İsminin açıklanmaması kaydıyla Şarku’l Avsat’a konuşan Irak’ın önde gelen bir siyasetçisi, bir sonraki başbakan için aranan kriterleri tek bir cümlede özetledi: “Zararsız bir başbakan.”
Yeni başbakanın seçiminde izlenen mekanizmaya değinen siyasetçi, “Her bir tarafın, partinin, bloğun ve hatta bileşenin bir sonraki başbakan için kendine göre kriterleri var. Tüm bu kriterleri bir potaya koyduğumuzda, Anayasa’nın kendisine tanıdığı geniş yetkilere rağmen zararsız bir başbakan kriteri ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.
Iraklı siyasetçi, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Irak Anayasası’nın başbakana tanıdığı ve 2003 sonrası tüm cumhurbaşkanlarının şikayetçi olduğu bu büyük yetkiler başbakanın üzerinde bir yüke dönüştü. Irak Anayasası’nda ‘başbakan’ değil ‘bakanlar kurulu başkanı’ ibaresi kullanılıyor. Başbakan yerine kullanılan bu ibare, başbakan olacak kişinin iktidarda tek adam olmamasını hedefliyor. On yıllarca süren başkanlık rejiminden özellikle Saddam Hüseyin döneminden sonra Irak’ta şu anki rejim parlamenter rejimdir. Siyasi partiler 2005’te anayasayı yazarken bu rejimin (parlamenter rejimin) tüm yetkileri yine başbakana verdiğini ve bunu da demokrasi adına yaptığını görünce başbakanın yetkilerini azaltarak onu ‘bakanlar kurulu başkanı’ yaptı. Bunun anlamı, başbakanın kabine içindeki herhangi bir bakanla aynı ve eşit oya sahip olmasıdır.”
Iraklı siyasetçi, başbakanda herkesi memnun edecek belirli kriterlerin aranmasıyla ilgili endişeler hakkında bir soruya, “Başbakanın bir taraftan bakanlar kurulu içindeki diğer bakanlarla eşit oyu bulunurken diğer taraftan Silahlı Kuvvetler Komutanı gibi gerçekten çok geniş yetkilere sahip. Fakat aynı zamanda hükümet Anayasa’ya göre kamu politikalarını şekillendirmekle sorumludur. Bu nedenle bir taraftan bakanlar kurulu içinde başbakanın üstünlük vasfı elinden alınırken, diğer taraftan başbakanlık makamının Şiilere ait olması sebebiyle artık başka taraflar için özellikle de Kürtler ve Şiiler açısından endişe kaynağı olmaya başlayan başka yetkiler verildi” diye yanıt verdi.
Şii partilerin başbakanlık makamına karşı duyduğu endişeler arttı
Irak’ın mevcut Başbakanı Mustafa el-Kazımi tecrübesi nedeniyle Şii partilerin başbakanlık makamına karşı duyduğu endişeler daha da büyüdü. Zira Kazımi tecrübesi Şii cephedeki partiler açısından memnun edici ve ikna edici olmadı. 2003 sonrasında Amerikalılardan iktidarı devralan Iraklı siyasi elitler 16 yıl sonra, iç ve dış politika ile toplumsal ve ekonomik alandaki değişimlerin ışığında kendilerini devlet yönetimi noktasında bir sorunla karşı karşıya buldular.
Birçok siyasetçi 2003 sonrası sistemin başarısız olduğunu ve buna bir alternatif bulunması gerektiğini itiraf etti. Bu itirafı yapanların başında Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) yöneticisi ve Irak’ın mevcut Cumhurbaşkanı Dr. Berhem Salih geliyor. Siyasi değişiklik yapılması imkanının önündeki tüm kapılar kapatıldı. Ekim 2019’da güç kullanarak bastırılan, yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği, binlerce kişinin yaralandığı protestolar patlak verdiğinde değişim siyasi sistemin dışından geldi. Bu ayaklanmanın ardından Iraklı siyasi elitler arasındaki dengeler şaştı. Hatta durum öyle bir noktaya vardı ki bu siyasi elitler dönemin başbakanı Adil Abdulmehdi’yi görevden almak zorunda kaldı. Abdulmehdi’den sonra da Kazımi hükümeti kuruldu. Ancak Kazımi hükümetinin bölgesel ve uluslararası alanda gözle görülür başarılarının yanı sıra yeni bir seçim yasası ile erken seçimleri düzenleme ve birçok gösterici ile aktivistin katillerini ortaya çıkarma konusunda gösterdiği kararlılık herkeste şaşkınlık yarattı.
Bu nedenle 2003 sonrası sistem artık ciddi reform adımlarına doğru somut değişikliklere şahit olmaya başlıyor. Bu durumun farkına varan siyasi partiler harekete geçerek Kazımi tecrübesinin bir kez daha tekrarlanmaması için engeller çıkarmaya başladı. Zira bu durumun tekrarlanması son seçimlerde olduğu gibi iktidarda bulunan partilerin nüfuzlarının azalmasına sebep olabileceği gibi paralel yapıların veya bazılarının deyimiyle ‘devletsiz yapıların’ kendini devletin güçleriyle (ki bu gücün kaynağının kimin elinde olduğunun bir farkı yok) çatışma içinde bulmasına yol açabilir.
Dolayısıyla bu siyasi partiler devlete olan bağlılıklarını bir kenara bırakarak talep üzerine bir başbakan arayışına girmeye başladı. Çünkü bunun dışında farklı bir yaklaşım -ister yüzeysel ister derin olsun- içinde olmak onların aleyhine olacaktır.


