yoksa epistemolojik sorulara mı ihtiyacımız var? Dördüncü Sanayi Devrimi’nin ve teknolojik araçlarının çeşitliliğinin ortaya çıkardığı meydan okuma karşısında nasıl bir Arap olabiliriz?” sorusunu dinleyicilere yöneltti.
BBC Arabic kanalının eski yöneticisi Mısırlı Hüsam es-Sukkeri ise, Arapçılığın ne olduğu, Arapların kim olduğu ve nasıl oldukları bilinmiyorsa “Arapçılık nereye gidiyor?” sorusunu yanıtlamanın zorluğundan bahsetti. Arapçılığın basit bir vatandaş için neler sağladığı konusunu ele aldı. Ardından gelecekte başka bir şeye, belki de insani bir kimlik şeklinde gelişebilecek, yeni bir kimlikle karşı karşıya olunduğunu belirtti.
Arap Düşünce Forumu’nun Kültürel İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Kayed Haşim akşam yapılan üçüncü oturumda yaptığı konuşmada aidiyet hissinin zayıf olması ve kimlik bozukluğundan kaynaklanan sorunlarla ilgili olarak “Tabi olma, parçalanma ve geri kalmışlık giderek derinleşiyor, medeni kişiliği oluşturan unsurlar arasındaki iletişimin kaybolması, medyanın toplumlarla ve onların sorunlarıyla etkileşime giren bu toplumların kimliklerini, entelektüel geçmişlerini ve kültürel değerlerini vurgulayan bir vizyon ve söylem sunmadaki kusurlarıyla birlikte, bu durum geleceğin görüntüsünü bulanık bir hale getiriyor.” ifadelerini kullandı.
Lübnanlı gazeteci ve Şarku’l Avsat yazarı İyad Ebu Şakra, artık bir Arap sistemi olarak tanımlanabilecek bir duruma sahip olunmadığını belirtti. Arap varlıklarının, maceracıların sınır krizleri ve toplum içi ve komşularla açgözlü anlaşmazlıkların zarar verdiğini ancak bu krizlerin ve anlaşmazlıkların, Arap olmayan bölgesel güçlerin hırslarının karşısında çoğunlukla küçük hacimli kaldığını belirterek, Arap olmayan güçlerin kalıcı bir zayıflığa neden olduğunu dolayısı ile Araplara karşı müdahaleye cesaret edebildiklerini belirtti.
Ebu Şakra ileriye doğru kaçmaya ve bataklık kumu üzerine inşa etmeye devam etmenin istenen sonucu vermeyeceğini düşündüğünü belirtirken ve sözlerini şöyle tamamladı:
“Arapçılığın kesin bir tanımı üzerinde anlaşamayabiliriz, ama buna yönelik alternatifler üzerinde anlaştık mı? Bu alternatifler, Arapçılığın sahip olduğumuz en iyi şey yapacak, daha iyi ve daha sağlam tanımlarlar mı, kurtarılmayı hak ediyorlar mı?”
Iraklı yazar ve araştırmacı Raşid el-Huyun, Arapçılığın bir ideoloji ve otorite olarak ele alındığı takdirde, Arap bölgesinde bulunan Kürtler, Türkmenler ve diğerleri de olmak üzere Arap olmayanların durumun nasıl olacağını odaklandı. Huyun, coğrafyayı ve milliyetçiliği aşan siyasal İslam kavramı ile kimlikleri aşan milliyetçiliğin ayrımını yaparak sözlerini sonlandırdı.



Suriye bayrağı Haseke’de ilk kez göndere çekildi

Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
TT

Suriye bayrağı Haseke’de ilk kez göndere çekildi

Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)

Suriye’nin Haseke kentinde, 29 Ocak 2026 tarihli anlaşmanın uygulanmasına ilişkin son bir haftada yaşanan hızlı gelişmeler kapsamında, Özgürlük Meydanı’nda dün ulusal bayrak en yüksek direğe çekildi. Törene çok sayıda vatandaş ve resmî yetkili katılırken, hükümet yetkilileri de yargı sistemini yeniden işler hâle getirmek amacıyla Adalet Sarayı’nda incelemelerde bulundu.

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali Şarku’l Avsat’a yaptığı kısa açıklamada, kent merkezindeki ana meydanda ulusal bayrağın geniş halk ve resmî katılımla göndere çekildiğini belirtti. Hilali, törene Haseke Valisi Nureddin Ahmed’in yanı sıra bölgeden Halk Meclisi üyelerinin, askerî yetkililerin ve güvenlik yetkililerinin katıldığını söyledi.

Tören sırasında kentin farklı mahallelerinden gelen vatandaşlar ana meydanda toplandı. Kalabalık, devletin vilayet üzerindeki kontrolünü tamamen sağlaması yönünde sloganlar attı.

Etkinlik, katılımcıların ve vatandaşların güvenliğini, kamu ve özel mülklerin korunmasını sağlamak amacıyla kent genelinde, özellikle merkezde yoğun iç güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığı bir ortamda gerçekleştirildi.

Suriye’de eski rejimin devrilmesinden bu yana ilk kez Haseke kent merkezinde Suriye bayrağının göndere çekilmesi sırasında Suriyeli yetkililer (Haseke Valiliği)
Suriye’de eski rejimin devrilmesinden bu yana ilk kez Haseke kent merkezinde Suriye bayrağının göndere çekilmesi sırasında Suriyeli yetkililer (Haseke Valiliği)

Haseke İç Güvenlik Güçleri tören öncesinde yayımladığı açıklamada, toplu etkinlikler sırasında silah taşınmasını ve havai fişek kullanılmasını yasakladı. Açıklamada, güvenliği bozabilecek veya vatandaşların hayatını tehlikeye atabilecek davranışlardan kaçınılması gerektiği vurgulandı. Güvenlik güçleri, ihlallere müsamaha gösterilmeyeceğini ve sorumlular hakkında gerekli yasal işlemlerin uygulanacağını bildirdi.

Adalet Sarayı’nda inceleme

Haseke kent merkezinde bayrak töreni düzenlenirken Vali Yardımcısı Hilali, vilayetin başsavcısı Yargıç Gazi eş-Şeyh İbrahim ile birlikte Adalet Sarayı binasında incelemelerde bulundu. Hilali, ziyaretin amacının “yargı sistemini işler hâle getirmek için uygun koşulları hazırlamak” olduğunu belirtti.

Bu gelişmelerden önce, feshedilen Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı unsurların Adalet Sarayı çevresindeki mevzilerinden çekilmesinin ardından çarşamba günü bölgede iç güvenlik güçlerinin varlığı artırılmıştı. SDG’ye bağlı Terörle Mücadele Güçleri (HAT) ise salı günü mevzilerini İç Güvenlik Güçleri’ne teslim etti. Böylece hükümetin kent genelindeki güvenlik varlığı da güçlendirildi.

Şarku’l Avsat’a konuşan aktivistlere göre, bu gelişmelerin ardından Suriye Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tümgeneral Abdulkadir Tahhan ile Dış İstihbarat Başkanı Tuğgeneral Abdurrahman ed-Dabbağ, geniş bir güvenlik heyetiyle Haseke’ye geldi.

Devletin kontrolünün genişletilmesi talebi

Son gelişmeler, Haseke vilayetindeki çeşitli kent ve kasabalarda geçen cuma namazının ardından düzenlenen kitlesel barışçıl gösterilerin sonrasında yaşandı. Göstericiler, devlet otoritesinin tesis edilmesini ve devlet kurumlarının vilayetin bütün bölgelerindeki varlığının güçlendirilmesini talep etmişti.

Söz konusu gösteriler, SDG’nin ağustos ayının sonunda feshedildiğinin duyurulmasının ardından düzenlendi. Bu karar, 29 Ocak 2026’da Suriye hükümetiyle imzalanan anlaşma kapsamında alındı. Anlaşma, eski Özerk Yönetim’in sivil, güvenlik ve askerî kurumlarının devlet yapısına entegre edilmesini öngörüyordu.

Buna karşın Arap topluluğunun temsilcileri, entegrasyon süreci devam etmesine rağmen, Suriye devletinin vilayetin geniş kesimlerinde fiilî kontrol sağlayamadığını belirtiyor.

Kuzey Suriye’de yaşayan ve sosyal medyada faaliyet gösteren Arap topluluğu mensubu aktivist Suheyb el-Ya‘rubi, Haseke’deki sevinç gösterilerini yansıtan videolar paylaştı. Görüntülerden birinde yaşlı bir adamın bayrak göndere çekilirken “Allahuekber” diye bağırdığı görüldü.

Suriye bayrağının göndere çekilmesi törenine katılan resmî yetkililer ile vatandaşların güvenliğini sağlamak amacıyla Haseke kentinde alınan güvenlik önlemleri (Haseke Medya Müdürlüğü)
Suriye bayrağının göndere çekilmesi törenine katılan resmî yetkililer ile vatandaşların güvenliğini sağlamak amacıyla Haseke kentinde alınan güvenlik önlemleri (Haseke Medya Müdürlüğü)

El-Ya‘rubi, görüntülere eşlik eden paylaşımında, “Haseke halkının bugün yaşadığı sevinci görenler, son yıllarda ne kadar büyük baskı ve sıkıntılar yaşadıklarını anlayabilir” ifadelerini kullandı. Aktivist ayrıca, “İki yıl boyunca rejimin düşmesinin sevincinden mahrum bırakılmaktan daha ağır ne olabilir?” diye yazdı.

Taleplerimiz devlet kurumlarının bölgeye dönmesiydi

Haseke’deki Arap aşiretlerine mensup ve geçen cuma günü düzenlenen gösterilere katılım çağrısı yapan aktivist İbrahim el-Halebi, kentteki hızlı gelişmelerin Suriye hükümetinin halk hareketinin taleplerine verdiği bir cevap olduğunu söyledi.

El-Halebi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, feshedilen SDG’nin entegrasyon anlaşmasının maddelerini uygulamakta uzun süre oyalandığını belirtti. Bu maddelerin başında devlet egemenliğinin tesis edilmesi, tutukluların serbest bırakılması ve yerinden edilenlerin geri dönmesinin sağlanmasının geldiğini ifade eden El-Halebi, bunun halk arasındaki gerilimi artırdığını belirtti.

El-Halebi ayrıca, SDG bünyesindeki bazı güvenlik ve siyasi çevrelerin Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) bağlı olduğunu ve entegrasyon sürecine karşı çıktığını öne sürdü. Bu çevrelerin, Haseke’deki farklı toplumsal kesimleri kışkırtan tutumlar sergilediğini ifade etti.

Mevcut koşullarda güvenliğin sağlanması ve devlet kurumlarının bölgeye girişi için askerî bir operasyonun uygun olmayacağını düşündüklerini belirten el-Halebi, bu nedenle vilayet genelinde, özellikle Haseke kent merkezinde kitlesel gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulunduklarını söyledi.

El-Halebi, amaçlarının devlete ve tüm taraflara Haseke’nin Suriye’nin bir parçası olduğunu hatırlatmak olduğunu belirterek, taleplerinin herhangi bir etnik, dinî veya toplumsal gruba karşı yöneltilmediğini vurguladı. “Taleplerimiz devlet kurumlarının bölgeye girmesi, güvenliğin sağlanması, tutukluların serbest bırakılması ve yerinden edilenlerin geri dönmesiydi” dedi.

Suriye bayrağının göndere çekilmesi töreni sırasında Haseke kentinde devletin güvenlik güçleri, (Haseke Medya Müdürlüğü)
Suriye bayrağının göndere çekilmesi töreni sırasında Haseke kentinde devletin güvenlik güçleri, (Haseke Medya Müdürlüğü)

El-Halebi, gösterilerin önemli sonuçlar doğurduğunu savunarak, Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı’nın, yardımcısının ve geniş bir güvenlik heyetinin Haseke’ye geldiğini, ardından Adalet Sarayı’nın teslim edildiğini ve ulusal bayrağın Özgürlük Meydanı’ndaki en yüksek direğe çekildiğini söyledi. Binlerce kişinin meydanda toplanarak “Bir, bir; Suriye halkı birdir” sloganını attığını belirtti.

Halk hareketinin Suriye devletinin Haseke vilayetinde tam egemenlik kurmasına kadar devam edeceğini ifade eden el-Halebi, yaşananları bir etnik veya dinî grubun diğerine karşı zaferi olarak görmediklerini söyledi. Bunun Suriye halkının iradesinin zaferi olduğunu savunan el-Halebi, devlet dairelerinin ve kamu hizmetlerinin yeniden faaliyete geçmesini, güvenliğin sağlanmasını, tutukluların serbest bırakılmasını ve yerinden edilenlerin geri dönmesini beklediklerini dile getirdi.

Haseke vilayetinde, aralarında el-Halebi ve el-Ya‘rubi’nin de bulunduğu kuzey Suriye’deki aktivistlerin çağrısıyla yarın bugün yeni gösteriler düzenlenmesi için hazırlıklar sürüyor. “Tek bayrak, vatanın bayrağıdır” sloganıyla yapılması planlanan gösterilerde, Suriye’deki bütün toplumsal kesimleri temsil ettiği belirtilen ulusal bayrağın göndere çekilmesi hedefleniyor.


Sudan’da Minavi’den “devletin milislere desteği sürerse isyan ederiz” tehdidi

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)
TT

Sudan’da Minavi’den “devletin milislere desteği sürerse isyan ederiz” tehdidi

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)

Sudan’ın batısındaki Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi, devletin ülkede daha fazla milis gücü oluşturmayı sürdürmesini protesto ederek, yeniden silahlı isyana başvurabilecekleri uyarısında bulundu. Minavi’nin açıklamaları, güçlerinin Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) karşı Sudan ordusuyla birlikte savaştığı bir dönemde, siyasi ve askerî açıdan ne anlama geldiğine ilişkin yoğun tartışmalara yol açtı.

Minavi, çarşamba günü başkent Hartum’da düzenlenen halk toplantısında, “Milisleri destekleyen bir devlet istemiyoruz. Cancavid milislerini veya hangi ad altında olursa olsun herhangi bir milisi destekleyen devlete karşı isyan edeceğiz” dedi. Minavi, “hangi ad altında olursa olsun” ifadesini birkaç defa tekrarladı.

Darfur Valisi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sudanlı vergi mükelleflerinin parasıyla ya da bizim ve çocuklarımızın kanı pahasına herhangi bir Cancavid mensubunu veya milis üyesini getirip destekleyen bir devleti kabul etmeyeceğiz.”

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısına katılımının ardından Hartum’a dönüşünde düzenlenen karşılama sırasında Hartum Uluslararası Havalimanı’nda askerler (AFP)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısına katılımının ardından Hartum’a dönüşünde düzenlenen karşılama sırasında Hartum Uluslararası Havalimanı’nda askerler (AFP)

Buna karşılık Minavi, Darfur’daki Ortak Güç ile Sudan Silahlı Kuvvetleri’nin, HDK’nin kontrolündeki son bölgeyi kurtarmak için karada ve havada omuz omuza mücadele ettiğini söyledi. Minavi, bu açıklamayla HDK’nin kontrolünü tamamen elinde tuttuğu Darfur bölgesine işaret etti.

Minavi, Darfur’daki Ortak Güç’ü oluşturan silahlı grupların en büyüğü olan Sudan Kurtuluş Ordusu Hareketi’ne liderlik ediyor. Söz konusu güç, HDK’ye karşı savaşta Sudan ordusunun yanında yer alıyor. Ortak Güç bünyesinde ayrıca Maliye Bakanı Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi de bulunuyor.

Minavi, açıklamalarından yalnızca birkaç saat sonra X platformunda yayımladığı mesajla sözlerine açıklık getirdi. Milislere karşı çıktığı konuşmasının “Cancavid yanlısı bir medya mensubu tarafından çarpıtıldığını” öne sürdü. HDK mensuplarına atıfta bulunan Minavi, “Evet, sizin deneyiminizden ders çıkararak milislere karşı çıkıyorum. Siz ne kadar çarpıtır veya kışkırtırsanız kışkırtın, şu ana kadar sizden başka milis yok. İlk milis sizdiniz ve sonuncusu da siz olmalısınız” ifadelerini kullandı.

Minavi’nin tehdit olarak yorumlanan açıklamalarının, HDK’den ayrılarak Sudan ordusuna katılan bazı saha komutanlarını bir araya getirmesi beklenen ve “Batı Kalkanı” adıyla anılan yeni bir askerî ittifaka ilişkin kaygıları yansıttığı değerlendirmeleri yapıldı. Söz konusu komutanların çoğunun Darfur’daki Arap topluluklarından geldiği belirtiliyor.

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi, 26 Kasım 2025’te Sudan’ın kuzeyindeki bir yerinden edilmiş kişiler kampını ziyareti sırasında (AFP).
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi, 26 Kasım 2025’te Sudan’ın kuzeyindeki bir yerinden edilmiş kişiler kampını ziyareti sırasında (AFP).

Öte yandan, HDK’ye karşı savaşta ordunun başlıca müttefiklerinden biri olan Minavi’nin açıklamaları, hükümet yanlıları arasında öfke ve sert tepkilere neden oldu. Hükümet yanlısı bazı isimler, sosyal medya üzerinden Minavi’yi hedef aldı. Bu kesimden bazıları, açıklamaları ordunun açıkça tehdit edilmesi olarak yorumladı. Söz konusu yorumlarda, ordunun HDK’den ayrılan grupları kendi bünyesinde toplamasının, müttefik silahlı gruplar arasındaki olası çatışmalara karşı bir önlem olduğu ileri sürüldü.

Şarku’l Avsat’a konuşan siyasi kaynaklar, Sudan ordusu veya HDK saflarında savaşan silahlı grupların büyük bölümünün, aksini iddia etseler de aşiret ve bölgesel aidiyetler temelinde şekillendiğini belirtti. Kaynaklar, devletin ve ordunun denetimi dışında faaliyet gösteren çok sayıda milisin Sudan’ın geleceği açısından ciddi bir endişe kaynağı olduğunu vurguladı.

Nisan 2023’te savaşın başlamasından bu yana milis gruplarının sayısındaki artışın, ülkenin farklı bölgelerinde yeni savaş ve silahlı çatışmaların patlak vermesi ihtimaline ilişkin kaygıları artırdığı ifade edildi.

Minavi’ye yönelik yoğun eleştiriler, onun geçmişteki bir isyan girişimini de yeniden gündeme getirdi. Minavi, 2013 yılında devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir döneminde üst düzey yardımcılık görevini yürütürken ikinci kez isyan etmişti.

Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan, 26 Mart 2025’te başkanlık sarayında (Reuters)
Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan, 26 Mart 2025’te başkanlık sarayında (Reuters)

Minavi’nin destekçileri ise açıklamalarının, Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ın bütün silahlı grupların orduya entegre edilmesi yönündeki tutumuyla tamamen örtüştüğünü savundu.

Minavi’nin hareketinin yanı sıra Maliye Bakanı Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ile Sudan İttifak Güçleri’ni de bünyesinde barındıran Ortak Güç, HDK’ye karşı sahada faaliyet gösteren önemli silahlı oluşumlar arasında yer alıyor. Bu güçlere bağlı birlikler, hâlihazırda Kurdufan ve Darfur bölgelerinde devam eden askerî operasyonlara katılıyor.


İsrail ateşkese rağmen Gazze'yi vuruyor: Ne savaş var ne barış

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)
TT

İsrail ateşkese rağmen Gazze'yi vuruyor: Ne savaş var ne barış

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)

Gazze'de Tel Aviv yönetimiyle Hamas arasındaki ateşkesin yürürlüğe girmesinin üzerinden bir yıl geçerken, İsrail ordusu saldırılarını ve Filistinlileri yerinden etme politikasını sürdürüyor.

 31 yaşındaki beş çocuk annesi Fida el-Tutah, ailesiyle kaldığı çadırda kızının saçını tararken açılan ateş sonucu başından vurularak öldürüldü.

BBC'ye konuşan oğlu Eziz, küçük kardeşinin annesine sarıldığında ellerinin kana bulandığını gördüğünü söylüyor. Annesinin vurulduğunu o anda anlamış.

Fida'nın kardeşi İbrahim, İsrail güçlerinin çadıra ateş açtığını, havadan drone'la saldırı düzenlendiğini belirtiyor.

Aynı gün Gazze'nin güneyindeki el-Mevasi bölgesinde 14 yaşındaki İsmail el-Bardavil de vurularak öldürüldü.

Ailesi, İsmail'in kardeşleriyle kıyıdan yaklaşık 20 metre açıkta balık tutarken İsrail güçleri tarafından vurulduğunu söylüyor.

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ise BBC'nin her iki olayla ilgili yorum talebine gönderdiği yanıtta, sözkonusu saldırılar hakkında kayıt veya bilgi bulunmadığını öne sürdü.

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı'na göre, ABD arabuluculuğuyla varılan ateşkesin başladığı 10 Ekim 2025'ten bu yana İsrail saldırılarında en az 300'ü çocuk 1400'den fazla kişi öldürüldü.

Fida ve İsmail'in vurulduğu bölgeler, IDF'nin kontrolündeki alanlarla Hamas'ın kontrolündeki bölgeleri ayıran "sarı hatta" yakın. Bu bölgeler, İsrail güçlerinin sık sık ateş açması nedeniyle Gazze'nin en tehlikeli kesimlerine dönüştü.

Adının paylaşılmaması şartıyla Guardian'a konuşan bir uluslararası yardım görevlisi de ortada gerçek bir ateşkes olmadığını söylüyor.

BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörlüğü (UNSCO) Özel Koordinatör Yardımcısı Ramiz Alakbarov, Gazze'ye giren yardım miktarındaki artışa rağmen bölgede ciddi bir sağlık krizi yaşandığına dikkat çekiyor. Aşırı kalabalık kamplarda bulaşıcı hastalıkların yaygınlaştığını, yetersiz hijyen koşullarının sorunu ağırlaştırdığını ifade ediyor.

İsrail saldırılarında evi yıkılan 70 yaşındaki Salih Kilani, mevcut durumun sürdürülemeyeceğini söylüyor:

En büyük korkum bu durumun devam etmesi. Ne savaş ne de barış olarak tanımlanabilecek bir dönemden geçiyoruz.

Independent Türkçe, BBC, Guardian