ABD'nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey Şarku’l Avsat’a konuştu: Biden'ın Suriye'de Putin ile anlaşma yapma konusunda Trump'tan daha güçlü bir konumu var

Şarku’l Avsat’a konuşan ABD'nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, “Rusya, Suriye bataklığına saplandı” dedi… Jeffrey ayrıca İran füzelerinin Suriye topraklarından çıkarılması çağrısı yaptı.

James Jeffrey (Getty Images)
James Jeffrey (Getty Images)
TT

ABD'nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey Şarku’l Avsat’a konuştu: Biden'ın Suriye'de Putin ile anlaşma yapma konusunda Trump'tan daha güçlü bir konumu var

James Jeffrey (Getty Images)
James Jeffrey (Getty Images)

ABD'nin eski Suriye Özel Temsilcisi ve DEAŞ ile Mücadele Koalisyonu Temsilcisi James Jeffrey, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, tüm baskı araçlarının halen Başkan Joe Biden yönetiminin elinde bulunması ve Rusya'nın Suriye bataklığına saplanmış olması gibi birçok nedenden dolayı ABD’nin şuan Rusya ile Suriye konusunda müzakere masasına oturmak için daha güçlü bir konumda olduğunu söyledi.
Buna karşın Jeffrey, Biden yönetimine, Rusya ile müzakereler sırasında söz konusu hedeflere ulaşmakta başarı sağlanması için ABD’nin Arap ve bölge ülkelerinden müttefikleri ve Birleşmiş Milletler (BM) ile arasında koordinasyon kurulması çağrısında bulundu.
Jeffrey, böyle bir koordinasyonun kurulmamasının ‘ya Biden yönetiminin Suriye dosyasının önemsiz olduğunu düşündüğü ya da kimsenin bilmek istemediği bir şeyi yapmak istediği’ anlamına geleceği konusunda da uyardı.
ABD yönetiminde Suriye'yi (Suriye Devlet Başkanı Beşşar) Esed'e veya Rusya'ya teslim etmek için başka bir politika arayışında olanların var olup olmadığına dair bir takım sorular sorulduğuna dikkati çeken Jeffrey, bölgeden üst düzey yetkililer tarafından, (ABD yönetimi tarafından) Esed'le normalleşmemeye teşvik edilmedikleri, hatta normalleşmeye teşvik edilmiş dahi olabileceklerini öğrendiğini açıkladı. Jeffrey, “Bu konuda (ABD) yönetimin tutumunun net olmadığını düşünüyorum” dedi.
Jeffrey, ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile 2019 yılında Moskova'ya giderek burada Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştüğünü ve ABD ile Rusya arasında Suriye konusunda bir takas anlaşması teklif ettiğini, ancak Putin’in ABD askerlerini Suriye’den çekmek isteyen Trump yönetiminin sona yaklaştığını düşündüğünden planı kabul etmediğini söyledi. Jeffrey, bu yüzden Putin’in kendileriyle müzakereye gerek olmadığını ve Suriye'nin gümüş tepside sunulacağını düşündüğünü de sözlerine ekledi.İşte ABD'nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin telefon aracılığıyla Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı:

-Joe Biden’ın yönetimi devralmasının üzerinden yaklaşık bir yıl geçti. Suriye politikası hakkında ne düşünüyorsunuz?
Biden yönetiminin Suriye politikasıyla ilgili başlıca üç nokta var. Bunlardan birincisi bu politika, (ABD’nin Suriye'nin kuzeydoğusuna petrol yatırımı yaptığı) Delta Crest Energy sözleşmesinin iptali gibi birkaç istisna dışında, Barack Obama ve Donald Trump yönetimleri tarafından oluşturulan politikanın devamı niteliğinde. İkincisi, üst düzey müzakereler veya Dışişleri Bakanı Anthony Blinken ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan gibi üst düzey yetkililerden Suriye politikası ve önceliklere dair yaptıkları açıklamalar dışında mevcut politikada bir ilerleme yahut herhangi başka bir çaba yok. Üçüncü olarak ise bu, BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararının uygulanması, DEAŞ’ın yenilgisi, mültecilerin geri dönüşü ve hesap verebilirlik, ateşkesin sürdürülmesi ve İran milislerinin sınır dışı edilmesi gibi Suriye'deki ana hedefler sürdürülse de Biden yönetiminde Suriye'yi (Suriye Devlet Başkanı Beşşar) Esed'e veya Rusya'ya teslim etmek için başka bir politika arayışında olanların olup olmadığı konusunda bir takım soru işaretleri uyandıran dikkat ve odaktan yoksun bir politikadır.
Ben öyle olduğunu sanmıyorum ama birçok kişi bu soruları soruyor. Bunun nedeni, ABD’nin Suriye politikasının netlik kazanmamış olması. Adresleri biliyoruz ama siyaseti bilmiyoruz. Bu yüzden Foreign Policy dergisindeki makalemde, ABD yönetiminin ‘açık’ olarak nitelediği politikamızın uygulanması için bir plan önerdim.

-Yani söylemek ile yapmak arasında bir ayrım olduğunu mu söylemek istiyorsunuz?
Bunu kimse bilmiyor. Herkesle konuştum. ABD Senatosu'ndaki hiçbir üst düzey yetkilinin veya Arap dünyasındaki müttefiklerimizin, Avrupa ülkelerinin, BM’nin, Türkiye’nin, İsrail’in ya da Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) gerçek politikamızın ne olduğunu bilmediğini fark ettim.

-Trump yönetiminden sonra ‘araçlar’ değişti mi? Biden yönetimi bu araçları kullanmak istiyor mu?
Karadaki güçlerimiz, İsrail'in (bombardımanlar için) desteği, İdlib’de Türkiye, SDG, BM’nin desteği, insani yardım, DEAŞ ile mücadele, yaptırımlar, tecrit, yeniden yapılanma ve yatırım konuları gibi tüm araçlara sahibiz. Trump ve Obama yönetimleri döneminde denedik ve Ruslara, İranlılara ve Esed rejimine bu araçların kalacağını açıkça söyledik. Müttefiklerimiz olan Arap ülkeleri, Avrupa ülkeleri, Türkiye, İsrail ve SDG’nin yanı sıra Suriye halkının endişeleri giderilmedikçe Suriye Esed rejiminin kontrolü altında normal olmayacak.
Bu, her iki tarafın da istediği her şeyi alamayacağı, bunun yerine çözümün ancak bir anlaşmaya varılması olduğu anlamına gelir. Ben de bunu önerdim ve bunu yapmaya çalıştık. Şimdi bunun olma olasılığı daha yüksek. Mevcut yönetimin bunu gerçekleştirme şansı daha yüksek, ama sahip olabileceği bazı planlardan vazgeçmesi gerekiyor. Burada ‘olabileceği’ ifadesine dikkati çekmek istiyorum. Çünkü başka çözümlere ulaşmak, Rusya'yı, İran'ı ve Esed'i güçlendirmek için böyle planlar var mı bilmiyorum.

-Yani ABD'nin gerçek politikasının Suriye'yi Rusya'ya teslim etmek olduğunu mu söylüyorsunuz?
Hayır asla. Sorun, ABD yönetiminin müttefikleriyle bu konuyu konuşmaması. Suriye çatışması, ABD ve müttefiklerinin Ukrayna ve Tayvan gibi küresel güvenlik meselelerine nasıl tepki vermesi gerektiği konusunda kilit bir karar noktası olarak çok önemli bir çatışma. Müttefiklerimiz gibi bizim de sahada askeri güçlerimiz var ve özellikle ortada ABD yönetiminin Suriye dosyasının önemli bir konu olduğuna inanmadığına ve kimsenin bilmesini istemediği bir şeyi yapmak istediğine dair bir takım şüpheler varken tüm müttefiklerimiz planlarımızı açıkça bilmek istiyor.

Üç hedef

-Dışişleri Bakanı Blinken, Washington'ın Suriye'de üç hedefi olduğunu söyledi. Bunları da insani yardım, DEAŞ ile mücadele ve kapsamlı bir ateşkes olarak sıraladı. Bu da, ABD’nin hedeflerini açıkça belirttiği anlamına gelir.
Hedeflerimize ulaşmak için bir strateji olup olmadığını bilmiyorum.

-İran ile ilgili neler söylemek istersiniz? Biden yönetiminin, Trump yönetimi gibi İran'ı ortadan kaldırmak istediğini düşünüyor musunuz?
Biden yönetiminin İran’ı Suriye topraklarından çıkarmak istediğine inanıyorum. Trump yönetimi de bunu istiyordu. Gerçekçi olmasa da balistik füzeler gibi stratejik risklerin sona erdiği görmek istiyoruz. Bu da ancak Rusya ve Suriye hükümeti aracılığıyla sağlanabilir. Fakat onlar, bu füze sistemlerinin kalaşnikoflarla savaşan muhaliflerin zafer kazanmasını istemiyorlar. İran bu füzelerin konuşlandırılmasını, kendi sebepleri ve stratejik konumu nedeniyle istiyor. Sanırım mevcut yönetim de bunun kendi amaçlarından biri olduğunu söylüyor ama bunu başarmak için bir strateji geliştirmeye istekli olup olmadığını söylemez. Bu henüz netleşmiş değil.

-Peki, ABD Temsilciler Meclisi Biden yönetiminden Suriye stratejisini açıklamasını istedi mi?
Evet, bir baskı var. Çünkü 2001 yılında Temsilciler Meclisi, yönetime güç kullanma ve asker konuşlandırma yetkisi verdi. Bu yüzden Suriye'de ne yaptığımızı ve politikamızın ne olduğunu bilmek istiyor. Bununla birlikte Trump yönetimi, Mart 2019'da Suriye politikamızın bir vizyonunu sunsa da bu, Biden yönetiminin de hedeflediği gibi bir rejim değişikliği değil sorunların çözülmesi, 2254 sayılı BMGK kararı kapsamında ateşkes imzalanması ve barış sürecine girilmesi, mültecilerin dönüşü, İran'ın ve stratejik konumlarda konuşlu füzelerinin kaldırılması, Türkiye'nin güvenliği, Esed'e muhalif olan Suriyelilerin topluma yeniden entegrasyonu ve hesap verebilirlik daha önce bahsettiklerim çerçevesindeydi.
Teoride, mevcut yönetimin politikası bu olsa da ya bunu başarmak için çaba gösterecek kadar ciddiye almıyorlar ya da farklı bir şey yapmaya çalışacaklar. Bunu tam olarak bilemiyoruz ama bu politikanın uygulanmaması kafa karıştırıcı.

-Biraz daha açar mısınız?
Suriye’de sadece korkunç bir iç savaş yaşanmıyor. Suriye halkının kaderi, dış dünyanın ve BM’nin çözüme ulaşmak için bir müdahalede bulunmalarını gerektiriyor.  Türkiye, Ürdün ve Avrupa'da Suriyeli mültecilerin baskı aracı olarak kullanılması, rejimin kasıtlı olarak desteklediği DEAŞ terör örgütünün güçlenmesi, İran’ın Suriye’de konuşlandırdığı füze sistemi, İsrail’in kuzey sınırlarının güvenliği ve kimyasal silah kullanımı gibi başka önemli faktörler de var. Bunların hepsi çözülmesi gereken çok önemli konular. ABD’de göreve gelen herhangi bir yönetimin bunu çözmeye çalışmaması sorumsuzluk olur.

-Peki, siz bu konuda ne öneriyorsunuz?
Yaptırımlar, diplomatik olarak tanınma, yeniden yapılanma, yatırım ve rejimle ilgili meseleler ile Esed ve müttefiklerinin belirtilen gündem dahilinde adımlar atması karşılığında mülteciler, İran'ın Suriye topraklarındaki varlığı, Türkiye’nin, İsrail'in ve Suriye'nin güvenliği konularında takas yapılmasını, yani, adım adım yaklaşımının benimsenmesini öneriyorum.  Trump yönetimi sırasında bir plan sunduk ve bunu müttefiklerimizle paylaştık. Bu yüzden ne yapılacaksa bu plan doğrultusunda olmalı.

-Adım adım yaklaşımı mı?
Evet, adım adım yaklaşımı. Ancak beni ilgilendiren birkaç önemli nokta var; bu yaklaşım Rusya ile gerçekleştirilemez. Tüm müttefiklerimizle, yani BM, Avrupa Birliği (AB), Avrupa ülkeleri, Arap Birliği (AL), Arap ülkeleri, Suriyeli muhalifler, Türkiye, İsrail ve SDG ile aramızda şeffaflık olmadan Esed rejimi üzerindeki baskı azaltılamaz. Çünkü hepsi gerçeği bilmek ve atılacak adımların bir parçası olmak istiyor. Rusya, İsrail'in bombardımanlarını, ABD güçlerini, yaptırımları ve Esed rejimine tecrit uygulanmasını istemiyor ve Şam’ın Arap ülkeleri ile ilişkilerinin eski haline dönmesini istiyorlar. Bunların tamamı sadece ABD’nin değil, müttefiklerimizin de kararlar vermesini gerektiren konulardır. Bu nedenle, diğer ülkelerle ilgili konuları, onlara danışmadan müzakere edemeyiz. Ancak, görüştüğüm tarafların hiçbiri bunun şimdi olması gerektiğini anlayamıyorlar.

-Sizce Moskova ile mi yoksa Şam ve Tahran ile mi müzakere daha önemli?
Bu konuyu İranlılarla konuşmamalıyız. Çünkü İranlılar bizimle konuşmak istemiyor. Aynı durum Esed için de geçerli. Rusya'dan BM’ye, Arap ülkelerinden SDG’ye kadar Esed'le görüşen tüm taraflar, ne olursa olsun ondan elle tutulur bir karşılık alamadı. Rusya, 2015 yılındaki askeri müdahalesinden bu yana en güçlü taraf oldu ve BMGK’da rejimi askeri olarak koruyor. Bu yüzden Rusya'nın güçlü kartları var.

Rusya’nın nüfuzu

-Şam üzerinde en çok Moskova’nın nüfuzu olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Biliyorum kolay değil, ama Ruslar karşılığında bir şey alacaklarına inanıyorlarsa nüfuzlarını kullanırlar.

-2019 yılında dönemin ABD Dışişleri Bakanı Michael Pompeo ile birlikte Moskova’ya gidip Başkan Putin ile görüştünüz öyle değil mi?
Evet, Bakan Pompeo ile 2019 yılında gittim ve (Başkan Vladimir) Putin ile görüştük. Sunduğumuz planı kabul etmemesinin sebebi, ABD askerlerini Suriye’den çekmek isteyen Trump yönetiminin sona yaklaştığını düşünmesiydi. Yani Putin bizimle müzakereye gerek olmadığını ve Suriye'nin kendisine gümüş tepside sunulacağını düşündü.
Putin'in o dönem bizimle bir anlaşma yapmak istememesini anlıyorum, ama şimdi, farklı bir durum söz konusu. Askerlerimiz halen Suriye'de. Afganistan'daki geri çekilmeden sonra Biden yönetiminin buradaki güçlerimizi geri çekmesi ihtimali pek yok. En azından Biden'ın dönemi boyunca Suriye'de kalacağımızı söyleyebilirim. Ama Ruslar bizimle bu şartlar altında pazarlık yapmayı düşünmeyeceklerdir. Rusları harekete geçirmek için müttefiklerimizle birlikte hareket etmeliyiz.

-2019 yılındaki planınızın detayları nelerdi?
Planda, taleplerimizden, araçlarımızdan ve Türkiye, Arap ülkeleri ve Avrupa ülkeleri gibi müttefiklerimizle neler yapılabileceğinden bahsettim. Yaptırımlar uyguluyoruz. Şam’ı diplomatik olarak tanımayı reddediyoruz. İsrail’in bombardımanları sürüyor ve Suriye’de yeniden yapılandırmaya ve yatırım yapılmasına karşı çıkıyoruz.
Daha önce de söylediğim gibi Suriye'de, İran'ın ve stratejik füze sisteminin Suriye topraklarından çıkarılmasını, DEAŞ ile mücadelenin sürmesini, Suriye muhalefetiyle mültecilerin evlerine dönebilmesi için anlaşma sağlanmasını, Suriye'nin kuzeydoğusundaki sorunun çözülmesini, Türkiye'nin güvenliğinin garantilenmesini, kimyasal silah dosyasının netliğe kavuşturulmasını ve ülkede kimyasal silah kalmadığına dair güvence verilmesini istiyoruz. Bunlar aynı sepet içinde bulunan takas unsurlarıdır. Bu sepet ise diplomatik ve taktik bir çabadır.

-ABD, Avrupa ülkeleri ve Arap ülkeleri arasında bu ayın başlarında Brüksel'de bir toplantı düzenlendi. Toplantıda Washington'ın müttefikleriyle bilgi paylaşmadığı ve Rusya ile anlaşmaktan memnun olduğu yönünde bir şikayet ortaya çıktı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Müttefiklerimizin onlarla konuşmadığımız için üzgün olduğunu biliyorum.

-Biden yönetimi, Arap ülkelerinin Şam ile normalleşmesi konusunda nasıl bir tutuma sahip?
Ürdün gibi Arap ülkeleri attıkları adımlar konusunda temkinli davranıyorlar. Ürdünlüler bir plan sundular ve Kral Abdullah bunu bizimle ve Başkan Putin ile paylaştı. Ancak Esed, hiç kimseye karşılık vermediği için bu planda ilerleme kaydedilemedi. Bunun Arapların Şam ile temasını sınırlayacağını düşünüyorum, çünkü bu, sahadaki durumu değiştirmeyecektir. Esed iş birliği yapmayı reddettiği için Suriye'nin önümüzdeki yıl AL üyeliğine dönebileceğini ve yatırım yapılacağını düşünmüyorum.

Arap ülkeleri ile Şam arasında normalleşme adımları

-Biden yönetiminin normalleşmeyi engellediğini yahut tam tersine teşvik ettiğini düşünüyor musunuz?
ABD Yönetimi, Birleşik Arap Emirlikleri'nden (BAE) açıkça Esed'le görüşmemelerini istedi. Ancak bölgedeki üst düzey yetkililer tarafından, sadece (yönetim tarafından) teşvik edilmediklerini, aynı zamanda normalleşmeye teşvik edilmiş dahi olabileceklerini öğrendim. Bu konuda ABD yönetiminin tutumunun net olmadığını düşünüyorum.

-O halde sizce anlaşma yapmanın tek yolu Ruslarla müzakere masasına oturmak mı?
Evet, ama ABD bunu, Suriye’de önemli bir rolleri olduğu için değil, aynı zamanda Suriye'ye baskı uyguladıklarından dolayı altı ya da yedi büyük müttefik ülkeyle istişare içinde yapmazsa işe yaramayacaktır. Türkiye, İsrail, Arap ülkeleri, Avrupa ülkeleri ve muhalefet, hepsinin Suriye’de bir rolü var.

-Bunun için ABD’nin bir rol üstlenmesi gerekiyor mu?
ABD yönetimi belki zaman zaman Kremlin ile konuşuyor olsa da aralarında ne olduğunu bilmiyoruz. En önemlisi, başlıca müttefiklerimiz de bilmiyor. Bu da başarısızlık demektir. İsrail yaptığından vazgeçmeyecek, Türkiye Suriye'den çekilmeyecek ve Arap ülkeleri, talepleri yerine getirilmedikçe Suriye'yi AL üyeliğine almayacak. Söz konusu tarafların kararları üzerinde hiç bir kontrolümüz yok. Bu nedenle Ruslarla konuştuklarımız, müttefiklerimiz olmadan uygulanamaz.

-Birinin öncülük etmesi mi gerekiyor?
Evet.

-Peki, bu mümkün mü?
Evet mümkün. Bu noktada üç nedenden ötürü umudum var. Bunlardan birincisi, bazı normalleşme adımlarına rağmen halen tüm baskıları sürdürüyoruz. Öte yandan Rusya ve Esed'in tüm rahatsız edici baskıları da devam ediyor. Ülke kaos içinde ve yapılmış bir ateşkes var. Kendi topraklarında kendisine (Esed’e) düşman üç ordu var; ABD, Türkiye ve İsrail. ABD yönetiminin kullanmak istemesi halinde halen var olan araçlar mevcut. İkinci neden, bu yapılmadı, çünkü büyük çatışma riskleri söz konusu. Üçüncü neden ise mevcut durumun Trump yönetimi dönemindeki durumdan daha iyi olması. Biden yönetimi, bu konuda istikrarlı bir çizgi izliyor ve askerlerimizi Suriye'den çekmek istemiyor. Ayrıca bölge önceki yıllara göre daha fazla yakınlaşmış halde. Arap ve Körfez ülkeleri ile Türkiye ilişkilerine bakın. Çok daha iyi uzlaşmalar ve ilişkiler söz konusu. Bölgenin önceki yıllara göre daha fazla bütünleştiğini ve sakinleştiğini söylemek için pek çok neden var. Bunların hepsi diplomatik girişimler için cesaret verici ve güçlü unsurlardır.

-ABD’nin şu an müzakere için daha iyi bir konumda olduğunu mu söylüyorsunuz?
Kesinlikle. Biden yönetimi elimizdeki araçları boşa harcamayacaktır. Evet, şu an daha iyi bir diplomatik konumdayız.

-O halde Rusya'yı Suriye bataklığında boğmak istediğiniz söylenebilir mi?
Rusya, zaten Suriye bataklığına saplanmış durumda. Bunu başardık.
Gerçekten mi? Bu nasıl oldu?
Rusya, Suriye rejimi güçlerini desteklemek ve DEAŞ ile mücadele etmek amacıyla hava sahasını kontrol ediyor. Suriye ekonomisi ise tam bir kaos içinde. Ruslar mültecileri geri getirmeye çalıştı ama kimse geri dönmedi. Esed, tek başına yeni bölgeler ele geçiremedi, daha ziyade diğer ülkeler aracılığıyla bazı bölgeleri kontrolü altına aldı. İsrail savaş uçakları da hava sahasını kontrol ediyor. Bu bir bataklık değilse, bataklığın tanımı başka ne olabilir?

-Bu durumda iki seçenek arasında seçim yapılması gerekiyor ya anlaşma ya bataklık. Bu da ABD’yi müzakere için daha iyi bir konuma getiriyor. Doğru mu?
Evet. Ben böyle düşünüyorum.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.