Şarku’l Avsat Özel: Arap ülkelerinin Suriye’de çözüm için yol haritası

Suriye ile ‘Arap normalleşme belgesinin’ gizli eki, yabancı güçlerin çıkışını da içeriyor. Şam’dan talep edilen adımlar ve önerilen ‘teşvikler’ için bir takvim belirlendi. Şarku’l Avsat ise iki belgenin içeriklerine yer verdi.

Esed, 9 Kasım’da BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i kabul etti (EPA)
Esed, 9 Kasım’da BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i kabul etti (EPA)
TT

Şarku’l Avsat Özel: Arap ülkelerinin Suriye’de çözüm için yol haritası

Esed, 9 Kasım’da BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i kabul etti (EPA)
Esed, 9 Kasım’da BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i kabul etti (EPA)

Şarku’l Avsat’ın da bir nüshasını ele geçirdiği “Ürdün Belgesi ve Gizli Eki”, Arap ülkelerinin Şam ile normalleşme adımlarının nihai hedefinin, “2011 sonrasında ülkeye giren tüm yabancı güçlerin ve yabancı savaşçıların Suriye’den çıkması” olduğunu ortaya koydu.
Belge, Rusya’nın meşru çıkarlarını tanırken, Suriye’nin belirli bölgelerinde İran nüfuzunun sınırlandırılmaya başlanmasını da kapsayan “aşamalı stratejiye” göre bir dizi adım atıldıktan sonra “ABD ve Koalisyon güçlerinin Suriye’nin kuzeydoğusu ile güneydoğusundaki Tanf Üssü’nden geri çekilmesi” de bu hedefe dahil.

Belge uygulanıyor
‘Kart Yok’ olarak adlandırılan ve bir zaman çizelgesi içermeyen söz konusu belgenin çizdiği yol haritası kapsamında:
*Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad New York’ta dokuz Arap bakanla görüştü;
*Ürdün - Suriye resmi görüşmeleri başladı;
*Arap liderler ile Devlet Başkanı Beşşar Esed arasındaki temaslar başladı. Böylelikle Esed, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’i salı günü Şam’da kabul etti.
Ürdün tarafı, bu planı aylar önce hazırlamıştı. Ürdün Kralı 2. Abdullah, Temmuz ayında Washington’da ABD Başkanı Joe Biden, Ağustos ayında da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Arap ve yabancı liderlerle bu planı görüştü.
6 sayfalık eki ile belge, son 10 yılın incelenmesini ve Suriye’de ‘rejim değişikliği’ politikasını içeriyor, Belge rejim değişikliği girişiminin başarısız olması sebebiyle Suriye rejiminin politikalarında kademeli bir değişiklik öneriyor.
Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi, 11 Kasım’da ABD merkezli CNN International’a yaptığı açıklamada “Ürdün, Suriye çatışmasını çözmek için etkili bir strateji görememesi sonrasında Esed ile görüştü” dedi.
“Mevcut durumda yaşamak bir seçenek değil” diyen Safadi, “Küresel bir topluluk olarak krizi çözmek için ne yaptık? 11 yıllık kriz sonucu ne oldu? Ürdün, Suriye iç savaşının bir sonucu olarak acı çekti. Sınır boyunca uyuşturucu ve terör yolu açıldı. Ülke, daha önce dünyanın sağladığı desteği almayan 1,3 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor” açıklamasında bulundu.
Bakan, Ürdün Kralı’nın ziyaretine atıfta bulunarak “Ürdün, ABD ile ‘yakınlaşma çabaları’ hakkında görüştü” dedi. Aynı şekilde Ürdün İstihbarat Direktörü Tümgeneral Ahmed Husni Hatuki, Ürdün’ün Suriye meselesiyle ‘oldubitti’ olarak ilgilendiğini belirtti. Bakan Safadi’nin ifadeleri ‘Ürdün Belgesi’ ile de örtüşüyor. Metne göre;
Suriye krizinin patlak vermesinden on yıl sonra, krizi çözmek için gerçekçi bir umut yok. Net bir siyasi çözüm için kapsamlı bir strateji yok. Krizin çeşitli yönlerini ve sonuçlarını işlevsel ve amaç odaklı bir temelde ele almaya yönelik dar yaklaşımlar, gerekli siyasi çözümü sağlayamaz. Mevcut krizin askeri bir sonu olmadığı konusunda herkes hemfikir. İktidardaki Suriye rejimini değiştirmek tek başına etkili bir hedef değil. Belirtilen amaç, Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına dayalı olarak siyasi bir çözüm bulmaktır. Ancak bu yolda kayda değer bir ilerleme yok. Mevcut durum, Suriye halkının daha fazla acı çekmesine neden olmakta ve muhaliflerin pozisyonlarını güçlendirmekte. Krize yönelik mevcut yaklaşım, maliyetli bir başarısızlık olduğunu kanıtladı:
-Suriye halkı: Birleşmiş Milletler’in (BM) son verilerine göre, 6,6 milyonu ülke içinde yerinden edilmiş olmak üzere 6,7 milyon Suriyeli mülteci mevcut. 6 milyonu aşırı muhtaç durumdaki vatandaş olmak üzere 13 milyon Suriyeli insani yardıma muhtaç durumda. 12,4 milyon Suriyeli gıda güvensizliğinden muzdarip. Suriyelilerin yüzde 80’inden fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyor. 2,5 milyon çocuk Suriye'de eğitim sisteminin dışında. Ayrıca 1,6 milyon çocuk eğitim sisteminden ayrılma riskiyle karşı karşıya.
-Terörizm: Terör örgütü DEAŞ yenildi, ancak tamamen ortadan kaldırılamadı. Üyeleri, safları yeniden düzenlemeye çalışıyor ve Suriye’nin güneybatısı gibi DEAŞ’ın kovulduğu ülkedeki bazı bölgelerde yeniden ortaya çıkıyorlar. Ayrıca güneydoğu gibi diğer bölgelerdeki varlıklarını pekiştirmek için çalışıyorlar. Diğer terör örgütleri ise kuzeydoğudaki güvenli bölgelerden yararlanarak, Suriye’nin farklı bölgelerinde faaliyetlerini sürdürüyor.
-İran: İran, ekonomik ve askeri nüfuzunu Suriye rejimine ve Suriye’nin bazı hayati bölgelerine dayatmaya devam ediyor. Halkın acılarını sömürmekten milisleri görevlendirmeye kadar, ülkenin güneyi de dahil olmak üzere kilit alanlarda vekilleri güçleniyor. Uyuşturucu ticareti bu gruplar için önemli bir gelir sağlıyor. Bölge ve ötesi için büyüyen bir tehdit oluşturuyor.
-Mülteciler: Ülkedeki güvenlik, ekonomik ve siyasi koşullarda iyileşme olmaması nedeniyle mültecilerin hiçbiri -ya da çok az bir kısmı- Suriye’ye geri dönüyor. Mülteciler ve ev sahibi topluluklar için uluslararası fonlar azalmakta ve mültecileri destekleyecek altyapıyı tehdit etmekte.

Ne yapılmalı?
Krize siyasi bir çözüm bulma çabalarına yeniden odaklamak, insani ve güvenlik yansımalarını azaltmak için yeni ve etkili bir yaklaşım gerekiyor. Seçilen yaklaşım kademeli olmalı ve başlangıçta Suriye halkının acılarını azaltmaya odaklanmalı. Terörle mücadele çabalarını güçlendirmeye, İran'ın artan nüfuzunu engellemeye ve ortak çıkarlarımıza yönelik daha fazla bozulmayı durdurmaya yönelik eylemler de belirlenmeli.
Böyle bir yaklaşım, yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin gönüllü geri dönüşüne elverişli bir ortam oluştururken, Suriye halkının lehine özenle belirlenmiş teşvikler karşılığında iktidardaki rejimin davranışında kademeli bir değişikliği hedefleyecek. Bunu yapmanın yolu;
1) 2254 sayılı karara dayalı olarak siyasi bir çözüme aşamalı bir yaklaşım geliştirilmeli.
2) Benzer fikirlere sahip bölgesel ve uluslararası ortaklarla yeni bir yaklaşım için gerekli destek oluşturulmalı.
3) Rusya ile bu yaklaşım üzerinde anlaşmaya varmaya çalışılmalı.
4) Suriye rejimini dahil edecek bir mekanizma üzerinde anlaşılmalı.
5) Uygulama.

Yaklaşım
Olumlu davranışı teşvik etmek ve bunun gerçekleşmesi için kolektif etkimizi kullanmak amacıyla tüm ortaklar ve müttefiklerin benimsediği adım adım bir yaklaşım olmalı. Bu, Suriye halkını doğrudan etkileyecek gerekli tedbirleri ve gerekli siyasi değişiklikleri alması karşılığında rejime teşvikler sağlayacak. Rejime iletilen ‘teklifler’, rejimin önereceği ‘talepler’ karşılığında doğru bir şekilde belirlenecek. İlk odak, hem sunumlarda hem de taleplerde insani meseleler olacak. BMGK’nın 2254 sayılı kararının tam olarak uygulanmasıyla sonuçlanan siyasi meseleler yolunda kademeli ilerleme sağlanacak. Teklifler ve talepler, BM’nin insani ihtiyaçlara ilişkin verilerine dayanarak kararlaştırılacak.
1) Desteğin yapısı: Ana Arap ve Avrupalı ​​müttefiklerin bu yaklaşımı desteklemesi önemli. Bu, rejim ve müttefikleriyle görüşmelerde ortak bir ses sağlayacak. Ayrıca bazı ülkelerin Suriye rejimi ile ikili kanallar açması sonucunda etkimizi kaybetmememizi sağlayacak.
İstişare ve destek amacıyla öncelik olarak yakınlık gösterdiğimiz ülkeler üzerinde anlaşacağız. Bir sonraki adım, tüm müttefiklerin desteğine ulaşmadan önce bu yaklaşımı ‘küçük grup’ içerisinde desteklemek olacak.
2) Rusya’nın ortaklığı: Bu yaklaşım için Rusya’nın onayını almak önemli bir başarı faktörü sayılıyor. Bu yaklaşımın Suriye rejimi tarafından kabul edilmesini ve uygulanmasını sağlamak için ‘meşru’ Rus çıkarlarının tanımak ve bunları ‘teklif’ çerçevesine dahil etmek mümkün. Rusya ile ortak bir zemin belirlemek, siyasi bir çözüme doğru ilerleme sağlamak için gerekli. İran’ın artan nüfuzuna karşı koyma çabalarının başarısı için de gerekli. Rusya, iktidardaki rejimin pratik önlemleri karşılığında insani konularda tekliflere açık.
3) Rejimin ortaklığı: Katılımın birden fazla kanal üzerinden gerçekleştirilmesi mümkün.
-Rusya genelinde dolaylı katılım.
-Bir grup Arap ülkesinden doğrudan katılım (Bu, Arap tavrındaki çatlakları iyileştirecek, krizi çözme çabalarında ortak bir Arap rolünün yokluğuna ilişkin endişeleri ele alacak ve olumlu değişikliklere ulaşma çabaları çerçevesinde teşvikler elde etmek için Arapların rejime katılımından faydalanacak). Ürdün, uzun süreli temasların başlamasından önce uyumu sağlamak için rejimle ilk ilkesel görüşmeye öncülük edebilir.
4) Uygulama: Uygulama ve uyumu gözetlemek üzere resmi bir mekanizma kurulacak. BM, tüm insani yardımları sağlamaktan sorumlu olacak. Anlaşmanın, BM tarafından yayınlanan bir kararda gerçekleşmesi dikkate alınacak.
‘Girişimi uygulamak için’ sonraki adımlar:
1) Yaklaşım üzerinde tartışma ve anlaşma.
2) Tarafların talep ve teklifleri formüle etmeleri için anlaşma.
3) Bir yol haritası ve nasıl ilerleneceği konusunda anlaşma.
Bu yaklaşım, kesinlikle engellerle karşılaşacaktır. Hatta siyasi aşamanın başlamasıyla bir çıkmaza bile girebilir. Ancak ilk başta insani boyuta odaklanılması Suriyelilerin acısını hafifletecektir. Suriye’nin belirli bölgelerinde terör örgütleriyle mücadele ve İran etkisini azaltma çabalarını destekleyecektir. Aynı zamanda siyasi bir çözüm bulmak ve insani felaketi durdurmak için girişimde bulunurken, krizdeki ortakların ve müttefiklerin birleşik ortak sesini yeniden inşa edecek.

Adımlar tablosu
Belge, Şam’dan ‘talep edilen’ ve başkaları tarafından ‘önerilen’ belirli bir madde de dahil olmak üzere ‘adım adım’ yaklaşımının bir açıklamasını içeren gizli bir ek içeriyor.
İlk adım, BM konvoylarının Suriye içindeki hatlardan geçişinin kolaylaştırılması ve Suriye’ye sağlık yardımı gönderilmesi karşılığında ‘insani erişimin sağlanması ve insani yardımın sınırlar arasında akışının sağlanması’ ile bağlantılı.
İkinci adım, Şam’da yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin güvenli bir şekilde geri dönüşlerine elverişli bir ortamın oluşturulmasını ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) ilgili alanlara tam erişim izni verilmesini içeriyor. Söz konusu adıma ‘rejimle koordineli olarak insani yardımları artırarak ve erken kurtarma projelerini ve istikrar projelerini finanse ederek ve bunları uygulayarak, yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin evlerine ve şehirlerine geri dönüşü için erken kurtarma programları ve programlar formüle ederek, genel olarak Suriye halkının geçim kaynaklarının düzene germesine yardımcı olan BM kuruluşlarını ve uluslararası STK’ları destekleyerek’, rejimin kontrolü altındaki bölgelerde yaşayan Suriyeliler için geçici bir yardım planının kabul edilmesini içeren Batılı adımlara karşılık, geri dönenlerin zulme uğramamasını sağlamak ve yerinden edilenlerin evlerine dönüşlerini kolaylaştırmak da dahil.
Üçüncü adım, 2254 sayılı kararın uygulanması, ‘anayasa reformuna uzanan Anayasa Komitesine Şam’ın olumlu katılımı’, ‘tutukluların ve siyasi mahkumların serbest bırakılması, kayıpların akıbetinin belirlenmesi, Suriye’de daha kapsayıcı bir yönetime katkı sağlayan gerçek bir hükümet formülü oluşturmakta uzlaşı sağlanması, BM gözetiminde seçimler yaparak kapsayıcı hükümetin kurulması’ ile ilgili.
Öte yandan Arap ve Batılı ülkeler, Suriye’ye uygulanan yaptırımların kademeli olarak hafifletilmesi konusunda uzlaşı sağladı. Uzlaşı, ‘üçüncü şahıslarla mal ticaretinin kolaylaştırılması, Suriye kamu sektörlerine yönelik yaptırımların kaldırılması, Merkez Bankası, devlet kurumları ve hükümet yetkilileri dahil olmak üzere sektörel yaptırımların kaldırılması, Suriye ile ilişkilerin yeniden kurulması için kademeli bir diplomatik yakınlaşmanın yürütülmesi, Şam’da ve ilgili başkentlerde diplomatik misyonların yeniden açılması, Suriye’nin uluslararası forumlara dönüşünün kolaylaştırılması ve Arap Birliği’ndeki konumu yeniden sağlamasını’ da kapsıyor.

DEAŞ ne olacak?
Programın dördüncü adımı ise ‘Suriye rejimi ve Rusya ile Suriye’nin kuzeybatısında terörle mücadelede, Suriye’nin doğusunda terörist unsurlarla mücadelede, el-Hol kampı sakinleri, yabancı savaşçılar ve tutuklu DEAŞ mensupları ile ilişkilerde rejim ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında koordinasyon sağlamada ve DEAŞ’tan kurtarılan ve Suriye rejiminin kontrolü altındaki bölgelerde istikrar ve erken kurtarma projelerinin finansmanında iş birliği’ karşılığında ‘DEAŞ ve terör örgütleriyle mücadele, Suriye’nin doğusunda, Suriye’nin güneyindeki rejim kontrolünde olan bölgelerde, Suriye çölünde DEAŞ ve benzeri terör unsurlarına karşı mücadelede iş birliği, yabancı savaşçılarla mücadelede iş birliği, terörist gruplar hakkında güvenlik bilgisi alışverişi ve uluslararası görevlendirme unsurlarıyla ve finansman ağlarıyla bağlantılar, İran bağlantılı radikalizm yanlısı grupların faaliyetlerini ve Suriye’deki Sünni mezheplere ve etnik azınlıklara yönelik provokasyonlarını durdurma’ eylemlerini kapsıyor.
Beşinci adım, ‘ülke genelinde ateşkes ilan edilmesini, Suriye dışındaki tüm unsurların cephe hatlarından ve komşu ülkelerle olan sınır bölgelerinden çekilmesini (ki bu, büyük askeri operasyonların durdurulduğunu ve tüm ülkede ateşkes sağlandığının ilan edilmesine katkı sağlıyor), ateşkes süreci dışında da hava bombardımanı ve baskınlar da dahil tüm askeri operasyonların durdurulmasını, Suriye üzerindeki tüm yabancı askeri hava operasyonlarının durdurulmasını, Suriye’deki ortakların ve bölgesel müttefiklerin (Türkiye de dahil) ülke genelinde ilan edilen ateşkese bağlılıklarını’ içeriyor.
Altıncı ve son adım, ‘Suriye ordusu ile komşu ülkelerdeki askeri ve güvenlik teşkilatları arasında Suriye sınırlarının güvenliğini sağlamak için koordinasyon kanalları açma’ karşılığında, ‘Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) kapsamındaki yükümlülüklerin yerine getirilmesi de dahil olmak üzere tüm yabancı güçlerin geri çekilmesini, Suriye’nin belirli bölgelerinde İran etkisinin azaltılmasını, 2011’den sonra gelen tüm yabancı güçlerin ve yabancı savaşçıların Suriye’den çekilmesini, ABD ve koalisyon güçlerinin et-Tanf üssü de dahil olmak üzere Suriye’nin kuzeydoğusundan geri çekilmesini’ kapsıyor.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.