Libya’da Cumhurbaşkanlığı seçimi adaylarının akıbetini yargıya yapılan itirazlar belirleyecek

Dibeybe adaylığının reddedilmesi kararını temyize götürdü. Oğul Kaddafi Sebha Mahkemesi’nde oturum yapılmasının engellenmesinden şikayetçi oldu.

Libya’da Cumhurbaşkanlığı seçimi adaylarının akıbetini yargıya yapılan itirazlar belirleyecek
TT

Libya’da Cumhurbaşkanlığı seçimi adaylarının akıbetini yargıya yapılan itirazlar belirleyecek

Libya’da Cumhurbaşkanlığı seçimi adaylarının akıbetini yargıya yapılan itirazlar belirleyecek

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, Trablus Temyiz Mahkemesi’nin cumhurbaşkanlığı seçimi adaylığına yönelik itirazları kabul etme kararını dün (pazartesi) temyize götürdü. Bu gelişme, cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olanlarla ilgili yargıya yapılan itirazların önümüzdeki günlerde adaylıkların akıbeti noktasında belirleyici olacağını gösteriyor. Yüksek Seçim Komisyonu (YSK) dün akşam yaptığı açıklamada cumhurbaşkanlığı adaylığı reddedilen kişilerin itiraz başvuru süresinin sona erdiğini duyurdu. YSK, söz konusu kişilerin, itiraz başvurularıyla ilgili verilecek kararı, ilanını takip eden 72 saat içinde temyize götürebileceklerini belirtti.
Temyiz Mahkemesi İtiraz Komisyonu Dibeybe’nin cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili sunulan itirazları biçim açısından kabul etti ve adaylığının kabul edilmesini reddetti. Dibeybe’nin seçim kampanyası sorumlusu Muhammed İsmail, “Dibeybe’yi uzaklaştırma kararı temyiz edildi. Mahkemenin bugün (salı) yapılan itirazı incelemesi bekleniyor” dedi.
Dibeybe hakkında yapılan karşı itirazda “Dibeybe’nin görevi, siyasi rekabetin bir parçası olmak değil, seçim koşullarını sağlamak için hükümeti yönetmek ve seçimin yapılmasından sorumlu olmaktır. Tarafsızlığı sağlamak için seçime girmeyeceğini kendisi taahhüt etti” denildi. İtiraz başvurusunda ayrıca Anayasa’dan, yasalardan ve anlaşmalardan bağımsız olarak İslam hukukuna göre söz vermenin saygın bir kurum olduğuna işaret edilerek, Dibeybe’nin seçimde aday olmayacağına dair kendi eliyle imzaladığı sözü çiğnediği ifade edildi.
Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin Eski İçişleri Bakanı ve cumhurbaşkanlığı seçiminde Dibeybe’nin rakip adayı Fethi Başağa’ya yakın bir kaynağın Fransız haber ajansı AFP’ye yaptığı açıklamaya göre, “Mahkeme’nin kabul ettiği itiraz, Dibeybe’nin Libya vatandaşlığı ile birlikte yabancı bir ülkenin vatandaşlığına sahip olmasının yanı sıra seçim tarihinden 3 ay önce istifa ettiğini bildirmemesine ve bunun Seçim Kanunu’n adaylık şartlarına aykırı olmasına” dayanıyor.
Dibeybe 24 Aralık’ta yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimi için adaylık belgelerini Seçim Kanunu’nun 12. maddesini ihlal ederek sundu. Siyasi çevreler, seçimlere bir aydan daha az bir süre kalmışken seçim tarihinden 3 ay önce istifa etmemesi sebebiyle Dibeybe’nin adaylığını reddediyor. Söz konusu madde, cumhurbaşkanlığı seçimine aday olan herhangi bir asker veya sivilin ‘seçimden 3 ay önce görevinden istifa etmesini gerektiriyor. Aynı madde, cumhurbaşkanı adayının seçilememesi halinde ise eski işine dönebileceğini ifade ediyor.
Mareşal Halife Hafter’e yakınlığıyla bilinen Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih (ikisi de cumhurbaşkanı adayı) söz konusu maddede değişiklik yapmayı veya maddeyi iptal etmeyi reddetti. Siyasi aktörler, Salih’in bu tavrını ‘Dibeybe de dahil olmak üzere siyasi isimleri dışlama çabası’ olarak değerlendirdi.
Buna karşılık, Trablus Temyiz Mahkemesi ve Bingazi Temyiz Mahkemesi İtiraz Komisyonu, Hafter’in adaylığına yapılan itirazları yerinde bulmayarak, itiraz sahiplerini mahkeme masraflarını ödemekle yükümlü tuttu.
Öte yandan merhum Albay Muammer Kaddafi’nin ikinci oğlu Seyfülislam Kaddafi, Twitter hesabından paylaştığı mesajda, “Dün ve iki gün üst üste Sebha Asliye Mahkemesi askeri güç ile kuşatıldı, yargıçların ve memurların mahkemeye girişleri engellendi. Bu durum YSK’nın adaylığımı reddetme kararına avukatımın yaptığı itirazın değerlendirilmesinin gecikmesine sebep oluyor” diye yazdı.
Oğul Kaddafi’nin avukatı Halid ez-Zaydi, yerel medyaya yaptığı açıklamada, “İtirazla ilgili bir değerlendirme oturum yapılacağına dair işaret yok” ifadesini kullandı. YSK yetkilileri ise “yargıçların tehdit edildiğine dair bilgilerin aktarıldığı bir ortamda itirazla ilgili karar vermek için oturum yapılmayacağını” vurguladı.
Sebha Emniyet Müdürü Tuğgeneral Muhammed Beşer, “Sebha Mahkemesi dün Libya Ulusal Ordusu’na bağlı 115. Tugay ile Tarık Bin Ziyad Tugaylarına ait zırhlı ve silahlı araçlar tarafından yoğun bir şekilde kuşatıldı. Bu durum vatandaşların, yargıçların ve memurların mahkemeye girmelerini ve işlerini yapmalarını engelledi” dedi.
Sebha sakinleri, yargı yetkililerinin maruz kaldığı tehditleri ve yargının çalışmasına müdahale edilmesini protesto için mahkeme binasının önünde gösteri düzenledi.
Libya Barolar Birliği, Sebha Mahkemesine ve çalışanlarına yapılan saldırının ‘tehlikeli bir ihlal’ olduğunu, yargının saygınlığına ve bağımsızlığına zarar verdiğini ve Libyalıları yargıya başvurma anayasal hakkını kullanmaktan mahrum ettiğini belirtti. Libya Barolar Birliği, ilgili makamlara failler hakkında kovuşturma başlatma ve onları adalet önüne çıkarma çağrısında bulundu. Ancak Mahkeme’nin güvenliğinden sorumlu Adli Polis Birimi, dün yaptığı açıklamada Mahkeme ve çevresinde güvenliğin sağlandığını açıkladı. Birime bağlı polis memurları paylaştıkları videoda “Sebha Mahkemesi açık ve hiç kimsenin girişine kapalı değil” ifadelerini kullandı.
İdari Denetleme Kurumu önceki gün “seçim sürecine zarar verecek manipülasyon durumlarının olduğuna dair basın yayın organlarında dile getirilen iddialarla ilgili soruşturma komisyonu kurma” kararı verdi. Kurum vatandaşlara “manipülasyonla ilgili veya seçim sürecine aykırı her türlü durumu en yakın şubesine veya ofisine giderek bildirme” çağrısı yaptı. Adli Polis Birimi cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde itirazların kabul edilmesi dolayısıyla tüm adli kurumlarda güvenliği sağlamak için hazırlık durumunu üst seviyeye çıkardı.
YSK’nın son verilerine göre, ülke genelinde parlamento seçimlerinde aday olanların sayısı 2 bin 757 kişiye yükseldi. Seçmen kartlarının dağıtılmaya başlanmasından bu yana 2.3 milyondan fazla vatandaş seçmen kartını aldı. Bu sayının 1.3 milyonu erkek ve bir milyondan azı da kadın seçmenlerden oluşuyor. YSK basılan seçmen kartların yüzde 80’inin dağıtıldığını belirtti.
Öte yandan görgü tanıklarının aktardığına göre, başkent Trablus’un güneyindeki bazı bölgeler ve Trablus Havalimanı yolu dahil olmak üzere kentin bazı bölgeleri önceki akşam henüz bilinmeyen bir sebepten dolayı Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı milislerin hareketliliğine tanık oldu.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.