Örgütlerin ittifakları, Etiyopya iç savaşını yeniden şekillendirebilir

Bölge uluslararası çatışmalara girecek: Çin ve Rusya, Abiy Ahmed tarafında, ABD ve Fransa ise Tigray Cephesi tarafında

Tigray bölgesindeki çatışmalardan Sudan’ın doğusundaki Setit Nehri’ne kaçan Etiyopyalılar (Reuters)
Tigray bölgesindeki çatışmalardan Sudan’ın doğusundaki Setit Nehri’ne kaçan Etiyopyalılar (Reuters)
TT

Örgütlerin ittifakları, Etiyopya iç savaşını yeniden şekillendirebilir

Tigray bölgesindeki çatışmalardan Sudan’ın doğusundaki Setit Nehri’ne kaçan Etiyopyalılar (Reuters)
Tigray bölgesindeki çatışmalardan Sudan’ın doğusundaki Setit Nehri’ne kaçan Etiyopyalılar (Reuters)

Mana Abdulfettah
Geçen hafta Washington’da dokuz Etiyopya karşıtı gruptan ‘Etiyopya Federal Güçleri Birleşik Cephesi’ adlı bir ittifak kuruldu. Tigray Halk Kurtuluş Cephesi, Oromo Kurtuluş Ordusu, Afar Devrimci Demokratik Birlik Cephesi, Aqaw Demokratik Hareketi, Benishangul Halk Kurtuluş Hareketi, Gambella Halk Kurtuluş Hareketi, Sidama Ulusal Kurtuluş Cephesi ve Somali Devletine Direniş’ten oluşan ittifakın amacı, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’i devirmek.
Bu hareketler, kendilerini Etiyopya’daki ezilen halkların mücadelesinin temsilcileri olarak tanımlıyor. İttifakları, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi ile Oromo Kurtuluş Ordusu arasındaki anlaşmanın bir uzantısı olarak askeri, siyasi ve diplomatik iş birliğini içerecek.
Ayrıca Abiy Ahmed, Tigray Cephesi’ni ve arkasındaki ABD’yi ülkelerindeki hükümete karşı çalışmakla suçlayan başkent Addis Ababa halkını harekete geçirdi. Washington, Afrika Boynuzu Özel Elçisi Jeffrey Feltman liderliğindeki arabuluculuk yoluyla istikrarı korumaya çalışırken, Rusya ve Çin’in hamleleri yakın, belki de iç ittifaklara ek olarak uluslararası ittifaklar kurmaya çalışıyor.

Direniş
Etiyopya’daki toplumsal gelişme siyasi ve ekonomik gelişmeden önce geldi. Öyle ki Etiyopya milliyetleri ortak bir kültür edindiler. Siyasi otorite tarafından dışlanma inancıyla bir arada kaldılar. Abiy Ahmed’in hükümetinden önce eski hükümetler, bu milletleri birleştirmeye çalıştı. Ancak tüm çabalar, milletlerin mücadele etmeksizin otoriteye direnmeleriyle sonuçlandı. Çoğu, hükümete katılmadı. Oromo gibi diğer milletler güç için savaşan gruplar olarak görülürken, bu deneyimden güç kazandı.
1991’de Etiyopya Halkın Devrimci Demokratik Cephesi’nin elinde, Mengistu Haile Mariam tarafından Amhara’nın yönetimini deviren devrimden ve Meles Zenawi’nin iktidara gelişinden sonra, ‘etnik federalizmi dayatan ve toprak mülkiyetine ve kendi kaderini tayin hakkına izin veren’ 1995 Etiyopya Daimi Federal Anayasası hazırlandı. Zenawi, Mengistu’nun komünist rejimi sırasında Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ne bağlıydı. Oromo halkı sembolik bir özerklik kazandı. Özellikle Oromo bölgesinde olduğu gibi, diğer bölgelerle birlikte Etiyopya bölgelerinde başta kahve olmak üzere tarımsal üretim alanlarına vergi gelirlerindeki artışa dayanarak, Etiyopya hükümetinin kontrolünden kurtuldular. Komünist Derg sistemi, çiftçilerin satışlarını Addis Ababa’daki belirli merkezlere yönlendirmelerini gerektiriyordu. Bağımsızlıkları yoktu. Etiyopya anayasasına göre devlet tüm araziye sahip ve kiracılara uzun vadeli kiralar sağlıyor.
Ancak Oromo Halk Kurtuluş Hareketi, başkenti Addis Ababa olan, tarihsel olarak geniş topraklarının restorasyonunu talep ediyor. Etnik federasyonun, bölgeleri pahasına başkent Addis Ababa’nın idari ve coğrafi açıdan genişlemesine izin verdiğine inanıyorlar. İki dönem arasındaki anayasa değişiklikleri, yalnızca bölgeye ait bir yerel kimlik ve kültür duygusunun oluşmasına katkıda bulundu. Devletin merkezileşmesine ve egemenliğine meydan okuyan askeri oluşumlar ortaya çıktığında devletin egemenliği buna yardımcı oldu.

İşlevsiz koordinasyon mekanizması
Etiyopya gibi devasa ve uçsuz bucaksız bir ülkeyi, federalizmde somutlaşan yerel makamlara yetki vererek yönetmek gerekiyordu. Bu nedenle Abiy Ahmed’in gelişinden sonra kararlar, farklı Etiyopya milletlerinin işlerini yönetme hakkını onaylayan 1995 anayasasına dayanıyordu. Bununla birlikte anayasanın ilkeleri, Abiy Ahmed’in geniş hırsıyla ve bölgelerin etnik nitelikteki federalizmi ‘sürekli bir hükümet sistemi olarak’ güçlendirme konusundaki artan gereksinimleriyle çatıştı.
Ayrıca merkezi devlet ile Etiyopya bölgelerinin geri kalanı arasındaki ilişki değişerek, hükümetin ihtiyacına göre şekillendi. İttifaklar ancak savaş zamanlarında kuruldu. İktidar da muhalefetteki siyasi birimleri rejimin yapısına entegre etmeye çalışmadı. Her bölgeden ayrılırken, verimsiz bir federal sistemle kaderiyle yüzleşti.
Bölgelerin merkezi hükümetin komplosuna maruz kaldığını ve hükümetin idari hiyerarşiye bağlı olmadığını hissediyorum. Hükümetin birçok bölgede isyan sorununa tepkisi ve buna odaklanmada yaşadığı zorluk, bölgesel sistem ve krizlerin çözümüne yönelik iletişimde bir dengesizlik yarattı. Bu durum karşısında Tigray Cephesi, Abiy’i ‘ordu ve hükümet liderlerini yalnızlaştırdıktan sonra’ onları kontrol etmek için paralel bir istihbarat ağı kurmakla suçladı.
Siyasi sistemin siyasi hesap verebilirlik için alçalan bir mekanizması yoktu ve Tigrayanları isyanlarından sorumlu tutamazdı. Tigray Cephesi de seçimleri engellemekten onu sorumlu tutamazdı. Etiyopya toplumunun parçalanmış ve merkezi olmayan sistemi, ‘saldırgan güçler ve hareketler oluşturmak için anayasaya ve isyancı örgütlerin yükselişine ve gelişmesine ve başta siyasi istikrarsızlık olmak üzere diğer yönlerden zayıflığa dayalı olarak’ bazı yönleriyle bir güç kaynağı oluşturdu. Bu savaşın yol açacağı şey, eski kurumların yıkılması ve askeri örgütlenmeyle ilgili tüm konularda onların yerine yenilerinin oluşturulması olacak.

Tam görüntü
İttifaklara dayalı siyasi durum, bu grupların gücünü güçlendiren ulusal askeri önem modelini aldı. Gambella Hareketi gibi daha önce siyasi faaliyeti bilmeyen, Sudan sınırındaki Amhara bölgesinin kuzeyinde yaşayan Qemant azınlığı gibi zayıf olan ve yönetimi Amhara’yı marjinalleştirmekle suçlayan başka hareketler de mevcut.
Ancak diğer hareketlerin askeri gücü ve milliyetlerinin çokluğu bu zayıflık için bir denge oluşturdu. Bu çerçevede Uluslararası Kriz Grubu Afrika Boynuzu proje direktörü Murithi Mutiga, “Asıl mesele, tüm tarafların bu çatışmayı askeri olarak çözebileceklerine karar vermiş olmalarıdır” dedi.
Bu varlıklar ile Etiyopya hükümeti ve müttefikleri arasında toplu olarak mücadele riski, uluslararası kuruluşlara bağlı uluslararası, bölgesel, iç ve kurumsal bileşenlerden oluşmuş uzlaşı karesini tehdit ediyor. Çatışmanın amacı bir yandan devletin korunması, diğer yandan kurtuluş ve bağımsızlık için savaşan unsurlara dayanarak her bir tarafın etkisini azaltmak ve sınırlamaktı. O halde her iki tarafın da uzlaşmazlığının sebeplerini araştırmak ve Etiyopya’da sivil yönetimin pahasına grupların askeri ulaştığı gücü anlamak ve bunları birkaç faktörde özetlemek mümkün.
İlk olarak, Etiyopya siyasi tarihi askeri üstünlük ve güçlü generallerin hikayeleriyle dolu. Devlet liderleri, bunun arkasında hala Etiyopya İmparatorluğu imajının olduğuna inanıyor.
İkinci olarak, askeri pozisyonların yönetici pozisyonlarından ve devlet bakanlarından daha büyük olduğu göz önünde bulundurulduğunda idari kurumsal zayıflık ve askeri hiyerarşinin gücü… Belki de Abiy Ahmed’in gençliğin militarizasyonu çağrısı ve halkın bu yöndeki tepkisi. Gerçek gücün prestijli siyasi konumdan değil, ordudan kaynaklandığını yansıtan tablonun bütününe bakmak mümkün.
Üçüncü olarak, Etiyopya hükümetinin Afrika Boynuzu ve genel olarak Afrika’da kaos ve savaşları uzaklara götürmeden devletin gücüne odaklanarak bir denge kurma arzusu… Bu nedenle kurumsal dengeyi güçlü bir merkezi devlet oluşumuna doğru itme girişimi ve Abiy Ahmed’in Eritre’ye yardımı, bölgelerdeki talep hareketlerinin etkisini azaltmadı.

Zorunlu dönüşümler
Bir yanda Abiy Ahmed ve müttefiklerinin, diğer yandan da Tigray Kurtuluş Cephesi ve müttefiklerinin hesapları, Afrika Boynuzu’ndaki gelişmekte olan bölgenin jeopolitiğini, Etiyopya ve komşuları arasında zaman zaman artan sürtüşmeyi ve bir bütün olarak bölgeye dayatılan dönüşümleri görmezden geldi. Etiyopya’nın, koruması Cibuti’nin (üçü Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerine ait) yaklaşık altı askeri üsse ev sahipliği yapmasıyla bağlantılı olarak uluslararası alandan yer alması da görmezden gelindi. ABD Afrika Komutanlığı’nın (AFRICOM) yanı sıra Fransa, Çin, Japonya, İspanya ve İtalya’nın askeri üsleri varken, Rusya ve bir dizi Arap ülkesi benzer üsler kurmaya çalışıyor. Korsanlığa karşı, terörle mücadele ve petrol ticareti için su yolunu korumak amacıyla güvenliğin sağlanmasına ek olarak bu kurallar, ekonomik ve askeri saygıya tabi.
İlerleyen günlerin, Çin ve Rusya’nın Abiy Ahmed tarafında ve ABD ve Fransa’nın Tigray Cephesi’nin önderlik ettiği ve bölgeyi başka uluslararası çatışmalara sürükleyecek hareketlerin yanında olmasıyla, net bir ittifakı göstermesi mümkün.
Etiyopya’nın iç ve bölgesel kriz tecrübelerinden bakıldığında Abiy Ahmed, onları çözmek için bu baskılarla mücadele etmeye hazır görünmüyor. Ancak bu ülkelerin çıkarları söz konusu olduğunda, geri çekilmek için yeni bir fırsat elde etmek üzere gerginliği azaltmaktan başka seçeneği kalmayacak. Ya da alternatif bir başbakana destek sağlamaktan başka seçenek olmayacak.
Her halükârda Etiyopya hükümetinin, uluslararası yükümlülükleri ve Nahda (Rönesans) Barajı gibi uluslararası toplumun desteğine ihtiyaç duyan diğer sorunları olduğu için, uzlaşmaz tutumunu sonuna kadar sürdürmesi beklenmiyor. Belki de tavrını değiştirebilir. Avrupa baskısına ek olarak, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell tarafından yayınlanan bir açıklamada Etiyopya’daki çatışmaya askeri bir çözüme başvurulmayacağı belirtildi. Ancak Borrell, çatışma taraflarına, savaşı durdurmayı ve koşulsuz bir diyalog başlatmayı kabul etmedikçe yaptırım uygulama taahhüdünde bulundu.
Silahlar susana kadar, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ve Etiyopya İnsan Hakları Komisyonu tarafından yayınlanan ve ihlallerin sorumlularının yargılanması çağrısında bulunulan ortak raporun bir yankısı olmayacak. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’da aktardığı analiz habere göre BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, bu sorumluların bazılarının savaş suçu teşkil ettiğini söyledi.



Witkoff: Trump’ın İran için belirlediği kırmızı çizgiler arasında ‘sıfır zenginleştirme’ de var

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
TT

Witkoff: Trump’ın İran için belirlediği kırmızı çizgiler arasında ‘sıfır zenginleştirme’ de var

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)
ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Reuters)

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Başkan Donald Trump’ın İran’ın nükleer programına ilişkin bir anlaşmayı neden hâlâ kabul etmediğini sorguladığını söyledi. Witkoff, Washington’ın baskı uygulamasına rağmen Tahran’ın anlaşmaya yanaşmamasının Beyaz Saray’da şaşkınlık yarattığını ifade etti.

Fox News’e verdiği röportajda Witkoff, Trump’ın İran’ın tutumuna hayret ettiğini belirterek, “Neden teslim olmadıklarını merak ediyor... ‘Teslim olmak’ ifadesini kullanmak istemiyorum ama neden teslim olmadılar?” dedi.

Witkoff, Trump’ın ayrıca İran’ın ‘bu denli yoğun baskı ve bölgede sahip olduğumuz deniz gücünün büyüklüğü karşısında’ ABD ile temasa geçmemesini sorguladığını aktardı. Trump’ın, Tahran’ın nükleer silah edinme niyetinde olmadığını ilan etmesini ve hangi adımları atmaya hazır olduğunu netleştirmesini beklediğini dile getirdi.

ABD’li yetkili, Trump tarafından belirlenen kırmızı çizgilerin İran’ın uranyum zenginleştirmede ‘sıfır zenginleştirme’ seviyesini korumasını şart koştuğunu söyledi. Witkoff, İran’ın uranyumu sivil amaçlar için gerekli seviyenin ötesinde zenginleştirdiğini de ifade etti.

Witkoff, aynı röportajda, devrik İran Şahı’nın oğlu Rıza Pehlevi ile görüştüğünü de doğruladı.

Witkoff, “Başkanın talimatıyla onunla görüştüm” ifadesini kullanırken, görüşmenin içeriğine ilişkin ayrıntı vermedi.

Geçen hafta Pehlevi, Başkan Donald Trump’a İran’a yönelik askeri müdahale çağrısını yinelemiş ve ülkede bir ‘geçiş sürecine’ liderlik etmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Witkoff’un açıklamaları, Trump’ın İran’a yönelik askeri saldırı tehdidinde bulunduğu ve bölgedeki askeri konuşlanmayı artırdığı bir dönemde geldi. Trump, aynı zamanda Tahran ile nükleer program konusunda bir anlaşmaya varma isteğini de dile getirdi.

İran’ın nükleer programı, Tahran ile Batılı ülkeler arasında yıllardır süren anlaşmazlığın merkezinde yer alıyor. Batılı ülkeler, İran’ın nükleer silah edinme ihtimalinden endişe duyuyor.


İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
TT

İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)

İran, Avrupa Birliği (AB) üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini terör örgütü olarak tanımladı.

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Tahran'ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) terör örgütü olarak sınıflandıran AB'nin ‘yasadışı ve haksız’ olarak nitelendirdiği karara yanıt olarak harekete geçeceği belirtildi.

AB'nin 19 Şubat'ta aldığı karara yanıt olarak yayınlanan açıklamada, “Avrupa hükümetleri, İran silahlı kuvvetlerinin resmi bir kolu olan Devrim Muhafızlarını terör örgütü olarak tanımladığından, İran da karşılıklılık ilkesine dayalı önlemler alacaktır” denildi.

Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığına göre Tahran’ın kararı 2019 yılında çıkarılan ‘ABD’nin DMO’yu Terör Örgütü Olarak Tanımlamasına Karşı Misilleme Tedbirleri Yasası'nın 7’nci maddesine dayanıyor. İran Dışişleri Bakanlığı, “ABD’nin bu konudaki kararını herhangi bir şekilde destekleyen veya buna uyan tüm ülkeler, İran tarafından benzer tedbirlere tabi tutulacaktır” açıklamasında bulundu.

Açıklama şöyle devam etti:

“Bu yasa ve 4’üncü madde dahil olmak üzere hükümleri uyarınca İran, AB üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini bu yasanın hükümlerine tabi kabul etmekte ve bunları terörist örgütler olarak sınıflandırıp ilan etmektedir.”

Bakanlık, bu önlemin İran'ın iç hukuku çerçevesinde, Avrupa hükümetlerinin uluslararası hukuk ilkelerini açıkça ihlal etmesine yanıt olarak alındığını vurgulayarak açıklamasını sonlandırdı.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.