İran, ABD ve İsrail'in Latin Amerika ülkelerindeki çıkarlarını hedef alıyor

İran’ın politikası, Washington karşıtı hükümetlerle ilişkilerin ideolojik ve devrimci açıdan kullanıldığını bir kez daha gözler önüne seriyor.

Kolombiya'nın başkenti Bogota. (AFP)
Kolombiya'nın başkenti Bogota. (AFP)
TT

İran, ABD ve İsrail'in Latin Amerika ülkelerindeki çıkarlarını hedef alıyor

Kolombiya'nın başkenti Bogota. (AFP)
Kolombiya'nın başkenti Bogota. (AFP)

Huda Rauf
Kolombiya ordu istihbaratı sonunda Hizbullah'tan yetkili bazı kişilerin Kolombiya'nın başkenti Bogota'da yıllardır ABD’li ve İsrailli iş insanları ile ABD’li diplomatlar hakkında casusluk yaptıklarını kabul etti. Ayrıca Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun Hizbullah ve İran ile yakın ilişkiler kurarak para ve nüfuz yoluyla Hizbullah'ın Kolobiya’da varlık göstermesini sağladığını açıkladı.
Hizbullah ile bazı Latin Amerika ülkeleri arasındaki yakın ilişkiler, ABD’nin arka bahçesindeki çıkarlarını aleyhine çevirme girişimleri kapsamında yürütülüyor. Bu ilişkiler karşılıklı bir biçimde gerçekleşiyor. Venezuela'da Hizbullah'ın Lübnan, Suriye ve Venezuela arasında kurulan bölgesel bir ağ üzerinden Maduro'ya yardım ettiğine dair iddialar mevcut.
Washington, İran'ın Latin Amerika'daki rolünü, bazı Orta ve Güney Amerika ülkelerini, ABD’nin bölgedeki çıkarlarını hedef alabileceği bir üs olarak kullanabileceğinden bir tehdit olarak görüyor. İran, Latin Amerika'daki ağlarını Washington için gerilim kaynağı olarak kullanmaya çalışıyor. Arjantin, Brezilya ve Paraguay arasındaki sınır üçgeni, İran’ın nüfuzunun Güney Amerika'daki uzantısı olan Hizbullah üyelerinin üssü olarak biliniyor.
Eski ABD Başkanı George W. Bush yönetimi sırasında, İran’ın eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın Venezuela ve Nikaragua liderleriyle yaptığı görüşmeler emperyalizme ve kapitalizme karşı mücadele adına ABD'ye saldırmak için birer bahane oldu. Eski ABD Washington, Başkanı Donald Trump'ın yönetimi sırasında İran’ın Latin Amerika'daki nüfuzunu zayıflatmaya çalıştı.
Dört Latin Amerika ülkesi 2019 yılının ortalarında Hizbullah’ı terör örgütü ilan ederek Trump'ın azami baskı politikasını desteklemek yönünde adımlar attılar. Arjantin ve Paraguay da aynı yılın temmuz ayında ABD'nin azami baskı politikasına yanıt verdiler. Şarku’L Avsat’ın edindiği bilgilere göre Arjantin hükümeti de Hizbullah’ın Arjantin ekonomik ve finansal sisteminin güvenliği için tehdit oluşturduğunu duyurdu. Trump yönetimi, İran ve Hizbullah’ın Latin Amerika’nın kanunsuz bölgelerinde ve başta Venezuela olmak üzere Amerikan karşıtı hükümetlerin iktidarda olduğu ülkelerdeki varlıkları nedeniyle ABD ve müttefikleri için bir tehdit oluşturduğunu düşünüyordu.
Hizbullah ve İran’ın bölgedeki varlıkları üzerindeki baskının yeni iç sorunlar yaratabileceğine dair korkular nedeniyle, özellikle Ortadoğu'dan göç eden veya bölgede kökleri olan Latin Amerika vatandaşları açısından Washington siyasetinin takip etmeye çalışmak kolay olmadı. Kolombiya'da yaşayan büyük bir Lübnan topluluğu var. Hizbullah, diğer Latin Amerika ülkelerinin yanı sıra Venezuela'da da varlığını sürdürüyor. Hizbullah ve İran'ın Buenos Aires'te 1994 yılında bir Yahudi merkezinde 85 kişinin ölümüne ve yüzlerce kişinin yaralanmasına neden olan bombalı saldırıyla bağlantılı oldukları da biliniyor.
İran ile Hizbullah ve bazı Latin Amerika ülkeleri arasındaki ilişki, başlangıçta emperyalizme karşı sloganlar atan, devrimci rejimlere destek veren ve yoksullukla mücadele eden devrimci bir temele dayanıyordu. Ancak aslında İran'ın Latin Amerika ülkelerine yönelik politikası, Washington karşıtı hükümetlerle ilişkilerin Tahran’ın çıkarlarını gerçekleştirmek için ideolojik ve devrimci açıdan kullanıldığına bir kez daha gözler önüne seriyor. Zira Latin Amerika'nın Hizbullah ve İran tarafından petrol kaçakçılığı yapmak, ABD yaptırımlarını atlatmak ve belki de suikastlar düzenlemek ve Ortadoğu'da doğrudan bir karşılık vermek yerine ABD’nin ve İsrail’in çıkarlarını hedef almak için kullanılan bölgelerden biri olduğu biliniyor. Bu adımların sonuncusu, Kasım Süleymani suikastına Kolombiya'da İsrailli bir diplomatın hedef alınarak karşılık verilmesi girişimiydi.



Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.