Lockheed Martin Uluslararası İşletme Başkan Yardımcısı Ray Beasley, Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan, askeri ürünlerimizin parça üretimi için ideal fırsatlar sunuyor

Lockheed Martin Uluslararası İşletme Başkan Yardımcısı Ray Beasley, Şarku’l Avsat’a konuştu: Körfez ülkelerinde büyüme potansiyeli var

Ray Beasley (Şarku’l Avsat)
Ray Beasley (Şarku’l Avsat)
TT

Lockheed Martin Uluslararası İşletme Başkan Yardımcısı Ray Beasley, Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan, askeri ürünlerimizin parça üretimi için ideal fırsatlar sunuyor

Ray Beasley (Şarku’l Avsat)
Ray Beasley (Şarku’l Avsat)

ABD merkezli küresel savunma-teknoloji şirketi Lockheed Martin’in Uluslararası İşletme Başkan Yardımcısı Ray Beasley, Suudi Arabistan'ın, şirketin ürettiği askeri ürünlerin parçalarının üretilebileceği bir yer olarak ideal fırsatlar sunduğunu söyledi. Beasley, Lockheed Martin’in dünya çapında askeri üretici olmak için Riyad ile birlikte çalıştığına dikkati çekti.
Lockheed Martin Uluslararası İşletme Başkan Yardımcısı Beasley, ‘Dubai Havacılık Fuarı 2021’in başlamasından önce Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, ulusal bütçeler üzerinde bir takım baskılar olmasının beklenmesine rağmen, bölgede şirketin ürünlerine güçlü bir talep olduğunu belirterek, “Bölgedeki ana hedefimiz, gelecek nesillerin korunmasına yardımcı olmaktır” ifadelerini kullandı. Beasley, rakiplerin, stratejilerini ve yeteneklerini hızla geliştirdiği modern savaş alanında bir karmaşanın yaşandığına işaret etti.
İşte bölgedeki insan kadrolarının rehabilite edilmesindeki rollerine, şirketin performansına ve ürünlerinde yapay zeka kullanımına değinen Beasley'in Şarku'l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajın tamamı:

Dünya, birden fazla siyasi ve ekonomik cephede değişimlere ve değişen ittifaklara tanık olurken Lockheed Martin'in önümüzdeki dönem için stratejisi nedir?
Lockheed Martin, dünyanın en büyük havacılık ve savunma şirketi olması çerçevesinde uçakları, uyduları ve gemileri aracılığıyla dünyanın farklı yerlerinde gün boyunca her dakika gerçek zamanlı olarak çalışmalarını sürdürüyor. 100'den fazla ülke, güvenlikleri için çalışanlarımıza, ürünlerimize ve teknolojimize güveniyor. Lockheed Martin’de, günümüzün hızla gelişen karmaşık savunma ortamında tek hedefli çözümlere yer olmadığına inanıyoruz. Bu nedenle, gelecekteki stratejimiz, tüm alanlarda hızla gelişen tehditleri caydırmak için ortaklarımızın ihtiyaçlarını karşılamaya dayanıyor. Ayrıca, düşman tehditlerine karşı savaş alanında belirleyici bir güç olarak esnek bir şekilde çalışan birden fazla platformu birbirine bağlayan bir ağ oluşturmak için savunma teknolojisindeki gelişmiş ağlarla ilgili bir araştırma yapıyoruz. Günümüzde savunma güçlerince kullanılan uçaklar, uydular, gemiler ve kara ekipmanları, zengin bir bilgi birikimi sağlıyor. Bu kadar büyük miktarda veriyi işlemek ve analiz etmek, özellikle bu sistemlerin birlikte çalıştığı çoklu güvenlik seviyeleri düşünüldüğünde zorlu bir görev haline geliyor. Lockheed Martin'de bu faktörü ele almak amacıyla tüm alanlarda ortak veya çoklu operasyonlar olarak bilinen yeni bir konseptin geliştirilmesine yardımcı oluyoruz. Bu konsept, veri devriminin basitliği ile temel sistemleri, kritik veri kaynaklarını ve kapsamlı birleşik operasyon çözümlerinin senkronize ederek, modern savaş alanlarının eksiksiz bir resmini sunup ortaklarımızın karar vermelerini ve hızlı hareket etmelerini sağlayacak.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve genel olarak Körfez ülkeleriyle çalışmanın size ne gibi getirileri olacağını düşünüyorsunuz?
Lockheed Martin, 55 yılı aşkın bir süredir Suudi Arabistan ve Körfez İşbirliği Konseyi'nin (KİK) güvenilir bir ortağıdır. Aynı zamanda yerel havacılık ve savunma sektöründe işgücü becerilerini ve egemen kapasite geliştirme alanında bölgesel bir liderdir. Bölgesel ortaklarımızın ulusal vizyonlarını anlıyor ve ekonomik çeşitlilik hedeflerine ulaşmalarında onları desteklemeye devam ediyoruz. Lockheed Martin’de bilgi aktarımı, endüstrilerin yerelleştirilmesi ve insan sermayesinin geliştirilmesini içeren üç sütunlu bir yaklaşımı benimsedik. Küresel sektör uzmanlarından oluşan ağımızın ve yerel ortaklarımızın uzmanlığının katkısıyla bir takım girişimleri hayata geçiriyoruz. Ayrıca ülke içi değer yaratmaya ve ortak ülkelerde savunma sektörlerinin gelişimine katkıda bulunmaya çalışıyoruz.

Suudi Arabistan ile ilişkinizi ve 2030 Vizyonu’na olan katkınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Lockheed Martin, ilk Lockheed C-130 Hercules model uçağın teslim edildiği 1965 yılından bu yana Suudi Arabistan’da bulunuyor. Şirket o tarihten bu yana, Suudi Arabistan’daki varlığını entegre hava ve füze savunma sistemleri, taktik ve helikopter teknolojisi, deniz sistemleri ve uydu iletişimi alanlarında genişletmeye devam etti. Aynı zamanda Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu çerçevesinde yerel havacılık ve savunma sektörünün sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla yeni nesil yetenekler için eğitim girişimleri geliştiriyor ve uyguluyoruz.

Faaliyet gösterdiğiniz savunma sektörü, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınından etkilendi mi? İyileşme sonrası dönem için ne gibi planlarınız var?
Salgına rağmen öngörülemeyen şekillerde gelişen bölgesel tehditlerin oluşturduğu tablo ve tehditlerin sürekliliği, Ortadoğu ülkelerinin savunmaya yaptıkları harcamaların sabit kalmasını sağladı. Sektörümüz, yenilik ve uyumlu çabalar gerektiren bir takım yeni karmaşık zorlukların üstesinden gelmek için sürekli olarak test ediliyor. İyileşme sonrası aşamada, müttefiklerimizin, karmaşık savaş alanlarının mevcut zorluklarını aşmalarını ve ortaya çıkan tehditlerle mücadele etmelerini sağlamaları için yapay zeka, gelişmiş bilgi işlem ve 5G iletişimi dahil olmak üzere ileri teknolojiden yararlanmalarına yardımcı olmayı amaçlıyoruz. 5G teknolojisi önceliklerimizden biri. Çünkü müttefiklerimizin daha fazla esneklik, daha yüksek verim ve çok düşük gecikme ile hızlı ve kararlı eylemlerde bulunmalarına izin verir. Teknoloji ayrıca, savaş alanında benzersiz bir hızla kararlar almak için yapay zekanın gücünden tam olarak yararlanmamızı sağlıyor. Hızlı bir şekilde yeni teknolojiler sunmak, maliyetleri azaltmak ve sürdürülebilirliği geliştirmek için dijital mühendisliği, akıllı uygulamaları ve açık mimarileri bir araya getiriyoruz. Ayrıca modern savaş alanlarına en son teknolojinin kullanımını sağlamak amacıyla savunma sanayi üssünü güçlendirmek için ticari şirketlere yatırım yapıyor ve ortak oluyoruz.

Teknoloji kullanımı, son dönemde çarpıcı bir şekilde yaygınlaşıyor. Yapay zekânın sektörünüzde bir rolü olacak mı ve hangi uygulamalarda kullanılacak?
Sistemlerimizde, her düzeyde karar alma hızını artırmak için dijital dönüşüme ve yapay zekaya yatırım yapıyoruz. Örneğin bir F-16 savaş uçağı ile uluslararası ortak filolardaki temel iletişim sistemleri ve dördüncü nesil savaş uçaklarının birbiriyle iletişim kurmaları gibi konulara odaklanıyoruz. Maliyeti düşürmek, teslim süresini kısaltmak ve ürün kalitesini artırmak için daha hızlı ve daha akıllı çalışan dijital fabrikalar kurma vizyonumuzun bir parçası olarak F-16 üretim hattındaki teknolojileri ve otomasyonu yükseltmek için de gayret sarf ediyoruz.

Şirketin ilerleyen yıllarda büyümesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Sizce daha fazla büyümenize yardımcı olacak ürünler nelerdir?
Daha önce tüm alanlarda ortak yahut çoklu operasyonlardan bahsetmiştim. MDO ve JADO platformlarımız şuan ki önceliklerimizdir. Savaş alanını birbirine bağlayan, komuta ve kontrol eden, operasyonel komuta ve kontrol verilerini toplayan ve gelecekteki tehditlere yanıt vermek için çözümler sunan yeni nesil çok alanlı bir savaş yönetim sistemi olan DIAMONDshield platformunda da büyük potansiyel görüyoruz. DIAMONDshield platformu hava, kara, deniz ve uzay sistemlerini ve platformlarını birbirine bağlayarak istihbarat, gözetleme ve keşif verilerini entegre ederken strateji oluşturma, hedefleme, planlama, görev yapma ve ortak operasyonları değerlendirme yeteneğini otomatikleştirir ve kolaylaştırır. Tüm alanlarda ortak veya çoklu operasyon kavramı için önemli bir etkinleştirici faktör olarak Lockheed Martin F-35 Lightning II model savaş uçağının geliştirilmesine de devam ediyoruz. Bu uçak, geleceğin savaş alanını değiştirecek şekilde operasyonlarda ve tatbikatlarda merkezi bir iletişim noktası görevi görebilir. Savaş alanının yakınında ve yüksek bir konumda çalışırken, sensörleri ve iletişim kitleri, hava, deniz, uzay, yüzey ve yer ağı platformları ağının yeteneklerini önemli ölçüde artırır ve komutanlara saniyeler içinde kritik bilgiler sağlayarak, çevredeki operasyon ortamı hakkında önemli ölçüde farkındalık yaratır. Bunlar son olarak Hydra, Northern Edge, Orange Flag ve Flighttest-6 projeleri çerçevesinde bir dizi uçuş testi ve tatbikatı sırasında kanıtlanmış yeteneklerdir.

Ürünlerinizin bazı parçalarını bölgede mi üretmeyi düşünüyorsunuz?
Evet. Suudi Arabistan bu noktada bize ideal fırsatlar sunuyor. Suudi Arabistan’ın 2018 yılındaki savunma bütçesi, 80 milyar dolarla dünyanın en yüksek üçüncü bütçesi oldu. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın 2030 yılına kadar askeri harcamaların yüzde 50'sini yerelleştirmeye yönelik çabalarını takdir ediyoruz. Bu konuda, iki ana alanı kapsayan bir planımız var. ABD hükümetiyle birlikte ortağımız olan ülkelere sunulabilecek teknolojileri belirlemeye çalışıyoruz. Bunun yanı sıra Suudi yetkililerle, yerelleştirme çalışmaları kapsamında bu teknolojileri üretecek en uygun yerel şirketlerin belirlenmesi için iş birliği yapıyoruz. Suudi ortaklarımızın dünya çapında askeri teçhizat üreticileri haline gelmelerine yardımcı olmak için de bir takım çalışmalarımız var. Geçtiğimiz Ekim ayında Riyad’a tedarikçiler için özel bir çalıştaya ev sahipliği yaptık. Bu çalıştay bize yerel işletmelerle ortaklık fırsatlarını keşfetmemiz için ideal bir platform sağladı.  Ayrıca, yerel imkanların geliştirilmesine yardımcı olmak için bölgedeki diğer ülkelerde faaliyet gösteren savunma ve havacılık şirketleriyle iş birliği yapmakla da ilgileniyoruz.

Bölgedeki platformlarınızda çalışan sayısını artırmaya yönelik planlarınız nelerdir?
Lockheed Martin'de eğitim ve öğretime büyük bir önceliğimiz var. Çünkü yetenekli genç mühendisler ve bilim insanlarından oluşan güçlü bir yapı, savunma sanayinin geleceği için en önemli temeldir. BAE'de, 2017 yılında, yerel endüstri çalışanları için liyakate dayalı teknoloji eğitimi ve geliştirme programlarına ev sahipliği yapan Masdar Şehri’nde, Yenilik ve Güvenlik Çözümleri Merkezi'ni kurduk. Bunu diğer birçok yenilikçi çözüme eklediğimiz belirtmekten gurur duyuyorum. Yenilik ve Güvenlik Çözümleri Merkezi'ndeki kursiyerler, bugün ABD’deki Lockheed Martin uçak fabrikasında kullanılan uçakların kontrolleri için yapay zeka tabanlı bir yenilik geliştirdiler. Masdar Şehri’ni inşa eden Mubadala şirketi ile 2017-2018 yıllarında The Unmanned Air Systems Payload Design Challenge ve 2020 yılında Uluslararası Savunma Eğitim Programı’nı organize ettik. 2016 yılında, BAE’li 17 gence eğitim veren BAE Uzay Ajansı ile ortak olarak Uzay Temelleri Programı’nı yürüttük. Suudi Arabistan'da, Cidde şehrindeki Prens Muhammed bin Selman Yönetim ve Girişimcilik Okulu'nu güçlü bir şekilde destekliyoruz. Kral Abdulaziz Üniversitesi, Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ve Kral Suud Üniversitesi ile büyük araştırma anlaşmaları imzaladık. Ayrıca Kral Abdulaziz Bilim ve Teknoloji Şehri, Kral Fahd Petrol ve Mineraller Üniversitesi ve Cidde Üniversitesi ile birçok bağımsız araştırma ve geliştirme projesi yürüttük.

Sizce genel olarak savunma sanayi sektörünün karşılaştığı zorluklar nelerdir?
En büyük zorluk, rakiplerimizin müttefiklerimizin zayıflıklarından yararlanmak için stratejilerini ve yeteneklerini hızla geliştirdiği modern savaş alanının karmaşık oluşudur. Bu durum, muharebe, hava, kara, deniz, uzay ve elektronik gibi tüm alanlarda ekonomik refahı ve ulusal güvenliği tehdit ediyor. Bunun yanı sıra teknoloji açığını kapatmak için büyük yatırımlar yapıyorlar. Daima önde olmak, ortaya çıkan tehditleri öngörmek ve bunları etkin bir şekilde ele almak için esnek ve çevik olmalıyız.

Şirketin 2021 yılındaki iş performansını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce yakın gelecekte büyüme için hangi pazarlar başı çekecek?
Havacılık ve savunma sektörü 2020 yılındaki güçlü performansın ardından, 2021 yılında da gelişmeye devam etti. Kovid-19 salgını ile ilgili devam eden zorluklar karşısında güçlü kaldı. Salgın sırasında ulusal güvenlik gereksinimleri devam etti ve ürünlerimiz ve çözümlerimiz yoğun talep gördü. Ülkeler salgının ardından ekonomik toparlanma aşamasına girmeye başladıkça, Körfez bölgesinde büyüme potansiyelinin arttığını görüyoruz. Tedarik zinciri sorunlarına ve küresel olarak kilit sektörleri etkileyen diğer baskılara rağmen müşterilerimize hizmetlerimizi sunmaya devam edeceğiz. Ulusal bütçeler üzerinde baskı olması beklentilerine rağmen, hizmetlerimize ve çözümlerimize yönelik güçlü talebin devam edeceği ortada. Bölgedeki ana hedefimiz, yeni nesil uçaklar, gelişmiş hava ve füze savunma teknolojileri, komuta kontrol sistemleri, gelişmiş simülasyon ve eğitim yöntemleri şeklinde destek sağlayarak gelecek nesillerin korunmasına yardımcı olmaktır.



Katar-İran görüşmeleri: Gerilimi düşürme ve diyaloğu yeniden başlatma çabası

Pezeşkiyan, Perşembe günü Tahran’da Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile görüşürken (İran Cumhurbaşkanlığı)
Pezeşkiyan, Perşembe günü Tahran’da Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile görüşürken (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

Katar-İran görüşmeleri: Gerilimi düşürme ve diyaloğu yeniden başlatma çabası

Pezeşkiyan, Perşembe günü Tahran’da Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile görüşürken (İran Cumhurbaşkanlığı)
Pezeşkiyan, Perşembe günü Tahran’da Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile görüşürken (İran Cumhurbaşkanlığı)

Washington ile Tahran’ı yeniden diplomatik sürece döndürmeye yönelik arabuluculuk girişimleri sürüyor. Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, Perşembe günü Tahran’da gerçekleştirdiği temaslarda gerilimin azaltılması, diyalog için uygun koşulların oluşturulması ve daha önce varılan mutabakatların yeniden canlandırılması konularını ele aldı.

Muhammed bin Abdurrahman, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya geldi. Mutabakat zaptının yeniden uygulanmaya başlanması ve anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi çağrısında bulunan Pezeşkiyan, “Kabul edilemez bazı olaylar yaşandı. Ancak İran ve Katar, karşılıklı anlayış yoluyla bunların üstesinden gelebilir» dedi.

Pezeşkiyan, “Mantık, mutabakat zaptının daha önce uygulanan yöntemle yeniden hayata geçirilmesini ve meselelerin diyalog yoluyla çözülmesini gerektiriyor” ifadelerini kullanarak, İran’ın savaş istemediğini ve çatışmaların yayılmasını hedeflemediğini vurguladı.

ABD’li yetkililere, bölgeye yeniden sükûnetin dönmesini engellemeye çalışan sesleri görmezden gelmeleri çağrısında bulunan Pezeşkiyan, Tahran’ın güce boyun eğmeyeceğini ve İranlıların tüm meşru haklarına uluslararası hukuk çerçevesinde saygı gösterilmesi gerektiğini söyledi.

Savaşın sürmesinin İran’a, bölgeye ve dünyaya zarar verdiğini belirten Pezeşkiyan, İran Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan açıklamaya göre, ABD, İsrail ve hatta İran içindeki bazı tarafları anlaşmaya varılmasını engellemeye çalışmakla suçladı.

grthyju
Galibaf, bugün Tahran’da Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile görüşmelerde bulunuyor (İran Meclisi)

Pezeşkiyan, Katar, Pakistan ve Umman Sultanlığı’nın arabuluculuk çabalarına teşekkür ederken, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani’yi İran’a davet etti. Pezeşkiyan, söz konusu ziyaretin iki ülke arasındaki belirsizlik ve yanlış anlamaların giderilmesine yardımcı olabileceğini ifade etti.

Katar Başbakanı ise savaşın bölge içinden başlamadığını, dışarıdan dayatıldığını belirterek, bedelini tüm bölge ülkelerinin ödediğini söyledi.

“Güç ve tehdit dili çözüm değildir” diyen Al Sani, istikrarın, güvenliğin ve ekonomik sükûnetin yeniden sağlanması için akılcılık ve mantık temelinde diplomasinin bölgeye geri dönmesi çağrısında bulundu. Bu açıklamalar İran Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan bildiride yer aldı.

Al Sani, Katar’ın daha önceki mutabakatların uygulanmasını desteklediğini belirterek, Pakistan ve Umman’ın bu yöndeki çabalarına işaret etti. Ayrıca, istikrarın yeniden sağlanması için gerekli ortamın oluşturulması amacıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile temaslarını sürdürdüğünü kaydetti.

Önümüzdeki günlerin yoğun ve hareketli geçeceğini söyleyen Al Sani, Katar heyetinin Cuma gününden itibaren yeni diplomatik girişimlere başlayacağını belirtti. Bu çabaların istenen sonuçlara ulaşmasını ve diplomasi yoluyla pratik çözümlerin önünün açılmasını umduğunu dile getirdi.

6k78l
Arakçi, bugün Tahran’da Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’yi kabul etti (İran Dışişleri Bakanlığı)

Al Sani, Doha’nın elektrik ve enerji başta olmak üzere çeşitli alanlarda İran’la iş birliğini genişletmeye de hazır olduğunu söyledi. Katar’ın pilotlar meselesinde İran’a kapılarının açık olduğunu belirten Al Sani, İranlılarla ilgili konuların samimiyetle takip edileceğini ifade etti.

Katar Başbakanı Galibaf ve Rızai ile de görüştü

Muhammed bin Abdurrahman, İran Meclis Başkanı ve müzakere heyeti başkanı Muhammed Bakır Galibaf ile de bir araya geldi. Galibaf, görüşmede bölgede gerilimin düşürülmesi çağrısında bulundu.

Katar Dışişleri Bakanlığı, iki tarafın bölgedeki gelişmeleri, gerilimi azaltmaya yönelik girişimleri ve diyaloğun yeniden başlaması için uygun koşulların oluşturulmasını ele aldığını açıkladı.

Katar Başbakanı görüşmede diplomatik sürecin yeniden başlatılması gerektiğini vurgulayarak, diyalogun anlaşmazlıkların çözülmesi ve daha fazla tırmanışın önlenmesi için en iyi yol olduğunu ifade etti.

Muhammed bin Abdurrahman ayrıca İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai ile görüştü. Rızai, görüşmede Tahran’ın Washington’a duyduğu güvensizliği yineleyerek, ABD’yi diplomasiye ve müzakerelere defalarca ihanet etmekle suçladı.

Rızai, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmasından önce Beyaz Saray’ın Tahran’ın şartlarının uygulanması için somut adımlar atması gerektiğini söyledi.

ABD’nin İran’a yönelik yeni bir askeri harekât başlatması halinde ülkesinin Washington’ın askeri ve ekonomik çıkarlarını hedef alacağı uyarısında bulunan Rızai, verilecek karşılığın tarihe geçeceğini savundu.

Al Sani ise İran’ın zor koşullarda Katar’a sağladığı yardımlardan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Doha’nın Tahran’la iş birliği yapmaktan hiçbir zaman kaçınmadığını ve mevcut bölgesel koşullarda bu iş birliğini sürdürmeye istekli olduğunu söyledi.

Hürmüz Boğazı ve deniz ulaşımı da gündemdeydi

Katar Başbakanı, Tahran’daki temaslarına İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yaptığı görüşmeyle başladı. İki taraf görüşmede gerilimin azaltılması, diyalog için gerekli koşulların oluşturulması ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ulaşımına ilişkin düzenlemeleri ele aldı.

Katar Haber Ajansı, görüşmelerde boğazda ortak ve geçici bir deniz koridoru oluşturulmasını ve mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin hayata geçirilmesini öngören önerilen geçici çerçevenin de ele alındığını bildirdi.

Muhammed bin Abdurrahman, komşu ülkelerin egemenlik haklarına ve deniz ulaşım özgürlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulayarak, anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi için diplomatik çabaların sürdürülmesi çağrısında bulundu.

Arakçi de Katar’ın gerilimi azaltmaya ve diyaloğu desteklemeye yönelik çabalarının sürmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari, ziyaret arifesinde yaptığı açıklamada, Doha’nın Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer özgürlüğünün 28 Şubat’tan önceki durumuna dönmesini istediğini söylemişti.

İran’ın İLNA haber ajansı ise ziyaretin, Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi’nin Tahran’a gerçekleştirdiği benzer temasların ardından, İran ile ABD arasındaki arabuluculuk girişimleri kapsamında yapıldığını bildirdi.

Katar, savaş sırasında Washington ile Tahran arasında gayriresmî arabulucu rolü üstlenmiş, haziran ayında sağlanan ateşkesten önce yürütülen temaslara da katılmıştı. Ancak daha sonra mutabakatların çökmesiyle birlikte gerilim yeniden tırmanmıştı.

Tanker saldırısı

Al Sani’nin Tahran ziyareti, İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Merkezi’nin Perşembe sabahı yaptığı, Hürmüz Boğazı’nda bir tankerin kimliği belirsiz bir mühimmatın isabet etmesi sonucu yangın çıktığına ilişkin açıklamanın ardından gerçekleşti. Yetkililer, daha sonra kontrol altına alınan yangında mürettebatın tamamının güvende olduğunu bildirdi.

Boğazdan geçen petrol miktarı son üç ayın en düşük seviyesine geriledi. Reuters’ın gemi takip verilerine dayandırdığı bilgilere göre Pazartesi günü Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol miktarı günlük 5 milyon varili aşmazken, savaş öncesinde bu rakam yaklaşık 20 milyon varil seviyesindeydi.

İran Petrol Bakanı Muhsin Paknejad, petrol ihracatının gerilemesine rağmen tamamen durmadığını ve uzak sulardaki müşterilere yönelik sevkiyatların sürdüğünü söyledi. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğini belirten Paknejad, bu tür bilgilerin açıklanmasının düşmana bunlardan yararlanma imkânı sağlayabileceği uyarısında bulundu.

Uluslararası Denizcilik Örgütü, 28 Şubat’tan bu yana Hürmüz Boğazı’nda 70 olay yaşandığını ve bu olaylarda 19 denizcinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Washington ekonomik baskıyı artırıyor

ABD’nin İran’a yönelik saldırıları son haftalarda büyük ölçüde dururken, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) yaklaşık bir aydır İran içinde yeni bir saldırı düzenlediğini açıklamadı. Washington ise Tahran ve onun ticari ortakları üzerindeki ekonomik baskıyı ve yaptırımları genişletmeye yöneldi.

CENTCOM, Perşembe günü yaptığı açıklamada, İran’a yönelik ablukanın başlamasından bu yana 75 ticari geminin rotasının değiştirildiğini, üç geminin faaliyetlerinin engellendiğini ve kurallara uyulup uyulmadığının kontrolü amacıyla iki gemiye çıkıldığını duyurdu.

Axios, Çarşamba günü yayımladığı haberinde ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun müttefik ülkelerdeki bazı mevkidaşlarına, Washington’ın şu aşamada İran’a yönelik yeni saldırılar başlatmayı beklemediğini, ancak Tahran’ın saldırıya geçmesi halinde karşılık verme seçeneğinin saklı tutulduğunu söylediğini aktardı.

ABD Başkanı Donald Trump ise Çarşamba günü, Cuma günü altıncı ayını dolduracak savaşın ne zaman sona ereceğine ilişkin bir takvimi olmadığını belirterek, ABD’nin çok büyük bir farkla kazandığını düşündüğünü söyledi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ABD’nin yaptırımlar konusunda attığı son adımları tam bir maskaralık olarak nitelendirdi.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf da ayrı bir paylaşımında, Çin’in ABD’nin ekonomik çıkarma günü politikasını reddetmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Çin’in İran’a yönelik yasa dışı yaptırımları reddeden ilkesel tutumunu memnuniyetle karşılıyoruz” dedi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’e, BM Güvenlik Konseyi Başkanına ve üye ülkelere gönderdiği mektupta, uluslararası örgütten ABD yaptırımlarının İran üzerindeki insani ve insan hakları etkilerinin değerlendirilmesini ve bu konuda bir rapor hazırlanmasını istedi.

Arakçi, ABD’nin uygulamalarının gıda, ilaç, sağlık hizmetleri, enerji, ulaşım, insani yardımlar ve temel ihtiyaçlara erişim üzerindeki etkilerinin incelenmesini talep etti.

İran Dışişleri Bakanı ayrıca BM Güvenlik Konseyi ve üye ülkeleri, Washington’ın uyguladığı tek taraflı ve ikincil yaptırımları kınamaya çağırdı.

Arakçi, hükümetlerden, kendi ifadelerine göre ülkeleri Tahran’la yürüttükleri yasal ekonomik ve ticari ilişkileri değiştirmeye zorlamayı amaçlayan yaptırımları tanımamalarını ve uygulamamaları istedi. ABD’ye de diğer ülke ve şirketler üzerinde İran’la ticari ilişkilerini azaltmaları yönündeki baskıya son verme çağrısında bulundu.

Hürmüz konusunda anlaşmazlık sürüyor

Katar’ın arabuluculuk girişimi, Hürmüz Boğazı konusundaki anlaşmazlıkların siyasi sürecin yeniden başlamasının önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam ettiği bir dönemde yürütülüyor.

Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İslamabad Mutabakat Zaptı’na geri dönmemesi ve İran’ın şartlarını yerine getirmemesi halinde Tahran’ın boğazı yeniden açmayacağını söyledi.

Muhibbi, Tahran ile Maskat’ın boğaz suları ve İran ile Umman’ın buradan elde edilecek gelirlerdeki payı konusunda iki taraf için de kabul edilebilir düzenlemelere ulaştığını duyurdu.

Ancak üst düzey bir İranlı kaynak daha sonra Reuters’a, Hürmüz Boğazı konusunda Umman’la henüz nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve düzenlemelerin ayrıntıları üzerindeki görüşmelerin sürdüğünü söyledi.

İran Genelkurmay Başkanlığına bağlı Defa Press sitesi ise Perşembe günü, Tahran ile Maskat’ın haftalar süren görüşmelerin ardından ticari gemilerin geçişi için ortak ve geçici bir deniz koridoru oluşturulması konusunda mutabakata vardığını bildirdi.

Site, söz konusu mutabakatın Hürmüz Boğazı’nın derhal yeniden açılacağı anlamına gelmediğini vurguladı.

Habere göre, gemilerin Umman Denizi’nden Basra Körfezi’ne giriş güzergâhı tamamen İran karasularından geçecek. Çıkış güzergâhının bir bölümü de İran sularında bulunacak.

Koridorun, aralarında yaklaşık iki deniz mili mesafe bulunan, zıt yönlerdeki iki geçiş hattından oluşacağı ve toplam genişliğinin yaklaşık yedi deniz miline ulaşacağı belirtildi.

Defa Press, güzergâhın İran Dışişleri Bakanlığı, Limanlar ve Denizcilik Örgütü, Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri ve Genelkurmay Başkanlığı’nın katıldığı teknik çalışmalar sonucunda belirlendiğini aktardı.

Sitede, koridorun geçici olarak tanımlanmasının bunun deneme niteliğinde olduğu anlamına gelmediği, ilerleyen dönemde yerini kalıcı deniz ulaşımı düzenlemelerine bırakacağı ifade edildi.

Tahran’ın talep ettiği değişiklikler arasında, son aylarda ABD’nin ticari gemileri kullanmaya yönlendirdiği Umman karasularındaki güney rotasının resmen kapatılması da bulunuyor.

Söz konusu düzenlemenin uygulanmasının ardından Uluslararası Denizcilik Örgütü’ne bu rotanın kapatıldığına ilişkin bildirim yapılacağı belirtildi.

İran ve Umman’ın daha sonra yaklaşık 58 yıldır yürürlükte bulunan deniz trafik ayırma düzeninin yerine geçecek yeni bir sistem üzerinde müzakere edeceği, bu görüşmelerin ise 30 ila 60 gün sürebileceği kaydedildi.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Maskat ile sağlanan mutabakatın Hürmüz Boğazı’nın tamamen yeniden açıldığı anlamına gelmediğini belirtti.

Garibabadi, Tahran’ın şartlarını ekonomik ablukanın kaldırılması, savaşın tüm cephelerde kalıcı biçimde sona erdirilmesi ve İslamabad Mutabakat Zaptı’nda yer alan ABD taahhütlerinin yerine getirilmesi olarak sıraladı.

Defa Press, Tahran’ın İslamabad Mutabakat Zaptı kapsamında ABD’nin üstlenmesini istediği yükümlülükleri de sıraladı. Bunlar arasında İran’a yönelik askeri operasyonların ve tehditlerin kalıcı biçimde durdurulması, ekonomik ablukanın kaldırılması, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması, yeni yaptırımlar uygulanmaması ve ABD’nin bölgedeki askeri güç ve teçhizatını artırmaması yer aldı.

Tahran, karşılıklı adımların atılmasından önce bu taahhütlerin uygulanmasının gözlemlenebilir ve doğrulanabilir olmasını şart koşuyor.

İran’ın buna karşılık atacağı adımlar arasında Umman’la varılan geçici mutabakatın uygulanması ve ticari gemilerin geçişine izin verilmesi bulunuyor.

Siteye göre, mutabakatın yürürlüğe girmesi halinde yeni koridor yalnızca ticari gemilere tahsis edilecek ve hiçbir askeri geminin geçişine izin verilmeyecek. Gündemdeki düzenlemeler ayrıca koridorun güvenliğinin sağlanmasını ve deniz mayınlarından temizlenmesini de kapsıyor.

Washington ise Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünde ısrar ediyor. Bir ABD’li yetkili Axios’a yaptığı açıklamada, tanker geçişlerinin artmasının ve koridorun büyük bölümündeki mayınların temizlenmesinin, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı bir baskı aracı olarak kullanma kapasitesini azalttığını söyledi.


İsmail Veled eş-Şeyh Ahmed, İİT Genel Sekreteri seçildi

Yeni Genel Sekreter İsmail Veled eş-Şeyh Ahmed (İslam İşbirliği Teşkilatı)
Yeni Genel Sekreter İsmail Veled eş-Şeyh Ahmed (İslam İşbirliği Teşkilatı)
TT

İsmail Veled eş-Şeyh Ahmed, İİT Genel Sekreteri seçildi

Yeni Genel Sekreter İsmail Veled eş-Şeyh Ahmed (İslam İşbirliği Teşkilatı)
Yeni Genel Sekreter İsmail Veled eş-Şeyh Ahmed (İslam İşbirliği Teşkilatı)

İslam İşbirliği Teşkilatı’na (İİT) üye ülkelerin dışişleri bakanları bugün 57 ülkeyi bünyesinde barındıran teşkilatın yeni genel sekreteri olarak Moritanyalı diplomat İsmail Veled eş-Şeyh Ahmed’i seçti.

Veled eş-Şeyh Ahmed, Dışişleri Bakanları Konseyi’ne yaptığı ilk açıklamada, “Bugün beni seçmeniz, meslek hayatımdaki en büyük sorumluluk ve uluslararası, bölgesel ve ulusal hizmette geçirdiğim 30 yılı aşkın sürenin ardından aldığım en yüksek nişandır” dedi.

Veled eş-Şeyh Ahmed, görevi Kasım 2021’de devralan ve görev süresi resmen Kasım 2026’da sona erecek olan Çadlı Hüseyin İbrahim Taha’dan devralacak.

Moritanyalı diplomat, teşkilatın genel sekreterlik merkezinin bulunduğu Suudi Arabistan’ın batısındaki Cidde’ye, Birleşmiş Milletler (BM) bünyesindeki çalışmaları ile kriz bölgelerinde geçen 30 yılı aşkın deneyimini beraberinde getiriyor.

Örgütün tüzüğüne göre genel sekreterin görev süresi 5 yıl olup, bir kez yenilenebiliyor. Genel sekreter, üye ülkelerin dışişleri bakanlarından oluşan Konsey tarafından; adil coğrafi dağılım, rotasyon ve fırsat eşitliği ilkeleri doğrultusunda, liyakat, dürüstlük ve deneyim kriterleri dikkate alınarak seçiliyor.

Tüzükte görevin Arap, Afrika ve Asya grupları arasında belirli bir sıra izleyerek devredilmesine ilişkin sabit bir düzenleme bulunmuyor. Bunun yerine rotasyon ve adil coğrafi dağılım, seçimde temel ilkeler olarak kabul ediliyor.

Afrika Birliği (AfB), geçtiğimiz şubat ayında Veled eş-Şeyh Ahmed’in 2027-2032 dönemi için genel sekreterlik görevine adaylığını resmen onaylamış ve Moritanya’yı Kuzey Afrika bölgesi kapsamında değerlendirmişti.

İİT tüzüğünde genel sekreterin rolünün diplomatik temsil ile sınırlı tutulmadığı belirtiliyor. Buna göre genel sekreter, İslam zirveleri ile Dışişleri Bakanları Konseyi’nin aldığı kararların uygulanmasını takip etmek, teşkilatın organlarının çalışmalarını koordine etmek ve örgütün hedeflerine hizmet edebilecek veya bu hedeflerin önünde engel oluşturabilecek konuları gündeme taşımakla da görevlendiriliyor.


Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Umman ve İran, salı günü, Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılması için geçici bir çerçeve üzerinde anlaşmaya vardı. Anlaşma, ortak bir geçici denizcilik koridorunun oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin hayata geçirilmesini öngörüyor. İki ülke ayrıca kalıcı bir geçiş koridoru ve gelecekte gemi trafiğinin yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda müzakereleri sürdürme kararı aldı.

Anlaşma, Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi'nin Tahran'a gerçekleştirdiği çalışma ziyareti sırasında sağlandı. Busaidi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüştü. Görüşme, iki ülke arasında boğazdaki deniz ulaşımının yeniden düzenlenmesine ilişkin haftalardır sürdürülen teknik müzakerelerin ardından gerçekleşti.

Umman Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak açıklamada, görüşmelerde iki ülkenin egemenliklerini ve egemenlik haklarını koruyacak şekilde Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılmasına verdiği önemin ele alındığı belirtildi.

Açıklamada, mevcut koşullar ve son savaşın boğaz üzerindeki etkileri dikkate alınarak, "uygulanabilir ve hayata geçirilebilir bir temel" oluşturacak "aşamalı bir çerçeve" üzerinde görüş alışverişinde bulunulduğu kaydedildi.

Önerilen çerçeve, Hürmüz Boğazı'ndan ortak bir geçici denizcilik koridoru oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin uygulanmasını içeriyor.

srgthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi ile görüşmeler gerçekleştirirken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Taraflar ayrıca kalıcı bir denizcilik koridoru ile boğazın gelecekteki yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda anlaşmaya varılması amacıyla teknik müzakerelerin sürdürülmesi üzerinde mutabık kaldı. Bunun yanı sıra, bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve ilgili denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulması kararlaştırıldı.

Maskat ve Tahran, Körfez'in sularına kıyısı bulunan bölge ülkeleriyle ortak görüşmeler yapılmasının önemini de vurguladı. İki taraf, uluslararası hukuk hükümlerine uyulması ve kıyı devletlerinin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Haftalar süren müzakereler

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan görüntülere göre Arakçi, Busaidi'yi bakanlık binasına gelişinde karşıladı. Ardından iki bakan görüşmelere başladı.

İran devlet haber ajansı İSNA, görüşmelerin ana gündem maddesinin Tahran ile Maskat arasında Hürmüz Boğazı'nda gemilerin güvenli geçişi için bir su koridorunun belirlenmesine ilişkin anlaşma ve bu konudaki son mutabakatların gözden geçirilmesi olduğunu bildirdi. Busaidi'nin ziyareti sırasında başka üst düzey İranlı yetkililerle de görüşmesi bekleniyor.

Ortak açıklama, tarafların üzerinde uzlaştığı unsurları açık biçimde ortaya koyan ilk resmi açıklama oldu. İran tarafından son haftalarda yapılan açıklamalar ise teknik müzakerelerde ilerleme sağlandığı ve deniz ulaşım güzergâhlarına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya varıldığı yönündeki ifadelerle sınırlı kalmıştı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi pazartesi günü, Umman ile görüşmelerin "devam ettiğini" ve iki tarafın bir mutabakat zaptını kesinleştirmek ve nihai bir formüle ulaşmak için "son rötuşları" yaptığını söylemişti.

Bekayi, 15 Ağustos'ta yaptığı açıklamada ise iki ülkenin gemilerin geçiş güzergâhına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya vardığını ve ulaşılan düzenlemelere ilişkin ortak bir açıklama hazırladığını duyurmuştu.

dfvgthyj
Gemiler, 25 Ağustos 2026 Salı günü İran'ın güneyindeki Bender Abbas kıyıları açıklarında Hürmüz Boğazı'nda (Reuters

Salı günkü görüşme öncesinde Busaidi ile Arakçi arasında cuma günü bir telefon görüşmesi gerçekleştirilmişti. Umman Haber Ajansı, iki bakanın "diyalog ve müzakerelerin yeniden başlaması için uygun koşulların hazırlanmasının yolları ile Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımındaki gelişmeleri" ele aldığını bildirmişti.

Ajansa göre taraflar, deniz ulaşımının özgürce ve kesintisiz şekilde yeniden başlamasını, bölgenin güvenliği ve istikrarını destekleyecek "pratik mutabakatlara ulaşmak için görüşmelerin sürdürülmesinin önemini" vurguladı.

Geçici koridordan kalıcı güzergâha

Arakçi daha önce boğaza ilişkin müzakerelerin, ABD ile savaşın sona erdirilmesine yönelik temaslardan ayrı teknik bir süreç olduğunu belirtmişti. Arakçi, İran Silahlı Kuvvetlerinin de katılımıyla iki ülkenin uzmanlarının yeni deniz koridorlarına ilişkin düzenlemeler üzerinde çalıştığını söylemişti.

Tahran, önceki müzakerelerde, onlarca yıldır uygulanan deniz ulaşım sisteminin aşamalı olarak değiştirilmesini ve gemi trafiğinin yönetiminde İran'a daha büyük bir rol verilmesini öngören bir yaklaşım ortaya koymuştu.

Ortak açıklama öncesinde İranlı yetkililer tarafından aktarılan ayrıntılara göre geçiş aşamasında gemilerin İran kıyıları ile Lark Adası yakınlarındaki kuzey koridorundan Basra Körfezi'ne girmesi, Umman kıyılarına yakın güney koridorundan çıkması planlanıyordu.

Tahran, bu aşamanın iki ila dört ay veya daha uzun süre devam edebileceğini, ardından kalıcı bir düzenleme kapsamında "orta güzergâha" geçilebileceğini belirtmişti.

Ancak Umman-İran ortak açıklamasında salı günü geçici koridorun yeri veya coğrafi güzergâhı belirtilmedi. Açıklamada ayrıca Tahran'ın daha önce ortaya koyduğu, giriş ve çıkış sorumluluklarının nasıl paylaşılacağına ilişkin ayrıntılar da açıkça benimsenmedi.

Buna karşılık açıklamada, gelecekte boğazın yönetimine ilişkin düzenlemeler ile kalıcı denizcilik koridorunun bundan sonraki müzakerelerin açık gündem maddeleri olacağı ilk kez resmen kabul edildi.

Bu yaklaşım, gemi trafiğinin koordinasyonu ve tankerler ile ticari gemilere ilişkin bilgilerin paylaşılması amacıyla İran-Umman ortak bir merkez kurulmasına yönelik daha önceki İran önerisiyle de örtüşüyor.

Yeni açıklama ise bunun ötesine geçerek bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve buna bağlı denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulmasını öngörüyor.

Yeniden açılma ve ücretler

Ortak açıklamada, İran'ın daha önce Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması için ortaya koyduğu şartlara açıkça yer verilmedi. Açıklamada ayrıca müzakerelerin önceki aşamalarında gündeme gelen geçiş ücretlerine ilişkin herhangi bir rakam da belirtilmedi.

Arakçi, Maskat ile yürütülen müzakereler sırasında deniz ulaşımının düzenlenmesi ve yeni geçiş koridorlarının belirlenmesine ilişkin teknik mutabakatların Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması anlamına gelmediğini vurgulamıştı.

Tahran, boğazın yeniden açılmasını askeri operasyonların durdurulması, ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukasının kaldırılması ve İran petrol ihracatının yeniden başlamasına izin verilmesi şartlarına bağlamıştı.

İran daha önce yapılan görüşmelerin bazı aşamalarında, boğazdan geçen yüklerin değerinin yüzde 5 ila 7'si arasında değişen ücretleri gündeme getirmişti. Umman tarafında ise daha geniş bir uzlaşmanın parçası olarak yaklaşık yüzde 3'lük bir formül önerilmişti.

Ancak İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu pazar günü farklı bir düzenlemeyi kabul etti. Buna göre, geçişine izin verilen ülkelerin gemilerinden; seyir, sigorta, güvenlik, çevre hizmetleri ve özel koşullarda yakıt ikmali gibi hizmetler karşılığında ücret alınmasına izin veriliyor.

Parlamento metninde yük değerinin belirli bir yüzdesi şeklinde bir oran öngörülmüyor ve yalnızca geçiş yapılması karşılığında ücret alınması şartı getirilmiyor. Ücretlendirme, sağlanan hizmetlere bağlanırken ödemelerin İran riyaliyle veya Tahran'ın belirleyeceği herhangi bir para birimiyle yapılması öngörülüyor.

ABD ise İran'a Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımı üzerinde tek taraflı yetki verilmesine veya geçiş karşılığında zorunlu ücret uygulanmasına karşı çıkıyor ve boğazda seyrüsefer özgürlüğünde ısrar ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump da Hürmüz Boğazı'na ilişkin herhangi bir düzenlemenin ABD planının "önünde durması" halinde buna karşı mücadele edecekleri uyarısında bulunmuştu. Trump'ın açıklaması, Umman'ın İran ile yürüttüğü söz konusu mutabakat görüşmelerine işaret ediyordu.