Şam: Fırat'ın doğusundaki bir ABD üssü bombalandı

SDG, para karşılığı DEAŞ üyelerini serbest bıraktığı iddialarını yalanladı.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentinde, DEAŞ üyesi olmakla suçlanan mahkumlar. (Şarku’l Avsat)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentinde, DEAŞ üyesi olmakla suçlanan mahkumlar. (Şarku’l Avsat)
TT

Şam: Fırat'ın doğusundaki bir ABD üssü bombalandı

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentinde, DEAŞ üyesi olmakla suçlanan mahkumlar. (Şarku’l Avsat)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentinde, DEAŞ üyesi olmakla suçlanan mahkumlar. (Şarku’l Avsat)

Suriye’de bir ABD üssü, Wshington yönetimi tarafından yapılan mali yardımlara karşı yürütülen eylemlerle ilişkili bombalandı.
Suriye resmi haber ajansı SANA, Haseke ilinin kuzey kırsalındaki Harab el-Ceyr Havaalanı'ndaki ABD güçlerinin kullandığı üsse dün beş adet füzeyle saldırı düzenlendiğini bildirdi. SANA, yerel kaynaklardan aktardığı bilgilere dayandırdığı haberinde şu ifadeleri kullandı:
“İşgalci Amerikan güçlerinin üs olarak kullandığı Harab el-Ceyr Askeri Havaalanı beş adet füzeyle hedef alındı. Olayda ölü veya yaralı olup olmadığı bilinmiyor. Amerikan işgal güçlerine ait helikopterler ve savaş uçakları bölgede yoğun uçuşlar gerçekleştirdiler.”
SANA’nın haberine göre Deyrizor’un doğu kırsalındaki el-Ömer Petrol Sahası ve Koniko Gaz Sahası’ndaki ABD üsleri ve Haseke kırsalındaki Harab el-Ceyr Havaalanı, son iki ay içinde birkaç kez füze saldırısına uğradı. Söz konusu saldırılar elektrik kesintilerine neden oldu.
SANA, ABD güçlerinin ‘Haseke kırsalındaki Harab el-Ceyr Havaalanı’ndaki üssünden yola çıkan 110 araçlık bir askeri konvoyun yasa dışı el-Velid Sınır Kapısı üzerinden Irak'a çektiğini’ bildirdi. Yarubiye kırsalındaki yerel kaynaklara göre 70 askeri araçtan oluşan konvoy, ABD helikopterlerinin korumasında sabah saat 03.00 sularında el-Velid Sınır Kapısı’ndan Irak’a doğru yola çıktı. Kaynaklar ayrıca 40 araçlık bir diğer askeri konvoyun daha ABD hava kuvvetlerinin yoğun uçuş devriyeleri ve ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milislerinin Harab el-Ceyr Havaalanı’na giden tüm yolları kapatması eşliğinde Irak topraklarına doğru hareket ettiğini belirttiler.
ABD'nin dağıttığı tohumlar ekime elverişsiz çıktı
SANA, Suriye Tarım Bakanlığı’nın laboratuar analizlerinin, ABD güçlerinin ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) aracılığıyla Kamışlı kırsalında dağıttıkları buğday tohumlarının elverişsiz olduğunu kanıtladıklarını bildirdi. Haseke'deki Tarım ve Tarım Reformu Genel Müdürü Mühendis Said Ceci, müdürlüğün ABD güçleri tarafından sağlanan buğday tohumlarından bir numuneyi Tarım Bakanlığı'na bağlı laboratuarlara gönderdiğini ve muhteviyatlarında yüzde 40'a ulaşan yüksek orandaki nematod (ipliksi solucan) bulunduğunu aktardı. Bu nedenle tohumların ekime uygun olmadığının tespit edildiğini ve bu tohumların özellikle etkileri zamanla kötüleşen büyük zararlara neden olmasından dolayı tarımı tehdit ettiğini söyledi.
Ceci, Kamışlı kırsalındaki ve bölgedeki köylüleri ve çiftçileri söz konusu tohumlarla ekim yapmamaları konusunda uyardı. Bu tohumların zararlarının yıllarca süreceği ve tarım arazilerini kullanışız hale getireceği için imha edilmesi ve ekilmemesi çağrısında bulundu. Haseke Çiftçileri Birliği de daha önce halkı ve çiftçileri menşei bilinmeyen tohumlara karşı uyarmıştı. Birlik, tarıma uygun olmadığı ve araziyi ekime elverişsiz hale getirecek tarımsal zararlılara neden olacağı için çiftçilere ve köylüler bu tohumları kullanamamaları çağrısında bulundu.

SDG’ye suçlama
Fırat'ın doğusunda konuşlu olan SDG, DEAŞ üyelerinin para karşılığı serbest bırakıldığı iddialarını yalanladı. Söz konusu iddialarda SDG’nin kontrolündeki cezaevlerinde bulunan DEAŞ üyelerinin bazılarının imzaladıkları ‘uzlaşma belgesi’ ve para karşılığı serbest bırakıldıkları belirtilmişti. SDG Sözcüsü Ferhad Şami konuya dair şu açıklamada bulundu:
“İngiliz The Guardian gazetesinde yer alan sahte bir haberde, SDG’nin DEAŞ’lı tutukluları 8 bin dolar karşılığında serbest bıraktığına dair bir belge yayınlandı. Haberi hazırlayan gazeteciye daha önce belgenin sahte olduğunu söylemiştik ama kendisi sahtekarlık ve yalan tanıklık tuzağına düşerek söz konusu sahte belgeyle ilgili haberin yayınlanmasında ısrar etti.”
The Guardian gazetesi geçtiğimiz pazartesi günü DEAŞ’a üye oldukları iddiasıyla gözaltına alınan iki Suriyelinin ifadelerine ilişkin bir haber yayınladı. Haberde SDG’nin kişi başına 8 bin dolar karşılığında teröristleri serbest bıraktığı bildirildi. Habere göre süreç, uzlaşma, aşırılık yanlısı örgütlere katılmama ve SDG’nin kontrolündeki bölgelere geri dönmeme sözü veren resmi bir belgenin imzalanması doğrultusunda gerçekleşti.
Özerk Yönetim Cezaevleri İdaresi'nden alınan veriler, hapishanelerde DEAŞ üyesi yaklaşık 12 bin tutuklu olduğunu gösteriyor. Bunların arasında Mart 2018 tarihinden bu yana 54 Batı ülkesi uyruklu 800 militanın yanı sıra başta Türkiye, Rusya, Kuzey Afrika, Asya ülkeleri ve Ortadoğu ülkelerinden bin ve çoğunluğu Tunus ve Fas'tan olmak üzere Arap ülkelerinden bin 200 yabancı savaşçı bulunuyor.  Irak uyruklu yaklaşık 4 bin tutuklunun yanı sıra aynı sayıda Suriye uyruklu tutuklu var. Söz konusu kimseler sorgulanmadı ve yargı önüne çıkarılmadı. Ülkelerin çoğu vatandaşlarını geri almayı reddediyor.

DEAŞ’a karşı operasyonlar sürüyor
Diğer yandan Haseke’nin doğusundaki El Hol Mülteci Kampı’nda İç Güvenlik Güçleri, kampta işlenen cinayetlere ve düzenlenen suikastlara karışan DEAŞ ile bağlantılı hücrelere mensup 14 şüpheliyi gözaltına aldılar. Kamp yönetiminden bir güvenlik yetkilisi, İç Güvenlik Güçleri’nin kampın üçüncü, dördüncü ve beşinci bölümlerini kapsayan geniş kapsamlı bir operasyon düzenlediklerini ve aralarında Iraklı bir kadının da bulunduğu 14 kişiyi gözaltına aldıklarını açıkladı. Gözaltına alınanların, sonuncusu geçtiğimiz hafta kabul merkezinin ve güvenlik güçlerinin konuşlu oldukları noktaların hedef alındığı cinayet ve suikast vakalarına karıştıklarından şüpheleniliyor.
Kimliği belirsiz bir grup, 12 Kasım’da kabul merkezine sızarak bazı mültecilerin üzerine doğrudan ateş açtı. Saldırıda Irak Mülteciler Konseyi Başkanı ve Irak’ın Enbar ilinden iki Iraklı genç öldürüldü. Ayrıca saldırıda çok sayıda kadın da ağır yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Musul kentinden bir Iraklı mülteci de kampın beşinci bölümünde öldürüldü.
Kamptaki güvenlik operasyonu ile ilgili açıklamalarda bulunan bir kaynak, operasyonun, DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Polis Acil Müdahale Gücü ve Terörle Mücadele Gücü arasındaki koordinasyon ve desteğin yanı sıra İç Güvenlik Güçleri’nin katılımıyla, çoğunluğunu Iraklı mültecilerin oluşturduğu çok sayıda mülteciye ev sahipliği yapan kampın üç bölümünde gerçekleştirildiğini söyledi.
DMUK güçleri ve ABD ordu komutanlarından oluşan bir heyet, bölgedeki gelişmelerin ardından Deyrizor'un doğu kırsalındaki el-Bağuz beldesindeki Sivil Meclis üyeleriyle bir toplantı yaptı. Heyet, toplantıya katılanlara Suriye rejim güçlerinin ve müttefiklerinin, Deyrizor'daki Özerk Yönetim bölgelerine girdiğine dair söylentilerin asılsız olduğunu belirtti.  Sivil Meclis’ten bir kaynağın heyet ile yapılan toplantıdan aktardığı bilgilere göre heyet, bölgenin güvenlik ve istikrarının DMUK güçleri için bir öncelik olduğunu ve rejim güçlerinin Özerk Yönetim bölgelerine girdiğine dair söylentilerin gerçeği yansıtmadığını bildirdiler. Heyetin aynı zamanda bölgeye sağlık, eğitim ve temel hizmetler gibi alanlarda kapsamlı hizmet desteği sözü verdiğini belirten kaynak, “Heyet, hizmet sektörünü destekleme ve El-Bağuz’da mümkün olan en kısa sürede hizmet mekanizmalarını yürürlüğe koyma sözü ve beldenin sağlık merkezine bir ambulans temin etme verdi” dedi. 
Toplantıya katılanlar, çatışmalardan zarar görenlere tazminat ödenmesi, altyapının yeniden inşası ve özellikle Özerk Yönetim bölgelerinden olan ailelerin el-Hol Mülteci Kampı’ndan çıkarılması konularını gündeme getirdiler. Sivil Meclis Başkanı heyete “Canımıza mal olsa bile hükümet güçlerinin ve onunla birlikte hareket eden paralı milislerin bu bölgelere girmesine izin vermeyeceğiz. Suriye'nin kuzeydoğusunun istikrarını etkileyen tehditlere son verilmeli” açıklamasında bulundu.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.