ABD ve Çin’den, Biden-Şi zirvesi öncesinde Tayvan ile ilgili uyarılar

Bugün Biden ve Şi arasında çevrimiçi gerçekleşecek görüşmeden sonra iki ülke arasındaki gerilimin hafifleyeceğine dair göreceli bir iyimserlik hakim

Pekin'de 2013 yılı sonunda Biden ve Şi arasında yapılan toplantıdan bir kare (Reuters)
Pekin'de 2013 yılı sonunda Biden ve Şi arasında yapılan toplantıdan bir kare (Reuters)
TT

ABD ve Çin’den, Biden-Şi zirvesi öncesinde Tayvan ile ilgili uyarılar

Pekin'de 2013 yılı sonunda Biden ve Şi arasında yapılan toplantıdan bir kare (Reuters)
Pekin'de 2013 yılı sonunda Biden ve Şi arasında yapılan toplantıdan bir kare (Reuters)

Tüm dünya, bugün ABD Başkanı Joe Biden ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında yapılacak çevrimiçi zirvenin sonuçlarını ve dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ilişkilerde yaşanan gerilimi hafifletmede ne gibi gelişmeler kaydedileceğini merakla bekliyor.
İki ülke arasında son aylarda, ticaretten ve insan haklarına Tayvan'ın güvenliğinden Çin'in bölgesel emellerine kadar çeşitli meselelerde yaşanan gerginlikler ilişkilerin gerilmesine yol açtı.
Biden, son aylarda Asya’daki bölgesel ittifaklarını güçlendirmeye çalışırken, Şi, Pasifik bölgesindeki Soğuk Savaş dönemi gerilimlerine geri dönüşün sinyalini verdi. Ancak ABD yönetiminin geçtiğimiz günlerde verdiği sinyaller, Washington'ın gerginliğin çatışmaya dönüşmesini önlemeye yönelik bir eğilim içerisinde olduğuna işaret etti.
Beyaz Saray yetkilileri, zirvenin, Washington ile Pekin arasındaki rekabeti sorumlu bir şekilde yönetmek için bir çerçeve oluşturmanın yanı sıra ticaret ve tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi, iklim değişikliğiyle mücadele ve salgınla mücadele gibi iş birliği için ortak bir zemin oluşturabilecek konular bulma hedefiyle düzenlendiğini belirttiler.
İki ülke arasında ilişkiler, eski Başkan Donald Trump’ın Çin mallarına ağır gümrük tarifeleri getirmesinin, telekomünikasyon şirketlerini ulusal güvenliğe tehdit kaynağı olarak görmesini ve yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının patlak vermesinden Pekin'i sorumlu tutmasının ardından en düşük seviyesine geriledi.
Ancak tüm dünya, Biden'ın göreve gelmesinden sonra bu gerilimlerin azalmasını beklerken Biden, selefinin Pekin'e yönelik sert yaklaşımını büyük ölçüde korumaya devam etti. Trump'ın uyguladığı gümrük tarifelerinde herhangi bir değişikliğe gitmeyen Biden, Çin'in davranışını kısıtlamak için yeni kurallar müzakere etmek istediğini de açıkça belirtti. ABD’li yetkililer, yükselen bir Çin'i 21. yüzyılda ABD’nin nüfuzuna karşı en büyük meydan okuma olarak görüyorlar.
Siyasi çevrelerde, Glasgow'daki COP26 İklim Zirvesi sırasında ABD ve Çin arasında bir çerçeve anlaşmanın duyurulması konusunda iyimser bir hava çizilmesi, dünyanın en çok sera gazı emisyonuna yol açan iki ülkesi arasında iş birliği olasılığının bir göstergesi olarak kabul edildi. Öte yandan bu iyimserlik, özerk bir bölge olan ancak Çin'in ana karanın devredilemez bir parçası olarak gördüğü Tayvan üzerindeki planlarının derecesi ile ilgili diğer tartışmalı konulardaki gerilimlerin artmasıyla kısa sürede dışarıya sızdı.
ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Cuma günü Çinli mevkidaşı Wang Yi ile bugünkü zirve hazırlıklarını görüşmek üzere yaptığı telefon görüşmesinde, ülkesinin Pekin'in Tayvan üzerindeki ‘askeri, diplomatik ve ekonomik baskısı’ konusundaki endişelerini dile getirdi. Blinken, iki lider arasındaki görüşmenin, çıkarların örtüştüğü alanlarda birlikte çalışmanın yanı sıra Washington ve Pekin arasındaki rekabetin sorumlu bir şekilde nasıl yönetileceğini tartışmak için bir fırsat olduğunu vurguladı. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ned Price, yaptığı açıklamada, Blinken’ın, ABD’nin Tayvan Boğazı bölgesinde barış ve istikrara uzun süredir devam eden ilgisini vurguladığını ve Çin’in Tayvan üzerinde devam eden askeri, diplomatik ve ekonomik baskısından duyduğu endişeyi dile getirerek, Pekin'i boğazlar bölgesindeki sorunları Tayvan halkının istek ve çıkarlarıyla uyumlu ve barışçıl bir şekilde çözmeye yönelik yapıcı bir diyaloga girmeye çağırdığını aktardı. Blinken, küresel enerji kaynaklarının tehlikeye atılmamasını sağlamak için önlemler almanın önemini de vurguladı.
Çin Dışişleri Bakanı Wang ise ABD'nin ‘Tayvan’ın bağımsızlığını desteklemek gibi görünebilecek eylemlerinin tehlikeleri’ konusunda uyardı. Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Wang Yi, Blinken’a, Tayvanlı bağımsızlık güçleriyle yapılacak herhangi bir gizli anlaşma ve verilecek bir desteğin, Tayvan Boğazları'ndaki barışı baltalayabileceğini ve sonunda sadece ilişkilerin gerilemesine yol açacağını söyledi.
Çin Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Wang, Blinken ile görüşmesi sırasında, Washington'ın ‘son zamanlardaki hatalı açıklamaları ve eylemleri’ olarak nitelendirdiği tutumuna yanıt olarak Çin'in Tayvan konusundaki ‘ciddi’ duruşu hakkında daha ayrıntılı konuştu. Açıklamada Wang'ın, “Tarih ve gerçek, Tayvan'ın bağımsızlığının, Tayvan Boğazı'ndaki barış ve istikrar için en büyük tehdit olduğunu tam olarak göstermiştir” dediği aktarıldı.
Çinli yetkili, ‘eğer ABD’nin amacı bölgede barış ise, Tayvan'ın bağımsızlığı için her türlü harekete kararlılıkla karşı çıkması gerektiğini’ söyledi. Açıklamaya göre Wang, Tayvan'ın bağımsızlığına yönelik herhangi bir desteğin ‘Tayvan Boğazı'ndaki barışı baltalayacağını ve nihayetinde başarısızlıkla sonuçlanacağını’ da sözlerine ekledi.
ABD, diplomatik tanımasını 1979 yılında Taipei'den Pekin'e kaydırdı ve o yıl ABD Kongresi’nde ABD'nin Tayvan'a kendini savunması için silah sağlamasını öngören bir yasa kabul edildi. Ancak ABD yönetimi, Tayvan'ı diplomatik olarak tanıdığını göstermemeye dikkat ediyor. Bu ay bir grup ABD’li yetkilinin ABD Kongresi’nde hem Cumhuriyetçilerin hem de Demokratların desteklediği Tayvan’ı ziyaret etmesi Pekin'i kızdırdı.
Pekin, son yıllarda Tayvan yakınlarındaki askeri faaliyetlerini artırırken Ekim ayı başlarında rekor sayıda Çin savaş uçağı Tayvan’ın hava savunma sahasına girdi. Washington, Çin’in bu eylemlerini saldırganlık olarak nitelendirdi ve birçok kez Tayvan'a desteğini açıkladı. Pekin'in Tayvan’ın hava savunma sahasına yönelik artan askeri hareketliliği, uluslararası toplumun endişelerini de arttırdı.
İki ülke arasındaki resmi temasların son dönemde yaşanan gerilime rağmen durmazken Blinken, geçtiğimiz Mart ayında Alaska’da Çin Komünist Partisi Politbüro Üyesi ve Dış İlişkiler Komisyonu Dairesi Başkanı Yang Jiechi ile bir araya gelmiş, iki taraf ticaret ve insan hakları konusunda bir birlerine suçlamalarda bulunmuşlardı. Bunu, ABD'li yetkililerin, Çin'in Uygur Müslüman azınlığa karşı baskı uygulaması ve Tayvan'a yönelik emelleri konusunda aylarca kamuoyu önünde yaptıkları eleştiriler izledi.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) yetkilileri, Çin’in 2027 yılına kadar Tayvan'a saldırabileceği konusunda uyarırken nükleer cephaneliğini geliştirmeye ve 2030 yılına kadar bin nükleer savaş başlığı temin etmek için nükleer silahlarını dört katına çıkarmak için çalıştığını vurguladılar. Buna karşın, ABD Asya ülkeleriyle olan ittifaklarını güçlendirdi ve Avustralya ile ‘AUKUS’ adlı yeni bir askeri anlaşma çerçevesinde nükleer enerjili denizaltılar tedarik etmek için bir anlaşma yaptı.
Biden ve Şi, Biden’ın geçtiğimiz Ocak ayında göreve başlamasından bu yana iki kez telefonla görüştü.  İki ay önce yaptıkları ikinci görüşme, 90 dakikadan fazla sürdü. Biden, eski Başkan Barack Obama’nın yardımcısıyken Şi ile birçok kez bir araya geldi. Beyaz Saray yetkilileri, Roma’da düzenlenen G20 Liderler Zirvesi sırasında Biden ile Şi arasında yüz yüze bir görüşme ayarlamaya çalıştılarsa da Çinli lider, iki yıl önce Kovid-19 salgınının başlamasından bu yana yurtdışı seyahatleri yapmak yerine yıl sonuna kadar çevrimiçi görüşmelere devam etmeyi tercih ettiği için bu görüşme gerçekleşmedi.



Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
TT

Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)

Japonya Dışişleri Bakanlığı, terörle mücadele tatbikatında teröristleri canlandırmak için kullanılan kıyafetlerin Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" ilişkin kalıp yargıları yansıttığı gerekçesiyle tepkilerin hedefi oldu.

Bakanlığın 10 Eylül'deki tatbikattan paylaştığı fotoğraflarda teröristleri canlandıran kişilerin, kendine özgü dokuma deseniyle bilinen geleneksel Arap kefiyesini andıran başörtüleri taktığı görüldü.

Fotoğraflardan birinde, teröristi canlandıran kişinin atkıyı andıran kumaşla başını örtmüş halde bir rehinenin başına torba geçirdiği görülüyordu. Görseller internette eleştirilere yol açtı. Bazı kullanıcılar, kıyafetin kefiyeye benzerliğinin gözden kaçırılmasının zor olduğunu söyleyerek bakanlığı Arapları veya Müslümanları terörizmle ilişkilendiren kalıp yargıları pekiştirmekle suçladı.

Tepkilerin ardından bakanlık fotoğrafları kaldırdı ve teröristleri canlandıran personelin giydiği kıyafetlerin belirli bir etnik grup, bölge veya din esas alınarak hazırlanmadığını belirten bir açıklama yaptı. Bakanlık ayrıca yanlış anlaşılmadan dolayı üzüntüsünü dile getirdi.

Bakanlık açıklamasında şöyle dedi:

Yurtdışına seyahat eden ve yurtdışında yaşayan Japon vatandaşlarına yönelik tehditler çeşitlenirken bu eğitimin öneminin giderek arttığının farkındayız ve kısa süre önce tatbikatı gerçekleştirdik.

Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuyu gündeme getirerek "Farklı görüşleri ciddiye aldık" dedi.

Motegi, "Tatbikat, Japon vatandaşlarının korunması açısından çok önemli" diye vurguladı ve ekledi:

Uygun zamanda gerekli bilgileri paylaşarak dikkatli açıklamalar yapmaya çalışacağız.

Bir güvenlik şirketine yaptırılan eğitim, Tokyo'daki bir devlet tesisinde düzenlenmişti.

Güvenlik şirketi, tatbikatların mümkün olduğunca uygulamaya dönük olacak şekilde tasarlandığını ve 7 Japon vatandaşının öldürüldüğü Temmuz 2016'daki Dakka terör saldırısından çıkarılan derslerden yararlanıldığını belirtti.

Bir sosyal medya kullanıcısı, "Terörist karaktere belirli bir bölgeyi çağrıştıran kıyafetler giydirmek ayrımcılığa yol açıyor" diyerek ekledi:

Özür dilenmesini ve paylaşımın silinmesini talep ediyorum.

Bir başka kullanıcı şöyle yazdı:

Dışişleri Bakanlığı ırkçılığı körükleyerek ne elde etmeye çalışıyor? Dışişleri Bakanlığı personelinin niteliği gerçekten bu kadar mı düştü?

Başka bir kullanıcıysa kıyafeti "bariz biçimde uygunsuz ve incitici" diye nitelendirerek fotoğrafların "önyargıları kemikleşmiş, yabancı düşmanı milliyetçi bir kliğin" izlerini taşıdığını söyledi.

Dışişleri Bakanlığı, Bangladeş'in başkenti Dakka'daki Holey Artisan kafeye 2016'da düzenlenen saldırıya atıfta bulundu. İslamcı militanların kafeyi 12 saat boyunca kuşattığı saldırıda, çoğunluğu yabancı 22 kişi öldürülmüştü. Kurbanların 7'si Japondu. Bu, Bangladeş'te İslamcı militanların düzenlediği en ölümcül saldırıydı.

Japonya'da terörle mücadele tatbikatları 2018'den bu yana düzenleniyor.

Independent Türkçe 


Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
TT

Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)

İsrail ordusu, dün Yahudilerin Yom Kippur (Kefaret Günü) etkinlikleriyle eş zamanlı olarak Batı Şeria’daki alarm seviyesini önemli ölçüde yükseltti. İsrail güçleri ayrıca Batı Şeria’daki köylerin girişlerine askeri kontrol noktaları kurdu.

Filistin tarafının tepkisine yol açan gelişmede, İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir dün Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Bu gelişme, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun işgal altındaki Kudüs’teki Burak Duvarı (Ağlama Duvarı) bölgesine girmesinin ertesi gününde yaşandı.

Sahada ise İsrail ordusu, Cenin yakınlarındaki bir köyde bir Filistinliyi öldürdü. Ayrıca Ramallah’ın kuzeybatısındaki bir yerleşime düzenlenen silahlı saldırıda bir İsrailli hayatını kaybetti.


Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, CNN, Politico ve MSNBC muhabirlerinin Beyaz Saray'a girişini engelleme kararını uygulamaya koymasının ardından, Amerikan medyasına yönelik yasağı genişletebileceği ve başka kuruluşların da Beyaz Saray'a girişini engelleyebileceği uyarısında bulundu. Üç medya kuruluşu ise Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi kapsamında sahip oldukları hakları savunmak için yargıya başvurabileceklerinin sinyalini verdi.

Trump'ın kararı, Beyaz Saray'a giriş için kullanılan basın akreditasyonlarının, başkanlık faaliyetlerini takip eden medya kuruluşlarını haberlerinin içeriği nedeniyle cezalandırmak amacıyla kullanılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Trump, başka medya kuruluşlarının da benzer bir uygulamayla karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Yönetimini haksız biçimde haberleştirmekle suçladığı kuruluşlar arasında New York Times ve Washington Post'u da sayan Trump, bu iki gazete için henüz resmi bir yasak kararı açıklamadı.

vfghyju
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, MSNBC ve Politico'yu “uydurma haberler ve yalanlar” yayımlamakla suçladı (AFP)

Trump daha önce Truth Social hesabından yaptığı açıklamada CNN, MSNBC ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişinin derhal yasaklandığını duyurmuş ve bu kuruluşları “yalan haber” yapmakla suçlamıştı. Kararın açıklanmasının ardından uygulamaya geçildi. Üç kuruluşun gazetecileri, akreditasyon kartlarının devre dışı bırakılmasının ardından cumartesi günü Beyaz Saray kompleksine alınmadı.

Trump, kararını belirli bir haberle ilişkilendirmedi. Bunun yerine uygulamanın yıllardır devam ettiğini söylediği “olumsuz ve adaletsiz” yayınların birikmesinin sonucu olduğunu belirtti.

Trump, cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada başka medya kuruluşlarının da aynı uygulamayla karşılaşabileceğini ima etti. Bu durum, Beyaz Saray'ın başkanın yayınlarını eleştirdiği medya kuruluşlarını hedef alan daha geniş kapsamlı bir politika izleyip izlemeyeceği konusunda medya çevrelerinde soru işaretlerine yol açtı.

Medya kuruluşları yargıya gitmeye hazırlanıyor

Üç medya kuruluşunun açıklamaları, anlaşmazlığın kısa süre içinde Beyaz Saray'ın kapılarından federal mahkemelere taşınabileceğine işaret etti.

CNN yaptığı açıklamada gazetecilerinin ve yayınlarının arkasında olduğunu belirterek ABD Anayasası'nın kendisine hükümet müdahalesi olmadan gazetecilik yapma hakkı tanıdığını vurguladı. Kuruluş, yasağın Anayasa tarafından korunan haklara yönelik hukuka aykırı bir saldırı olduğunu savundu.

ghyjukı
18 Eylül 2026'da Washington'da Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'na yöneltilmiş bir televizyon kamerası (AFP)

Politico ise Beyaz Saray'ı izlemeyi sürdüreceğini ve Birinci Ek Madde kapsamındaki haklarını güçlü biçimde savunacağını açıkladı. MSNBC de gazetecilerini ve basın özgürlüğünü savunmak için gerekli adımları atacağını bildirdi.

Açılabilecek davalar, Trump yönetimini başkanın gazetecilerin Beyaz Saray'a erişimini düzenleme yetkisinin sınırları konusunda anayasal bir sınavla karşı karşıya bırakabilir. Davanın temel başlıklarından biri, erişime ilişkin idari kurallar koymakla bir medya kuruluşunu yayınlarının içeriği nedeniyle dışlamak arasındaki fark olacak.

Tartışmanın merkezinde hukukta “bakış açısına dayalı ayrımcılık” olarak bilinen ilke bulunuyor. Hükümetin Oval Ofis, başkanlık uçağı gibi kapasitesi sınırlı alanlara erişimi düzenleme yetkisi bulunuyor. Ancak hukuk uzmanları ve basın özgürlüğü kuruluşları, bir medya kuruluşunun hükümeti memnun etmeyen yayınları nedeniyle dışlanmasının Birinci Ek Madde açısından farklı bir hukuki sorun oluşturduğunu belirtiyor.

Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) de karara tepki göstererek Trump yönetiminden yasağı derhal kaldırmasını ve Beyaz Saray'a girişi engellenen gazetecilerin akreditasyonlarını yeniden vermesini istedi.

Dernek Başkanı Jackie Heinrich, yasağın uygulanmasının ardından yaptığı açıklamada üç medya kuruluşunun gazetecilerine erişim kısıtlaması getirilmesinin Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'ni ihlal ettiğini söyledi. Heinrich, bir medya kuruluşunun yayınlarının niteliği nedeniyle dışlanmasına imkân veren bir ölçütün ileride başka medya kuruluşlarına karşı da kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Heinrich, Amerikalıların özgür ve bağımsız bir basın aracılığıyla seçilmiş yetkilileri denetleme ve onlardan hesap sorma hakkına sahip olduğunu belirterek bunun hükümet yetkililerinin söz konusu yayınlardan memnun olup olmamasına bağlı olmaması gerektiğini ifade etti.

“Basın özgürlüğüne eşi görülmemiş saldırı”

Washington'daki önemli basın özgürlüğü kuruluşlarından National Press Club da Trump'ın kararına tepki göstererek başkandan uygulamayı derhal geri çekmesini istedi.

Kulübün Başkanı Mark Shuf Jr., yaptığı açıklamada bir medya kuruluşunun yönetimin yayınlarından memnun olmaması nedeniyle Beyaz Saray'a girişinin engellenmesinin, başkanlık makamını denetlemesine ve içeride yaşananları Amerikan kamuoyuna aktarmasına izin verilen sesleri kontrol etmeye yönelik açık bir girişim olduğunu söyledi.

gh
ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2026'da Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlarken (EPA)

National Press Club, kararın uygulanmasının basın özgürlüğüne “eşi görülmemiş bir saldırı” anlamına geldiği uyarısında bulundu. Kulüp, Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'nin hükümetin, yayınlarından duyduğu memnuniyete göre hangi gazetecilerin görev yapabileceğine karar vermesine izin vermediğini vurguladı.

Kulüp ayrıca kararın diğer medya kuruluşları ve gazetecilere, haberlerinin tonunu yumuşatmaları veya Beyaz Saray'a erişimlerini kaybetme korkusuyla zor soruları sormadan önce iki kez düşünmeleri gerektiği yönünde bir mesaj verebileceği uyarısında bulundu.

Shuf, özgür ve bağımsız basının 250 yıldır ABD liderlerini denetlemede temel bir rol oynadığını belirtti. Beyaz Saray muhabirlerinin yürüttüğü denetimin yalnızca gazetecilere değil, Amerikan halkına da hükümet politikalarını daha iyi anlama imkânı sağladığını söyledi.

Shuf ayrıca kararlarından emin olan bir hükümetin bağımsız denetimden korkmaması gerektiğini ifade etti.

CNN'ye yönelik yasağın, başkanın seyahatlerinde dönüşümlü olarak kendisine eşlik eden televizyon kuruluşlarının oluşturduğu havuzu da etkileyebileceği belirtiliyor. Bu sistem, tüm gazetecilerin sığmadığı alanlarda başkanın faaliyetlerine ilişkin görüntü ve haberlerin diğer televizyon kanallarına ulaştırılmasını sağlıyor.

Bu nedenle Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerin televizyonlardan nasıl izleneceğine ilişkin soru işaretleri de ortaya çıktı.

Daha önceki davalar

Medya kuruluşlarının olası davalarda başvurabileceği bazı hukuki emsaller bulunuyor. Trump'ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray, CNN muhabiri Jim Acosta'nın başkanla yaşadığı tartışmanın ardından basın akreditasyonunu iptal etmişti. Ancak federal mahkeme, akreditasyonun yeniden verilmesine hükmetmişti.

Trump yönetimi ayrıca Associated Press ile başka bir hukuki mücadeleye girmişti. Yönetim, haber ajansının haberlerinde Meksika Körfezi yerine Amerika Körfezi adını kullanmayı kabul etmemesi üzerine AP gazetecilerinin Oval Ofis'e, başkanlık uçağına ve bazı etkinliklere erişimini kısıtlamıştı.

Söz konusu dava, yönetimin kapasitesi sınırlı alanlara hangi gazetecileri alacağını belirleme yetkisi ile bir medya kuruluşunu editoryal kararları nedeniyle cezalandırması arasındaki hukuki sınır tartışmasının bir parçası olmayı sürdürüyor.

Yeni karar, Trump ile medya kuruluşları arasındaki daha geniş kapsamlı mücadelenin de bir parçası. Başkan, New York Times, Wall Street Journal ve İngiliz BBC dahil olmak üzere bazı medya kuruluşlarına karşı hukuki girişimlerde bulundu.

Trump yönetimi, başkanın sıklıkla yanlış veya taraflı yayınlara maruz kaldığını savunuyor. Buna karşılık medya kuruluşları ve basın özgürlüğü örgütleri, hükümetin eleştirel yayınları cezalandırmak için sahip olduğu araçları kullanmasının, başkanın basını eleştirme veya dava etme hakkından farklı olduğunu belirtiyor.

Üç medya kuruluşunun da dava açmaya hazırlandığı ve yönetimle hukuki mücadeleye girmeye hazır oldukları yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.

Washington'daki medya çevrelerinde ise daha acil soru, Trump'ın başka kuruluşları da yasaklılar listesine ekleme tehdidini uygulayıp uygulamayacağı. Böyle bir adım atılması halinde tartışma, Beyaz Saray ile üç medya kuruluşu arasındaki anlaşmazlığın ötesine geçerek başkanın medya kuruluşlarına yönelik yayınlarından duyduğu memnuniyete göre başkanlık makamına basın erişimini kontrol edip edemeyeceğine ilişkin daha geniş bir anayasal mücadeleye dönüşebilir.