Askeri hamleler, Etiyopya’daki siyasi sorunu çözebilir

Uluslararası ve bölgesel arabuluculuk çabaları, Etiyopya’daki iç savaşın sona ermesi için müzakereler yürütülmesi çağrısında bulunuyor

Addis Ababa hükümetine karşıtı Tigray güçlerinden bir asker (AP)
Addis Ababa hükümetine karşıtı Tigray güçlerinden bir asker (AP)
TT

Askeri hamleler, Etiyopya’daki siyasi sorunu çözebilir

Addis Ababa hükümetine karşıtı Tigray güçlerinden bir asker (AP)
Addis Ababa hükümetine karşıtı Tigray güçlerinden bir asker (AP)

Mana Abdulfettah
Etiyopya’yı etnik bir savaşa sürükleyen Tigray olayı, askeri bir temelde başlamadı. Daha ziyade birden fazla etnik kökene sahip ülkelerde patlak veren siyasi bir meseleydi. Ama çatışma tarafları, tansiyonu ve karşıt askeri gerginliği tırmandırmayı seçti. Geriye ise diyalog aracı olarak silah seslerinden başka bir şey kalmadı.
ABD’nin Etiyopya’daki çatışmaya ‘askeri bir çözüm’ olmadığı uyarısından sonra, krizi çözmek için çeşitli siyasi seçenekler sunuldu. Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in hükümetteki görevlerini yardımcısı Demeke Mekonnen’e devrettikten sonra kuvvetleriyle birlikte savaş alanına gitmesiyle askeri seçenek de güçlendi.

Askeri boyut
Tigray çatışmasının başlangıcından bu yana, Etiyopya hükümeti orada devam eden savaşın askeri yönlerine dikkat çekmeye hevesliydi. Çatışmanın hızı, uluslararası ve bölgesel seslerin askeri tırmanışın sona erdirilmesi ve savaşın durdurulması için müzakerelerin gerekliliği çağrısında bulunmasının ardından da arttı. Etiyopya kuvvetleri, iki yönde hareket ediyor. İlk yön, Etiyopya Hava Kuvvetleri’nin Tigray’ın başkenti Mekelle şehrine insansız hava aracı saldırıları düzenlemeye devam etmesi.
Ancak ikinci yön ise, Abiy Ahmed’in Tigray güçleriyle savaşan Federal Ordu ile ön cephede üniformalı göründüğü ülkenin kuzeydoğusundaki Afar Bölgesi’nde yürütülüyor.
Hükümet, Abiy Ahmed’in cephede görünmesinden iki gün sonra yaptığı açıklamada, “Ulusal Savunma Kuvvetleri Başkomutanı Abiy Ahmed liderliğindeki Federal Ordu, Afar eyaletindeki Kasagita ilçesini, Burka ilçesini ve Chifra’yı çevreleyen dağları kurtarmayı başardı. Ordu, Amhara bölgesindeki Kambolcha şehrine doğru ilerliyor” ifadelerini kullandı. Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) güçleri, Kasım ayı başlarında Desi ve Hamisi’ye ek olarak buranın kontrolünü ele geçirmişti.
TPLF güçleri, başkent Addis Ababa’ya girmek ve bir geçiş hükümeti kurmak için ilerlemelerini sürdürme taahhüdünde bulunurken, Etiyopya hükümeti ise Abiy Ahmed ve güçlerine hizmet edecek çok sayıda zafere ihtiyaç duyuyor. Resmi daha da karmaşıklaştıran şey, ‘hükümet güçleri ile Tigray güçleri arasındaki tartışmalı Chifra bölgesinin, Etiyopya ile Cibuti limanını birbirine bağlayan Mili karayolu üzerinde bulunması’ ve ‘Tigray güçlerinin, savaşın kuralları tekrar değişmedikçe Afrika Boynuzu’ndaki stratejik yolun ve ana limanın kontrolünü ele geçirecekleri önemli noktalardan birini kaybetmesi’.
Bu yeni stratejik yönler için en önemli kriterler arasında, federal hükümetin Cibuti limanından gelen Etiyopya ithalatının yüzde 90’ını kaybederek daha da kötüleşecek olan ekonomik durumu kurtarmaya çalışması yer alıyor.

Yollar ve duraklar
ABD’nin Etiyopya krizine yönelik tutumu birkaç aşamadan geçti. İlk olarak, daha önce Nahda (Rönesans) Barajı krizini çözmek için askeri seçeneği destekleyen eski Başkan Donald Trump döneminin sona ermesiyle birlikte Kasım 2020’de Tigray çatışmasını patlak verdiği dönem. Bu, ABD’nin Etiyopya pahasına Mısır ve Sudan’ı desteklediği ve bunun Tigray çatışması ve Sudan- Etiyopya sınırı da dahil olmak üzere diğer Etiyopya krizlerine yansıdığı hipotezini güçlendirdi.
İkinci aşama ise Joe Biden’in gelişinden sonraki dönem. Öyle ki ABD, Afrika Boynuzu ve Etiyopya olaylarından uzak kalamadı ve aksine, kendisini onların içerisinde buldu. Ancak iki taraf arasında dengeli bir pozisyon almaya çalıştı, müzakere gerekliliğine değindi ve Tigray çatışmasına ilişkin uluslararası bir soruşturma çağrısında bulundu.
Ardından Afrika Kıtası Serbest Ticaret Anlaşması kapsamında Etiyopya ihracatına yönelik gümrük vergisini askıya alarak cezalandırıcı adımlar attı. Yaptırımlar arasında, insan hakları ihlallerine karışan güçlerin sorumlusu Eritre ordu komutanı Philippus Waldhuhans’ın mal varlıklarının dondurulması da yer aldı.

Tek seçenek
Washington, son tavrını korurken, Etiyopya’daki çatışmayı durdurmak için diplomasinin ‘ilk, son ve tek seçenek’ olduğunu vurguladı. Daha sonra Addis Ababa’daki ABD büyükelçiliği, vatandaşlarını terör saldırıları olasılığına karşı uyaran ve ülkeyi terk etmelerini isteyen bir bildiri yayınladı. Etiyopya Barış Bakanı, ABD’yi ‘ülkedeki durum hakkında yanlış ve yanıltıcı bilgi yaymaya devam etmekle’ suçladı.
Bu adım, ABD’nin Etiyopya hükümetine baskı yaptığı ve Tigray Kurtuluş Cephesi’ne destek verdiği şeklinde yorumlanırken, Biden yönetiminin Nahda Barajı konusunda net bir tavır almadığına dikkat çekildi. Bu, baraj konusunun Tigray çatışmasında olduğu gibi ABD dış politikası için bir öncelik olmadığı anlamına geliyor.
ABD’nin tavrını reddedici görüş, yüzlerce Etiyopyalının ABD ve İngiltere büyükelçilikleri önünde gösteri yaparak ‘müdahalelerini’ kınayan pankartlar taşımasıyla da somutlaştı. Eylemler başka bir yola saparken, Abiy Ahmed’e destek veren Rusya ve Çin’e teşekkürlerle Rus büyükelçiliğine ulaştı.
Öte yandan Abiy Ahmed’in politikasının muhalifleri, Tigray çatışması sırasında insani ihlaller de dahil olmak üzere tüm politikaları için bir onay belgesi yayınlayarak Başbakanın, Nahda Barajı için ulusal destekten yararlandığına inanıyor. Uluslararası hesap verebilirlikten kaçınmak için de ABD’nin Etiyopya’ya karşı emperyalist saldırganlığı fikrini teşvik ederek destekçilerini harekete geçirdi.

Müzakere edilmiş çözüm
Etiyopyalı elitlerin tartışması, bu tarafın siyasi çözüme askeri çözümü tercih eden taraf olduğu hipotezini kanıtlamak için savaşı kimin başlattığı etrafında dönüyor. Aynı şekilde elitler, ABD’nin TPLF yanlısı duruşunun gerekçesinin, bu milliyetin haklarını savunmak olmadığına inanıyor.
Savaşın başlangıcında Tigray Askeri Cephesi’nin kontrolünün sıkılaştırılmasına, 27 yıldır iktidarda olduğu süre boyuncaki askeri mirası katkıda bulundu. Cephe, adamlarını askeri olarak nitelendirirken, Eritre ve Somali Afar’daki Tigrayları da destekledi.
Abiy Ahmed, Eritre, Amhara bölgesi güçlerinin ve milislerinin yardımını kendine çekmek üzere harekete geçti. Ayrıca Tigray cephesi, yakın zamanda kendisine katılan diğer milletlerden de ilgi gördü.
Siyasi ve askeri liderler için geçerli olan şey, ulusal kökenleri tarafından yönetildikleri ve aynı zamanda etnik kutuplaşmaya tabi oldukları için bu seçkinler için de geçerli.
Hükümet güçleriyle olan Tigray çatışmasının bir başka yorumu ise, Etiyopya’nın dış güçlerin hesaplaşması için bir vekil savaş alanı olarak görülmesinin bir sonucu ve bu güçlerin, ‘bu ulusları bölen çok çeşitli etnik kökene ve dine sahip’ Etiyopya toplumundaki bölünmeyi destekleyen unsurlardan faydalanması gerçeğinden kaynaklanıyor. Bir etnik kökenin, ekonomik farklılıkların ve siyasi kontrolün yoğunlaşmasına ek olarak, birden fazla dine bölünmesi mümkün.
Ama bu fikir, ulusal uzlaşının gerekliliğine yönelik uluslararası çağrılarla çürütülmekte. Ayrıca bu fikir, federal parlamento tarafından TPLF’nin ve bir dizi silahlı hareketin terörist olarak tanımlamasını ‘müzakerelerin önünü açmak için’ kaldırarak müzakere edilmiş bir çözüme varmaya çağırıyor.

Parçalanmayı önleme
Etiyopya kuvvetleri askeri saldırılarını yoğunlaştırırken, Tigray güçleri ise Addis Ababa’ya yaklaştıkça daha kararlı hale geliyor. Bu gerçeklik, bir tarafın güç merkezini diğerinin aleyhine tercih ederek değiştirilebilir.
Etiyopya kuvvetlerinin Afar bölgesini ele geçirmesiyle birlikte TPLF’nin hesaplarını yeniden gözden geçirmesi ve müzakerelere kapı açması bekleniyor. Ama bir başka açıdan bu zafer, Abiy Ahmed’in inadını artıracak. Etiyopya devletinin dağılmasını veya cephenin kendi kaderini tayin etme seçeneğine başvurmasını önlemek için üzerindeki uluslararası baskıyı artırması muhtemel olan şey, diğer milletleri bunun arkasına sürükleyecek.
Bu kasvetli durum karşısında, özellikle kısa vadede, çatışan taraflar arasındaki güven eksikliği ile kalıcı bir barış senaryosunun çok uzaklarda olduğu görülüyor. Barış ihtimali tamamen uzak görülmezken, ancak en yakın senaryo, bu toprakların ortak şekilde yönetilmesi veya özerk bir bölge kurulması konusunda anlaşmaya dayalı kesintili bir barış olacağıdır. Bu senaryo, ateşkes sonrası güvenlik düzenlemelerine ulaşılıp Tigray’ın federal güçleri tanıması için baskı yapılması ve hükümetin TPLF’den ‘terörist’ etiketini geri çekmesine dayanıyor.
Uluslararası ve bölgesel arabuluculara meydan okuyan, Tigray ve Amhara arasındaki tarihsel düşmanlık gibi farklı milletler arasında da çekişmeler var. Amhara, Tigray Cephesi’ni iktidar olduğu dönemde topraklarını ele geçirmekle suçluyor.
Tigray Cephesi ise yalnızca Amhara tarafından ele geçirilen topraklarını geri aldığını söylüyor. Bu durum, her iki tarafın güçlerinin de teşvikiyle siviller arasında katliamlara ve vahşetlere yol açtı. Bunun yanı sıra bu durum, Sudan’ın doğusuna sığınan Tigray halkı ile demografik bir dengesizlik yaratmak için verimli bir zemin oluşturuyor. Tel Aviv, Falaşa Yahudilerinden 3 bin Etiyopyalıyı kabul etmeyi sonra birçoğu, İsrail de dahil çeşitli ülkelere göç etmişti. İsrail’deki aileleri, Tigray Savaşı’nın şiddetlenmesinden sonra yeniden birleşmeleri için çağrıda bulunuyor.

Barış fırsatı
Öte yandan Etiyopya’da barış yapma fırsatı, gerçekleşmesini engelleyen tehditlerle lekeleniyor. Bu da savaşın Etiyopya vatandaşları üzerindeki doğrudan etkisinin devam etmesine yansıyor. Barış gerçekleşene kadar savaş, binlerce vatandaşı öldürecek, geriye kalanlar ise kıtlıktan ölecek.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre Etiyopya devleti geri dönerse, federal otoritesi askeri ve ekonomik tehditler altında olacak. Ayrıca bunun etkisi sadece Etiyopya’nın iç bölgeleriyle sınırlı kalmayacak, aynı zamanda komşu ülkelere de yansıyacak.



Kazakistan, ağustos ayında Novorossiysk üzerinden petrol ihracatını artırdı

Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nda bir yeniden yükleme tesisi (Reuters)
Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nda bir yeniden yükleme tesisi (Reuters)
TT

Kazakistan, ağustos ayında Novorossiysk üzerinden petrol ihracatını artırdı

Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nda bir yeniden yükleme tesisi (Reuters)
Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nda bir yeniden yükleme tesisi (Reuters)

Kazakistan’ın devlete ait boru hattı işletmecisi KazTransOil bugün yaptığı açıklamada, ülkenin geçtiğimiz ağustosta Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı üzerinden gerçekleştirdiği petrol sevkiyatını yüzde 27,8 artırarak 460 bin metrik tona çıkardığını bildirdi.

Buna karşılık Orta Asya ülkesi, Baltık Denizi kıyısındaki Rusya’nın Ust-Luga Limanı üzerinden yaptığı ihracatı geçen ay yüzde 30 azaltarak 200 bin tona düşürdü.

Reuters’a konuşan sektör kaynakları, Rusya’nın Kazak petrolünün Ust-Luga’dan Novorossiysk’e yönlendirilmesini sağladığını belirtti. Bu adımın, Karadeniz’de artan güvenlik riskleri nedeniyle Baltık bölgesinden Rus petrolü ihracatı için ilave kapasite oluşturduğu kaydedildi.


Trump-Şi zirvesi öncesinde... Washington, yapay zekânın risklerine yönelik bir mekanizma öneriyor

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (Reuters)
TT

Trump-Şi zirvesi öncesinde... Washington, yapay zekânın risklerine yönelik bir mekanizma öneriyor

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (Reuters)

ABD, yapay zekâyla bağlantılı ve ulusal güvenlik tehdidi oluşturabilecek olayların bildirilmesine yönelik ABD ile Çin arasında ortak bir mekanizma kurulmasını önerdi. Söz konusu adım, bu alandaki en büyük iki güç arasında diyaloğun geliştirilmesini hedeflerken, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında bu hafta Washington’da yapılması beklenen zirve öncesinde geldi.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, New York’ta Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada, tarafların özellikle ulusal güvenlik konularına odaklanan yeni bir yapay zekâ diyaloğu oluşturulmasını ele aldığını söyledi. Bessent, bu kapsamda ortak tehdit oluşturan veya ortak hedeflerle bağlantılı olayların bildirilmesine yönelik bir sistem kurulmasının da gündemde olduğunu belirtti.

Bessent, yapay zekâ alanında dünyada birinci ve ikinci sırada yer alan ABD ile Çin arasındaki şeffaflığın artırılmasının, bu faaliyetin sınırları aşan niteliği nedeniyle önem taşıdığını ifade etti.

Trump ve Şi, geçtiğimiz mayıs ayında Pekin’de gerçekleştirdikleri zirvede yapay zekânın geliştirilmesi konusunda istişarelerde bulunulması ihtimalini ele almış, ancak söz konusu diyalog resmi bir çerçeveye dönüşmemişti.

Pekin’in ABD’nin önerisine ilişkin tutumu ise netlik kazanmadı. Şarku’l Avsat’ın Çin resmi haber ajansı Xinhua’dan aktardığı haberde, tarafların yapay zekâ konusunu görüştüğüne değinilirken, ekonomik ve ticari görüşmelerin ‘açık, kapsamlı ve yapıcı’ geçtiği belirtildi.

Gümrük vergileri ve stratejik olmayan mallar

Görüşmelerde ayrıca, ticaret ve yatırımlara ilişkin önceki mutabakatların uygulanması da ele alındı. Görüşmeler, Trump ile Şi arasında önümüzdeki perşembe ve cuma günü yapılması planlanan zirveye hazırlık kapsamında gerçekleştirildi.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, Washington ve Pekin’in mayıs ayında üzerinde anlaşmaya varılan ve Ticaret Konseyi olarak adlandırılan mekanizma kapsamında, gümrük vergisi indirimlerine konu olabilecek stratejik olmayan ürünleri belirlemeye yönelik bir sistemi hayata geçirmek için çalıştığını söyledi.

Greer, olası listenin bazı tüketim malları ile Çin’in düşük teknoloji ürünlerini içerebileceğini, bunun karşılığında ABD’nin enerji, tarım ürünleri ve tıbbi cihazlarının yer alabileceğini belirtti.

ABD’nin gelişmiş yapay zekâ çipleri ve yarı iletken üretim ekipmanlarına yönelik ihracat kontrollerinin ise yapay zekâ mekanizmasına ilişkin görüşmelerin gündeminde olmadığını vurguladı.

Danışmanlık şirketi The Asia Group’un dijital ekonomi biriminin ortağı ve başkanı George Chen, diyaloğun sürdürülmesinin önemli bir gelişme olduğunu söyledi. Ancak Chen, iki ülke arasındaki güven düzeyinin düşük olması ve Pekin’in Washington’ın Çin’in yapay zekâ sektörünün gelişimini sınırlandırmaya çalıştığına inanması nedeniyle yapay zekâ alanındaki iş birliğinin hâlâ sınırlı olduğuna işaret etti.

İlerleyen görüşmelerde yapay zekânın silahlarda kullanılması, güvenlik ilkeleri, kritik altyapıların korunması ve siber saldırıların önlenmesi gibi daha hassas konuların da ele alınması bekleniyor.

Görüşmeler, ABD ile Çin’in yeni bir zirveye hazırlanırken mevcut ticaret ateşkesinin 10 Kasım’daki sona erme tarihinin yaklaşmasıyla gerçekleşiyor. Çin’in ABD tarım ürünleri alımlarını yıllık yaklaşık 17 milyar dolar artırma ve Boeing’den 200’den fazla uçak satın alma taahhütleri de dahil olmak üzere diğer bazı konularda ise henüz anlaşma sağlanmış değil.


Şi Cinping-Trump zirvesi: Pekin büyük bir anlaşmaya bahis oynamıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Cennet Tapınağı turu sırasında birlikte yürüyorlar, 14 Mayıs 2026 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Cennet Tapınağı turu sırasında birlikte yürüyorlar, 14 Mayıs 2026 (Reuters)
TT

Şi Cinping-Trump zirvesi: Pekin büyük bir anlaşmaya bahis oynamıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Cennet Tapınağı turu sırasında birlikte yürüyorlar, 14 Mayıs 2026 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Cennet Tapınağı turu sırasında birlikte yürüyorlar, 14 Mayıs 2026 (Reuters)

Şerbil Berakat

Mayıs ayında Pekin'e yaptığı ziyaret sırasında Donald Trump, Zhongnanhai surları içinde kendisine eşlik eden Şi Cinping'e, bu özel yerde başka devlet başkanlarını ağırlayıp ağırlamadığını sormadan edemedi. Çin Devlet Başkanı'nın cevabı kısaydı: “Burada çok nadiren devlet başkanlarını ağırlıyoruz” dedi ve ardından Vladimir Putin'in de burada ağırlandığından bahsetti; oysa, Zhongnanhai Richard Nixon, George W. Bush ve Barack Obama'nın da uğrak yeri olmuştu.

Cevap sıradan görünebilir, ancak iki adam arasındaki ilişkinin doğasını özetliyor. Trump, Şi'yi “dost” olarak tanımlamakta ısrar ederken, Pekin ilişkiyi kişiselleştirmekten kaçınıyor. Bugün, Trump muhtemelen önümüzdeki çarşamba günü başkanlık uçağından inişinde Şi'yi karşılamaya ve Washington'da ona görkemli bir akşam yemeği vermeye hazırlanırken, törensel etkinliklerin ardında daha karmaşık bir zirve yatıyor gibi görünüyor. Şi, “dostu” ile değil, bir sonraki hamlesi tahmin edilmesi zor olan Amerikan başkanıyla görüşmeye geliyor.

O, büyük uzlaşmaların adamı değil

Amerikalı uzmanlar, kişisel ilişkilerin, zirvelerin ve diplomatik ziyaretlerin Çin-Amerikan ilişkilerindeki önemli aşamalarda önemli bir rol oynadığına inanıyor. 1972'de Henry Kissinger'ın Pekin ziyareti ve Çin Başbakanı Çu Enlay ile yakın ilişkisi, aynı yıl Richard Nixon'ın tarihi ziyareti ve Mao Zedong ile görüşmesi, buna bir örnek. Bundan yedi yıl sonra da Jimmy Carter, Beyaz Saray'ın kapılarını Deng Şiaoping'e açarak iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının önünü açtı. Ancak, Şi ve Trump'ın ilk ve mevcut dönemlerindeki sık görüşmeleri, iki lider arasındaki kişisel kimyaya güvenmenin aynı dönüşümü sağlamadığını gösterdi.  

Bu sadece daha kurumsal ve metodik bir yaklaşımı tercih etmesiyle bilinen Şi Cinping ile ilgili değil, aynı zamanda kendisini göstermeyi sevdiği gibi bir anlaşma yapıcı olmadığını kanıtlamış olan Trump ile de ilgili.

xvfbfbf
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Halkın Büyük Salonu'nda Başkan Donald Trump ile tokalaşıyor, 14 Mayıs 2026 (AP)

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nde 2021-2023 yılları arasında Çin'den sorumlu eski direktör Jonathan Tsien'in yakın zamanda The Atlantic'te yayınlanan son makalesinde belirttiği gibi, Trump ne 1949'da NATO'yu kuran Harry Truman, ne 1962'de Küba Füze Krizi'ni gizli diplomasiyle yöneten John F. Kennedy, ne Mihail Gorbaçov ile silah kontrol anlaşmalarını müzakere eden Ronald Reagan ve kesinlikle, ABD-Sovyet-Çin üçgenine kapıyı açarak Soğuk Savaşı yeniden şekillendiren Nixon gibi değil.

Uygulamada Trump'ın iki dönemlik diplomatik sicili mütevazı kaldı. Kim Jong-Un ile yaptığı ve kalıcı bir siyasi anlaşmayla sonuçlanmayan zirveden, Hindistan ve Pakistan arasındaki savaşı sona erdirmede rol oynadığı iddiası ki, Yeni Delhi bunu reddetti ve Vladimir Putin'i Ukrayna'daki savaşı en temel ve adil şartlarda bile sona erdirmeye ikna edememesine kadar, başarılarının çoğu da belirsiz veya eksik.

Pekin bu deneyimi net bir şekilde okuyor; Trump büyük uzlaşmaların adam değil, ancak bu onun hafife alınacak bir başkan olduğu anlamına gelmiyor. Öngörülemezliği onu müzakere masasında daha tehlikeli hale getiriyor. Öte yandan, Çin diplomasisi son yıllarda, bazen kendisi hiçbir çaba harcamadan, Trump’ın pragmatizminden ve dış politikasının değişkenliğinden yararlanmayı öğrendi.

Bu nedenle Pekin, ABD Başkanı'nın Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana üçüncü olan Trump-Şi zirvesini şansa bırakmıyor. Trump'ı kışkırtmanın, onu küçümsemenin veya yenilmiş gibi göstermenin olumsuz sonuçları olabilir.

Çin, Trump'ın politikalarının kendisini uluslararası sahnede varlığını genişletmeye, birçok ülkeye daha istikrarlı bir ortak veya Amerikan politikalarına karşı gerekli denge unsuru olarak sunmaya ittiğini düşünse de Çinli planlamacılar Washington zirvesinde hatalardan ve yanlış hesaplardan kaçınmak için çalışıyorlar. Bu nedenle, zirve hazırlıklarına titiz bir planlama, güç ve baskı kozları toplama ve aynı zamanda Washington'u cezbedebilecek fırsatlar ve çıkarlar sunma damga vuruyor.

Pekin, İran konusunda gelecekteki herhangi bir anlaşmada veya yeni bölgesel düzenlemelerde kolaylaştırıcı veya eş garantör rolü oynamaya giderek daha fazla hazırlanıyor; bu, Washington'un kabul etmek ve bundan yararlanmak zorunda kalabileceği bir gerçektir

Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng, zirvenin gündemini kesinleştirmek üzere Çin heyetinin başında Washington'a giderken, ticaret ve gümrük tarifeleri, İran savaşı ve yapay zekâ konularının masadaki en önemli konular arasında olması bekleniyor.

Ateşkes uzatılacak mı?

Trump ve Şi'nin bir yıl önce Busan'da vardığı ticaret ateşkesi sona yaklaşırken, ticaret ve gümrük tarifeleri konusu giderek daha fazla önem kazanıyor. Washington'un geçen yıl Pekin'in nadir toprak madenlerini koz olarak kullanmasının ardından gümrük tarifelerini yükseltme kararından geri adım atmasına rağmen, birçok sektörde gümrük tarifeleri yürürlükte kalmaya devam etti ve Penn Wharton Bütçe Modeli'ne göre Çin ithalatına uygulanan ortalama etkili ABD gümrük tarifesi temmuz ayında yüzde 22,8'e ulaştı.

Ancak iki ülke arasındaki ticaret, 2025 yılının aynı dönemine kıyasla yüzde 5,4 oranında artış gösterdi ve Çin ihracatı toplam ticaretin yüzde 75'ini oluşturarak Pekin'e önemli bir pazarlık gücü sağladı. Dolayısıyla gümrük tarifelerinin yükseltilmesi, Çin'i nadir toprak madenleri ve diğer ekonomik araçları kullanmaya itebilirken, tarifelerin düşürülmesi ticaret dengesizliğini Çin lehine genişletecektir.

Pekin, kasım ayındaki ara seçimlerden önce, Trump'ın bilhassa çiftçiler konusunda olumlu ekonomik sonuçlar sunma ihtiyacında olmasına bahis oynuyor. Bu nedenle Şi Cinping, ticaret ve yatırım önerileriyle birlikte, önemli Çinli iş adamlarından oluşan bir heyetle Washington'a gidiyor.

Öte yandan, Pekin bazı Amerikan endişelerini dikkate aldığını da gösterdi. Bu ay Asheville'de düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısının nihai bildirisinde Washington tarafından önerilen ve “piyasa mekanizması dışındaki uygulamaların ve politikaların” ele alınmasını öngören maddeye karşı çıkmasına rağmen, Çin bu taleplere kısmi bir yanıt olarak yorumlanabilecek önlemler aldı. Bunlar arasında, dış pazarlarda fiyat savaşlarını ve dampingi önlemek için otomotiv sektöründeki düzenlemelerin sıkılaştırılması, zayıf yerli şirketlerin birleşmelere veya pazardan çıkmaya yönlendirilmesi de yer alıyordu.

Bu girişime bir cevap gibi görünen açıklama ile Trump, Çinli şirketlerin Amerikan topraklarında fabrika kurmaları ve Amerikalıları istihdam etmeleri şartıyla Çin otomobillerinin ABD'ye girmesine izin vermeye açık olduğunu söyledi.

İran problemi

Zirveye hazırlıklarının bir parçası olarak Şi Cinping, Bişkek'teki Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi ve Yeni Delhi'deki BRICS zirvesinin yanı sıra Kahire'ye yaptığı ziyaret de dahil olmak üzere diplomatik bir tur gerçekleştirdi. Kahire'de Wang Yi tarafından “Ortadoğu için Çin çözümü” olarak tanımlanan bölgesel bir güvenlik girişimini sundu. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ancak en önemli hadise, Yeni Delhi ve Washington arasındaki ilişkilerin gergin olduğu bir dönemde Hindistan'da Narendra Modi ile yaptığı görüşmeydi. Giderek artan Çin-Hindistan yakınlaşması, Biden döneminde Çin'i dengelemek için Hindistan'ın rolünü genişletmeye dayanan ABD'nin Asya stratejisini daha da karmaşıklaştırıyor.

cvfb
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Hindistan'ın Yeni Delhi kentinde düzenlenen BRICS zirvesinin ikinci gününde bir araya geldi, 13 Eylül 2026 (Reuters)

Buna paralel olarak, İran savaşındaki Çin diplomasisi, Körfez'in her iki tarafındaki ortakları arasında dengeyi korumaya çalışmaktan, Tahran'a belirli talepler sunmaya doğru kaydı. Bu talepler arasında Hürmüz Boğazı'nın açılması ve seyrüsefer özgürlüğünün garanti altına alınması, Körfez ülkelerine yönelik saldırıların durdurulması ve savaşın, özellikle Yemen'e doğru genişletilmesinden kaçınılması yer alıyor. Bu talepler, Amerikan çerçevesinden bağımsız yeni bir güvenlik mimarisi üzerine bölgesel diyalog çağrısıyla birlikte geldi. Wang Yi, Pekin'de İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'ye bunu iletti.

Bu denklem, Pekin'e, ABD’nin İran'a karşı devreye soktuğu “Ekonomik Dışlama” planı karşısında manevra alanı sağlıyor; zira Tahran'a uygulanan yaptırımların Çin ile doğrudan bir ekonomik çatışmaya dönüşmesi olası görünmüyor. Washington ve Pekin'in, ABD'nin etkili Çin kurumlarını hedef almaktan kaçınması karşılığında, Pekin'in İran petrol alımlarını azaltması veya İran ile ticaretini, Tahran'a uygulanan ambargoya katılmadan Amerikan taleplerini kısmen karşılayacak şekilde yeniden yapılandırması şeklinde örtük bir uzlaşmayı görüşmeleri muhtemeldir.

Bu denklemin merkezinde petrol ve Hürmüz Boğazı öne çıkıyor. Savaş sırasında Çin, talep yoluyla ham petrol fiyatlarını etkileme gücünü gösterdi, bu da Şi Cinping'e, özellikle seyrüseferdeki aksamalar ve fiyat artışları devam ederse, Trump ile İran konusunda yapılacak görüşmelerde ilave bir koz sağlıyor.

Bu nedenle Pekin, İran konusunda gelecekteki herhangi bir anlaşmada veya yeni bölgesel düzenlemelerde kolaylaştırıcı veya eş garantör rolü oynamaya giderek daha fazla hazırlanıyor; bu, Washington'un kabul etmek ve bundan yararlanmak zorunda kalabileceği bir gerçek. Ancak, Çin'in manevra alanı, gücü, nüfuz alanının sınırları ve çatışmaya dahil olan ve ondan etkilenen taraflar arasında hassas bir dengeyi koruma ihtiyacı nedeniyle sınırlı. Bu durum, etkili bir Çin rolüne izin vermeyi, Washington'un kendi kararına bağlı kılıyor.

Trump-Şi zirvesi, son günlerde medyaya hâkim olan “düşük beklentiler” ifadesine indirgenemez. Zira Trump'ın yaklaşımı ve dış politika tarzı, geniş kapsamlı herhangi bir stratejik anlayış için çıtayı düşük tutuyor

Burada Trump yönetimi gerçek bir problemle yüzleşiyor: Pekin'i görmezden gelmek, statükonun devamından minimum maliyetle faydalanmasına izin vermek anlamına gelirken, rolünü kabul etmek ise Ortadoğu'daki, özellikle de kilit Körfez ülkelerindeki etkisinin ve varlığının bir kısmından vazgeçmek anlamına geliyor.

sdv
Uçak gemisi USS Abraham Lincoln’ün, destek gemisi USNS Arctic ile denizde ikmal operasyonu sırasında, helikopterlerin iki gemi arasında malzeme transferi yapması, 8 Mayıs 2019 (ABD Donanması Basın Ofisi/AFP)

Bu nedenle, Trump yönetimi, Çin'in rolü konusunda sınırlı seçeneklere sahip gibi görünüyor; Pekin'e karşı ne baskıyı artırarak olumsuz ne de geniş bir manevra alanı tanıyarak olumlu dramatik adımlar atmadan ilerlemesi gerekiyor. Bu bağlamda özellikle dikkat çekici olan, birkaç gün önce Wang Yi ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasında Ortadoğu'daki gelişmelerle ilgili yapılan telefon görüşmesiydi.

Tayvan ve Ukrayna'daki savaş

Bilhassa Çin tarafının şüphesiz gündeme getireceği Tayvan başta olmak üzere gündeme başka konular da gelebilir. Gelgelelim, özellikle Trump'ın ABD'nin adanın güvenliğine olan bağlılığını azaltma eğilimi göz önüne alındığında, bunun büyük bir anlaşmazlık noktası haline gelmesi beklenmiyor. Bu bağlamda, ABD medyası, Washington'un Trump'ın “önemli bir pazarlık kozu” olarak tanımladığı Tayvan ile silah anlaşmasını askıya almayı düşündüğünü belirtti.

Ukrayna dosyasına gelince, Moskova, önümüzdeki ay Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi sırasında Shenzhen'de Putin, Şi ve Trump arasında üçlü bir zirve olasılığından bahsetti. Şi ve Modi ise Ukrayna krizini sona erdirmek için rol oynamaya hazır olduklarını açıkladılar. Washington ve Kiev'in, Pekin'in Doğu Ekonomik Forumu sırasında Kiev'den Vladivostok'u bombalamamasını istediğini ve Ukrayna'nın da buna uyduğunu açıklaması dikkat çekiciydi.

Bu, bir şekilde hem Moskova'nın hem de Kiev'in önceki çekincelerini bir kenara bıraktığını ve artık savaşı sona erdirmek için herhangi bir denklemde Çin'i vazgeçilmez bir taraf saydığını gösteriyor.

Yapay zekâ yarışı

Yapay zekâda hakimiyet yarışının, özellikle ABD’li teknoloji şirketlerinin güvenlik ve emniyet endişeleri nedeniyle yapay zekâ modellerinin gelişiminin yavaşlatılması yönündeki çağrılarının ardından, zirve kapsamındaki temaslarda önemli bir yer tutması bekleniyor. Pekin, ABD'nin çağrısını prensipte reddetmiş olsa da güvenlik ve yönetişim kuralları konusunda teknik bir diyaloğa hazır görünüyor.

Şi Cinping, bu diyaloğa 29 ülkenin katılımıyla Şanghay'da Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü'nün (WAICO) kurulması, sektörün küresel yönetişimi için dört ilke önerisi, ayrıca BRICS zirvesinde başlattığı “açık kaynaklı yapay zekâ” girişimi de dahil olmak üzere bir dizi girişimle birlikte katılıyor.

drgbg
Tibet Gençlik Kongresi üyeleri, BRICS zirvesi için Hindistan'a yapacağı ziyaret öncesinde Yeni Delhi'de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in posterlerini taşıyan bir protesto gösterisi düzenlediler, 11 Eylül 2026 (AFP)

Çin yapay zekâ modeli, yapay zekâ modelinin yeteneklerini geliştirmeye daha fazla önem veren ABD modeline kıyasla, pratik uygulamaları genişletmeye odaklanırken, Pekin, model geliştirme hızını yavaşlatma ve güvenlik önlemlerini güçlendirme yönündeki ABD çağrılarına uyum sağlamaya istekli görünüyor. Ancak Çin, bu çağrıların rakipleri engellemek ve ABD'nin üstünlüğünü pekiştirmek için bir araç olarak kullanılabileceği olasılığından da endişe duyuyor.

Çin bu endişesinde yalnız değil; Fransız Mistral şirketi ve Alman Yapay Zekâ Derneği, güvenlik endişelerinin Amerikan şirketlerinin hakimiyetini güçlendiren ve rakiplerinin kendisine yetişebilmesini sınırlayan düzenlemeler getirmek için kullanılmasına karşı uyarıda bulundu.

Düşük beklentiler mi?

Bu nedenle, Trump-Şi zirvesi, son günlerde medyaya hâkim olan “düşük beklentiler” ifadesine indirgenemez. Zira Trump'ın yaklaşımı ve dış politika tarzı, geniş kapsamlı herhangi bir stratejik anlayış için çıtayı düşük tutuyor. Bu arada Pekin, Washington'un uluslararası düzeni yeniden şekillendirmek için Çin ile iş birliği yapabileceği büyük girişimlerden ziyade küresel hegemonyasını yeniden üretmekle daha çok meşgul olduğuna inanıyor.

 O güne kadar Şi, büyük bir anlaşma arayışıyla Washington'a veya Trump ile görüşmeye gitmeyecek. Bunun yerine, zirveyi stratejik bir dönüm noktasına dönüştürmeden, Çin'in Washington ile ilişkilerini anlaşma anlaşma, dosya dosya yönetmesine olanak sağlayacak bir kart destesi taşıyacak.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.