ABD'nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey Şarku’l Avsat’a konuştu: Biden'ın Suriye'de Putin ile anlaşma yapma konusunda Trump'tan daha güçlü bir konumu var

Şarku’l Avsat’a konuşan ABD'nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, “Rusya, Suriye bataklığına saplandı” dedi… Jeffrey ayrıca İran füzelerinin Suriye topraklarından çıkarılması çağrısı yaptı.

James Jeffrey (Getty Images)
James Jeffrey (Getty Images)
TT

ABD'nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey Şarku’l Avsat’a konuştu: Biden'ın Suriye'de Putin ile anlaşma yapma konusunda Trump'tan daha güçlü bir konumu var

James Jeffrey (Getty Images)
James Jeffrey (Getty Images)

ABD'nin eski Suriye Özel Temsilcisi ve DEAŞ ile Mücadele Koalisyonu Temsilcisi James Jeffrey, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, tüm baskı araçlarının halen Başkan Joe Biden yönetiminin elinde bulunması ve Rusya'nın Suriye bataklığına saplanmış olması gibi birçok nedenden dolayı ABD’nin şuan Rusya ile Suriye konusunda müzakere masasına oturmak için daha güçlü bir konumda olduğunu söyledi.
Buna karşın Jeffrey, Biden yönetimine, Rusya ile müzakereler sırasında söz konusu hedeflere ulaşmakta başarı sağlanması için ABD’nin Arap ve bölge ülkelerinden müttefikleri ve Birleşmiş Milletler (BM) ile arasında koordinasyon kurulması çağrısında bulundu.
Jeffrey, böyle bir koordinasyonun kurulmamasının ‘ya Biden yönetiminin Suriye dosyasının önemsiz olduğunu düşündüğü ya da kimsenin bilmek istemediği bir şeyi yapmak istediği’ anlamına geleceği konusunda da uyardı.
ABD yönetiminde Suriye'yi (Suriye Devlet Başkanı Beşşar) Esed'e veya Rusya'ya teslim etmek için başka bir politika arayışında olanların var olup olmadığına dair bir takım sorular sorulduğuna dikkati çeken Jeffrey, bölgeden üst düzey yetkililer tarafından, (ABD yönetimi tarafından) Esed'le normalleşmemeye teşvik edilmedikleri, hatta normalleşmeye teşvik edilmiş dahi olabileceklerini öğrendiğini açıkladı. Jeffrey, “Bu konuda (ABD) yönetimin tutumunun net olmadığını düşünüyorum” dedi.
Jeffrey, ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile 2019 yılında Moskova'ya giderek burada Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştüğünü ve ABD ile Rusya arasında Suriye konusunda bir takas anlaşması teklif ettiğini, ancak Putin’in ABD askerlerini Suriye’den çekmek isteyen Trump yönetiminin sona yaklaştığını düşündüğünden planı kabul etmediğini söyledi. Jeffrey, bu yüzden Putin’in kendileriyle müzakereye gerek olmadığını ve Suriye'nin gümüş tepside sunulacağını düşündüğünü de sözlerine ekledi.İşte ABD'nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin telefon aracılığıyla Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı:

-Joe Biden’ın yönetimi devralmasının üzerinden yaklaşık bir yıl geçti. Suriye politikası hakkında ne düşünüyorsunuz?
Biden yönetiminin Suriye politikasıyla ilgili başlıca üç nokta var. Bunlardan birincisi bu politika, (ABD’nin Suriye'nin kuzeydoğusuna petrol yatırımı yaptığı) Delta Crest Energy sözleşmesinin iptali gibi birkaç istisna dışında, Barack Obama ve Donald Trump yönetimleri tarafından oluşturulan politikanın devamı niteliğinde. İkincisi, üst düzey müzakereler veya Dışişleri Bakanı Anthony Blinken ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan gibi üst düzey yetkililerden Suriye politikası ve önceliklere dair yaptıkları açıklamalar dışında mevcut politikada bir ilerleme yahut herhangi başka bir çaba yok. Üçüncü olarak ise bu, BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararının uygulanması, DEAŞ’ın yenilgisi, mültecilerin geri dönüşü ve hesap verebilirlik, ateşkesin sürdürülmesi ve İran milislerinin sınır dışı edilmesi gibi Suriye'deki ana hedefler sürdürülse de Biden yönetiminde Suriye'yi (Suriye Devlet Başkanı Beşşar) Esed'e veya Rusya'ya teslim etmek için başka bir politika arayışında olanların olup olmadığı konusunda bir takım soru işaretleri uyandıran dikkat ve odaktan yoksun bir politikadır.
Ben öyle olduğunu sanmıyorum ama birçok kişi bu soruları soruyor. Bunun nedeni, ABD’nin Suriye politikasının netlik kazanmamış olması. Adresleri biliyoruz ama siyaseti bilmiyoruz. Bu yüzden Foreign Policy dergisindeki makalemde, ABD yönetiminin ‘açık’ olarak nitelediği politikamızın uygulanması için bir plan önerdim.

-Yani söylemek ile yapmak arasında bir ayrım olduğunu mu söylemek istiyorsunuz?
Bunu kimse bilmiyor. Herkesle konuştum. ABD Senatosu'ndaki hiçbir üst düzey yetkilinin veya Arap dünyasındaki müttefiklerimizin, Avrupa ülkelerinin, BM’nin, Türkiye’nin, İsrail’in ya da Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) gerçek politikamızın ne olduğunu bilmediğini fark ettim.

-Trump yönetiminden sonra ‘araçlar’ değişti mi? Biden yönetimi bu araçları kullanmak istiyor mu?
Karadaki güçlerimiz, İsrail'in (bombardımanlar için) desteği, İdlib’de Türkiye, SDG, BM’nin desteği, insani yardım, DEAŞ ile mücadele, yaptırımlar, tecrit, yeniden yapılanma ve yatırım konuları gibi tüm araçlara sahibiz. Trump ve Obama yönetimleri döneminde denedik ve Ruslara, İranlılara ve Esed rejimine bu araçların kalacağını açıkça söyledik. Müttefiklerimiz olan Arap ülkeleri, Avrupa ülkeleri, Türkiye, İsrail ve SDG’nin yanı sıra Suriye halkının endişeleri giderilmedikçe Suriye Esed rejiminin kontrolü altında normal olmayacak.
Bu, her iki tarafın da istediği her şeyi alamayacağı, bunun yerine çözümün ancak bir anlaşmaya varılması olduğu anlamına gelir. Ben de bunu önerdim ve bunu yapmaya çalıştık. Şimdi bunun olma olasılığı daha yüksek. Mevcut yönetimin bunu gerçekleştirme şansı daha yüksek, ama sahip olabileceği bazı planlardan vazgeçmesi gerekiyor. Burada ‘olabileceği’ ifadesine dikkati çekmek istiyorum. Çünkü başka çözümlere ulaşmak, Rusya'yı, İran'ı ve Esed'i güçlendirmek için böyle planlar var mı bilmiyorum.

-Yani ABD'nin gerçek politikasının Suriye'yi Rusya'ya teslim etmek olduğunu mu söylüyorsunuz?
Hayır asla. Sorun, ABD yönetiminin müttefikleriyle bu konuyu konuşmaması. Suriye çatışması, ABD ve müttefiklerinin Ukrayna ve Tayvan gibi küresel güvenlik meselelerine nasıl tepki vermesi gerektiği konusunda kilit bir karar noktası olarak çok önemli bir çatışma. Müttefiklerimiz gibi bizim de sahada askeri güçlerimiz var ve özellikle ortada ABD yönetiminin Suriye dosyasının önemli bir konu olduğuna inanmadığına ve kimsenin bilmesini istemediği bir şeyi yapmak istediğine dair bir takım şüpheler varken tüm müttefiklerimiz planlarımızı açıkça bilmek istiyor.

Üç hedef

-Dışişleri Bakanı Blinken, Washington'ın Suriye'de üç hedefi olduğunu söyledi. Bunları da insani yardım, DEAŞ ile mücadele ve kapsamlı bir ateşkes olarak sıraladı. Bu da, ABD’nin hedeflerini açıkça belirttiği anlamına gelir.
Hedeflerimize ulaşmak için bir strateji olup olmadığını bilmiyorum.

-İran ile ilgili neler söylemek istersiniz? Biden yönetiminin, Trump yönetimi gibi İran'ı ortadan kaldırmak istediğini düşünüyor musunuz?
Biden yönetiminin İran’ı Suriye topraklarından çıkarmak istediğine inanıyorum. Trump yönetimi de bunu istiyordu. Gerçekçi olmasa da balistik füzeler gibi stratejik risklerin sona erdiği görmek istiyoruz. Bu da ancak Rusya ve Suriye hükümeti aracılığıyla sağlanabilir. Fakat onlar, bu füze sistemlerinin kalaşnikoflarla savaşan muhaliflerin zafer kazanmasını istemiyorlar. İran bu füzelerin konuşlandırılmasını, kendi sebepleri ve stratejik konumu nedeniyle istiyor. Sanırım mevcut yönetim de bunun kendi amaçlarından biri olduğunu söylüyor ama bunu başarmak için bir strateji geliştirmeye istekli olup olmadığını söylemez. Bu henüz netleşmiş değil.

-Peki, ABD Temsilciler Meclisi Biden yönetiminden Suriye stratejisini açıklamasını istedi mi?
Evet, bir baskı var. Çünkü 2001 yılında Temsilciler Meclisi, yönetime güç kullanma ve asker konuşlandırma yetkisi verdi. Bu yüzden Suriye'de ne yaptığımızı ve politikamızın ne olduğunu bilmek istiyor. Bununla birlikte Trump yönetimi, Mart 2019'da Suriye politikamızın bir vizyonunu sunsa da bu, Biden yönetiminin de hedeflediği gibi bir rejim değişikliği değil sorunların çözülmesi, 2254 sayılı BMGK kararı kapsamında ateşkes imzalanması ve barış sürecine girilmesi, mültecilerin dönüşü, İran'ın ve stratejik konumlarda konuşlu füzelerinin kaldırılması, Türkiye'nin güvenliği, Esed'e muhalif olan Suriyelilerin topluma yeniden entegrasyonu ve hesap verebilirlik daha önce bahsettiklerim çerçevesindeydi.
Teoride, mevcut yönetimin politikası bu olsa da ya bunu başarmak için çaba gösterecek kadar ciddiye almıyorlar ya da farklı bir şey yapmaya çalışacaklar. Bunu tam olarak bilemiyoruz ama bu politikanın uygulanmaması kafa karıştırıcı.

-Biraz daha açar mısınız?
Suriye’de sadece korkunç bir iç savaş yaşanmıyor. Suriye halkının kaderi, dış dünyanın ve BM’nin çözüme ulaşmak için bir müdahalede bulunmalarını gerektiriyor.  Türkiye, Ürdün ve Avrupa'da Suriyeli mültecilerin baskı aracı olarak kullanılması, rejimin kasıtlı olarak desteklediği DEAŞ terör örgütünün güçlenmesi, İran’ın Suriye’de konuşlandırdığı füze sistemi, İsrail’in kuzey sınırlarının güvenliği ve kimyasal silah kullanımı gibi başka önemli faktörler de var. Bunların hepsi çözülmesi gereken çok önemli konular. ABD’de göreve gelen herhangi bir yönetimin bunu çözmeye çalışmaması sorumsuzluk olur.

-Peki, siz bu konuda ne öneriyorsunuz?
Yaptırımlar, diplomatik olarak tanınma, yeniden yapılanma, yatırım ve rejimle ilgili meseleler ile Esed ve müttefiklerinin belirtilen gündem dahilinde adımlar atması karşılığında mülteciler, İran'ın Suriye topraklarındaki varlığı, Türkiye’nin, İsrail'in ve Suriye'nin güvenliği konularında takas yapılmasını, yani, adım adım yaklaşımının benimsenmesini öneriyorum.  Trump yönetimi sırasında bir plan sunduk ve bunu müttefiklerimizle paylaştık. Bu yüzden ne yapılacaksa bu plan doğrultusunda olmalı.

-Adım adım yaklaşımı mı?
Evet, adım adım yaklaşımı. Ancak beni ilgilendiren birkaç önemli nokta var; bu yaklaşım Rusya ile gerçekleştirilemez. Tüm müttefiklerimizle, yani BM, Avrupa Birliği (AB), Avrupa ülkeleri, Arap Birliği (AL), Arap ülkeleri, Suriyeli muhalifler, Türkiye, İsrail ve SDG ile aramızda şeffaflık olmadan Esed rejimi üzerindeki baskı azaltılamaz. Çünkü hepsi gerçeği bilmek ve atılacak adımların bir parçası olmak istiyor. Rusya, İsrail'in bombardımanlarını, ABD güçlerini, yaptırımları ve Esed rejimine tecrit uygulanmasını istemiyor ve Şam’ın Arap ülkeleri ile ilişkilerinin eski haline dönmesini istiyorlar. Bunların tamamı sadece ABD’nin değil, müttefiklerimizin de kararlar vermesini gerektiren konulardır. Bu nedenle, diğer ülkelerle ilgili konuları, onlara danışmadan müzakere edemeyiz. Ancak, görüştüğüm tarafların hiçbiri bunun şimdi olması gerektiğini anlayamıyorlar.

-Sizce Moskova ile mi yoksa Şam ve Tahran ile mi müzakere daha önemli?
Bu konuyu İranlılarla konuşmamalıyız. Çünkü İranlılar bizimle konuşmak istemiyor. Aynı durum Esed için de geçerli. Rusya'dan BM’ye, Arap ülkelerinden SDG’ye kadar Esed'le görüşen tüm taraflar, ne olursa olsun ondan elle tutulur bir karşılık alamadı. Rusya, 2015 yılındaki askeri müdahalesinden bu yana en güçlü taraf oldu ve BMGK’da rejimi askeri olarak koruyor. Bu yüzden Rusya'nın güçlü kartları var.

Rusya’nın nüfuzu

-Şam üzerinde en çok Moskova’nın nüfuzu olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Biliyorum kolay değil, ama Ruslar karşılığında bir şey alacaklarına inanıyorlarsa nüfuzlarını kullanırlar.

-2019 yılında dönemin ABD Dışişleri Bakanı Michael Pompeo ile birlikte Moskova’ya gidip Başkan Putin ile görüştünüz öyle değil mi?
Evet, Bakan Pompeo ile 2019 yılında gittim ve (Başkan Vladimir) Putin ile görüştük. Sunduğumuz planı kabul etmemesinin sebebi, ABD askerlerini Suriye’den çekmek isteyen Trump yönetiminin sona yaklaştığını düşünmesiydi. Yani Putin bizimle müzakereye gerek olmadığını ve Suriye'nin kendisine gümüş tepside sunulacağını düşündü.
Putin'in o dönem bizimle bir anlaşma yapmak istememesini anlıyorum, ama şimdi, farklı bir durum söz konusu. Askerlerimiz halen Suriye'de. Afganistan'daki geri çekilmeden sonra Biden yönetiminin buradaki güçlerimizi geri çekmesi ihtimali pek yok. En azından Biden'ın dönemi boyunca Suriye'de kalacağımızı söyleyebilirim. Ama Ruslar bizimle bu şartlar altında pazarlık yapmayı düşünmeyeceklerdir. Rusları harekete geçirmek için müttefiklerimizle birlikte hareket etmeliyiz.

-2019 yılındaki planınızın detayları nelerdi?
Planda, taleplerimizden, araçlarımızdan ve Türkiye, Arap ülkeleri ve Avrupa ülkeleri gibi müttefiklerimizle neler yapılabileceğinden bahsettim. Yaptırımlar uyguluyoruz. Şam’ı diplomatik olarak tanımayı reddediyoruz. İsrail’in bombardımanları sürüyor ve Suriye’de yeniden yapılandırmaya ve yatırım yapılmasına karşı çıkıyoruz.
Daha önce de söylediğim gibi Suriye'de, İran'ın ve stratejik füze sisteminin Suriye topraklarından çıkarılmasını, DEAŞ ile mücadelenin sürmesini, Suriye muhalefetiyle mültecilerin evlerine dönebilmesi için anlaşma sağlanmasını, Suriye'nin kuzeydoğusundaki sorunun çözülmesini, Türkiye'nin güvenliğinin garantilenmesini, kimyasal silah dosyasının netliğe kavuşturulmasını ve ülkede kimyasal silah kalmadığına dair güvence verilmesini istiyoruz. Bunlar aynı sepet içinde bulunan takas unsurlarıdır. Bu sepet ise diplomatik ve taktik bir çabadır.

-ABD, Avrupa ülkeleri ve Arap ülkeleri arasında bu ayın başlarında Brüksel'de bir toplantı düzenlendi. Toplantıda Washington'ın müttefikleriyle bilgi paylaşmadığı ve Rusya ile anlaşmaktan memnun olduğu yönünde bir şikayet ortaya çıktı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Müttefiklerimizin onlarla konuşmadığımız için üzgün olduğunu biliyorum.

-Biden yönetimi, Arap ülkelerinin Şam ile normalleşmesi konusunda nasıl bir tutuma sahip?
Ürdün gibi Arap ülkeleri attıkları adımlar konusunda temkinli davranıyorlar. Ürdünlüler bir plan sundular ve Kral Abdullah bunu bizimle ve Başkan Putin ile paylaştı. Ancak Esed, hiç kimseye karşılık vermediği için bu planda ilerleme kaydedilemedi. Bunun Arapların Şam ile temasını sınırlayacağını düşünüyorum, çünkü bu, sahadaki durumu değiştirmeyecektir. Esed iş birliği yapmayı reddettiği için Suriye'nin önümüzdeki yıl AL üyeliğine dönebileceğini ve yatırım yapılacağını düşünmüyorum.

Arap ülkeleri ile Şam arasında normalleşme adımları

-Biden yönetiminin normalleşmeyi engellediğini yahut tam tersine teşvik ettiğini düşünüyor musunuz?
ABD Yönetimi, Birleşik Arap Emirlikleri'nden (BAE) açıkça Esed'le görüşmemelerini istedi. Ancak bölgedeki üst düzey yetkililer tarafından, sadece (yönetim tarafından) teşvik edilmediklerini, aynı zamanda normalleşmeye teşvik edilmiş dahi olabileceklerini öğrendim. Bu konuda ABD yönetiminin tutumunun net olmadığını düşünüyorum.

-O halde sizce anlaşma yapmanın tek yolu Ruslarla müzakere masasına oturmak mı?
Evet, ama ABD bunu, Suriye’de önemli bir rolleri olduğu için değil, aynı zamanda Suriye'ye baskı uyguladıklarından dolayı altı ya da yedi büyük müttefik ülkeyle istişare içinde yapmazsa işe yaramayacaktır. Türkiye, İsrail, Arap ülkeleri, Avrupa ülkeleri ve muhalefet, hepsinin Suriye’de bir rolü var.

-Bunun için ABD’nin bir rol üstlenmesi gerekiyor mu?
ABD yönetimi belki zaman zaman Kremlin ile konuşuyor olsa da aralarında ne olduğunu bilmiyoruz. En önemlisi, başlıca müttefiklerimiz de bilmiyor. Bu da başarısızlık demektir. İsrail yaptığından vazgeçmeyecek, Türkiye Suriye'den çekilmeyecek ve Arap ülkeleri, talepleri yerine getirilmedikçe Suriye'yi AL üyeliğine almayacak. Söz konusu tarafların kararları üzerinde hiç bir kontrolümüz yok. Bu nedenle Ruslarla konuştuklarımız, müttefiklerimiz olmadan uygulanamaz.

-Birinin öncülük etmesi mi gerekiyor?
Evet.

-Peki, bu mümkün mü?
Evet mümkün. Bu noktada üç nedenden ötürü umudum var. Bunlardan birincisi, bazı normalleşme adımlarına rağmen halen tüm baskıları sürdürüyoruz. Öte yandan Rusya ve Esed'in tüm rahatsız edici baskıları da devam ediyor. Ülke kaos içinde ve yapılmış bir ateşkes var. Kendi topraklarında kendisine (Esed’e) düşman üç ordu var; ABD, Türkiye ve İsrail. ABD yönetiminin kullanmak istemesi halinde halen var olan araçlar mevcut. İkinci neden, bu yapılmadı, çünkü büyük çatışma riskleri söz konusu. Üçüncü neden ise mevcut durumun Trump yönetimi dönemindeki durumdan daha iyi olması. Biden yönetimi, bu konuda istikrarlı bir çizgi izliyor ve askerlerimizi Suriye'den çekmek istemiyor. Ayrıca bölge önceki yıllara göre daha fazla yakınlaşmış halde. Arap ve Körfez ülkeleri ile Türkiye ilişkilerine bakın. Çok daha iyi uzlaşmalar ve ilişkiler söz konusu. Bölgenin önceki yıllara göre daha fazla bütünleştiğini ve sakinleştiğini söylemek için pek çok neden var. Bunların hepsi diplomatik girişimler için cesaret verici ve güçlü unsurlardır.

-ABD’nin şu an müzakere için daha iyi bir konumda olduğunu mu söylüyorsunuz?
Kesinlikle. Biden yönetimi elimizdeki araçları boşa harcamayacaktır. Evet, şu an daha iyi bir diplomatik konumdayız.

-O halde Rusya'yı Suriye bataklığında boğmak istediğiniz söylenebilir mi?
Rusya, zaten Suriye bataklığına saplanmış durumda. Bunu başardık.
Gerçekten mi? Bu nasıl oldu?
Rusya, Suriye rejimi güçlerini desteklemek ve DEAŞ ile mücadele etmek amacıyla hava sahasını kontrol ediyor. Suriye ekonomisi ise tam bir kaos içinde. Ruslar mültecileri geri getirmeye çalıştı ama kimse geri dönmedi. Esed, tek başına yeni bölgeler ele geçiremedi, daha ziyade diğer ülkeler aracılığıyla bazı bölgeleri kontrolü altına aldı. İsrail savaş uçakları da hava sahasını kontrol ediyor. Bu bir bataklık değilse, bataklığın tanımı başka ne olabilir?

-Bu durumda iki seçenek arasında seçim yapılması gerekiyor ya anlaşma ya bataklık. Bu da ABD’yi müzakere için daha iyi bir konuma getiriyor. Doğru mu?
Evet. Ben böyle düşünüyorum.



Irak'ta hükümet açısından "anayasal boşluk" yaşanıyor

Irak'ta hükümet açısından "anayasal boşluk" yaşanıyor
TT

Irak'ta hükümet açısından "anayasal boşluk" yaşanıyor

Irak'ta hükümet açısından "anayasal boşluk" yaşanıyor

Irak’ta, başbakan adayının belirlenmesi için tanınan 15 günlük sürenin dolmasıyla birlikte bugün hükümet düzeyinde anayasal bir boşluk sürecine girildi. “Koordinasyon Çerçevesi” olarak bilinen siyasi ittifakın, cumartesi akşamı yaptığı toplantıda tek bir isim üzerinde uzlaşamaması, sürecin tıkanmasına yol açtı. Bu durum, geçen yılın sonlarında yapılan parlamento seçimlerinin üzerinden beş aydan fazla, Nizar Amedi’nin cumhurbaşkanı seçilmesinin üzerinden ise yaklaşık yarım ay geçmesine rağmen hükümetin kurulamamasına neden oldu.

“Koordinasyon Çerçevesi”, siyasi ve seçim ağırlıkları farklılık gösteren 12 Şii liderden oluşuyor. Bu durum, mevcut Başbakan Muhammed Şiya al-Sudani’nin yerine geçecek yeni ismin belirlenmesini zorlaştırıyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre başbakanlık için 40’tan fazla adayın bulunuyor ama buna rağmen uzlaşı sağlanamaması dikkat çekiyor.

Gözlemciler, ülkenin anayasal boşluğa girmesinin Şii “Koordinasyon Çerçevesi” için ciddi bir siyasi baskı oluşturduğunu belirtirken, bazı ittifak üyeleri ise bu durumu, söz konusu boşluk için herhangi bir cezai yaptırım bulunmadığı gerekçesiyle savunmaya çalışıyor.


Mısır'da yüzlerce mahkum cumhurbaşkanlığı affından yararlandı

Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
TT

Mısır'da yüzlerce mahkum cumhurbaşkanlığı affından yararlandı

Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, çeşitli davalardan hüküm giymiş 602 mahkum hakkında af kararı aldı.

Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada “Sina Yarımadası'nın kurtuluş yıl dönümü kutlamaları vesilesiyle ve Cumhurbaşkanı Sisi'nin af koşullarını karşılayan bazı mahkûmlar hakkında aldığı af kararı doğrultusunda Toplumsal Koruma Dairesi (eski adı Cezaevleri Dairesi), af hakkını kazanan mahkumları belirlemek amacıyla ülke genelindeki cezaevlerinde tutuklu dosyalarını incelemek üzere komisyonlar kurdu" ifadelerine yer verildi.

Bakanlığın açıklaması şöyle devam etti:

“Komisyon çalışmaları, 602 tutukluya af kapsamında tahliye kararının uygulanabilir olduğu sonucuyla tamamlandı.”

Mısır, her yıl 25 Nisan'da Sina Yarımadası’nın kurtuluşunu kutluyor. Bu tarih, 1982 yılında İsrail'den geri alınan Sina Yarımadası'nda Mısır bayrağının göndere çekildiği ve barış antlaşması gereği son İsrail askerinin de bölgeden çekildiği tarih.

vfgthyj
Mısır'da cumhurbaşkanlığı affı kapsamında tahliye edilen mahkumlar (Mısır İçişleri Bakanlığı)

İçişleri Bakanlığı’ndan dün yapılan açıklamada, tutukluların tahliyesinin Bakanlığın modernite anlayışıyla ceza politikasını uygulamaya, Islah ve Rehabilitasyon Merkezleri sakinlerine çeşitli bakım hizmetleri sunmaya ve topluma yeniden kazandırılmaya hazır hale getirilen mahkûmların serbest bırakılması yöntemlerini etkin biçimde uygulamaya verdiği önemin bir yansıması olduğu vurgulandı.

Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından daha önce yapılan bir açıklamada, tüm Islah ve Rehabilitasyon Merkezleri'nin, ceza sisteminde uluslararası insan hakları standartlarının en üst düzeyine uygun olarak gerçekleştirilen gelişme ve modernleşme süreci çerçevesinde tahliye olan hükümlülere eksiksiz yaşam ve sağlık imkânları sunduğunu ve bu merkezlerin yargı denetimine tabi olduğunu teyit edilmişti.


Irak’taki milis güçlerini ‘tasfiye etmek’ için 5 adımlı bir yaklaşım

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
TT

Irak’taki milis güçlerini ‘tasfiye etmek’ için 5 adımlı bir yaklaşım

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)

ABD’nin Iraklı yetkililere silahlı grupları dizginleme ve dağıtma yönündeki süregelen çağrılarına rağmen, gözlemciler bu dosyanın Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin toplantılarında neredeyse tamamen gündem dışı kaldığına dikkat çekiyor. Bu durumun, yeni hükümetin ABD desteğini kaybetme riski doğurabileceği belirtilirken, uzmanlar ülkenin en karmaşık güvenlik-siyasi dosyalarından birinin çözümü için beş adımlı bir yaklaşım öneriyor.

ABD’nin milis güçlerinin tasfiyesine yönelik ısrarı, son dönemde atılan bir dizi cezai adımla daha da belirgin hale geldi. Bu kapsamda Washington, Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi hakkında bilgi sağlayanlara 10 milyon dolar ödül koydu. Ardından yedi farklı grup yaptırım ve terör listesine alınırken, son olarak Ketaib Seyyid eş-Şuheda lideri Ebu Ala el-Velai hakkında bilgi verenler için de benzer bir ödül açıklandı.

Öte yandan, yaklaşık üç ay önce silahlı grupların silahsızlandırılması ve Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) yeniden yapılandırılması yönündeki tartışmaların aksine, Koordinasyon Çerçevesi bileşenleri sessizliğini koruyor. Bu durum, söz konusu grupların İran’la yürütülen çatışmalara fiilen katılması ve Irak içinde ve Körfez ülkeleri dahil olmak üzere dış hedeflere yönelik yüzlerce roket saldırısı gerçekleştirmesiyle aynı döneme denk geliyor.

Savaş, çabaları baltaladı

Koordinasyon Çerçevesi içinden üst düzey bir kaynak, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın ‘silahlı grupların entegrasyonu olarak adlandırılabilecek çabaları zayıflattığını’ söyledi.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Koordinasyon Çerçevesi, dosyanın ele alınmasına yönelik mekanizmalar hakkında ilk tartışmaları başlatmıştı. Ancak savaş tüm bu süreci ortadan kaldırdı. Çünkü bu durum, gruplara silah bırakmayı reddetmeleri için uygun bir gerekçe sundu; zira savaş, onlar açısından varoluşsal bir tehdit olarak görülüyor” ifadelerini kullandı.

bfrrb
Bağdat’ta, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) karargâhını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Aynı kaynak, Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin ABD taleplerinin taşıdığı risklerin ve ciddiyetin farkında olduğunu, ancak silahlı gruplar ve İran’ın etkisi nedeniyle bu konuyu görmezden gelmek zorunda kaldıklarını belirtti. Kaynak ayrıca, bazı siyasi güçler ve silahlı gruplara sahip aktörlerin unsurlarını orduya entegre etme ve Halk Seferberlik Güçleri’ni yeniden yapılandırma yönünde gerçek bir isteğe sahip olduğunu, ancak hızla değişen bölgesel gelişmeler ve hükümet kurma sürecindeki tıkanıklık nedeniyle somut adım atmakta zorlandıklarını ifade etti.

Finansman sisteminin çökertilmesi

Siyasi analist ve araştırmacı Dr. Basil Hüseyin, silahlı grupların tasfiyesinin ‘finansman sistemi’ olarak adlandırdığı yapıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan Hüseyin, Koordinasyon Çerçevesi’nin ‘tek parça ve uyumlu bir blok olmadığını, aksine farklı çıkarların kesiştiği ve çeşitli görüşlerin çekiştiği kırılgan bir koalisyon’ olduğunu ifade etti.

Hüseyin’e göre silahlı gruplar, yalnızca siyasi partilerin bir uygulama aracı değil; çoğu zaman bu partilerin ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan belkemiğini oluşturuyor. Bu çerçevede müteahhitlik ağları, sınır kapıları, paralel limanlar ve sözleşmelerin bu gruplarla ‘organik biçimde iç içe geçtiğini ve ayrılmasının mümkün olmadığını’ vurguladı.

Herhangi bir ciddi tasfiye girişiminin, söz konusu finansman ağının bütünüyle çözülmesi anlamına geleceğini belirten Hüseyin, bunun da böyle bir adımı atanlar için ‘siyasi intihar’ anlamına gelebileceğini söyledi. Bu nedenle tasfiye çabalarının eksik ve seçici kalacağını, milis yapıların nüfuzunun temelini oluşturan unsurlara dokunmaktan kaçınacağını dile getirdi.

Hüseyin ayrıca, silahlı grupların tasfiyesinin yalnızca Irak’a ait bir karar olmadığını, bunun aynı zamanda İran’ın stratejik yaklaşımıyla bağlantılı olduğunu ifade etti. Tahran’ın bu grupları uzun süredir ileri savunma stratejisinin temel unsurlarından biri olarak gördüğünü belirten Hüseyin, İran’ın bu karttan ancak Washington ile olası kapsamlı bir uzlaşma çerçevesinde vazgeçebileceğini kaydetti.

Son olarak Hüseyin, ABD baskısının artması ve hareket alanının daralması durumunda grupların gönüllü değil zorunlu olarak geri adım atabileceğini belirterek, bu durumda ‘biçimsel çözümlere’ yönelinebileceğini ifade etti. Buna göre gruplar isim değiştirip yapıyı koruyabilir, görünürde devlet kurumlarına entegre olurken gerçekte kendi ağlarını, silahlarını ve bağlılıklarını denetim dışı şekilde sürdürmeye devam edebilir.

Çözüm için 5 adım

Musul Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi ve İran çalışmaları uzmanı Firas İlyas, silahlı grupların tasfiyesi için beş aşamalı bir yaklaşım önerdi. İlyas, Irak’taki silahlı fraksiyonların geleceğinin doğrudan Tahran ile Washington arasındaki savaşın seyrine bağlı olacağını belirterek, bu grupların ‘savaşın sonucundan doğrudan etkileneceğini’ ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan İlyas, silahlı gruplarla başa çıkmanın pratik yollarının, savaş sonrası döneme uygun yeni bir yaklaşım gerektirdiğini vurgulayarak, çözümün ‘ani bir tasfiye değil, devlet üzerinden kademeli bir güç yeniden mühendisliği’ olduğunu söyledi.

vfevbf
2 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’taki Tahrir Meydanı’nda İran'ı destekleyen bir gösteri sırasında nöbet tutan Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) mensupları (AFP)

İlyas’a göre Koordinasyon Çerçevesi hükümeti kurmayı başarır ve ABD baskısı artarsa, beş temel hat üzerinden hareket edebilir. Buna göre ilk adım, Halk Seferberlik Güçleri’nin resmi bir kurum olarak silahlı gruplardan ayrıştırılması olacak. Devletten maaş alan yapının yalnızca başkomutana bağlı olması sağlanırken, bağımsız karar alma veya dış bağlantılarını sürdüren unsurlar devlet dışı aktör olarak değerlendirilecek.

İkinci adımın ‘silah öncesi finansal kontrol’ olacağını belirten İlyas, maaşlar, sözleşmeler, sınır kapıları, şirketler ve mali transferler üzerinde denetimin artırılmasının kritik olduğunu ifade etti. Gayriresmi gelir kaynaklarının kesilmesiyle birlikte grupların hareket kabiliyetinin azalacağına dikkat çekti.

Üçüncü aşamada ise liderlik yapısının yeniden düzenlenmesi öngörülüyor. Bu kapsamda Halk Seferberlik Güçleri içindeki kritik görevlerin değiştirilmesi, bazı birliklerin sınır bölgelerinden uzaklaştırılması, seçili unsurların ordu veya federal polise entegre edilmesi ve disiplinsiz komutanların emekliye sevk edilmesi ya da sembolik görevlere atanması planlanıyor.

Dördüncü adımın ‘çatışma yerine içeriden çözülme’ yaklaşımına dayandığını belirten İlyas, hükümetin grupları üç kategoriye ayırabileceğini söyledi: entegrasyona açık olanlar, siyasi olarak kontrol altına alınabilecek olanlar ve tamamen karşı çıkanlar. Buna göre disiplinli gruplara teşvikler sağlanırken, karşı çıkanlar izole edilecek ve yasa dışı faaliyetlere karışanlara hukuki baskı uygulanacak.

Beşinci ve son aşama ise ABD baskısının iç politikada bir kaldıraç olarak kullanılması. İlyas’a göre hükümet, silahlı gruplara ‘ya devlet içinde disipline olma ya da yaptırımlar, mali ve güvenlik izolasyonuyla karşı karşıya kalma’ mesajını verebilir. Bu çerçevede ABD’nin sert tutumu, dış baskıdan ziyade hükümetin elini güçlendiren bir araca dönüşebilir.

Tüm bu senaryolara rağmen İlyas, Koordinasyon Çerçevesi’nin silahlı grupları tek hamlede tasfiye etmesinin beklenmediğini vurguladı. Bunun yerine, bu yapıların askeri ve mali bağımsızlığının kademeli olarak zayıflatılması ve Halk Seferberlik Güçleri çatısı altında daha disiplinli ve kurumsal bir yapının korunmasının hedeflenebileceğini ifade etti.