Örgütlerin ittifakları, Etiyopya iç savaşını yeniden şekillendirebilir

Bölge uluslararası çatışmalara girecek: Çin ve Rusya, Abiy Ahmed tarafında, ABD ve Fransa ise Tigray Cephesi tarafında

Tigray bölgesindeki çatışmalardan Sudan’ın doğusundaki Setit Nehri’ne kaçan Etiyopyalılar (Reuters)
Tigray bölgesindeki çatışmalardan Sudan’ın doğusundaki Setit Nehri’ne kaçan Etiyopyalılar (Reuters)
TT

Örgütlerin ittifakları, Etiyopya iç savaşını yeniden şekillendirebilir

Tigray bölgesindeki çatışmalardan Sudan’ın doğusundaki Setit Nehri’ne kaçan Etiyopyalılar (Reuters)
Tigray bölgesindeki çatışmalardan Sudan’ın doğusundaki Setit Nehri’ne kaçan Etiyopyalılar (Reuters)

Mana Abdulfettah
Geçen hafta Washington’da dokuz Etiyopya karşıtı gruptan ‘Etiyopya Federal Güçleri Birleşik Cephesi’ adlı bir ittifak kuruldu. Tigray Halk Kurtuluş Cephesi, Oromo Kurtuluş Ordusu, Afar Devrimci Demokratik Birlik Cephesi, Aqaw Demokratik Hareketi, Benishangul Halk Kurtuluş Hareketi, Gambella Halk Kurtuluş Hareketi, Sidama Ulusal Kurtuluş Cephesi ve Somali Devletine Direniş’ten oluşan ittifakın amacı, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’i devirmek.
Bu hareketler, kendilerini Etiyopya’daki ezilen halkların mücadelesinin temsilcileri olarak tanımlıyor. İttifakları, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi ile Oromo Kurtuluş Ordusu arasındaki anlaşmanın bir uzantısı olarak askeri, siyasi ve diplomatik iş birliğini içerecek.
Ayrıca Abiy Ahmed, Tigray Cephesi’ni ve arkasındaki ABD’yi ülkelerindeki hükümete karşı çalışmakla suçlayan başkent Addis Ababa halkını harekete geçirdi. Washington, Afrika Boynuzu Özel Elçisi Jeffrey Feltman liderliğindeki arabuluculuk yoluyla istikrarı korumaya çalışırken, Rusya ve Çin’in hamleleri yakın, belki de iç ittifaklara ek olarak uluslararası ittifaklar kurmaya çalışıyor.

Direniş
Etiyopya’daki toplumsal gelişme siyasi ve ekonomik gelişmeden önce geldi. Öyle ki Etiyopya milliyetleri ortak bir kültür edindiler. Siyasi otorite tarafından dışlanma inancıyla bir arada kaldılar. Abiy Ahmed’in hükümetinden önce eski hükümetler, bu milletleri birleştirmeye çalıştı. Ancak tüm çabalar, milletlerin mücadele etmeksizin otoriteye direnmeleriyle sonuçlandı. Çoğu, hükümete katılmadı. Oromo gibi diğer milletler güç için savaşan gruplar olarak görülürken, bu deneyimden güç kazandı.
1991’de Etiyopya Halkın Devrimci Demokratik Cephesi’nin elinde, Mengistu Haile Mariam tarafından Amhara’nın yönetimini deviren devrimden ve Meles Zenawi’nin iktidara gelişinden sonra, ‘etnik federalizmi dayatan ve toprak mülkiyetine ve kendi kaderini tayin hakkına izin veren’ 1995 Etiyopya Daimi Federal Anayasası hazırlandı. Zenawi, Mengistu’nun komünist rejimi sırasında Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ne bağlıydı. Oromo halkı sembolik bir özerklik kazandı. Özellikle Oromo bölgesinde olduğu gibi, diğer bölgelerle birlikte Etiyopya bölgelerinde başta kahve olmak üzere tarımsal üretim alanlarına vergi gelirlerindeki artışa dayanarak, Etiyopya hükümetinin kontrolünden kurtuldular. Komünist Derg sistemi, çiftçilerin satışlarını Addis Ababa’daki belirli merkezlere yönlendirmelerini gerektiriyordu. Bağımsızlıkları yoktu. Etiyopya anayasasına göre devlet tüm araziye sahip ve kiracılara uzun vadeli kiralar sağlıyor.
Ancak Oromo Halk Kurtuluş Hareketi, başkenti Addis Ababa olan, tarihsel olarak geniş topraklarının restorasyonunu talep ediyor. Etnik federasyonun, bölgeleri pahasına başkent Addis Ababa’nın idari ve coğrafi açıdan genişlemesine izin verdiğine inanıyorlar. İki dönem arasındaki anayasa değişiklikleri, yalnızca bölgeye ait bir yerel kimlik ve kültür duygusunun oluşmasına katkıda bulundu. Devletin merkezileşmesine ve egemenliğine meydan okuyan askeri oluşumlar ortaya çıktığında devletin egemenliği buna yardımcı oldu.

İşlevsiz koordinasyon mekanizması
Etiyopya gibi devasa ve uçsuz bucaksız bir ülkeyi, federalizmde somutlaşan yerel makamlara yetki vererek yönetmek gerekiyordu. Bu nedenle Abiy Ahmed’in gelişinden sonra kararlar, farklı Etiyopya milletlerinin işlerini yönetme hakkını onaylayan 1995 anayasasına dayanıyordu. Bununla birlikte anayasanın ilkeleri, Abiy Ahmed’in geniş hırsıyla ve bölgelerin etnik nitelikteki federalizmi ‘sürekli bir hükümet sistemi olarak’ güçlendirme konusundaki artan gereksinimleriyle çatıştı.
Ayrıca merkezi devlet ile Etiyopya bölgelerinin geri kalanı arasındaki ilişki değişerek, hükümetin ihtiyacına göre şekillendi. İttifaklar ancak savaş zamanlarında kuruldu. İktidar da muhalefetteki siyasi birimleri rejimin yapısına entegre etmeye çalışmadı. Her bölgeden ayrılırken, verimsiz bir federal sistemle kaderiyle yüzleşti.
Bölgelerin merkezi hükümetin komplosuna maruz kaldığını ve hükümetin idari hiyerarşiye bağlı olmadığını hissediyorum. Hükümetin birçok bölgede isyan sorununa tepkisi ve buna odaklanmada yaşadığı zorluk, bölgesel sistem ve krizlerin çözümüne yönelik iletişimde bir dengesizlik yarattı. Bu durum karşısında Tigray Cephesi, Abiy’i ‘ordu ve hükümet liderlerini yalnızlaştırdıktan sonra’ onları kontrol etmek için paralel bir istihbarat ağı kurmakla suçladı.
Siyasi sistemin siyasi hesap verebilirlik için alçalan bir mekanizması yoktu ve Tigrayanları isyanlarından sorumlu tutamazdı. Tigray Cephesi de seçimleri engellemekten onu sorumlu tutamazdı. Etiyopya toplumunun parçalanmış ve merkezi olmayan sistemi, ‘saldırgan güçler ve hareketler oluşturmak için anayasaya ve isyancı örgütlerin yükselişine ve gelişmesine ve başta siyasi istikrarsızlık olmak üzere diğer yönlerden zayıflığa dayalı olarak’ bazı yönleriyle bir güç kaynağı oluşturdu. Bu savaşın yol açacağı şey, eski kurumların yıkılması ve askeri örgütlenmeyle ilgili tüm konularda onların yerine yenilerinin oluşturulması olacak.

Tam görüntü
İttifaklara dayalı siyasi durum, bu grupların gücünü güçlendiren ulusal askeri önem modelini aldı. Gambella Hareketi gibi daha önce siyasi faaliyeti bilmeyen, Sudan sınırındaki Amhara bölgesinin kuzeyinde yaşayan Qemant azınlığı gibi zayıf olan ve yönetimi Amhara’yı marjinalleştirmekle suçlayan başka hareketler de mevcut.
Ancak diğer hareketlerin askeri gücü ve milliyetlerinin çokluğu bu zayıflık için bir denge oluşturdu. Bu çerçevede Uluslararası Kriz Grubu Afrika Boynuzu proje direktörü Murithi Mutiga, “Asıl mesele, tüm tarafların bu çatışmayı askeri olarak çözebileceklerine karar vermiş olmalarıdır” dedi.
Bu varlıklar ile Etiyopya hükümeti ve müttefikleri arasında toplu olarak mücadele riski, uluslararası kuruluşlara bağlı uluslararası, bölgesel, iç ve kurumsal bileşenlerden oluşmuş uzlaşı karesini tehdit ediyor. Çatışmanın amacı bir yandan devletin korunması, diğer yandan kurtuluş ve bağımsızlık için savaşan unsurlara dayanarak her bir tarafın etkisini azaltmak ve sınırlamaktı. O halde her iki tarafın da uzlaşmazlığının sebeplerini araştırmak ve Etiyopya’da sivil yönetimin pahasına grupların askeri ulaştığı gücü anlamak ve bunları birkaç faktörde özetlemek mümkün.
İlk olarak, Etiyopya siyasi tarihi askeri üstünlük ve güçlü generallerin hikayeleriyle dolu. Devlet liderleri, bunun arkasında hala Etiyopya İmparatorluğu imajının olduğuna inanıyor.
İkinci olarak, askeri pozisyonların yönetici pozisyonlarından ve devlet bakanlarından daha büyük olduğu göz önünde bulundurulduğunda idari kurumsal zayıflık ve askeri hiyerarşinin gücü… Belki de Abiy Ahmed’in gençliğin militarizasyonu çağrısı ve halkın bu yöndeki tepkisi. Gerçek gücün prestijli siyasi konumdan değil, ordudan kaynaklandığını yansıtan tablonun bütününe bakmak mümkün.
Üçüncü olarak, Etiyopya hükümetinin Afrika Boynuzu ve genel olarak Afrika’da kaos ve savaşları uzaklara götürmeden devletin gücüne odaklanarak bir denge kurma arzusu… Bu nedenle kurumsal dengeyi güçlü bir merkezi devlet oluşumuna doğru itme girişimi ve Abiy Ahmed’in Eritre’ye yardımı, bölgelerdeki talep hareketlerinin etkisini azaltmadı.

Zorunlu dönüşümler
Bir yanda Abiy Ahmed ve müttefiklerinin, diğer yandan da Tigray Kurtuluş Cephesi ve müttefiklerinin hesapları, Afrika Boynuzu’ndaki gelişmekte olan bölgenin jeopolitiğini, Etiyopya ve komşuları arasında zaman zaman artan sürtüşmeyi ve bir bütün olarak bölgeye dayatılan dönüşümleri görmezden geldi. Etiyopya’nın, koruması Cibuti’nin (üçü Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerine ait) yaklaşık altı askeri üsse ev sahipliği yapmasıyla bağlantılı olarak uluslararası alandan yer alması da görmezden gelindi. ABD Afrika Komutanlığı’nın (AFRICOM) yanı sıra Fransa, Çin, Japonya, İspanya ve İtalya’nın askeri üsleri varken, Rusya ve bir dizi Arap ülkesi benzer üsler kurmaya çalışıyor. Korsanlığa karşı, terörle mücadele ve petrol ticareti için su yolunu korumak amacıyla güvenliğin sağlanmasına ek olarak bu kurallar, ekonomik ve askeri saygıya tabi.
İlerleyen günlerin, Çin ve Rusya’nın Abiy Ahmed tarafında ve ABD ve Fransa’nın Tigray Cephesi’nin önderlik ettiği ve bölgeyi başka uluslararası çatışmalara sürükleyecek hareketlerin yanında olmasıyla, net bir ittifakı göstermesi mümkün.
Etiyopya’nın iç ve bölgesel kriz tecrübelerinden bakıldığında Abiy Ahmed, onları çözmek için bu baskılarla mücadele etmeye hazır görünmüyor. Ancak bu ülkelerin çıkarları söz konusu olduğunda, geri çekilmek için yeni bir fırsat elde etmek üzere gerginliği azaltmaktan başka seçeneği kalmayacak. Ya da alternatif bir başbakana destek sağlamaktan başka seçenek olmayacak.
Her halükârda Etiyopya hükümetinin, uluslararası yükümlülükleri ve Nahda (Rönesans) Barajı gibi uluslararası toplumun desteğine ihtiyaç duyan diğer sorunları olduğu için, uzlaşmaz tutumunu sonuna kadar sürdürmesi beklenmiyor. Belki de tavrını değiştirebilir. Avrupa baskısına ek olarak, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell tarafından yayınlanan bir açıklamada Etiyopya’daki çatışmaya askeri bir çözüme başvurulmayacağı belirtildi. Ancak Borrell, çatışma taraflarına, savaşı durdurmayı ve koşulsuz bir diyalog başlatmayı kabul etmedikçe yaptırım uygulama taahhüdünde bulundu.
Silahlar susana kadar, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ve Etiyopya İnsan Hakları Komisyonu tarafından yayınlanan ve ihlallerin sorumlularının yargılanması çağrısında bulunulan ortak raporun bir yankısı olmayacak. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’da aktardığı analiz habere göre BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, bu sorumluların bazılarının savaş suçu teşkil ettiğini söyledi.



Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
TT

Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)

Japonya Dışişleri Bakanlığı, terörle mücadele tatbikatında teröristleri canlandırmak için kullanılan kıyafetlerin Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" ilişkin kalıp yargıları yansıttığı gerekçesiyle tepkilerin hedefi oldu.

Bakanlığın 10 Eylül'deki tatbikattan paylaştığı fotoğraflarda teröristleri canlandıran kişilerin, kendine özgü dokuma deseniyle bilinen geleneksel Arap kefiyesini andıran başörtüleri taktığı görüldü.

Fotoğraflardan birinde, teröristi canlandıran kişinin atkıyı andıran kumaşla başını örtmüş halde bir rehinenin başına torba geçirdiği görülüyordu. Görseller internette eleştirilere yol açtı. Bazı kullanıcılar, kıyafetin kefiyeye benzerliğinin gözden kaçırılmasının zor olduğunu söyleyerek bakanlığı Arapları veya Müslümanları terörizmle ilişkilendiren kalıp yargıları pekiştirmekle suçladı.

Tepkilerin ardından bakanlık fotoğrafları kaldırdı ve teröristleri canlandıran personelin giydiği kıyafetlerin belirli bir etnik grup, bölge veya din esas alınarak hazırlanmadığını belirten bir açıklama yaptı. Bakanlık ayrıca yanlış anlaşılmadan dolayı üzüntüsünü dile getirdi.

Bakanlık açıklamasında şöyle dedi:

Yurtdışına seyahat eden ve yurtdışında yaşayan Japon vatandaşlarına yönelik tehditler çeşitlenirken bu eğitimin öneminin giderek arttığının farkındayız ve kısa süre önce tatbikatı gerçekleştirdik.

Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuyu gündeme getirerek "Farklı görüşleri ciddiye aldık" dedi.

Motegi, "Tatbikat, Japon vatandaşlarının korunması açısından çok önemli" diye vurguladı ve ekledi:

Uygun zamanda gerekli bilgileri paylaşarak dikkatli açıklamalar yapmaya çalışacağız.

Bir güvenlik şirketine yaptırılan eğitim, Tokyo'daki bir devlet tesisinde düzenlenmişti.

Güvenlik şirketi, tatbikatların mümkün olduğunca uygulamaya dönük olacak şekilde tasarlandığını ve 7 Japon vatandaşının öldürüldüğü Temmuz 2016'daki Dakka terör saldırısından çıkarılan derslerden yararlanıldığını belirtti.

Bir sosyal medya kullanıcısı, "Terörist karaktere belirli bir bölgeyi çağrıştıran kıyafetler giydirmek ayrımcılığa yol açıyor" diyerek ekledi:

Özür dilenmesini ve paylaşımın silinmesini talep ediyorum.

Bir başka kullanıcı şöyle yazdı:

Dışişleri Bakanlığı ırkçılığı körükleyerek ne elde etmeye çalışıyor? Dışişleri Bakanlığı personelinin niteliği gerçekten bu kadar mı düştü?

Başka bir kullanıcıysa kıyafeti "bariz biçimde uygunsuz ve incitici" diye nitelendirerek fotoğrafların "önyargıları kemikleşmiş, yabancı düşmanı milliyetçi bir kliğin" izlerini taşıdığını söyledi.

Dışişleri Bakanlığı, Bangladeş'in başkenti Dakka'daki Holey Artisan kafeye 2016'da düzenlenen saldırıya atıfta bulundu. İslamcı militanların kafeyi 12 saat boyunca kuşattığı saldırıda, çoğunluğu yabancı 22 kişi öldürülmüştü. Kurbanların 7'si Japondu. Bu, Bangladeş'te İslamcı militanların düzenlediği en ölümcül saldırıydı.

Japonya'da terörle mücadele tatbikatları 2018'den bu yana düzenleniyor.

Independent Türkçe 


Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
TT

Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)

İsrail ordusu, dün Yahudilerin Yom Kippur (Kefaret Günü) etkinlikleriyle eş zamanlı olarak Batı Şeria’daki alarm seviyesini önemli ölçüde yükseltti. İsrail güçleri ayrıca Batı Şeria’daki köylerin girişlerine askeri kontrol noktaları kurdu.

Filistin tarafının tepkisine yol açan gelişmede, İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir dün Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Bu gelişme, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun işgal altındaki Kudüs’teki Burak Duvarı (Ağlama Duvarı) bölgesine girmesinin ertesi gününde yaşandı.

Sahada ise İsrail ordusu, Cenin yakınlarındaki bir köyde bir Filistinliyi öldürdü. Ayrıca Ramallah’ın kuzeybatısındaki bir yerleşime düzenlenen silahlı saldırıda bir İsrailli hayatını kaybetti.


Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, CNN, Politico ve MSNBC muhabirlerinin Beyaz Saray'a girişini engelleme kararını uygulamaya koymasının ardından, Amerikan medyasına yönelik yasağı genişletebileceği ve başka kuruluşların da Beyaz Saray'a girişini engelleyebileceği uyarısında bulundu. Üç medya kuruluşu ise Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi kapsamında sahip oldukları hakları savunmak için yargıya başvurabileceklerinin sinyalini verdi.

Trump'ın kararı, Beyaz Saray'a giriş için kullanılan basın akreditasyonlarının, başkanlık faaliyetlerini takip eden medya kuruluşlarını haberlerinin içeriği nedeniyle cezalandırmak amacıyla kullanılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Trump, başka medya kuruluşlarının da benzer bir uygulamayla karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Yönetimini haksız biçimde haberleştirmekle suçladığı kuruluşlar arasında New York Times ve Washington Post'u da sayan Trump, bu iki gazete için henüz resmi bir yasak kararı açıklamadı.

vfghyju
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, MSNBC ve Politico'yu “uydurma haberler ve yalanlar” yayımlamakla suçladı (AFP)

Trump daha önce Truth Social hesabından yaptığı açıklamada CNN, MSNBC ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişinin derhal yasaklandığını duyurmuş ve bu kuruluşları “yalan haber” yapmakla suçlamıştı. Kararın açıklanmasının ardından uygulamaya geçildi. Üç kuruluşun gazetecileri, akreditasyon kartlarının devre dışı bırakılmasının ardından cumartesi günü Beyaz Saray kompleksine alınmadı.

Trump, kararını belirli bir haberle ilişkilendirmedi. Bunun yerine uygulamanın yıllardır devam ettiğini söylediği “olumsuz ve adaletsiz” yayınların birikmesinin sonucu olduğunu belirtti.

Trump, cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada başka medya kuruluşlarının da aynı uygulamayla karşılaşabileceğini ima etti. Bu durum, Beyaz Saray'ın başkanın yayınlarını eleştirdiği medya kuruluşlarını hedef alan daha geniş kapsamlı bir politika izleyip izlemeyeceği konusunda medya çevrelerinde soru işaretlerine yol açtı.

Medya kuruluşları yargıya gitmeye hazırlanıyor

Üç medya kuruluşunun açıklamaları, anlaşmazlığın kısa süre içinde Beyaz Saray'ın kapılarından federal mahkemelere taşınabileceğine işaret etti.

CNN yaptığı açıklamada gazetecilerinin ve yayınlarının arkasında olduğunu belirterek ABD Anayasası'nın kendisine hükümet müdahalesi olmadan gazetecilik yapma hakkı tanıdığını vurguladı. Kuruluş, yasağın Anayasa tarafından korunan haklara yönelik hukuka aykırı bir saldırı olduğunu savundu.

ghyjukı
18 Eylül 2026'da Washington'da Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'na yöneltilmiş bir televizyon kamerası (AFP)

Politico ise Beyaz Saray'ı izlemeyi sürdüreceğini ve Birinci Ek Madde kapsamındaki haklarını güçlü biçimde savunacağını açıkladı. MSNBC de gazetecilerini ve basın özgürlüğünü savunmak için gerekli adımları atacağını bildirdi.

Açılabilecek davalar, Trump yönetimini başkanın gazetecilerin Beyaz Saray'a erişimini düzenleme yetkisinin sınırları konusunda anayasal bir sınavla karşı karşıya bırakabilir. Davanın temel başlıklarından biri, erişime ilişkin idari kurallar koymakla bir medya kuruluşunu yayınlarının içeriği nedeniyle dışlamak arasındaki fark olacak.

Tartışmanın merkezinde hukukta “bakış açısına dayalı ayrımcılık” olarak bilinen ilke bulunuyor. Hükümetin Oval Ofis, başkanlık uçağı gibi kapasitesi sınırlı alanlara erişimi düzenleme yetkisi bulunuyor. Ancak hukuk uzmanları ve basın özgürlüğü kuruluşları, bir medya kuruluşunun hükümeti memnun etmeyen yayınları nedeniyle dışlanmasının Birinci Ek Madde açısından farklı bir hukuki sorun oluşturduğunu belirtiyor.

Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) de karara tepki göstererek Trump yönetiminden yasağı derhal kaldırmasını ve Beyaz Saray'a girişi engellenen gazetecilerin akreditasyonlarını yeniden vermesini istedi.

Dernek Başkanı Jackie Heinrich, yasağın uygulanmasının ardından yaptığı açıklamada üç medya kuruluşunun gazetecilerine erişim kısıtlaması getirilmesinin Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'ni ihlal ettiğini söyledi. Heinrich, bir medya kuruluşunun yayınlarının niteliği nedeniyle dışlanmasına imkân veren bir ölçütün ileride başka medya kuruluşlarına karşı da kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Heinrich, Amerikalıların özgür ve bağımsız bir basın aracılığıyla seçilmiş yetkilileri denetleme ve onlardan hesap sorma hakkına sahip olduğunu belirterek bunun hükümet yetkililerinin söz konusu yayınlardan memnun olup olmamasına bağlı olmaması gerektiğini ifade etti.

“Basın özgürlüğüne eşi görülmemiş saldırı”

Washington'daki önemli basın özgürlüğü kuruluşlarından National Press Club da Trump'ın kararına tepki göstererek başkandan uygulamayı derhal geri çekmesini istedi.

Kulübün Başkanı Mark Shuf Jr., yaptığı açıklamada bir medya kuruluşunun yönetimin yayınlarından memnun olmaması nedeniyle Beyaz Saray'a girişinin engellenmesinin, başkanlık makamını denetlemesine ve içeride yaşananları Amerikan kamuoyuna aktarmasına izin verilen sesleri kontrol etmeye yönelik açık bir girişim olduğunu söyledi.

gh
ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2026'da Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlarken (EPA)

National Press Club, kararın uygulanmasının basın özgürlüğüne “eşi görülmemiş bir saldırı” anlamına geldiği uyarısında bulundu. Kulüp, Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'nin hükümetin, yayınlarından duyduğu memnuniyete göre hangi gazetecilerin görev yapabileceğine karar vermesine izin vermediğini vurguladı.

Kulüp ayrıca kararın diğer medya kuruluşları ve gazetecilere, haberlerinin tonunu yumuşatmaları veya Beyaz Saray'a erişimlerini kaybetme korkusuyla zor soruları sormadan önce iki kez düşünmeleri gerektiği yönünde bir mesaj verebileceği uyarısında bulundu.

Shuf, özgür ve bağımsız basının 250 yıldır ABD liderlerini denetlemede temel bir rol oynadığını belirtti. Beyaz Saray muhabirlerinin yürüttüğü denetimin yalnızca gazetecilere değil, Amerikan halkına da hükümet politikalarını daha iyi anlama imkânı sağladığını söyledi.

Shuf ayrıca kararlarından emin olan bir hükümetin bağımsız denetimden korkmaması gerektiğini ifade etti.

CNN'ye yönelik yasağın, başkanın seyahatlerinde dönüşümlü olarak kendisine eşlik eden televizyon kuruluşlarının oluşturduğu havuzu da etkileyebileceği belirtiliyor. Bu sistem, tüm gazetecilerin sığmadığı alanlarda başkanın faaliyetlerine ilişkin görüntü ve haberlerin diğer televizyon kanallarına ulaştırılmasını sağlıyor.

Bu nedenle Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerin televizyonlardan nasıl izleneceğine ilişkin soru işaretleri de ortaya çıktı.

Daha önceki davalar

Medya kuruluşlarının olası davalarda başvurabileceği bazı hukuki emsaller bulunuyor. Trump'ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray, CNN muhabiri Jim Acosta'nın başkanla yaşadığı tartışmanın ardından basın akreditasyonunu iptal etmişti. Ancak federal mahkeme, akreditasyonun yeniden verilmesine hükmetmişti.

Trump yönetimi ayrıca Associated Press ile başka bir hukuki mücadeleye girmişti. Yönetim, haber ajansının haberlerinde Meksika Körfezi yerine Amerika Körfezi adını kullanmayı kabul etmemesi üzerine AP gazetecilerinin Oval Ofis'e, başkanlık uçağına ve bazı etkinliklere erişimini kısıtlamıştı.

Söz konusu dava, yönetimin kapasitesi sınırlı alanlara hangi gazetecileri alacağını belirleme yetkisi ile bir medya kuruluşunu editoryal kararları nedeniyle cezalandırması arasındaki hukuki sınır tartışmasının bir parçası olmayı sürdürüyor.

Yeni karar, Trump ile medya kuruluşları arasındaki daha geniş kapsamlı mücadelenin de bir parçası. Başkan, New York Times, Wall Street Journal ve İngiliz BBC dahil olmak üzere bazı medya kuruluşlarına karşı hukuki girişimlerde bulundu.

Trump yönetimi, başkanın sıklıkla yanlış veya taraflı yayınlara maruz kaldığını savunuyor. Buna karşılık medya kuruluşları ve basın özgürlüğü örgütleri, hükümetin eleştirel yayınları cezalandırmak için sahip olduğu araçları kullanmasının, başkanın basını eleştirme veya dava etme hakkından farklı olduğunu belirtiyor.

Üç medya kuruluşunun da dava açmaya hazırlandığı ve yönetimle hukuki mücadeleye girmeye hazır oldukları yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.

Washington'daki medya çevrelerinde ise daha acil soru, Trump'ın başka kuruluşları da yasaklılar listesine ekleme tehdidini uygulayıp uygulamayacağı. Böyle bir adım atılması halinde tartışma, Beyaz Saray ile üç medya kuruluşu arasındaki anlaşmazlığın ötesine geçerek başkanın medya kuruluşlarına yönelik yayınlarından duyduğu memnuniyete göre başkanlık makamına basın erişimini kontrol edip edemeyeceğine ilişkin daha geniş bir anayasal mücadeleye dönüşebilir.