ABD’nin Sudan politikası darbeyi sonlandırabilecek mi?

Washington açısından yaşananlar, hayati çıkarlarının bulunmadığı bir Afrika ülkesinde askeri darbeden başka bir şey değil

ABD’nin Sudan’a ilgisi, Afrika Boynuzu’ndaki büyük güçler arasındaki rekabetten kaynaklanıyor (Independent Arabia- Hasan Hamid)
ABD’nin Sudan’a ilgisi, Afrika Boynuzu’ndaki büyük güçler arasındaki rekabetten kaynaklanıyor (Independent Arabia- Hasan Hamid)
TT

ABD’nin Sudan politikası darbeyi sonlandırabilecek mi?

ABD’nin Sudan’a ilgisi, Afrika Boynuzu’ndaki büyük güçler arasındaki rekabetten kaynaklanıyor (Independent Arabia- Hasan Hamid)
ABD’nin Sudan’a ilgisi, Afrika Boynuzu’ndaki büyük güçler arasındaki rekabetten kaynaklanıyor (Independent Arabia- Hasan Hamid)

Mana Abdulfettah
Geçen Ekim ayı ortalarında ABD, askeri ve sivil bileşenler arasındaki derin güç farklılıkları konusunda Sudan ile bir anlaşmaya varmaya yakın olduğunu duyurdu. Bu farklılıkların en öne çıkanları, yağmalanan fonları geri alma mekanizmaları, hükümetin çalışması, orduyu reforme etme ve yönetim üzerine müzakerelerdi.
25 Ekim ve sonrasındaki olaylara kadar ABD, Sudan’ı bu krizden çıkarmayı başaramadı. Çünkü bölgenin hareket eden kumlarına uygun olarak Sudan’daki koşulları yönetmek için alternatif iplere sahip olmaya odaklanıyor.
En çarpıcı durumlardan biri, bazı iç siyasi güçlerin ‘kendi iç kültürlerinde yaşadıkları siyasi, etnik ve bölgesel kimlik krizlerinin pençesine düşerken’ bir ABD çözümünü beklemesidir.
Bu noktada İbn Haldun’un ‘siyasi gücün temel değişimini sağlayan dinamik unsurları asabiyet kavramı aracılığıyla belirleme’ eğilimindeki devlet kavramı ve bu kavramın ortaya çıkışına ilişkin teorisi, farklı pozisyonların (ki bazıları onları çift olarak görüyor) ve ABD’nin Sudan’a karşı eylemlerine ilişkin birlik eksikliğinin arkasındaki önemli bir faktör olarak kabul edilebilir.
Bununla birlikte ABD, Darfur’daki durum nedeniyle olağanüstü hali uzattı. Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin anlaşmasıyla ABD Kongresi, Sudan Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ın ve darbeye katılan herkesin son eylemlerine karşı açık bir kınama dili kullandı.

ABD müdahalesinin nedenleri
ABD, uzun süredir sivil ve askeri bileşenleri geçiş dönemi sona erdikten sonra sivil bir hükümete geçiş için birlikte çalışmaya çağırıyor. Bu durum, Aralık 2018 devrimi ve Nisan 2019’da Ömer el-Beşir rejiminin devrilmesinden sonra Washington’ın, Hartum ile ilişkisinin canlanmasında olumlu ve gerekli bir adım olarak kabul edildi.
Bu tavır, genel olarak Afrika’da ve özel olarak devrim sonrası Sudan’da askeri darbeleri kısıtlamak amacıyla liberal demokrasilerin göstermek istediği bir şey. Ancak bölgesel güvenlik üzerindeki olumsuz etkilerin yanı sıra iç çatışmaların kesiştiği hükümetlere yukarıdan inen bu liberal arzuyu çevreleyen birçok karmaşa var. Bu durum, Sudan’ın seçimlerden sonra sivil bir hükümete uzanan iki bileşen arasında fikir birliği ile bir yönetim sistemi formüle etme yeteneğini test ediyor.
Sudan, ABD açısından doğrudan stratejik bir öneme sahip olmayabilir. Ama buna olan ilgi, Afrika Boynuzu üzerindeki büyük güçler arasında rekabetin bir karışımından kaynaklanıyor. Bu krizin bağlamını oluşturan şeyin, bunun ötesinde bölgesel çevreye uzanan gergin bir duruma yol açabilecek yansımaları ve maliyetleri bulunuyor.
Sivil ve askeri bileşenler arasında yönetim çatışmasının patlak vermesi, iki tarafın çatışan amaçlarını, onları uzlaştırmak zor olarak şekilde aştı ve kırılgan Afrika Boynuzu bölgesinde gerginlik yaratacak düzeye ulaştı. Bölgenin güvenlik ve ekonomik çıkarları iç içe geçmiş olup, şubeleri, IGAD (Hükümetler arası Kalkınma Otoritesi) ve diğer bölgesel kuruluşlarla Afrika Birliği’nde somutlaşan ekonomik ve siyasi bir ortaklık kapsamında temsil edilmektedir.
ABD’nin Sudan’ın iç kısmına odaklanmaması ve bölgesel güvenlik arenasına bakmaması, iç müzakerelerin fizibilitesini zayıflattı. ABD’nin Afrika Boynuzu Özel Temsilcisi Jeffrey Feltman, Birleşmiş Milletlerin (BM) Sudan'daki Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) Başkanı Volker Peretz, Afrika İşlerinden Sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Molly Faye, Hamduk ve Burhan ile görüştüklerinde, her ikisine de sorunun çözüleceğine dair güven verici mesajlar gönderiyorlardı. Bir arabulucu, bu durumu ‘yazışma yoluyla müzakere’ olarak nitelendirmişti. Yapılan açıklamalar darbeyi kınarken, hukukun üstünlüğü ve iktidarın sivillere devredilmesinin gerekliliği çağrılarını içerdi.

Olağanüstü hâl uzatıldı
Olağanüstü hâl yasasının kullanılması, diplomatik önlemlerle birlikte ABD’nin Sudan’a karşı uygulayabileceği en zor güç biçimlerinden biriydi. Bunun yanı sıra Darfur krizi, ülkeye içeriden doğrudan bir güvenlik tehdidini resmediyor ve kuzeydeki Libya petrol sahalarına ve uluslararası güçlerin Orta ve Batı Afrika’daki terörist faaliyetlerle savaşan üslerine kadar uzanıyor.
Bölgede güvensizlik hali baş gösterdi. Sudan, önceki rejimde olduğu gibi, silahlı hareketleri kutuplaştırarak ve çok sayıda barış anlaşması imzalayarak bile krizi çözemedi. Daha sonra Beşir’in ‘hareketleri birbirine yakınlaştırma ve bir araya getirme’ politikalarının krizin çözülmesine karşı olduğu ortaya çıktı.
Silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve belirli kişilere seyahat yasağını içeren 13067 sayılı İdari Kararname uyarınca, 3 Kasım 1997’de Sudan’a karşı ulusal olağanüstü hâl ilan edilmesinden bu yana, Darfur bölgesindeki çatışma zemininde Sudan’a uygulanan BM yaptırımları her yıl 3 Şubat’tan önce yenilenmeye devam etti.
2019 yılına gelindiğinde Sudanlılar, eski rejime karşı yapacakları devrimin yaptırımların geçerliliğini sona erdireceğini düşündüler. Ancak eski ABD Başkanı Donald Trump, “Kriz henüz çözülmedi” dedi. Aynı şekilde olağanüstü hâl geçen yıl uzatıldı. ABD yönetimi, ‘yaptırımları uzatma kararının, sivil geçiş hükümetinin faaliyetleri ışığında ABD ile Sudan arasında gelişen ilişkileri olumsuz etkilemeyeceği’ görüşündeydi.
29 Ekim’de ABD Başkanı Joe Biden, Kongre’ye Sudan ile ilgili olağanüstü halin uzatılmasını talep eden bir mektup gönderdi. Bu kez, ‘ordunun hükümeti ele geçirmesi ve sivil liderlerin tutuklanmasının bu olumlu kazanımları tehdit ettiğini’ savundu.

Yaptırım sopası
ABD, Sudan krizinin diğer krizlerle birleşebileceğini, bölgesel düzeni baltalayabileceğini ve insan hakları, barışın sağlanması, toprak bütünlüğü ve devletin egemenliği gibi uluslararası standartları savunmak için durumu kurtarma hazırlığını sınayabileceğini varsayarak, Sudan’a yaptırım sopasını salladı.
ABD’nin darbecilere karşı cezai tedbirler alacağı tehdidine gelince, bu tehdidin amacı siyasilerin tutuklanmasına ve devlet yönetiminde siyasi şiddete yönelen ordunun tavrını değiştirmek gibi görünüyor. Sudan’da yaptırımların artan kullanımı, bunların etkinliği konusunda tartışmalara yol açmış durumda. Öyle ki bunun bir önceki rejim sırasındaki sonucu olumsuzdu ve genellikle gerekli değişikliği sağlamada yavaştı. Yaptırımların rejime etkisi veya rejim değişikliği, 1997 yılında dayatılmasından 20 yıl sonrasına kadar ortaya çıkmadı.
Rejim yaptırımları aşmak ve hükümeti ekonomik olarak yönetecek ve ona hayat verecek bir iç ekonomi kurmak için yönetimini sürdürmeye ve bazı ülkelerin yardımını aramaya devam etti. Ama asıl etki, isyan eden ve sonunda rejimi deviren vatandaşlara kadar uzandı.
Yaptırım kararının alınması için birçok farklı faktörün dikkate alındığı dönemin koşullarının anlaşılmasıyla birlikte, bu kararlara ilişkin daha geniş bir bakış açısına ve çeşitli alanlar arasında yerel, uluslarüstü ve uluslararası düzeylerde daha geniş bir iş birliği anlayışına ulaşmak mümkündür. Ayrıca bir karar vermek için dikkate alınan hususlar ve faktörlere ışık tutulabilir. ABD, çıkarlarını ve Sudan’ın ‘irrasyonel’ olarak kabul edebileceği ‘rasyonel’ davranışını korumak için bunu bir başlangıç ​​noktası olarak görüyor.
ABD’nin takındığı tavır, Sudan’ın ekonomik, sosyal ve askeri potansiyelini değerlendirememesinden kaynaklanmaktadır. Aslında bu tavır, bozulan güvenlik ortamıyla mücadele etmek ve krizi aşmak için yeterli değil. ABD’nin nüfuz alanını yeniden inşa etmenin, Afrika Boynuzu ve genel olarak Afrika üzerinde yansımaları olacaktır.

Kongre’nin açıklaması
ABD Kongresi, geçen Eylül ayında meydana gelen başarısız darbe girişimini kınadı. O dönemde yayınlanan açıklamasında ABD’nin, barışçıl ve demokratik bir toplum kurmak için Sudan halkının yanında olmaya devam edeceği vurgulandı. Belki de Kongre, bu girişimin başka bir darbenin başlangıcı olduğunu hissediyordu. Beyaz Saray’ın bu olayları bir ‘darbe’ olarak nitelendirmekteki isteksizliğine rağmen bu durum, Kongre’nin uzlaşmazlığını açıklıyor.
6 Kasım’da Demokrat Senatör Bob Menendez ve Cumhuriyetçi James Risch, Demokratik Temsilci Gregory Meeks ve Cumhuriyetçi Michael McCaul ile iş birliği içinde Sudan’daki darbeyi kınayan bir karar taslağı ortaya koydu. Yetkililer, ordu liderlerine yaptırım uygulanması çağrısında bulundu.
Bu noktada Kongre liderlerinin kararının önemi yalnızca ahlaki bir önem olarak ortaya çıkıyor. Karar, hem yönetim hem de Kongre için bağlayıcı yasal güçten yoksun. Bazı uzmanlara göre ABD başkanı bir icra emriyle benzer önlemleri alabilse de bu pek mümkün değil. Çünkü böyle bir prosedür, Sudan’da yaşananların ABD’yi ilgilendirdiğini varsayıyor, ama bu doğru değildir. Washington açısından Sudan’da yaşananlar, hayati çıkarlarının bulunmadığı bir Afrika ülkesinde askeri darbeden başka bir şey değil. Ayrıca ABD Başkanının dış politika alanındaki yetkisi Kongre tarafından kendisine devredilmemiştir, aksine Anayasa’nın 2. maddesi uyarınca kullandığı özgün bir yetkidir.
ABD’nin Sudan’a karşı kararları, bu politikanın ilkelerine uygun olarak hedeflerine ulaşmak için kullandığı dış politikasında önemli bir araçtır. Yaşananları kınayan ABD vizyonunun birliğine rağmen, diplomasi ve yaptırımları Sudan’da değişim sağlamak için birincil hedefiyle birleştiren çift yönlü bir yaklaşımın olduğu belirtilmektedir.
Bununla birlikte Burhan’ın son eylemlerine yanıt olarak daha fazla yaptırım uygulanıp uygulanmayacağı konusunda bir belirsizlik var. Söz konusu olan, Burhan’ın tutuklu bakanların yerine Egemenlik Konseyi’ne sivillerin atanmasıyla çözüleceğini varsaydığı değişiklik görüşüdür.

Destekleyici sinyaller
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haber-analize göre Afrika İşlerinden Sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Molly Faye’nin Hartum’u ziyareti ve Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Başbakan Abdullah Hamduk ile görüşmesi, ABD’nin istekleri arasında bir denge sağlama yolunda her iki bileşene desteği konusunda sinyaller gönderen bir duruş sergiledi.
Aynı şekilde siviller açısından bu ifade, yetersiz görünüyor. Ancak ABD stratejisi hem Burhan hem de Hamduk’un bu konuda ne istediğinin netliği ile karşılaştırıldığında biraz belirsiz görünüyor.
Bu tepki göz önüne alındığında ABD’nin Sudan politikasının eksenindeki üç ana konuya dikkat çekilebilir. Birincisi, yaptırımların yenilenmesiyle birlikte hükümetin bunların olmayacağına, gerçekleşmesi halinde doğrudan bir tehdit oluşturmayacağına dair bir görüş pazarlamaya çalışması. İkincisi, ABD’li yetkililerin örtülü söylemlerinin, Sudan’a yönelik tehdit kavramının azalmadığını göstermesi.
Üçüncüsüne gelince, Etiyopya krizi nedeniyle daha da belirginleşen Afrika Boynuzu ülkelerinin güvenlik politikalarına ilişkin ABD’nin değerlendirmelerindeki farklılık. Ancak Sudan için bu, tam olarak net değil.



Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
TT

Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.

Cezayir’de bir aktivist ve Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, seçimlerle bağlantılı  paylaşımı nedeniyle gözaltına alınmasının ardından geniş çaplı siyasi ve insan hakları tartışmasına yol açtı. Bu gelişme, çok sayıda aktivistin sosyal medya platformlarındaki paylaşımları ve siyasi tutumları nedeniyle adli takibata uğradığı bir dönemde yaşandı.

Konu, muhalif sol çizgideki İşçi Partisi’nin lideri ve önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adayı Louisa Hanoune’un cumartesi günü başkentte düzenlediği basın toplantısında, Kabiliye bölgesinde tanınan ve milyonlarca Cezayirlinin konuştuğu Amazig dilinin yaygınlaştırılması için çalışmalar yürüten Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılması çağrısında bulunmasıyla siyasi boyut kazandı.

Hanoune, aktivistin yaklaşık iki haftadır Facebook hesabındaki bir paylaşım nedeniyle tutuklu bulunmasını kınadı. Davada seçim yasasının kullanılmasını eleştiren Hanoune, “bir kişinin seçimlerle bağlantılı suçtan kovuşturulmasının hukuki mantığının anlaşılır olmadığını” ifade etti.

hyjukı
İşçi Partisi Genel Sekreteri Louisa Hanoune. (Parti medyası)

Hanoune ayrıca Amazig dili ve kültürünün yaygınlaştırılması alanındaki eğitim çalışmalarına dikkat çekerek, hakkında verilen tutuklama kararının yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulunan geniş dayanışma kampanyasına destek verdi.

Seçim sürecini engelleme

Sosyal medyada “Tamazight Moussaoui” adıyla tanınan aktivist, başkentin yaklaşık 100 kilometre doğusundaki Bouira vilayetinin Chorfa kentinde bir lisede öğretmenlik yapıyor. Davası ise bölgesel olarak yetkili M'chedallah Mahkemesi’nde görülüyor.

Nadia Moussaoui’nin tanınırlığı yıllar içinde görev yaptığı okulun sınırlarını aşarak özellikle Kabiliye dilinde içerik üreten bir isim haline geldi. Moussaoui, Amazig dilini basitleştirerek hem Amazigce hem de Arapça konuşanlara öğretmek ve yaygınlaştırmak amacıyla YouTube’da ücretsiz bir eğitim kanalı açtı. Kendisine yakın kişiler, Moussaoui’nin okulların bu konuda yeterli çalışma yapmadığını düşündüğünü belirtti.

Aktivist, 9 Eylül’de yerel polis tarafından ifadeye çağrıldı. Ardından Bouira vilayetindeki M'chedallah Mahkemesi savcılığına sevk edildi ve aynı mahkemenin soruşturma hâkimi tarafından tutuklu yargılanmasına karar verildi. Karara, geçen 2 Temmuz’da yapılan ve özellikle Kabiliye bölgesinde yüksek katılım boykotu yaşanan parlamento seçimlerinde oy kullanmaya ilişkin kişisel görüşünü paylaştığı bir sosyal medya gönderisi gerekçe gösterildi.

Savunmasına göre soruşturma hâkimi Moussaoui’yi “seçim sürecini engellemekle” suçladı. Bu suçlama siyasi ve insan hakları çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı.

16 Eylül’deki duruşmada savcılık makamı iki yıl hapis cezası talep etti. Moussaoui’nin, 22 Eylül’de açıklanması beklenen karar tarihine kadar tutuklu kalması istendi.

Seçim yasasının 295. maddesi

Yargı kaynaklarına göre Nadia Moussaoui hakkında, seçim sistemine ilişkin organik yasanın 295. maddesi kapsamında işlem yapıldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu madde, seçim sürecini engelleyen veya işleyişini bozan kişilerin 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörüyor. Ayrıca kişinin 3 ila 5 yıl süreyle seçme ve seçilme hakkından mahrum bırakılması gibi ek yaptırımlar da uygulanabiliyor.

jukı
2019’daki halk hareketinden bu yana onlarca aktivist hapse atıldı. (Siyasi aktivistler)

Bu madde kapsamında suç sayılan fiiller arasında “oy verme işlemlerinin işleyişini bozmak”, “sandık kurullarının veya oy verme merkezlerinin çalışmalarını engellemek” ve “bir adayın veya yasal temsilcisinin seçim sürecinde kanunla tanınan haklarını kullanmasını engellemek” bulunuyor.

Avukatlar ve insan hakları savunucuları ise bu hükümlerin Moussaoui’ye isnat edilen fiillerle örtüşmediğini savunuyor. Moussaoui’nin tutuklanmasına neden olanın seçimlere ilişkin görüşlerini paylaştığı bir sosyal medya gönderisi olduğunu ve seçimlerin üzerinden de görece uzun bir süre geçtiğini belirtiyorlar.

Moussaoui’nin Facebook hesabı incelendiğinde, tutuklanmasına yol açan paylaşımın silindiği görülüyor.

İfade özgürlüğü tartışması

Chorfa bölgesinde ve Moussaoui’yi internet üzerinden takip edenler arasında kararın açıklanmasını bekleyen bir endişe ve tedirginlik havası hâkim. Moussaoui, ağırlıklı olarak sosyal ve eğitim içerikleri hazırlıyor, zaman zaman da yerel esnaf ve zanaatkârların tanıtımını yapıyordu. Bu durum, hakkında oluşan geniş dayanışmanın nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Kendisini tanıyan ve adının açıklanmasını istemeyen bir bölge sakini, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nadia Hanım her zaman kültür ve eğitim alanında faaliyet gösteriyor. Muhalif bir siyasi çizgide değil. Zaman zaman yerel zanaatkârları, küçük esnafı ve bölgedeki restoranları tanıtıyor. Onu, kimseye zarar vermeyecek, örnek bir aile kadını profiline sahip biri olarak tanımlayabiliriz” dedi.

dfvghyju
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılmasını isteyen milletvekili Yasin Aisouan. (Kişisel hesabı)

Cezayir’in Kabiliye bölgesinin en büyük kenti Tizi Vuzu’yu temsil eden Milletvekili Yasin Aisouan da Moussaoui’nin derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Aisouan, medya açıklamalarında “İfade özgürlüğü temel bir haktır; bir görüş suç haline getirilemez” dedi.

Moussaoui’nin avukatı Nabila İsmail de benzer şekilde, ifade özgürlüğünün suç kapsamında değerlendirilemeyeceğini savundu.

Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, insan hakları kuruluşlarının uzun süredir belgelediği bir tabloyu yeniden gündeme getirdi. 2019’da eski Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’yı görevden ayrılmaya zorlayan halk hareketinin başlamasından bu yana yüzlerce aktivist, dijital platformlarda siyasi görüşlerini ifade etmeleri nedeniyle hukuki süreçlerle karşı karşıya kaldı. Bu durum, cezai hükümler ile ifade özgürlüğü ilkeleri arasındaki tartışmanın Cezayir’de sürmesine yol açıyor.


Lübnan, güneyde oluşabilecek boşluğu önlemek için Rubio görüşmesine bel bağlıyor

Lübnan’ın güneyinde Birleşmiş Milletler misyonuna bağlı devriyede görev yapan UNIFIL askeri. (UNIFIL)
Lübnan’ın güneyinde Birleşmiş Milletler misyonuna bağlı devriyede görev yapan UNIFIL askeri. (UNIFIL)
TT

Lübnan, güneyde oluşabilecek boşluğu önlemek için Rubio görüşmesine bel bağlıyor

Lübnan’ın güneyinde Birleşmiş Milletler misyonuna bağlı devriyede görev yapan UNIFIL askeri. (UNIFIL)
Lübnan’ın güneyinde Birleşmiş Milletler misyonuna bağlı devriyede görev yapan UNIFIL askeri. (UNIFIL)

Lübnan, Başbakan Nevvaf Selam ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasında Washington’da yapılması beklenen görüşmeye, UNIFIL güçlerinin çekilmesiyle güneyde oluşabilecek boşluğun önlenmesi açısından önem atfediyor. Bu beklenti, bölgedeki mevcut uluslararası misyonun yerini alacak alternatif bir uluslararası mekanizma konusunda henüz uzlaşma sağlanamaması nedeniyle öne çıkıyor.

Bu kapsamda bir bakanlık kaynağı Şarku’l Avsat’a, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile yaptığı görüşmelerde güneyde bir boşluk oluşabileceğine ilişkin endişelerini dile getirdiğini açıkladı. Kaynak, Macron ve Kral Abdullah’ın Avn’ın endişelerini anlayışla karşıladığını ifade etti.


Taiz’deki ilerleme Husilerin planlarını bozdu

Savaş bölgelerinden kaçan yerinden edilmiş kişiler, dün Aden yakınlarındaki bir yerinden edilmişler kampında yürürken. (Reuters)
Savaş bölgelerinden kaçan yerinden edilmiş kişiler, dün Aden yakınlarındaki bir yerinden edilmişler kampında yürürken. (Reuters)
TT

Taiz’deki ilerleme Husilerin planlarını bozdu

Savaş bölgelerinden kaçan yerinden edilmiş kişiler, dün Aden yakınlarındaki bir yerinden edilmişler kampında yürürken. (Reuters)
Savaş bölgelerinden kaçan yerinden edilmiş kişiler, dün Aden yakınlarındaki bir yerinden edilmişler kampında yürürken. (Reuters)

Yemen hükümet güçleri, dün Husilerle yaşanan çatışmaların ardından Taiz vilayetinin batısındaki stratejik Numan Dağı’nı geri aldı.

Askeri kaynaklar, ordunun dağın kontrolünü ele geçirmesinin Beni Bekari cephesini el-Kedha cephesine yeniden bağladığını ve Beni Bekari–el-Eşruh–el-Birin yolunun güvenliğini sağladığını belirtti. Şarku’l Avsat’ın kaynaklardan aldığı bilgiye göre bu gelişmeler Husilerin planlarını sekteye uğratarak, Şiraca bölgesinde Husilerin elinde kalan mevzilerin ateş altında kalmasını sağladı.

Hükümet güçleri ayrıca el-Demdum, Şerire, el-Vaziye, Rasin ve Beni Ömer bölgelerinde Husi saldırılarını püskürttü. Cerdad ve çevresindeki yüksek kesimlerde ise kontrol hatlarında herhangi bir değişiklik yaşanmadı.