Yüksek akaryakıt fiyatlarına karşı petrol tüketicisi ülkelerden ortak hamle

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Yüksek akaryakıt fiyatlarına karşı petrol tüketicisi ülkelerden ortak hamle

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

ABD, 32 milyon varili kademeli olmak üzere stratejik petrol rezervinden toplam 50 milyon varillik ham petrolü piyasaya sunacak.
ABD kendi ekonomisini olumsuz etkileyen ve küresel çapta enflasyonist baskı oluşturan yüksek petrol fiyatlarıyla mücadele kapsamında büyük petrol tüketicisi ülkelerin stratejik petrol rezervlerini satışa çıkarmaları konusunda uluslararası ortak bir hamle oluşturmaya çalışıyor.
Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına yönelik aşılama çalışmalarının ilerlemesiyle hızla toparlanma sürecine giden ülke ekonomileri küresel petrol talebini de artırdı. Petrol arzının artan talep karşısında yetersiz kalmasıyla petrol fiyatları son yılların en yüksek seviyelerini görürken birçok ülkede akaryakıt fiyatlarının da yükselmesine neden oldu.
Kovid-19 salgını kaynaklı arz darboğazları nedeniyle pek çok ürünün tedarikinde yaşanan sıkıntıyla birlikte yüksek seyreden enerji fiyatları, ABD gibi gelişmiş ülkelerde dahi enflasyonun tarihi yüksek seviyelere çıkmasına neden oluyor.
ABD'de son veriler, enflasyonun 31 yılın zirvesine çıktığını gösteriyor. Enerjiden gıdaya Amerikalıların yaşam maliyetinde yaşanan artış endişeleri artırıyor.
Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi Çin'de de veriler fabrika çıkış fiyatlarının 26 yılın en yüksek hızıyla arttığını ve tüketici fiyatları enflasyonunu tahminlerin üzerine çıkardığını gösteriyor.
Söz konusu fiyat artışlarının ABD ekonomisini olumsuz etkilemesiyle eleştirilerin hedefinde kalan Başkan Joe Biden yönetimi ise bu durumdan sorumlu tuttuğu Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ile OPEC dışı bazı üretici ülkelerden oluşan OPEC+ grubuna defalarca üretimini artırma çağrısı yaptı.
OPEC+ grubunun ABD’nin bu çağrılarını cevapsız bırakması üzerine, Biden yönetimi bu sefer de stratejik petrol rezervlerinden satış planını gündeme getirdi. Ancak ABD'nin tek başına piyasaya süreceği petrolün artan fiyatları frenlemeye yetmeyeceğinin farkında olan Biden yönetimi, son olarak büyük petrol tüketicisi ülkelere her ülkenin kendi stratejik petrol rezervlerinden koordineli satış önerisinde bulundu.
ABD'nin bu talebi Çin, Hindistan, Japonya, Güney Kore ve İngiltere tarafından karşılık bulurken, söz konusu ülkelerin sağlayacağı katkının süre ve miktarına ilişkin belirsizlikler devam ediyor.
Dün Beyaz Saray'dan yapılan açıklamaya göre, ABD Enerji Bakanlığı 32 milyon varili kademeli olmak üzere stratejik petrol rezervinden toplam 50 milyon varillik ham petrolü piyasaya sunacak. Bakanlık, 32 milyon varilin önümüzdeki süreçte tekrar rezervlere ekleyerek bu miktarın stoklara döndürülmesini sağlayacak.
Bakanlık daha önce Kongre tarafından onaylanan ve gelecek birkaç ay içerisinde piyasaya sürülecek 18 milyon varilin satışını ise hızlandıracak.
ABD Enerji Enformasyon İdaresi verilerine göre, yaklaşık 714 milyon varille dünyanın en büyük stratejik petrol rezervi kapasitesine sahip ülkenin mevcut rezerv miktarı 12 Kasım itibarıyla yaklaşık 606,1 milyon varil seviyesinde bulunuyor.
Dünyanın en büyük petrol tüketicisi ABD, OPEC ülkelerinin uyguladığı petrol ambargosu sonrası 1973'te kurulan stratejik petrol rezervlerinden bugüne kadar tedarik zincirinde yaşanan çeşitli aksaklıklar nedeniyle toplam 19 kez satış yaptı.
Bunların arasında George H. W. Bush döneminde 1991'de Körfez krizi nedeniyle piyasaya sunulan yaklaşık 33 milyon varil ile 2011'de Başkan Barack Obama yönetimi tarafından Libya savaşı sırasında kullanılan yaklaşık 30 milyon varil ham petrol satışı öne çıkıyor.

Çin'in piyasaya süreceği miktar belirsiz
Dünyanın ikinci büyük ekonomisi ve petrol tüketicisi olan Çin de yüksek petrol fiyatlarının ülke ekonomisi üzerindeki etkisi konusunda ABD ile benzer endişeleri paylaşıyor.
Çin, ABD'nin ortak rezerv satışı hamlesine dahil olmakla birlikte piyasaya süreceği miktara ilişkin henüz bir açıklama yapmadı.
Yüksek hammadde maliyetlerinin yerel rafineriler üzerindeki baskısını hafifletmek için eylül ayında 7,4 milyon varillik ham petrol rezervini ilk defa açık artırma yoluyla piyasaya süren Çin, mevcut rezerv miktarına ilişkin bilgileri paylaşmıyor.
Toplam rezerv kapasitesinin 280 milyon varil seviyesinde olduğu tahmin edilen Çin'de, mevcut rezerv miktarının ise ülkenin 40-50 günlük petrol talebine eşdeğer olduğu tahmin ediliyor.

Japonya rezerv satışlarını hafta sonuna kadar yapabilir
Dünyanın üçüncü en büyük ekonomisi Japonya da ABD'nin ortak rezerv satışı planına dahil olmaya karar verdi.
Piyasaya sürülebilecek miktar konusunda ülkeden henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Ancak Japonya Başbakanı Fumio Kishida söz konusu rezerv satışlarının hafta sonuna kadar yapılabileceğine işaret etti.
Japonya Milli Petrol, Gaz ve Metal Kurumuna göre, ülkenin petrol rezervi eylül sonu itibarıyla 145 günlük tüketimi karşılayabilecek seviyede ve bu miktar Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) minimum 90 günlük rezerv bulundurma şartını fazlasıyla karşılıyor.
1970'lerden bu yana acil durumlarda kullanılmak üzere petrol rezervi bulunduran Japon hükümeti, 1990'ların başındaki Körfez Savaşı'nın etkileri, Mart 2011'deki deprem ve tsunami felaketi ve aynı yılın haziran ayında, Libya iç savaşının tetiklediği petrol kıtlığına tepki olarak özel sektör rezervlerinin satışı da dahil olmak üzere, petrol rezervlerinden toplam beş kez satış yaptı.

Hindistan 5 milyon varil ile katkı sağlayacak
Yaklaşık 26,5 milyon varil petrol rezervine sahip Hindistan, ABD'nin bu çağrısına stratejik petrol rezervlerinden 5 milyon varil ham petrolü piyasaya sunarak karşılık verecek.
Dün Hindistan Petrol Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, söz konusu rezerv satışı diğer ülkelerle eş zamanlı ve istişare içinde gerçekleştirilecek.

İngiltere’den 1,5 milyon varillik katkı
İngiltere ise stratejik petrol rezervlerinden 1,5 milyon varil petrolü kullanıma sunarak mütevazı bir katkı sağlayacak.
İngiltere hükümet sözcüsünün dün yaptığı açıklamaya göre, piyasaya sürülecek rezerv satışı gelecek haftalarda satın almak isteyen petrol şirketlerine sağlanacak.
Söz konusu satışın ardından, İngiltere IEA üyesi olarak kurumun en az 90 günlük net ithalat eşdeğerinde petrolü rezerv olarak tutma koşulunu hala karşılayabiliyor olacak.
ABD'nin ortak rezerv satışı hamlesine katılım sağlayacağını resmi olarak duyuran Güney Kore ise rezerv miktarı ve süresine ilişkin detayları ABD ve diğer ülkelerle istişareler sonrasında kararlaştıracak.
Kore Milli Petrol Şirketine göre, ülke ağustos ayı itibarıyla, ham petrol ithalatı yapmadan 106 günlük tüketimini karşılayabilecek yaklaşık 97 milyon varillik petrol rezervine sahip.
 



Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
TT

Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih bugün yaptığı açıklamada, krallığın Suriye'nin Halep kentindeki iki havaalanının geliştirilmesi için çeşitli aşamalarda 7,5 milyar riyal (2 milyar dolar) yatırım yapacağını söyledi.

Yatırım Bakanı Halid bin Abdulaziz el-Falih başkanlığındaki üst düzey Suudi heyeti, Suudi Arabistan Krallığı ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki ekonomik ve yatırım iş birliğini güçlendirmeyi ve ortak projelerin pratik uygulamasına yönelik ikili ortaklıkları ilerletmeyi amaçlayan resmi bir ziyaretin başlangıcı olarak bu sabah Suriye'nin başkenti Şam'a geldi.

El-Falih, "Nas" şirketinin ülke dışındaki ilk yatırımı olan "Nas Syria" adlı bir havayolu şirketinin kurulduğunu duyurdu.

El-Falih ayrıca, Suriye'deki büyük projelere yatırım yapmaya adanacak olan Elaf Yatırım Fonu'nu da başlattı.

Suriye Yatırım Otoritesi Başkanı Talal el-Hilali ise ülkesinin telekomünikasyon altyapısını geliştirmek, iletişim ağlarını ve internet kalitesini modernize etmek için Suudi Arabistan ile bir anlaşma imzalayacağını duyurdu.

Açıklamada, Suudi Arabistan ile vatandaşların yaşamlarını doğrudan etkileyen hayati sektörleri hedefleyen bir dizi stratejik anlaşmanın imzalanacağı da belirtildi.

Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından yayınlanan basın açıklamasında, Suudi heyetinin ziyaretinin "iki kardeş ülke arasındaki stratejik ortaklığı destekleme, kalkınma projelerini desteklemede özel sektörün rolünü güçlendirme ve ortak çıkarlara hizmet eden ve gelecek dönemdeki kalkınma eğilimlerine ayak uyduran sürdürülebilir bir ekonomik entegrasyon yolu oluşturma çerçevesinde gerçekleştiği" ifade edildi.

Açıklamada, bu ziyaretin "Krallık ile Suriye arasındaki ekonomik ortaklıkta ileri bir aşamayı temsil ettiği, geçen yıl düzenlenen bir dizi toplantı ve forumun devamı niteliğinde olduğu ve bu toplantılar ve forumlar sonucunda karşılıklı yatırımı teşvik etmek ve bir dizi hayati sektörde ortak çalışma mekanizmalarını etkinleştirmek amacıyla bir dizi anlaşmanın imzalandığı" belirtildi. Açıklamada ayrıca, "Bu sürekli çabalar, iki ülke arasındaki stratejik uyumu teyit ederek hem Suudi hem de Suriye özel sektörleri için ekonomik kalkınmayı destekleme ve yatırım fırsatlarını genişletme konusunda büyük bir hedef çerçevesinde ortak ekonomik entegrasyonu derinleştirme amacını ortaya koymaktadır." ifadelerine yer verildi.


Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
TT

Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)

Altın ve gümüşte üst üste kırılan rekorların ardından gelen düşüş mercek altına alındı. 

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanlığı'na Kevin Warsh'u aday göstermesinin ardından değerli metallerde sert düşüş yaşandığına dikkat çekiliyor. 

Analize göre yatırımcılar, Warsh'un enflasyona karşı "şahin bir politika" izleyeceğini ve Fed'in başına atanmasının doların güçlenmesini sağlayacağını düşünüyor. Financial Times'ın analizinde de benzer bir noktaya işaret ediliyor. 

Fed'in bağımsızlığıyla ilgili endişeler, mayıstan bu yana doların değerinin düşmesinde önemli rol oynadı. 

Trump ise doların seyrinde olumsuz bir durum olmadığını savunarak "Bence harika gidiyor" demişti. 

Analizde, Warsh'un adaylığının duyurulmasıyla altın ve gümüşte hızlı satışlar başladığı vurgulanıyor. Diğer yandan değerli metallerdeki düşüşün, "piyasa temellerinin öngördüğünün çok ötesine çıkan çılgın alımların sonucu olduğuna" da dikkat çekiliyor. 

Trump'ın cuma günkü açıklamasında "çok zeki, çok iyi ve güçlü" diye nitelediği Warsh'un adaylığını duyurmasıyla dolarda da toparlanma görüldü. 

Değerli metallerin değişken seyrinde spekülasyonların da önemli rol oynadığına işaret ediliyor. 

En uç spekülasyonların, "vatandaşların külçe gümüş almak için sıraya girdiği" Çin'den geldiği belirtiliyor. Çin sınır polisinin, Hong Kong'dan ülkeye yaklaşık 227 kilogram gümüş kaçırmaya çalışan iki kişiyi geçen hafta yakalaması da gündem olmuştu. 

Çin yönetimi, yatırım çılgınlığının risklerini azaltmak için UBS gümüş vadeli işlem fonu da dahil 5 emtia fonunun ticaretini cuma günü askıya almıştı. 

Öte yandan sert satışlara rağmen WSJ analistleri, özellikle altın ve bakırda yükselişin sürebileceği tahminini paylaşıyor. 

Fed-Beyaz Saray çekişmesi

Fed Başkanı Jerome Powell'la Trump arasındaki çekişme, ABD Merkez Bankası'nın bağımsızlığıyla ilgili endişeleri artırıyor. 

Tartışma Fed ofis binalarının yenilenmesini kapsayan çok yıllı projeyle ilgili. Beyaz Saray'ın proje için öngördüğü bütçe 1,9 milyar dolardı. Ancak işçilik ve malzeme fiyatlarındaki artış, tasarım değişiklikleri ve asbestle kurşun kirliliği gibi öngörülemeyen sorunlar nedeniyle maliyet 2,5 milyar dolara çıkmıştı.

ABD Başkanı, Powell'ın dolandırıcılık yaptığını ima ederek süreci kötü yönettiğini öne sürmüştü. Fed başkanı ise hakkındaki iddiaları reddederek, binaların renovasyon masraflarının uzun vadede kendini amorti edeceğini belirtmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Financial Times