Burns CIA’e nasıl diplomatik bir çehre kazandırdı?

Biden, CIA Başkanı Burns’ü Moskova ve Kabil'e gönderirken Blinken ile ilişkileri oldukça iyi durumda

CIA Direktörü William Burns’ün karmaşık jeopolitik meseleleri kolayca kavraması,  ABD yönetimi içindeki mevcut nüfuzunu elde etmesine yardımcı oldu (Reuters)
CIA Direktörü William Burns’ün karmaşık jeopolitik meseleleri kolayca kavraması,  ABD yönetimi içindeki mevcut nüfuzunu elde etmesine yardımcı oldu (Reuters)
TT

Burns CIA’e nasıl diplomatik bir çehre kazandırdı?

CIA Direktörü William Burns’ün karmaşık jeopolitik meseleleri kolayca kavraması,  ABD yönetimi içindeki mevcut nüfuzunu elde etmesine yardımcı oldu (Reuters)
CIA Direktörü William Burns’ün karmaşık jeopolitik meseleleri kolayca kavraması,  ABD yönetimi içindeki mevcut nüfuzunu elde etmesine yardımcı oldu (Reuters)

Tarık eş-Şami
Tüm dünya, ABD ve Avrupa ülkelerinden Rusya’ya komşu Ukrayna’yı işgal etmesi halinde kapsamlı yaptırımlar uygulanacağına dair tehditlerin ortasında özellikle krizin başlangıcında Moskova'yı ziyaret eden ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşen Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü William Burns’ün krizi yatıştırmak için ortaya attığı bir fikir olduğu öne sürülen ABD Başkanı Joe Biden ile Putin arasında Ukrayna krizi konulu görüntülü görüşmenin sonucunu merak etti. Burns, aynı zamanda ABD güçlerinin Afganistan'dan kaosa dönüşen geri çekilmesi sırasında Taliban liderleriyle de müzakerelerde bulundu. Tüm bunlarla birlikte Burns'ün Biden yönetiminde oynadığı önemli diplomatik rolün doğası merak konusu olurken Dışişleri Bakanı Anthony Blinken ile rekabet mi ettiği yoksa CIA’nin misyonunu temelden değiştirmekle mi meşgul olduğu soruları da soruluyor.

Ayırma çizgisi
CIA'i yöneten ilk profesyonel diplomat olan William Burns, bir ajanlık teşkilatının başkanı olarak yeni rolüne bağlı kalmanın önemini kendine hatırlatmak zorunda kaldı. Burns, birkaç hafta önce Stanford Üniversitesi öğrencileriyle buluşmasında sadece bu yüzden Beyaz Saray'daki toplantılarda meslektaşlarından konuşması sırasında siyasi kararların verilmesi veya verilmemesini destekleyecek bilgiler toplama rolünden başka bir yöne kayması halinde masanın altından kendisine bir tekme atmalarını bile istediğini söyledi.
Ama CIA'in başında geçirdiği dokuz ayın ardından Burns kendisini, daha önce hiçbir CIA Başkanı’nın yapmadığını söylediği şekilde resmi genel temsilci olarak görevlendiren Başkan Joe Biden'ın isteği üzerine diplomasi ile istihbarat arasındaki çizgileri bulanıklaştıran görevlerin ortasında buldu. Başkan Biden, iki defa kritik uluslararası görevler için Burns’ü seçti. Bu görevlendirmelerin ilkinde Burns, ABD güçlerinin geçtiğimiz Ağustos ayının sonlarında Afganistan'dan kaosa dönüşen geri çekilmesinin yansımalarıyla ilgili olarak Kabil'de Taliban Hareketi’nden bir heyet ile bir araya geldi. Burns, ikinci görüşmesini de geçtiğimiz ay gerçekleştirdi. Biden, özellikle istihbarat raporlarının Rusya'nın Ukrayna sınırı yakınlarına 175 bin asker yığdığı ve 2022 yılı başlarında komşusu Ukrayna’ya bir saldırı başlatmaya hazırlandığını ortaya çıkarmasından sonra Rusya’nın Ukrayna’yı işgal edebileceği yönündeki endişelerini Moskova’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e iletmesi için de William Burns’ü görevlendirdi.
Her ne kadar ABD başkanlarının başka ülkelere diplomatik kanalların dışında CIA direktörleriyle de mesaj göndermesi adetten olsa da ABD Senatosu İstihbarat Komitesi Başkanı Demokrat Senatör Mark Warner, Burns'ün bu işi kendisinden önce kimsenin yapmadığı ve muhtemelen ondan sonra da kimsenin yapamayacağı şekilde yürüttüğünü düşünüyor.

Siyasi ağırlık
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ABD, Rusya'nın eski bir Sovyetler Birliği cumhuriyeti olan komşusu Ukrayna’yı 2022 gibi erken bir tarihte işgal etmeye hazırlandığına ilişkin istihbarat raporlarının yayınlanmasıyla Ukrayna'da bir askeri çatışmanın patlak vermesi ihtimalinin arttığını düşünüyor. Daha önce ABD’nin Moskova Büyükelçisi olarak görev yapan Burns’ün, birkaç yıl boyunca Başkan Vladimir Putin ve diğer üst düzey yetkililerle şahsi bir ilişki geliştirdiği ortaya çıktı. Bu, ABD yönetimi için kendi adeta bir ilki temsil ediyor. Çünkü Burns’ün sıradan bir büyükelçinin bile iletemeyeceği mesajları iletme konusunda büyük bir siyasi ağırlığı var.
ABD’li birçok politikacı ve gözlemci arasında 65 yaşındaki Burns'ün Rusya'yı iyi anladığı yönünde bir kanaat söz konusu. Öyle ki Burns, Putin'in bir analizini yazdığı günlüğünde, Putin’in ABD siyasetini yanlış okuduğunu ve duygularını gizleme konusunda dikkate şayan bir yeteneği olmasına rağmen nefretle hareket ettiğini hatta bu nefreti ve yanlış okumayı Batı'nın Rusya'yı çöküş halinde tutmaya çalıştığı anlatısına uyacak şekilde bir araya getirdiğini belirtiyor.
Eski ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı, ABD Kongresi’nde geçtiğimiz bahar yapılan Burns’ün CIA direktörlüğüne getirilmesiyle ilgili oturumda, Rusya'yı 2011 yılından 2014 yılına kadar zayıflayan bir güç olarak nitelendirdi. Moskova'nın meydan okumalarının Amerikan istihbarat servislerinin gündeminde baskı oluşturmaya devam edebileceğini belirten yetkili, ancak Moskova'ya verilecek yanıtın sağlam ve kararlı olması gerektiğini açıkça belirtti. Yetkili ayrıca, Putin ile olan ilişkinin çok şiddetli bir rekabetten çok kötü bir düşmanlığa çeşitli seviyelerde değişiklik gösterdiğini de ekledi.
CIA’nin eski yetkililerine göre Burns'ün karmaşık jeopolitik meseleleri anlaması, George H.W. Bush'tan bu yana dış politika meselelerine bu denli dalmış bir başka başkanın daha göreve gelmesi çerçevesinde ABD yönetimi içinde böylesine etkili ve nüfuzlu bir isim olmasının önünü açtı.

Tamamlayıcı mı rakip mi?
Ancak bazıları, CIA’nin başına gelmeden önce 33 yıl boyunca diplomatlık yapan Burns'ün, Beyaz Saray'ın bu yolda devam etmesi halinde dışişleri bakanlığının rolü için tehlike oluşturabileceğini savunuyorlar. CIA’nin eski üst düzey yetkilileri, Biden yönetiminin Antony Blinken ile birlikte halihazırda birkaç dışişleri bakanına daha sahip olduğu konusunda şaka dahi yapıyorlar. Bu isimlerden biri şuan Biden'ın İklim Özel Temsilcisi olan Barack Obama yönetiminin Dışişleri Bakanı John Kerry. Ayrıca, şuan Biden yönetiminde üst düzey görevler üstlenmiş olan eski dışişleri bakanları Susan Rice ve Samantha Power da var. Başkan Biden, Washington'daki bir düşünce kuruluşunun panelinde yaptığı bir konuşmada, Burns'ü bir bakan olarak gördüğünü ve onu çok etkili bir diplomat olarak tanımladığını itiraf etti.
Bazıları Burns'ün oynadığı rolü eleştirse de ABD yönetimine göre Burns, Afganistan’a yaptığı her iki ziyarette de son derece uygun bir rol oynadı. Taliban liderinin Blinken ile görüşmesine uygun bakılmıyordu. Çünkü böyle bir görüşme radikal İslamcı hareketi meşrulaştırırdı. Ziyaret, istisnai bir durumda gerçekleşti ve amacı, müzakere etmek yerine bir mesaj iletmekti. Burns’ün Moskova ziyareti ise başta gizli tutuldu. ABD Dışişleri Bakanlığı bu ziyareti ancak Moskova'nın Burns'ün ziyareti sırasında çekilen bir fotoğrafını yayınladıktan sonra duyurdu. CIA ise hiçbir yorumda bulunmadı.
ABD'li yetkililer, Burns ile Dışişleri Bakanı Blinken arasında herhangi bir çekişme veya rekabet olmadığının altını çiziyorlar. Burns, “Back Channel” adını taşıyan 2019 günlüğünde, eski Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD'nin diplomasi yerine askeri güce olan aşırı güveninden şikayet etti. Burns ve Blinken birkaç kez uzun uzun konuştular ve birbirlerinin performansına hayranlıklarını ifade ettiler. Burns kısa süre önce istişare için Dışişleri Bakanlığı'nı ziyaret etti. Bu da bir CIA direktörü için sıra dışı bir iletişim şekli olarak değerlendirildi.
CIA’nin eski üst düzey yetkilileri, ABD yönetiminin üst düzey yetkilileri arasındaki örtüşen rollere yönelik spekülasyonları yatıştırmak amacıyla istihbarat teşkilatlarının yöneticileri ve hatta daha düşük rütbeli yetkililerin, yabancı devlet başkanlarıyla düzenli olarak özel görüşmeler yaptıklarını söyleyerek, eski CIA Direktörü George Tenet’in 2001 yılında İsrail ile Filistin arasında bir ateşkes anlaşmasının yapılması amacıyla müzakerelerde bulunmasını örnek gösterdiler.

Geçiş süreci
Ancak Burns, yalnızca Başkan Biden’ın kendisinden istediği görevleri yerine getirmekle kalmadı, yirmi yıllık bir süreden sonra CIA’de bir geçiş süreci başlattı. Burns, bu süreçte 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından başlayan terörle mücadeleyle ilgili gizli programlara hız kazandırdı. eski CIA yetkililerinin, Burns'ün CIA'i Çin ile büyük güç rekabeti sürecine yeniden yönlendirmek için mükemmel bir geçiş süreci yetkilisi olduğuna olan inançlarını ifade ettikleri bir zamanda öyle görünüyor ki Burns, CIA'in gizli mücadeleyle ilgilenmek yerine ana görevi olan istihbarat ve bilgi toplama faaliyetlerine geri dönmesi gerektiğine inanıyor.

Çin ile mücadele
Burns, CIA'nin Çin'deki çalışmalarına öncelik veriyor. İstihbarat teşkilatları arasında yeni bir ekip oluşturan Burns, Pekin'in nüfuz sahibi olduğu ülkelerde Mandarin Çincesi bilenler ve uzmanlar işe almak için bir kampanya yürütüyor. Burns, ayrıca daha fazla İnternet uzmanı işe almayı da sürdürüyor. Çin ile rekabete Soğuk Savaş merceğinden bakılmaması gerektiğini vurgulayan Burns, Çin ile teknoloji ve ekonomik ilişkilerde rekabet etmek istiyor. Çünkü istihbarat toplamayı, özellikle Çin’de CIA adına çalışan ajanların birçoğunun öldürülmesiyle CIA muhbir ağının on yıl önce felç edilmesinden bu yana bu kadar zorlaştıran nedenin Çin'in teknolojik gücü ve hükümetin otoriter doğası olduğunun farkında. ABD,  o zamandan bu yana Pekin'e ilişkin iç istihbaratlar alabilmek için İngiliz istihbaratından yararlanıyor.
Çin'in yaygın gözetleme sistemi, güçlü yapay zeka kullanımı ve hayati öneme sahip doğru tespitleri CIA'nin Çin’e ajan göndermesini zorlaştırıyor. Burns, bu yüzden bir süredir teknoloji yatırımlarını artırmak, kapasiteyi yeniden inşa etmek ve insan kaynaklarını geliştirmekle ilgileniyor.

Terörle mücadele
Ancak Burns, halen CIA’nin terörle mücadele konulu haftalık toplantısına katılıyor ve bu çalışmayı, Çin'le mücadele görevinde de özellikle Afrika gibi her iki sorunun da önemli olduğu yerlerde kullanmayı planlıyor.
CIA yetkilileri, Çin'e ve diğer zorluklara odaklanmanın, son 20 yılda güçlü bir terörle mücadele yapısı inşa ettikten sonra terörle ilgili gerçek endişeleri ele almaktan alıkoymadığını vurguladılar.
Öte yandan Burns, Afganistan’da hükümete bağlı askeri güçleri Taliban karşısında hızla çöküşü nedeniyle eleştirildi. Olayların herhangi bir tarafın beklediğinden daha hızlı gerçekleştiğini itiraf eden Burns, gizli istihbarat raporlarında ABD güçlerinin tamamen geri çekilmesinin, Afganistan yönetiminin ve ordusunun Taliban’ın ilerleyişi sırasında çökmekte olan siyasi iradesi üzerinde artan etkisiyle ilgili uyarıların yapıldığını belirterek kendini savundu.
Burns, CIA’nin çalışmalarını savunmaya yönelik bir başka adım daha attı. CIA görevlilerinde ilk olarak 2016 yılında görülen ‘Havana Sendromu’ olarak adlandırılan gizemli sağlık sorununun nedenlerinin araştırılmasına öncelik verdi. CIA direktörü olarak göreve başladığı ilk günden itibaren bu sağlık problemini yaşayan ajanlarla tanıştı. Hastalığın semptomlarının arkasındaki gerçek nedeni bulmak amacıyla soruşturma ekibine liderlik etmesi için üst düzey bir yetkili atadı.
Üst düzey bir diplomat olan Burns, tıpkı CIA ajanları gibi bilgi toplama ve analiz etme becerileriyle tanınıyordu. Bu da ona bir müzakereci olarak avantaj sağlıyordu. Her zaman, etkili bir büyükelçi olmasına yardım eden avantajlardan birinin kurduğu ilişkiler olduğunu ve en zor politika konularında bilinçli seçimler yapmasına yardımcı olanın da onların görüşlerini almak olduğunu söylüyor. Burns, artık CIA’e iyiliğinin karşılığını vermek için kurumlarının, hızlı gelişmelerin yaşandığı uluslararası bir sahnede rollerini en üst düzeye çıkarmasına yardımcı olmanın ve onu geliştirmenin zamanın geldiğini düşünüyor.



ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı

ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı
TT

ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı

ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı

ABD ile İran arasındaki askeri çatışmalar salı günü de devam ederken, operasyonların kapsamı bölgedeki hedef ve askeri üslere doğru genişledi.

ABD ordusu, Başkan Donald Trump'ın talimatıyla İran'a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgasını tamamladığını açıkladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), yaptığı açıklamada, "Beş saat süren görev kapsamında ABD güçleri, İran genelindeki askeri hedefleri başarıyla vurdu. Saldırılar Buşehr, Çabahar, Cask, Konarak, Ebu Musa Adası ve Bender Abbas'taki hedefleri kapsadı" ifadelerini kullandı.

İran Devrim Muhafızları ise salı günü yaptığı açıklamada, Ürdün'deki bir ABD hava üssünü balistik füzelerle hedef aldığını duyurdu. Ürdün ordusu ise ülke hava sahasına giren dört füzeyi imha ettiğini belirterek, ülkenin egemenliğine yönelik her türlü ihlalin kararlılıkla karşılık bulacağını vurguladı. Açıklamada, son aylarda İran füzelerinin Ürdün topraklarına düşmesinin tekrarlandığına dikkat çekildi.

Sahadaki bir diğer önemli gelişmede ise Birleşik Arap Emirlikleri, sabaha karşı yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın güney geçiş koridorunda seyreden ülkeye ait "Mombasa" ve "Al Bahiyah" adlı iki ulusal tankerin İran tarafından fırlatılan iki seyir füzesiyle hedef alındığını duyurdu. Saldırıda mürettebattan bir kişi hayatını kaybederken, sekiz kişi de yaralandı.

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi akşamı yaptığı açıklamada, Amerikan güçlerinin Hürmüz Boğazı'yla bağlantılı İran askeri kapasitesini hedef almaya devam ettiğini söylemiş, önümüzdeki iki gün içinde yeni saldırılar düzenlenebileceği mesajını vermişti. Trump ayrıca, İran'ın tutumunu değiştirmesi halinde siyasi bir uzlaşma ihtimalinin hâlâ masada olduğunu belirtirken, ülkesinin ortaya çıkabilecek yeni tehditlere karşı gerekli adımları atacağını vurgulamıştı.


Güç mücadelesinin merkezinde yapay zekâ... Birleşmiş Milletler küresel yönetişimi kurmada başarılı olacak mı?

Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)
Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)
TT

Güç mücadelesinin merkezinde yapay zekâ... Birleşmiş Milletler küresel yönetişimi kurmada başarılı olacak mı?

Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)
Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)

Birleşmiş Milletler'in geçen hafta Cenevre'de düzenlediği yapay zekâ yönetişimi konulu ilk küresel diyaloğun sona ermesi, uluslararası kuruluşun hızla gelişen sektördeki dönüşümlere ayak uydurma kapasitesini yeniden gündeme taşıdı.

Bu süreç, büyük güçlerin en gelişmiş yapay zekâ modellerine, en yüksek performanslı çiplere ve bu sistemleri çalıştırabilecek altyapıya sahip olmak için rekabet ettiği bir dönemle eş zamanlı geliyor. BM ise bu teknolojinin beraberinde getirdiği riskleri sınırlamak amacıyla küresel yönetişim ilkeleri oluşturmanın yollarını arıyor.

"Yapay zekâ yönetişimi" kavramı, bu teknolojinin geliştirilmesi ve kullanımını düzenleyen kurallar ile denetim mekanizmalarının oluşturulmasını ifade ediyor.

Bu alandaki temel zorluk, yapay zekânın ulusal güvenlik, ekonomik büyüme ve askeri üstünlük hesaplamalarının merkezinde yer almaya başlamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle hükümetler düzenleyici kurallara kendi stratejik çıkarları açısından yaklaşırken, büyük yapay zekâ modellerini geliştiren şirketler uluslararası kurumların ve ulusal yasaların hızını aşan bir tempoda ilerliyor.

fregh6j
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 6 Temmuz 2026'da İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlenen Yapay Zekâ Yönetişimi konulu ilk Küresel Diyalog'un açılış konuşmasını yaparken (AFP)

Bu çerçevede ABD'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Brookings Enstitüsü, yapay zekâ için etkili bir uluslararası yönetişim sisteminin yeni bir küresel kurum kurulmasından ziyade, mevcut düzenleyici yapıların koordine edilmesine, hükümetler, uluslararası kuruluşlar ve özel sektör arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesine bağlı olduğunu değerlendiriyor. Bu yaklaşımda BM'nin, söz konusu çabaları ortak bir çerçevede birleştiren koordinatör rol üstlenmesi öngörülüyor.

Büyük güçlerin yaklaşımları

Washington, yapay zekâ alanındaki liderliğini korumanın uzun vadede ekonomik ve güvenlik açısından üstünlük sağlayacağının farkında. ABD, Çin'in ilerlemesini yavaşlatmak ve kritik Amerikan endüstrilerini korumak amacıyla gelişmiş çiplerin ve ilgili teknolojilerin ihracatına yönelik kısıtlamaları uygulamaya koydu.

Buna karşılık Pekin, yerli çip üretim kapasitesini artırmaya ve açık kaynaklı yapay zekâ modellerini geliştirmeye çalışıyor. Bu modeller, geliştiricilerin üzerine yeni uygulamalar inşa etmesine ve teknolojiyi ilerletmesine olanak sağlıyor. Çin ayrıca gelişmekte olan ülkelerin teknolojiye erişiminin genişletilmesini savunan bir aktör olarak kendini konumlandırıyor ve bu yolla küresel dijital ekonominin geleceğinin şekillendirilmesindeki etkisini artırmayı hedefliyor.

Avrupa Birliği ise düzenlemeler yoluyla küresel etkisini güçlendirmeye çalışıyor. AB, büyük pazar hacminden ve uluslararası şirketleri kendi standartlarına uymaya zorlayabilecek düzenleme kapasitesinden yararlanıyor. Bu yaklaşım, büyük yapay zekâ modellerinin geliştirilmesinde lider olmamasına rağmen, küresel düzenleyici ortamın şekillenmesinde AB'ye önemli bir etki alanı sağlıyor. Bu durum, her birinin siyasi ve ekonomik öncelikleri farklı olan çoklu düzenleyici sistemlere doğru ilerleyen küresel eğilimi yansıtıyor.

Uluslararası meşruiyet ve uygulama sorunları

Bu ortamda BM, hükümetler, uzmanlar, şirketler ve sivil toplum arasındaki diyalog yoluyla yapay zekâ yönetişimi sürecine uluslararası meşruiyet kazandırmaya çalışıyor.

Dünya ülkelerinin büyük bölümünü temsil etmesi, BM'ye sınırlı sayıdaki ittifakların sahip olmadığı bir avantaj sağlıyor. Özellikle yapay zekâ alanındaki kararların, büyük teknoloji şirketlerine veya gelişmiş hesaplama kapasitesine sahip olmayan ülkeleri de etkileyecek olması bu rolün önemini daha da artrıryor.

Ancak ülkeleri aynı masa etrafında toplamak, üzerinde uzlaşılan kararları uygulamaya zorlayabilmek anlamına gelmiyor. BM, üye ülkelerin iradesine dayanıyor ve büyük güçleri veya teknoloji şirketlerini ortak kuralları uygulamaya mecbur bırakacak doğrudan zorlayıcı bir yetkiye sahip değil.

edfrgty
BM tarafından 6 Temmuz 2026'da İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlenen Yapay Zekâ Yönetişimi konulu ilk Küresel Diyalog'un logosu (AFP)

Ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi içindeki görüş ayrılıkları ve Washington-Pekin gerilimi, yakın gelecekte bağlayıcı bir uluslararası sistem oluşturulması ihtimalini zayıflatıyor.

Şarku’l Avsat’ın İngiliz Financial Times gazetesinden aktardığına göre BM'nin yapay zekâ danışma kurulunda görev yapan iki uzmanın yazdığı mektupta; güvenlik standartlarını destekleyecek ve hükümetlerin düzenleme kapasitelerini geliştirmelerine yardımcı olacak bağımsız, bilimsel bir uluslararası kurum kurulması çağrısında bulunuldu. Uzmanlar, kuralların sınırlı sayıdaki ülke ve şirketin elinde şekillenmesinin risklerine dikkat çekti.

Dijital uçurumun azaltılmasında BM'nin rolü

Dijital eşitsizlik konusu, BM'nin pratik bir rol üstlenebileceği en önemli alanlardan biri olarak görülüyor. Dünyadaki birçok ülke, gelişmiş yapay zekâ modelleri geliştirmek için gerekli finansal kaynaklara, enerji altyapısına veya verilere sahip değil.

Bu ülkeler, önceliklerini belirleme süreçlerine dahil olmadıkları yabancı şirketlerin geliştirdiği teknolojilere bağımlı hale gelebilir.

Bu durum, BM'ye kapasite geliştirme, düzenleyici kurumların eğitilmesi, dijital altyapıya erişimin artırılması, yapay zekâ sistemlerindeki önyargıları azaltacak standartların belirlenmesi, mahremiyetin korunması ve dezenformasyonla mücadele gibi alanlarda etkili olma fırsatı sunuyor.

Bu adımların, ülkeler arasındaki dijital uçurumun azaltılmasına katkı sağlaması hedefleniyor.

Büyük güçlerin kabulüne bağlı etki

Mevcut uluslararası rekabet ortamında kapsamlı bir küresel yapay zekâ anlaşması oluşturmak zor görünüyor. Daha gerçekçi görünen yaklaşım; ortak ilkeler, teknik standartlar ve risklerin niteliğine göre zaman içinde gelişecek kısmi uzlaşılar üzerine kuruluyor.

BM, bu sürece daha geniş bir meşruiyet kazandırma kapasitesine sahip. Ancak başarısı, büyük güçleri ortak kuralların kendi çıkarlarına hizmet edeceğine ve yapay zekâ yarışının beraberinde getirdiği riskleri azaltacağına ikna edebilmesine bağlı olacak.

Bu anlayış oluşmadığı sürece yapay zekâ yönetişimi Washington ile Pekin arasındaki rekabet alanı olmaya devam edecek; BM ise yapay zekâ yarışını yönlendiren bir aktörden ziyade bir diyalog platformu konumunda kalacak.

BM'nin küresel yapay zekâ yönetişimi oluşturma çabalarının başarısı, ilk küresel diyaloğun başlattığı süreci teknolojik gelişmelerin hızına ayak uydurabilecek somut adımlara dönüştürme ve uluslararası rekabet ile küresel iş birliği arasındaki farkı azaltma kapasitesine bağlı olacak.


İsrail Parlamentosu, Tevrat öğrenimini "temel ulusal değer" ilan eden yasayı kabul etti

Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)
Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)
TT

İsrail Parlamentosu, Tevrat öğrenimini "temel ulusal değer" ilan eden yasayı kabul etti

Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)
Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)

İsrail Parlamentosu (Knesset), dün Tevrat öğrenimini devletin "temel değerlerinden biri" olarak tanımlayan yasayı kabul etti. Düzenleme, Haredi (ultra-Ortodoks) Yahudi erkeklerin zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulmasına yönelik girişimleri güçlendiren bir adım olarak değerlendiriliyor.

Yasa, 27 Ekim'de yapılacak genel seçimler öncesinde Knesset'in feshedilmesine sayılı günler kala, son oylamalarda kabul edildi. Düzenleme, Başbakan Binyamin Netanyahu ile hükümetini destekleyen dini partiler arasında aylar süren zorlu müzakerelerin ardından yasalaştı.

Yasanın kabul edilmesinin, tartışmalı askerlik muafiyeti meselesi nedeniyle Netanyahu'ya destek vermekte isteksiz davranan dini partilerin koalisyona desteğini güçlendirmesi bekleniyor.

Haziran ayında ilk oylamadan geçen yasa tasarısı, süreç içinde çeşitli değişikliklere uğradı.

Başlangıçta "Tevrat Öğrenimine İlişkin Temel Yasa" adını taşıyan taslakta, dini okul öğrencilerinin haklarını askerlerin haklarıyla eşitleyen madde, Netanyahu'nun lideri olduğu Likud Partisi milletvekillerinin desteğini sağlamak amacıyla metinden çıkarıldı.

Nihai haliyle kabul edilen yasada ise yalnızca "Tevrat öğrenimi, Yahudi halkının mirasının ve İsrail Devleti'nin temel değerlerinden biridir" ifadesi yer aldı.

Söz konusu değişiklik, muhalefetin yanı sıra iktidar koalisyonu içinde de sert eleştirilere neden oldu. Likud Milletvekili Dan Illouz, tepki olarak partisinden istifa etti.

wderft5y
Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Knesset oturumu sırasında Netanyahu ile görüşüyor (arşiv - Reuters)

Illouz, "Yasanın amacını açıkça ortaya koyan maddenin çıkarılması ne yasanın niteliğini ne de gerçek hedefini değiştiriyor. Bu yasa fiilen askerlik muafiyetine meşruiyet kazandırmak için kullanılacak" ifadelerini kullandı.

İsrail'de onlarca yıldır Haredi erkeklerin büyük bölümü, dini eğitim kurumlarına tam zamanlı öğrenci olarak kayıt yaptırarak zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutuluyor.

Ancak İsrail Yüksek Mahkemesi bu uygulamanın hukuka aykırı olduğuna hükmetmiş, iki yılı aşkın süredir devam eden savaş nedeniyle personel sıkıntısı yaşayan İsrail ordusu ise daha fazla kişinin askere alınmasını talep etmişti.

Koalisyon hükümeti, doğrudan askerlik muafiyeti getiren ve mahkeme tarafından iptal edilme ihtimali bulunan bir yasa yerine, İsrail'de anayasal nitelik taşıyan "Temel Yasa" statüsündeki bu düzenlemeyi kabul ederek dolaylı bir yol izledi.

Yasa karşıtları, düzenlemenin Haredi erkeklerin askerlik yapmamasına açıkça yer vermese de buna hukuki zemin hazırladığını savunuyor.

Şarku’l Avsat’ın İsrail basınından aktardığına göre Maliye Bakanlığı da düzenlemeye karşı çıktı. Bakanlık, Tevrat öğrenimi hakkının eşitlik ilkesinin önüne geçirilmesinin bütçe önceliklerini ciddi biçimde zedeleyebileceği uyarısında bulundu.

Buna karşılık Haredi partiler Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği, söz konusu yasaya verdikleri destek karşılığında Likud'un sunduğu diğer yasa tasarılarını desteklemeyi kabul etti.

Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve yaklaşan seçimlerde Netanyahu'nun başlıca rakiplerinden biri olarak görülen Gadi Eisenkot ise hükümeti eleştirerek, "Hükümet, Knesset'in bu yasama döneminin son günlerini orduya zarar verecek yasaları geçirmek için kullanıyor" değerlendirmesinde bulundu.

Knesset'in mevcut yasama döneminin 17 Temmuz'da resmen sona ermesi bekleniyor.