Lübnan’da siyasi partiler, yasama seçimlerine hazırlık olarak sendika seçimlerinde saflarını birleştiriyor

Cumhurbaşkanı Mişel Avn, yasama seçimleri hazırlıklarını görüşmek üzere 2 Aralık’ta İçişleri Bakanı Bessam Mevlevi ile bir araya geldi (Dalati ve Nahra)
Cumhurbaşkanı Mişel Avn, yasama seçimleri hazırlıklarını görüşmek üzere 2 Aralık’ta İçişleri Bakanı Bessam Mevlevi ile bir araya geldi (Dalati ve Nahra)
TT

Lübnan’da siyasi partiler, yasama seçimlerine hazırlık olarak sendika seçimlerinde saflarını birleştiriyor

Cumhurbaşkanı Mişel Avn, yasama seçimleri hazırlıklarını görüşmek üzere 2 Aralık’ta İçişleri Bakanı Bessam Mevlevi ile bir araya geldi (Dalati ve Nahra)
Cumhurbaşkanı Mişel Avn, yasama seçimleri hazırlıklarını görüşmek üzere 2 Aralık’ta İçişleri Bakanı Bessam Mevlevi ile bir araya geldi (Dalati ve Nahra)

Lübnan’daki son sendika seçimleri, koalisyon özelliklerinin henüz ortaya çıkmadığı yasama seçimlerine hazırlık olarak, siyasi farklılıkları aşan ve destekledikleri adayları zafere ulaştıracak bir taraf’ üzerinde seçim ittifakına giren bazı büyük siyasi partilerin yaklaşımlarını yansıtıyor.
17 Ekim 2019 hareketinden sonra, son iki yılda sendika seçimlerinde iktidardaki partilerin büyük bir kaybıyla karşılaşıldı. Muhalif kaynakların belirttiğine göre daha sonra bu partiler, yeniden bir araya gelerek, belirli adayları desteklemek için sendika seçimlerini el ele, doğrudan veya anlaşma yoluyla yürütebildi.
İktidardaki partiler belirli adayları desteklemek üzere birleştiler. Öyle ki geçen çarşamba günü gerçekleşen Basın Sendikası seçimlerinde, mevcut sendika başkanı Joseph Avn başkanlığındaki farklı Lübnan partileri tarafından desteklenen liste kazandı. Basın sendikası seçimleri öncesinde ise baro seçimleri yapılmıştı. Bu seçimlerde de aynı siyasi başlık altında bir araya gelmeyen iktidar partileri, adaylarını desteklerken, daha sonra Avukat Nadir Kasbar’a destek verdiler. Daha sonra ise Joe Sallum’un kazandığı Eczacılar Sendikası seçimleri gerçekleşti. Bu seçimler, sivil kuvvetler tarafından aday gösterilen Mühendis Arif Yasin’in kazandığı Mühendisler Sendikası deneyiminden farklıydı.
Ancak sendika seçimlerinde belirli adayların desteklenmesine ilişkin siyasi eğilim, ‘her seçimin kendi koşulları ve hesaplamaları olduğu’ göz önüne alındığında, tam bir ittifak olarak görülemez. Emel Hareketi’ne yakın kaynaklar, yaptıkları açıklamada “Sendika seçimlerinde, Emel ve örneğin Ketaib, Mustakbel ve İlerici Sosyalist de dahil olmak üzere diğer partiler arasında, adayları desteklemek konusunda bir kesişme yaşandı. Ama bu duruma, seçimin niteliğine ilişkin özel koşullar neden oldu. Ve bu, adaylık ve ittifak özelliklerinin henüz ortaya çıkmadığı yasama seçimlerine hazırlık olarak genelleştirilemez” dedi.
Kaynaklar, sivil toplum güçleri arasından herhangi biriyle ittifaka girildiğini yalanlarken, “Emel Hareketi, 17 Ekim 2019 tarihinden bu yana Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’yi hareketi hükümette temsil etmeye davet ederek sivil toplumla iş birliğinin kapısını açtı. Hareket, 2020 yılında da mezhep kısıtlamalarından uzakta bir seçim yasasını onaylama, sivil devlete geçiş ve senato kurma talebini karşılama çağrısı yaptı. Ama bu gruplar çağrılara yanıt vermedi” dedi. Kaynaklar, “Partiler, koşullarını geliştirip, yollarını yeniden değerlendirirlerse ülkeye ek bir değer katarlar ve endişeye yol açmazlar” şeklinde konuştu.
Muhalif kaynakların belirttiğine göre siyasi partiler ve güçler, sendika seçimleri konusunu bölgesel ve partizan kriterlerin getirildiği yasama seçimlerinden farklı bir şekilde ele alıyor.
Öyle görünüyor ki her bir taraf, yaklaşan yasama seçimlerinde ittifakları için bir çerçeve belirlemiş durumda. İlerici Sosyalist Parti, bir sonraki oturumda Lübnan Kuvvetleri ve Mustakbel Hareket ile ittifakın kapılarını kapatmazken, Emel kaynakları ise “Siyasi hareketin değişmezlerine uygun başlıklar kapsamında, hiçbir taraf ile ittifaklar kapalı değildir” dedi.
Muhalif partiler de bu kapıyı açık tutarken, eski Milletvekili İlyas Hankaş, Lübnan Ketaib Partisi’nin yıllardır net bir çizgiyi takip ettiğini ve muhalefet içerisindeki konumunu belirlediğini söyledi. Hankaş, “Tüm faaliyetlerimiz, Bakanlar Kurulu ve parlamento dışından isimlerle yürütüldü” ifadelerini kullandı. Şarku’l Avsat’a konuşan Hankaş, “Bize en yakın olanlar, ilki ‘devlet içerisinde egemenlik ve devlete muhalefet ve ülkedeki yıkımla nasıl mücadele edileceği’, ikincisi ise ‘devletin nasıl yönetileceği ve yolsuzlukla nasıl mücadele edileceği’ olmak üzere iki konuda anlaştığımız istifa etmiş milletvekilleri, gruplar ve kişilerdir. Bu iki değişmez dahilinde herhangi bir kişi veya grupla ittifak kurabiliriz” şeklinde konuştu.
Ancak sendika seçimlerinde ‘muhalefeti zayıflatma’ deneyimi, 17 Ekim sonrası sivil akımlar ve yeni doğan siyasi gruplar arasındaki temel çelişkiler ortasında, sivil toplum güçlerinin tek başına olduğunu gösterdi ve bu güçleri, bir değerlendirme yapmaya itti. Muhalefet kaynakları, anlaşmazlıkların iki farklı yöne dağıldığını ve bunun da seçimlere yönelik tek bir yaklaşımın olmadığını gösterdiğini belirtti. Kaynaklar, “Bu yönlerden biri, bir zamanlar iktidarda olan siyasi güçlerle ittifakları kesinlikle reddediyor, ikincisi ise muhalefet güçleriyle seçim ittifaklarına karşı değil” dedi. Kaynaklar, bunların yanı sıra sivil güçlerin, Hizbullah ve diğerleriyle ilgili ekonomik yaklaşımlar veya siyasi başlıklara dair öneriler konusunda bölünmüş durumda olduğunu ifade etti.
‘Ben Kırmızı Çizgiyim (Ene Hattu Ahmer)’ kurucularından Vaddah es-Sadık, sendika seçimlerindeki sivil grupların tecrübesinin, yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söylerken, iktidardaki partileri ‘seçim sahnesinde ihlaller gerçekleştirmek ve görüşlerde duygusal ve radikalliğe yönelmeye öncülük etmek için muhalefetteki siyasi eylemin olgunlaşmamasından’ yararlanmaya iten farklılıkları dile getirdi. “Tecrübeler, muhalefetin tüm bileşenlerinin herhangi bir haktan mahrum bırakılamayacağını ve hedeflere ulaşmak için iş birliğinin olması gerektiğini kanıtlamıştır” diyen Sadık, sözlerinin devamında ise şunları söyledi;
“Muhalefeti sokaktan kurumların içine taşımada bir gedik elde etmek, ‘sesimizi kurumlara iletebilecek etkin güçlerle ittifak kurabilmemiz için’ siyasi başlıklar altında onlarla bir araya geldiğimiz ve ‘Devrimin Saflığı’ sloganının dayattığı standartlar tavanını düşürdüğümüz muhalif bir siyasi güçle bir koalisyon gerektirebilir.”
‘Muhalefet içindeki soruna’ da dikkati çeken Vaddah es-Sadık, ‘Lübnan’ın tamamında ciddi bir muhalefet inşa etme projesinin kabul edilmesi ve bu konuyu kabul etmeyen diğerleri’ hakkında anlaşmazlık yaşandığını söyledi. Sadık, “Bu, yaklaşan parlamento seçimlerinde büyük bir gedik elde etme şansımızı baltalayacak olan, aramızdaki çatışmanın bir parçasıdır” dedi.



Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
TT

Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)

Husilerin kontrolündeki bölgelerde sağlık sistemindeki kötüleşme sürerken, sağlık çalışanlarına yönelik ihlallerin artması ve temel sağlık hizmetlerini etkileyen krizlerin derinleşmesi, 10 yılı aşkın süredir devam eden savaşın siviller üzerindeki baskısını gözler önüne seriyor.

Doktorlar ve sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı operasyonlarının arttığı bir dönemde, temel ilaçların temin edilememesi nedeniyle binlerce kronik hastanın mağduriyeti büyüyor. Buna çevresel krizlerin de eklenmesi, başkent Sana’da salgın hastalık riskini artırıyor.

Sana ve İb vilayetlerinde aynı anda yaşanan üç ayrı kriz, sağlık sektöründeki tablonun daha da ağırlaştığını ortaya koyuyor. İnsan hakları kaynakları, Husileri sağlık çalışanlarını keyfi şekilde gözaltına almaya devam etmekle suçlarken, kronik hastalar hayat kurtarıcı ilaçların bulunamamasından şikâyet ediyor. Öte yandan kanalizasyon sularının taşması ve su kaynaklarının kirlenmesi nedeniyle binlerce kişi artan sağlık riskleriyle karşı karşıya bulunuyor.

Gözlemcilere göre bu gelişmeler yalnızca sağlık hizmetlerindeki gerilemeyi değil, aynı zamanda Husilerin kontrolündeki bölgelerde insani krizin daha da derinleşeceğine işaret ediyor. Sağlık alanındaki nitelikli personelin bölgeden ayrılmayı sürdürmesi ve sağlık tesislerinin temel ihtiyaçları karşılama kapasitesinin giderek zayıflaması da endişeleri artırıyor.

Doktorların kaçırılması

Yemen’in Husilerin kontrolündeki başkenti Sana ile İb vilayetinde doktorlar ve sağlık çalışanlarını hedef alan uygulamalarda dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Husi yönetimi, sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı ve zorla kaybetme politikasını sürdürmekle suçlanıyor.

Konuya ilişkin bilgi sahibi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husi silahlı unsurlarının son dönemde Sana ve İb’de çok sayıda doktor ve sağlık çalışanının evine ve iş yerine baskın düzenlediğini belirtti. Kaynaklar, gözaltına alınan kişilerin ailelerine nerede tutuldukları ya da hangi gerekçeyle gözaltına alındıkları konusunda herhangi bir bilgi verilmeden bilinmeyen yerlere götürüldüğünü aktardı.

Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)

Son olayda, ortopedi uzmanı ve eklem cerrahı Dr. Macid el-Hazzan, Sana’da gözaltına alındı. Bu durum, doktorun hastaları için planlanan çok sayıda ameliyatın ertelenmesine yol açtı.

El-Hazzan yayımladığı videoda, neden gözaltına alındığını bilmediğini ifade ederek, hastaları ve vatandaşların haklarını savunmasının hedef alınmasına neden olduğunu söyledi.

Doktora yakın kaynaklar ise daha önce kalp anjiyosu geçiren el-Hazzan’ın düzenli tıbbi takibe ihtiyaç duyduğunu belirterek, gözaltı sürecinde hayatının risk altında olabileceği uyarısında bulundu. Kaynaklar, doktorun güvenliğinden Husileri sorumlu tuttu.

Bu olaydan birkaç gün önce de ortopedi uzmanı Dr. Lebib Baabad, İb vilayetinde açtığı özel tıp merkezinin ardından gözaltına alınmıştı. Husi silahlı unsurlarının merkeze baskın düzenleyerek Baabad’ı, yıllar önce örgütün el koyduğu el-Menar Doktorlar Hastanesi’ni yöneten bir Husi yetkilisinin ihbarı üzerine bilinmeyen bir yere götürdüğü bildirildi.

Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

                           Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

El-Udeyn Devlet Hastanesi Radyoloji Bölüm Başkanı Dr. Mustafa Paşa da mali haklarının ödenmesini talep etmesinin ardından haftalardır gözaltında tutuluyor. Öte yandan, Husiler yaklaşık iki yıldır Dr. Ali el-Mudvahi’yi, serbest bırakılması yönündeki tekrarlanan çağrılara rağmen tutuklu bulundurmaya devam ediyor.

Sağlık sektöründe görev yapan çalışanlar, söz konusu ihlallerin daha fazla nitelikli sağlık personelinin Husilerin kontrolündeki bölgeleri terk etmesine ya da mesleğini bırakmasına yol açtığını belirtiyor. Bu durumun, zaten ciddi personel ve imkân yetersizliği yaşayan sağlık sistemini daha da zayıflattığı ifade ediliyor.

Hastaların hayatına yönelik tehdit

Sağlık çalışanlarının hedef alınmasına paralel olarak, İb vilayetinde binlerce hasta, diyabet ilaçlarının yaklaşık üç aydır temin edilememesi nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıya bulunuyor.

Sağlık kaynakları, ilaç stoklarının tükenmesi ve yeniden temin edilmesine yönelik herhangi bir çözüm bulunamaması nedeniyle 5 binden fazla hastanın temel olarak bağımlı olduğu ücretsiz tedaviden mahrum kaldığını belirtti.

Kaynaklar, tıbbi malzeme ve ilaç sevkiyatlarının aksamasıyla krizin son haftalarda daha da derinleştiğini ifade ederek, mevcut durumun devam etmesinin hastaların hayatını tehdit ettiği ve ölümle sonuçlanabilecek ciddi komplikasyon riskini artırdığı uyarısında bulundu.

Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)

Kaynaklar, ilaçların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasının engellenmesinden Husi yetkilileri sorumlu tutarak, krizin nedenlerini ortaya çıkaracak ve tedavilerin herhangi bir müdahale olmaksızın hastalara ulaştırılmasını sağlayacak bağımsız bir soruşturma çağrısında bulundu.

İb vilayetindeki hastalardan biri, insülini eczanelerden maddi gücünü aşan fiyatlarla satın almak zorunda kaldığını belirterek, ilacın bulunamaması nedeniyle zaman zaman günlerce düzenli dozlarını alamadığını söyledi.

İb’in el-Udeyn ilçesinde diyabet hastası bir çocuğun annesi ise tedaviyi karşılayabilmek için defalarca borç almak zorunda kaldığını ifade etti. Süregelen ilaç kesintisinin oğlunun hayatını tehlikeye attığını belirten anne, diğer bazı hastaların da ellerindeki ilaçları daha uzun süre kullanabilmek için dozlarını azaltmaya başladığını, ancak bunun ciddi sağlık komplikasyonlarına yol açabileceğini kaydetti.

Uzmanlar ise kronik hastalık ilaçlarının temin edilememeye devam etmesinin yalnızca hastaların hayatını tehdit etmediğini, aynı zamanda komplikasyon ve ölüm oranlarını artırdığını, zaten sınırlı imkânlarla çalışan hastaneler üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştırdığını belirtiyor.

Çevresel sorun

Husilerin kontrolündeki başkent Sana’da, es-Suneyne mahallesinde binlerce kişi, kanalizasyon sularının iki haftadan uzun süredir sokaklara taşması nedeniyle giderek büyüyen çevre ve sağlık kriziyle karşı karşıya bulunuyor. Sorunun çözümü için herhangi bir müdahalede bulunulmadığı belirtiliyor.

Mahalle sakinleri, biriken kanalizasyon sularının kötü kokuların yayılmasına ve böceklerin çoğalmasına yol açtığını, vatandaşların hareketlerini engellediğini, ayrıca ev ve ticari işletmelere zarar verdiğini ifade ediyor. Sakinler, içme suyu kaynaklarının kirlenmesinden de endişe duyuyor.

Bazı bölge halkı, evlerine ulaşan suyun renginde değişiklik fark ettiklerini ve sudan kötü kokular geldiğini belirterek, içme ve yemek yapma amacıyla bu suyu kullanmayı bıraktıklarını söyledi. Vatandaşlar, bunun yerine tüketilebilir su satın almak zorunda kaldıklarını, bunun da zorlu ekonomik koşullar altında geçim yüklerini daha da artırdığını dile getirdi.

Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)

Halk sağlığı uzmanları, atık suların birikmeye devam etmesinin kolera ve akut ishal gibi su yoluyla bulaşan hastalıkların yanı sıra cilt ve solunum yolu hastalıklarının yayılması için uygun bir ortam oluşturduğu uyarısında bulunuyor.

Mahalledeki sağlık merkezlerinden birinde görev yapan tıbbi kaynak, son günlerde ishal, cilt hastalıkları ve ateşli rahatsızlıklarla başvuranların sayısında belirgin bir artış görüldüğünü belirtti. Kaynak ayrıca, bazı hastalarda kolera, tifo ve sıtma şüphesi bulunduğunu, bu durumun kanalizasyon sularının taşmasından kaynaklanan çevre kirliliğiyle bağlantılı olduğunu ifade etti.

Mahalle sakinleri, iki haftadan uzun süredir devam eden krize müdahale etmemekle Husi yönetimini suçluyor. Vatandaşlar, Husi grubunun ‘temizlik’, ‘şehir iyileştirme’ ve ‘kanalizasyon hizmetleri’ adı altında ücret ve vergi toplamaya devam ettiğini, ancak bunun temel hizmetlerin seviyesine yansımadığını belirtiyor.


G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
TT

G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)

G7 ülkelerinin dışişleri bakanları ile Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, bugün yaptıkları ortak açıklamada, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve müttefiki silahlı gruplara, Sudan'ın el Ubeyd kentinde yeni katliamlara yol açabilecek veya sivilleri tehlikeye atabilecek bütün eylemleri durdurmaları çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre açıklamada Sudan ordusu da dahil olmak üzere bütün taraflardan çatışmaları durdurmaları, insani yardımların ulaştırılmasına izin vermeleri ve iyi niyetle müzakerelere katılmaları istendi.

Ortak açıklamada ayrıca, Birleşmiş Milletler'in gerilimi düşürmeye yönelik çabalarına destek verildiği belirtilirken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne Darfur için uygulanan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi çağrısı yapıldı.

G7 ve AB, dış aktörleri de çatışan taraflara sağlanan askeri ve mali desteği sonlandırmaya davet ederken, ihlallerden sorumluların hesap vermesini sağlayacak mekanizmaların güçlendirilmesi ile Sudan'ın birliğini ve demokratik beklentilerini destekleme taahhüdünde bulundu.


İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
TT

İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)

İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkumlara yönelik kötü muamele ve işkence vakaları giderek artıyor.

Wall Street Journal'ın incelemesi, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın düzenlediği saldırıyla patlak veren Gazze savaşının ardından İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluların koşullarının belirgin şekilde ağırlaştığını ortaya koyuyor.

Gazetenin irtibata geçtiği, 2024'te serbest bırakılan 12 Filistinli mahkum ağır fiziksel ve psikolojik şiddete uğradıklarını söylüyor. Bazı mahkumlar, diğer tutukluların önünde cinsel saldırıya uğradıklarını da belirtiyor.

İsrailli insan hakları kuruluşu Physicians for Human Rights Israel, şubattan bu yana görüştüğü 59 Filistinli tutuklunun tamamının gıda ve sağlık hizmetlerine erişiminin yetersiz olduğunu bildiriyor. Ayrıca çeşitli gözaltı merkezlerinde uyuz salgınları tespit edildiği aktarılıyor.

Örgütün raporunda, hakkında resmi bir hukuki işlem başlatılmadan gözaltında tutulan 19 yaşındaki bir Filistinlinin, iki bacağı ve bir kolunda kısmi felç oluştuğu belirtiliyor. Bunun, uyuz nedeniyle gencin omurgasında enfeksiyon oluşmasıyla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kâr amacı gütmeyen İsrailli örgüt Hamoked'e göre, ulusal güvenliğe tehdit iddiasıyla gözaltında tutulan Filistinlilerin sayısı savaş öncesinde yaklaşık 5 bin 200'dü. Sonraki dönemdeyse bu sayı 9 bin 300'e yükseldi. Kuruluş, bu kişilerin büyük bölümünün herhangi bir resmi suçlama olmaksızın alıkonduğunu belirtiyor.

Lavi Hapishanesi'nde tutulan Filistinli mahkumlardan 44 yaşındaki İyad Ömer, şunları söylüyor:

Her gün, bazen günde üç kez birileri dayak yiyordu. Böyle bir şey 7 Ekim'den önce olmazdı. Ancak açlık grevi veya isyan çıkması halinde bu şekilde suiistimale uğrardık.

Aynı hapishanede tutulan 47 yaşındaki Muhammed Merdavi de hücresindeki diğer iki mahkumun önünde cinsel saldırıya uğradığını belirterek "Keşke orada ölseydim" diyor.

Hapishanedeki kötü koşullara yönelik eleştirilerin odağında radikal sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir var. Bakan, sivil toplum örgütlerinin 2024'te açtığı davayla ilgili gönderdiği mektupta, "güvenlik suçlamalarıyla bağlantılı mahkumların koşullarını yasanın gerektirdiği asgari seviyeye indirme politikasını" benimsediğini bildirmişti.

İsrail Adalet Bakanlığı'na bağlı araştırmacıların Aralık 2025'te yayımladığı raporda da Gazze savaşı sonrasında Filistinli mahkumlara daha fazla şiddet uygulandığı ifade edilmişti. Tutukluların nakil ve aramalar sırasında dövüldüğü, hapishanede aç bırakıldığı belirtilmişti.

Birleşmiş Milletler'in bu yıl yayımladığı raporda da İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik cinsel şiddet uyguladığı açıklanmıştı.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, BBC