5 soruda Etiyopya krizi: Geçen yıl başlayan iç savaşla ilgili bilinenler

Yüz binlerce kişinin hayatını kaybettiği çatışmaların yaşandığı Doğu Afrika ülkesinde ciddi bir kriz yaşanıyor (Finbarr O'Reilly/New York Times)
Yüz binlerce kişinin hayatını kaybettiği çatışmaların yaşandığı Doğu Afrika ülkesinde ciddi bir kriz yaşanıyor (Finbarr O'Reilly/New York Times)
TT

5 soruda Etiyopya krizi: Geçen yıl başlayan iç savaşla ilgili bilinenler

Yüz binlerce kişinin hayatını kaybettiği çatışmaların yaşandığı Doğu Afrika ülkesinde ciddi bir kriz yaşanıyor (Finbarr O'Reilly/New York Times)
Yüz binlerce kişinin hayatını kaybettiği çatışmaların yaşandığı Doğu Afrika ülkesinde ciddi bir kriz yaşanıyor (Finbarr O'Reilly/New York Times)

Etiyopya'da hükümet yanlılarıyla isyancı Tigray Bölgesi yönetimi Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne (TPLF) bağlı birlikler arasındaki çatışmalar 1 yılı aşkın süredir devam ediyor.
Ülkenin ordusu Ulusal Savunma Kuvvetleri (ENDP) ve Başbakan Abey Ahmed hükümetini destekleyen yerel milislerle TPLF güçleri ve isyancı gruplar, bugüne dek birçok noktada karşı karşıya geldi.
Etiyopya'daki çatışmalar nedeniyle milyonlarca kişi yerinden olurken, ülkede ciddi bir insani kriz de baş gösterdi. Her iki taraf da farklı sayılar açıklasa da, bugüne dek toplamda 100 binlerce asker ve sivilin yaşamını kaybettiği düşünülüyor.
Independent Türkçe, 5 soruda ülkedeki çatışmaların tarihçesini, nedenlerini ve son durumu ele aldı.

1- Etiyopya'daki çatışmalarda son durum nedir?
Ülkede taraflar arasındaki gerginlik her geçen gün daha da artıyor. TPFL'nin ülkenin başkenti Addis Ababa'ya yaklaştığını öne sürmesi nedeniyle 2 Kasım'da Abiy Ahmed hükümeti olağanüstü hal (OHAL) ilan etmişti.
Bu hafta TPLF'den yapılan açıklamadaysa birliklerin Addis Ababa'ya yaklaşık 195 kilometre mesafedeki Debre Sina'ya ulaştığı iddia edilmişti.

Askeri kamuflajla cepheye giden Abiy Ahmed, çatışmalara ilişkin açıklamada "durumun hayli başarılı şekilde kontrol edildiğini" söyledi (FARA/Guardian)
Bunun üzerinde 2019'da Nobel Barış Ödülü'ne layık görülen Abiy Ahmed, "şehitliğe ihtiyaç olduğunu" söyleyerek ülkesine cephede liderlik edeceğini açıklamıştı. Dün devlet kanalı FARA'nın yayımladığı görüntülerde Abiy Ahmed askeri üniformayla cephede askerlerin yanında görülmüştü.
Ayrıca mayısta meclisten geçen bir kararla Etiyopya hükümeti TPLF'yi "terör örgütü" olarak tanımıştı.

2- Çatışmaların temel sebebi nedir?
Birçok farklı etnik kökenin bulunduğu ülkede, etnik ayrılıkçılık hala süren savaşın temel nedenlerinden biri. Başbakan Abiy Ahmed'in de aralarında bulunduğu Oromolular nüfusun yüzde 34,7'sine tekabül ederken, genellikle TPFL'nin temsil ettiği Tigraylılarsa toplumun yüzde 6,1'ini oluşturuyor.
Abiy Ahmed'in göreve geldikten sonra 2019'da iktidardaki Etiyopya Halkları Devrimci Demokratik Cephesi (EPRDF) koalisyonunu ortadan kaldırarak daha büyük bir koalisyonla kendi partisini kurması, TPFL'nin de bu partiye katılmaması iki taraf arasındaki gerginliği artırdı.
Ayrıca TPFL lideri Debretsion Gebremichael'in Abiy Ahmed hükümetini tanımaması, Başbakan'ın da Tigray'da ülkedeki genel seçimlerden ayrı olarak düzenlenen bölgesel seçimlerin sonuçlarını kabul etmemesi de süren çatışmalara zemin hazırladı. 
Bunlara ek olarak TPFL, Etiyopya ordusu ENDF'ye ait üslere 4 Kasım 2020'de saldırı düzenlemişti. Bunun üzerine Abiy Ahmed hükümeti de karşı taarruza geçmiş ve bölgede çatışmalar başlamıştı.
4 Kasım'daki saldırılar, bugün ülkede hala süren gerginliğin fitilini ateşleyen önemli bir olay niteliğinde.
Ancak 28 Haziran'da Etiyopya hükümeti Tigray Bölgesi'nden çekilerek tek taraflı ateşkes ilan edildiğini duyurmuştu.

TPFL lideri Debretsion Gebremichael'in Abiy Ahmed hükümetini tanımaması, ülkedeki gerginliği artırmıştı (Reuters)
Açıklamada bunun bölgedeki çiftçilerin haziran, temmuz ve ağustostaki hasat mevsimini değerlendirmelerini sağlamak için alındığı bildirilmişti.
Öte yandan TPFL'nin ilerleyişini sürdürmesi üzerine yeniden çatışmalar başlamıştı.

3- Etiyopya'daki krizin arka planı ve bağlamı nedir?
Bir dönem ülke siyasetinde etkin güç olan TPLF, dönemin Başbakanı Hailemariam Desalegn'in 2018'de artan protestolar ve iç karışıklık nedeniyle istifa etmesi ve yerine şimdiki Başbakan Abiy Ahmed'in geçmesiyle ciddi güç kaybetmişti.
Abiy Ahmed, 1988'den kurulan ve TPLF, Amhara Demokratik Parti (ADP), Oromo Demokratik Parti (ODP) ve Güney Etiyopya Halkları Demokratik Hareketi'nden (SEPDM) oluşan 4'lü koalisyon EPRDF'yi 2019'da lağvetmişti.
Güney, Amhara, Oromiya ve Tigray eyaletlerini temsil eden bu koalisyondan sonra Abiy Ahmed, aynı yıl Refah Partisi'ni (PP) kurmuştu. Başbakan, bu partide EPRDF'deki partileri ve birkaç muhalefet partisini daha bir araya getirmişti.

 Abiy Ahmed hükümetine karşı isyancı TPFL güçlerine binlerce kişi katılmıştı (Finbarr O'Reilly/New York Times)
Öte yandan 27 yıl boyunca EPRDF koalisyonunu yöneten TPLF'yse Abiy Ahmed'in partisine katılmayı reddetmiş, bu da iki taraf arasındaki gerginliğin tırmanmasına neden olmuştu.
Bu sırada Etiyopya'da 29 Ağustos 2020'de düzenlenmesi öngörülen genel seçimler, dünyayı etkisi altına alan pandemi nedeniyle 2021'e ertelenmişti. Daha sonra Etiyopya Ulusal Seçim Kurulu, bölge ve belediye seçimlerinin de dahil olduğu genel seçimlerin 21 Haziran 2021 ve 30 Eylül 2021'de düzenleneceğini açıklamıştı.
Ancak TPLF, 9 Eylül 2020'de Tigray Bölgesi'nde ayrı bir seçim düzenlemiş ve burada oyların yüzde 98,2'sini alarak lider olmuştu. Abiy Ahmed hükümetiyse bu seçimlerin meşru olmadığını söyleyerek sonuçların geçersiz kabul edileceğini bildirmişti. TPFL lideri Debretsion Gebremichael de aynı şekilde Abiy Ahmed'in başbakanlığının meşru olmadığını savunmuştu.
Federal hükümetle Tigray Bölgesi arasındaki gerginliği tırmandıran bu gelişmelerden sonra 2 Kasım 2020'de yaptığı bir açıklamada Debretsion, bölgede ayrı seçim düzenledikleri için hükümete bağlı ENDF'nin kendilerine saldıracağını iddia etmişti.
TPFL'ye bağlı güçler, bundan iki gün sonra 4 Kasım'da Tigray Bölgesi'nin başkenti Mekelle olmak üzere farklı noktalardaki ENDF üslerine saldırı düzenlemişti.

TPFL'nin Mekelle'ye düzenlediği saldırıda binlerce ENDF askeri isyancılar tarafından yakalanmıştı (Finbarr O'Reilly/New York Times)
Debretsion saldırının "önleyici" olduğunu savunurken, Abiy Ahmed hükümetiyse TPFL'nin ENDF'ye ait üsleri yağmalamaya çalıştığını iddia ederek Tigray Bölgesi yönetimine karşı askeri saldırı emri vermişti. Hükümet ayrıca bölgede 6 aylık OHAL ilan etmiş, bunun üzerine Tigray'da elektrik, telefon ve internet hizmetleri bir süreliğine kesintiye uğramıştı.
4 Kasım saldırıları Tigray Bölgesi'yle hükümet arasındaki gerginlikte yeni bir dönüm noktası olmuştu.

4- ABD'nin Etiyopya krizindeki rolü nedir?
ABD Başkanı Joe Biden, mayısta yayımladığı bir açıklamada bölgedeki taraflara ateşkes çağrısında bulunmuştu.
Biden ayrıca 2 Kasım'da Etiyopya hükümetinin insanlık suçu işlediğini öne sürmüş ve ülkeyi Afrika Kalkınma ve Fırsat Kanunu dahilinde uygulanan gümrük muafiyeti kapsamından çıkarmayı planladıklarını söylemişti.
Fakat bazı kesimler ABD'yi TPFL'ye destek vermek ve Abiy Ahmed hükümetini zayıflatmaya çalışmakla suçluyor.

7 Kasım'da Addis Ababa'da düzenlenen bir gösteride binlerce Abiy Ahmed yanlısı protestocu sokaklara dökülmüştü​​​​ (AP)
ABD ayrıca Etiyopya hükümetine destek için birlik gönderen Eritre'nin Savunma Bakanlığı ve Ulusal Güvenlik Direktörü Abraha Kassa Nemariam'la birlikte bazı kuruluş ve kişileri yaptırım listesine eklemişti.  
Öte yandan Eritre Dışişleri Bakanı Osman Sahel, BM'ye yazdığı bir mektupta Biden hükümetinin "TPFL rejiminin kalıntılarını canlandırmaya çalıştığını" söyleyerek çatışmaları körüklediğini iddia etmişti.

Biden bölgede ateşkes ilan edilmesine yönelik açıklamalar yaparken, Etiyopya hükümeti ABD'nin bölgedeki çatışmaları körüklediğini savunuyor (AP)
Benzer şekilde Etiyopya hükümeti de ABD'yi bölgedeki istikrarsızlığı artırmakla ve "demokratik olarak seçilmiş hükümetle terörist grup ilan edilen TPLF'yi aynı kefeye koymakla" suçlamıştı.

5- Çatışmalar şu ana dek nelere yol açtı?
TPFL ve hükümet güçleri arasında süren çatışmalar bölgede uzun vadede ciddi bir insani krize neden oldu.
7 Eylül'de TPFL tarafından yapılan bir açıklamada Tigray Bölgesi'ndeki gıda stoklarının neredeyse tükendiği ve 150 kişinin açlıktan öldüğü iddia edilmişti. BM ise Etiyopya hükümetinin bölgeye ambargo uyguladığını ve insani yardımların girmesini engellediğini öne sürmüştü.

Tigray Bölgesi'nde 800 gram doğan bir bebek, yetersiz beslenme nedeniyle annesiyle birlikte hayatını kaybetmişti (AP)
Taraflara ateşkes çağrısı yapan Birleşmiş Milletler'e (BM) bağlı Dünya Gıda Programı'nın (WFP) yeni paylaştığı verilere göre ülkedeki çatışmalardan ötürü 9,4 milyon kişi gıda yardımına ihtiyaç duyuyor.
Açıklamada özellikle Tigray ve Amhara'da sağlık kontrolünden geçen hamile ve emziren kadınların yüzde 50'sinin yetersiz beslendiğinin anlaşıldığı da kaydedildi.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi ve Etiyopya İnsan Hakları Komisyonu'nun 3 Kasım'da yayımladığı bir rapordaysa iki tarafın da savaş suçu işlediği öne sürülmüştü.

UNICEF görevlileri, Tigray Bölgesi'ndeki anne ve çocukların rutin olarak sağlık kontrollerini yapıyor (AP)
Çatışmalarda yargısız infaz, etnik kökenden ötürü tutuklama, işkence, toplu tecavüz ve saldırı gibi olaylara dair deliller bulunduğu iddia edilmiş, bunların savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamına girebileceği belirtilmişti.
BM Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, 8 Kasım'da yaptığı açıklamada çatışmaların feci boyutlara ulaştığına dikkat çekerek, "Hiç kimse, 110 milyondan fazla insanın, 90'dan fazla farklı etnik grubun olduğu ve 80 farklı dilin konuşulduğu bir ülkede devam eden çatışmaların ne getireceğini tahmin edemez ama kesin olan Etiyopya'nın büyüyen bir iç savaşa ve insani felakete sürüklendiği gerçeği" ifadelerini kullanmıştı.
Ülkede 2,5 milyon kişi yerinden olurken, 400 bin kişinin de kıtlık benzeri koşullarda yaşadığı bildirildi.
Independent Türkçe, New York Times, AP, VOA, Reuters, Guardian, BBC, Wikipedia, AA, The East African, The Conversation



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.