BM Genel Sekreteri Guterres Şarku’l Avsat’a konuştu: Hizbullah, diğer partiler gibi siyasi partiye dönüşmeli

Guterres, Şarku’l Avsat’a konuştu: “Avn, Berri ve Mikati’den seçimlerin ‘özgür ve adil’ olacağına dair bir taahhüt aldım”

BM Genel Sekreteri, Ali Berda’ya konuşurken (Fotoğraf: BM’den Haydar Fahs)
BM Genel Sekreteri, Ali Berda’ya konuşurken (Fotoğraf: BM’den Haydar Fahs)
TT

BM Genel Sekreteri Guterres Şarku’l Avsat’a konuştu: Hizbullah, diğer partiler gibi siyasi partiye dönüşmeli

BM Genel Sekreteri, Ali Berda’ya konuşurken (Fotoğraf: BM’den Haydar Fahs)
BM Genel Sekreteri, Ali Berda’ya konuşurken (Fotoğraf: BM’den Haydar Fahs)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Şarku’l Avsat’a verdiği bir röportajda, Lübnan’daki mevcut durumun ‘kalbini kırdığını’ dile getirdi. Guterres, bu ülkenin siyasi liderlerini ‘iç yaşama yönelik dış müdahaleleri’ durdurarak, çıkarlardan önce ‘köklü reformlar’ yapmak üzere birleşmeye çağırdı.
Lübnan’ın ‘orta sınıfın ortadan kalkmasına izin verecek’ yeni bir toplumsal döneme ihtiyaç duyduğunu söyleyen BM Genel Sekreteri, Mayıs ayı başlarında ‘özgür ve adil’ bir yasal seçimin gerçekleşmesi için Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Necib Mikati’den açık taahhütler aldığını ifade etti. Guterres ayrıca, Hizbullah’ın ülkede siyasi bir güç olarak siyasi bir partiye dönüşmesi talebini tekrarladı.
Antonio Guterres, Lübnan ordusunun gelişmiş ekipmanlara ihtiyacı olduğunu söylerken, (İsrail ile güney sınırı boyunca çizilen) ‘Mavi Hat’ ve diğer ‘küçük argümanlar’ ile ilgili sorunların çözülmesi çağrısında bulundu. Şii veya Sünni radikalizm yanlısı gruplara, alternatif bir devlet olma fırsatı vermeme çağrısı da yapan Guterres ayrıca, Körfez devletlerini ise ‘Lübnan’ı canlandırma çabalarının bir parçası olmaya’ çağırdı.
Antonio Guterres, Suriye’nin çok sayıda milis ve dört yabancı ordunun varlığıyla ‘savaş yoksa barış da yok durumunu’ yaşadığını dile getirdi. Guterres, BM’nin Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in ‘mevcut çıkmazın üstesinden gelmek ve Suriye’de konuşlanan tüm yabancı güçlerden kurtulmak için’ ciddi bir çaba sarf ettiğini vurguladı.
İşte Şarku’l Avsat’ın BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile gerçekleştirdiği röportajın tamamı;

-Sayın Genel Sekreter, Lübnan’a çok fazla duyguyla ziyarette bulundunuz. Beyrut Limanı’nı ziyaret ettiniz ve sivil toplumdan kadınlar ve genç kızlarla, kuzeyden ve güneyden vatandaşlarla toplantılarınızda, hayatlarını kaybeden kurbanların yasını tuttunuz. Gördüklerinizle ilgili kişisel duygularınız nedir?
Lübnan, sevdiğim bir ülkedir. Eski bir medeniyeti temsil etmektedir. BM Yüksek Komiseri olduğum dönemde Lübnan, bir milyondan fazla Suriyeli mülteciyi kabul ettiğinde ve başlangıçta aslında zor bir şekilde kaynaklarını onlarla bölüştüğünde muazzam bir cömertlik ortaya koydu. Lübnan, farklı etnik ve dini grupları kucaklayan ve onlarla demokrasi oluşturan bir toplumu temsil ediyor. Lübnan’a dair son derece güçlü duygularım ve Lübnan halkına dair büyük temennilerim var. Bu nedenle kalbim, Lübnan’ı şu anki halinde gördüğüm için kırgın. Kalbim, Lübnan halkını bu halde gördüğüm için de kırgın. İnanıyorum ki iki köklü dönüşüme ihtiyacımız var. İlk olarak Lübnan’ın derin reformlara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Lübnan, siyasi liderlerini eşit toplumlardan edinmeye, şu anda Lübnan ve halkının başka bir durumda ilerlediğini anlamaya ve Lübnan’ın yolsuzlukların yapıldığı bir ülke olmaması gerektiğini kabul etmeye ihtiyaç duyuyor. Lübnan, bunlardan hesap soran bir ülke olmalı, ekonomileri ve toplumları için köklü reformların yapıldığı bir ülke olmalı. Aynı şekilde Lübnan’ın iç hayatına müdahalelere için veren hiçbir ülkenin olmadığı, kaynakları hareket ettirebilen ve ciddi reformlar sorununa destek sağlayabilen bir uluslararası toplum istiyoruz.

-Lübnanlı liderlere birleşmeleri ve reform yapmaları çağrısında bulundunuz. Peki uygulama sırasında hangi adımları atmalılar?
Açıkçası, seçimler yapılmalı. Bu seçimler, özgür ve eşit olmalıdır. Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Başbakan Necib Mikati ve Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’den, seçimlerin anayasal tarihten önce Mayıs başlarında gerçekleşeceği yönünde güvence aldım. İkinci olarak Lübnan’ın, köklü reformlar yapabilecek bir hükümete ihtiyacı bulunuyor. Reformlar, ülkenin finansal yapısını ve ekonomik yapısını içermeli ve Lübnan toplumunda bulunmayan bir güvenlik ağı olarak gerçek bir toplumsal koruma sisteminin kurulmasını kapsamalı. Çünkü Lübnan, müreffeh olmalı. Ama hiçbir zaman böyle bir toplum, ‘yolsuzluğun kaldırılmasını sağlamak, ülkenin geleceğinde tüm yerel toplulukların etkin katılımını sağlamak için’ sivil toplumla ilgilenebilen ve ortaklık kurabilen bir hükümet olmadı.

-Yani Lübnan için yeni bir siyasi ve toplumsal tüzükten mi bahsediyorsunuz?
Bana göre Lübnan’ın yeni bir toplumsal tüzüğe ihtiyaç duyduğu açık. Mülteciler komiseri olduğumda ve Suriyeli çocukların okullardaki sorunlarını ele aldığımda istatistiklere baktım ve okullara gönderilmesi gereken Suriyeli çocuklardan çok daha fazla Lübnanlı çocuk olduğunu gördüm. Bu nedenle dönemin Eğitim Bakanı ‘Lübnanlı çocukların çoğunluğunun, yani yüzde 60’tan fazlasının özel okullarda olduğunu, bu durumun da devlet okullarında Lübnanlıdan çok Suriyeli öğrenci olduğunu’ söyledikten sonra sorunun çözümünün nispeten kolay olduğuna inandım. Bu nedenle Lübnan’ın hiçbir zaman gerçek bir güvenlik ağı olmadı, hiçbir zaman gerçek bir refah devlete ulaşmadı. Gelişen bir toplumdu, toplumunun çoğu zengindi ama diğerlerinin koruması yoktu. Şu anda krizin aktif bir toplumsal koruma sisteminin yokluğunda başladığı anda gördüğümüz, orta sınıfın unutulmuş bir bertarafıdır. Bu yüzden sürdürülebilir bir yolla yeniden inşa istiyoruz.

Politikacılara güvenilirlik yok

-Sosyal medyada Sayın Guterres’in, ülkeyi yönetemeyen ve onu uçurumun kenarına iten siyasi sınıfa güven vermek için Lübnan’a geldiği haberleri dolaşıyor. Gerçekten yaptığınız bu mu?
Hayır. İktidardakilerle konuşmak, sivil toplumla konuşmak ve gençlerle konuşmak için buradayım. İnsanlarla konuşmak için buradayım. Şehirde farklı faaliyetler yürüten insanlarla konuşmak için Trablusşam’a gittim. Şu anda yetkililer, ülkeyle meşgul değillerse ülkenin sorununu çözmek imkânsız.

-BM Genel Sekreterliği tarafından beş yıldır hazırlanan her raporda Hizbullah’ın adı geçiyor. Bu yolculukta Lübnan, Arap Dünyası ve tüm dünyada Hizbullah’tan ‘Lübnan’daki gerçek sorun’ olarak bahseden taraflar hakkında konuştuğunuzu duymadım. Neden?
Lübnan’da birçok sorun olduğuna inanıyorum. Hizbullah’ın da Lübnan’daki diğer siyasi partiler gibi siyasi bir parti olmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Bunu başarmanın tek yolu, Lübnanlı kuruluşları güçlendirmektir. Bir odada bir filiniz varsa, yapabileceğiniz en iyi şey, filin bir soruna dönüşmemesi için odayı genişletmektir.

-Bu mesele, BM’den fon alma veya BM aracılığıyla Lübnan ordusuna fon sağlama gibi diğer konular arasında mı yer alıyor?
Lübnan ordusunu, yetersiz kaynaklarımızla destekliyoruz. Lübnan ordusu için uluslararası toplumun büyük bir desteğine ihtiyacımız var.

-Lübnan’ın Arap dünyasıyla ilişkileri, İran ile daha iyi ilişkiler kurma pahasına Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleriyle ilişkilerde tanık olduğumuz kriz nedeniyle şu an bir tehlikeyle karşı karşıya. Lübnanlılar, Arap dünyasıyla ilişkilerini kesip İran ile daha iyi bir ilişki mi kurmalı?
Hayır, tam tersi. Lübnan’ın Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ile ilişkilerini iyileştirmek için çaba sarf etmesi gerektiğine inanıyorum. Lübnan’a gelmeden önce KİK büyükelçisi ile New York’ta öğle yemeği yedim. (Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel) Macron’un Suudi Arabistan’da olduğunu biliyorum. Lübnan’ın KİK ülkeleriyle ilişkilerini yeniden kazanmasının önemli olduğu kanaatindeyim. Körfez ülkelerine sesleniyorum, Kuveyt’in bu iletişimi teşvik etmede çok etkili olduğunu biliyorum. Körfez ülkelerine Lübnan’ı canlandırma çabalarının bir parçası olması çağrısı yapıyorum. Şunu açıkça söyleyebilirim; Bugün herkesin herkesle konuştuğu bir dünyada yaşıyoruz. Hepimizin bildiği gibi Suudi Arabistan, Irak’ta İran ile konuşuyor.

-Bu, iyi bir şey mi?
Çoğu zamanda diyalog yokluğunun, zor ilişkilerin savaşa dönüşme nedeni olduğuna inanıyorum.

Suriye ve Yabancı Kuvvetler

-İlgili çerçevede Suriyeli mülteciler konusu, seyahatinizde güçlü bir şekilde masadaydı. Bay Pedersen’in mültecilerin kendi ülkelerine geri dönüşü de dahil Suriye’deki durum hakkında piyasaya sürmeye çalıştığı ‘adıma karşılık adım’ meselesi var. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bir planınız var mı?
Suriye’deki durumdan çok endişeliyim çünkü Suriye, ‘savaş yoksa barış da yok’ durumunda yaşıyor. Suriye’de çok sayıda bağımsız milis ve dört yabancı ordu var. Durum, muğlak görünüyor. Mevcut çıkmazı aşmak için sarf edilen tek ciddi çabanın, Geir Pedersen’in Suriye hükümeti ile Suriye muhalefeti arasında ciddi bir diyaloğu yeniden başlatmak için ortaya koyduğu çaba olduğu kanaatindeyim. Çünkü Suriyelilerin, nihayetinde Suriye’deki tüm yabancı güçlerden kurtulmanın tek yolunun bir araya gelmeleri olduğunu anlamaları gerekiyor.

-Peki bu noktada ilk adım nedir?
İlk adım Anayasa Komitesi’dir. Ama daha sonra önemli bir mesele daha var; Özgür ve adil seçimler ve çağdaş bir toplumun temel değerlerine saygı duyan siyasi bir süreç.



Lübnan İsrail'in model bölgeler konusundaki tutumunu bekliyor

Dün Güney Lübnan'ın Nebatiye şehrinde İsrail’in daha önce düzenlediği hava saldırılarında hasar gören binaların enkazının ortasından scooterıyla geçen bir adam (AP)
Dün Güney Lübnan'ın Nebatiye şehrinde İsrail’in daha önce düzenlediği hava saldırılarında hasar gören binaların enkazının ortasından scooterıyla geçen bir adam (AP)
TT

Lübnan İsrail'in model bölgeler konusundaki tutumunu bekliyor

Dün Güney Lübnan'ın Nebatiye şehrinde İsrail’in daha önce düzenlediği hava saldırılarında hasar gören binaların enkazının ortasından scooterıyla geçen bir adam (AP)
Dün Güney Lübnan'ın Nebatiye şehrinde İsrail’in daha önce düzenlediği hava saldırılarında hasar gören binaların enkazının ortasından scooterıyla geçen bir adam (AP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Washington'da sürdürülen Lübnan-ABD-İsrail müzakerelerinin ülkesinin güneyinde istikrarı yeniden tesis etmek ve devlet otoritesini uluslararası alanda tanınan sınırlara kadar yaymak için gerekli güvenlik düzenlemelerini ele aldığını açıkladı. Avn, güvenlik düzenlemeleri çerçevesinde gündeme gelen ‘model bölgeler’ konusundaki araştırmaların İsrail tarafının onayı beklentisiyle sürdüğünü de belirtti.

Dünkü müzakere oturumunda Lübnanlı müzakereciler, ABD’nin baskısıyla, İsrailli meslektaşlarından Hizbullah'ın askeri varlığından arındırılmış ‘model bölgeler’ oluşturulmasının ilk uygulama adımı olarak Litani Nehri'nin kuzeyindeki işgal altındaki topraklardan ilk İsrail kuvvetleri çekilmesini gerçekleştirme onayını kopardı.

Bu tur, son derece gergin bir atmosferde yürütüldü. İsrail'de Trump yönetiminin İran rejimiyle vardığı mutabakat muhtırasına karşı öfke patlaması yaşanırken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümeti Hizbullah ile süren savaşa son verme ve İsrail ordusunun Lübnan'ın işgal altındaki topraklarından çekilmesi için yoğun çabalar gösterme konusunda baskıyla karşılaştı.


Irak, İHA kullanımını “terörle mücadele yasası” kapsamına aldı

İHA saldırısı olduğundan şüphelenilen bir saldırının ardından Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanları izleyen Iraklılar, 1 Nisan 2026 (AFP)
İHA saldırısı olduğundan şüphelenilen bir saldırının ardından Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanları izleyen Iraklılar, 1 Nisan 2026 (AFP)
TT

Irak, İHA kullanımını “terörle mücadele yasası” kapsamına aldı

İHA saldırısı olduğundan şüphelenilen bir saldırının ardından Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanları izleyen Iraklılar, 1 Nisan 2026 (AFP)
İHA saldırısı olduğundan şüphelenilen bir saldırının ardından Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanları izleyen Iraklılar, 1 Nisan 2026 (AFP)

Irak Yüksek Yargı Konseyi, yetkili mahkemelere insansız hava aracı kullanıcıları hakkında ‘terörle mücadele yasası’ hükümlerini uygulamaları yönünde talimat verdiğini açıkladı.

Konsey tarafından dün yapılan açıklamada ‘yetkili mahkemelere, yasaya aykırı amaçlarla kullanılan insansız hava araçlarını üreten, kullanan veya bulunduran herkese 2005 tarihli ve 13 sayılı Terörle Mücadele Kanunu hükümlerini uygulamaları yönünde talimat verildiği’ belirtildi.

Söz konusu yasa, Irak'ta ‘ulusal birliği ve toplum güvenliğini tehdit eden terör suçlarında ve eylemlerinde failleri yargılamak’ için başvurulan temel mevzuat olup fiili uygulayıcılar, kışkırtıcılar, planlayıcılar ve finansörler hakkında idam cezasına kadar hükmedilmesine olanak tanıyor.

Bir güvenlik yetkilisi, Yüksek Yargı Konseyi'nin bu talimatının özellikle silahlı grupların faaliyetlerini kısıtlamayı hedeflediğini vurguladı.

Başta Hizbullah Tugayları ve Nüceba olmak üzere çeşitli gruplar silahların devlet tekeline alınması planını reddediyor. İran ise yakın zamanda kendi tutumunun "anlaşılmasını" talep ettiğini duyurdu.


İsrail'in Mescid-i Aksa’nın idaresi üzerindeki kontrolünü güçlendirme girişimleri endişeleri artırıyor

Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa kubbesi ile Kubbetu's-Sahra'nın bir bölümünden görünüm (AFP)
Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa kubbesi ile Kubbetu's-Sahra'nın bir bölümünden görünüm (AFP)
TT

İsrail'in Mescid-i Aksa’nın idaresi üzerindeki kontrolünü güçlendirme girişimleri endişeleri artırıyor

Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa kubbesi ile Kubbetu's-Sahra'nın bir bölümünden görünüm (AFP)
Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa kubbesi ile Kubbetu's-Sahra'nın bir bölümünden görünüm (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Kudüs'teki Mescid-i Aksa ile ilgili herhangi bir karar alınmadığını ve oradaki ‘statükoyu’ değiştirme niyeti bulunmadığını defalarca kez öne sürmesine karşın Mescid-i Aksa çevresinde yaşanan her gelişme bunun tam tersini ortaya koyuyor.

İsrail, fiili durum itibarıyla Mescid-i Aksa’nın güvenliğini kontrol ediyor. Oysa onlarca yıldır uluslararası ve ikili anlaşmalar çerçevesinde gözetim hakkına sahip olan Ürdün Haşimi Krallığı'na bağlı İslam Vakıfları İdaresi Mescid-i Aksa’nın yönetiminden sorumlu.

Bununla birlikte İsrail, bu idareyi sessiz sedasız hedef alarak sahadaki fiili gerçeklikleri değiştirmeye çalışıyor.

Filistin yönetimine bağlı Kudüs Valiliği Vali Vekili Maruf er-Rifai, salı günü ‘İsrail'in İslam Vakıfları İdaresi’ni ve çalışanlarını sürekli olarak hedef aldığını, bu durumun idarenin mescitteki rolünü ve yönetim işlevini yerine getirme kapasitesini tehdit ettiğini’ söyledi.

sdc
İran, İsrail ve ABD arasında ateşkes anlaşması imzalanmasının ardından Kudüs’ün Eski Şehri’ndeki El-Aksa Camii avlusunda bir işçi, alanı temizliyor (AP)

Rifai açıklamasında işgal makamlarının Mescid-i Aksa içindeki görevli ve personel sayısını sistematik biçimde azaltma politikası izlediğini teyit etti. Buna göre her vardiyada 50 kişi olması gereken görevli sayısı 20'ye düşürüldü. Bu durum yıllardır Mescid-i Aksa’nın güvenlik sisteminin karşılaştığı en ağır krizlerden biri.

Rifai, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu tarihi, keskin ve emsalsiz gerileme, 37'den fazla görevli ve personelin mescitten uzaklaştırılması ve Batı Şeria'dan gelen 30 idari personelin erişim izninin iptal edilmesi dahil bir dizi keyfi uygulamanın ürünüdür. Bu durum, idari, teknik ve hizmet boyutlarıyla Vakıflar İdaresi’nin farklı birimlerinde açık bir felce uğrattı.”

Rifai, söz konusu uygulamaların İslam Vakıfları İdaresi’nin rolünü zayıflatmayı ve mescidin yönetim kapasitesini engellemeyi hedefleyen daha kapsamlı bir İsrail politikasından bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurguladı.

Açıklamaya göre İsrail, Vakıflar Dairesi'nin bakım ve restorasyon çalışmaları yapmasını engellemeye devam ediyor. Mescid-i Aksa avlusunda zorunlu olan basit işleri bile sekteye uğratıyor. Öte yandan polis, İmam Gazali Kubbesi, Daru'l-Hadis eş-Şerif, Süleyman Kubbesi ve Musa Kubbesi gibi yapılar için güvenlik bahanesiyle Mescid-i Aksa'daki tesis ve tarihi alanlara el koyma politikasını artırarak sürdürüyor.

Rifai, “Tüm bunlar Mescid-i Aksa içinde yeni fiili gerçeklikler dayatmaya yönelik tehlikeli bir eğilimi yansıtıyor” diye vurguladı.

Tüm bunlar, işgal polisi ile aşırı sağcı ‘Tapınak’ grupları arasında emsalsiz bir koordinasyon düzeyini yansıtan başka adımlarla eş zamanlı gerçekleşti. İşgal polisi 3 Haziran'da ‘Tapınak Dağı Birimi’ olarak adlandırdığı yapıya yeni gönüllüler kazandırmayı hedefleyen bir kampanya başlattı. Söz konusu birim, yerleşimcilere eşlik ederek mescide baskınlarını güvence altına almak ve onları korumakla görevlendiriliyor.

Rifai, bu yönelimin işgalci İsrail’in Mescid-i Aksa içinde aşırılıkçı grupların nüfuzunu genişletmeye çalıştığını açıkça ortaya koyduğunu vurguladı. Bu girişim, İslam Vakıfları İdaresi’nin rolünü kısıtlama ve çalışmalarını engelleme girişimleriyle eş zamanlı yürütülüyor. Böylece Mescid-i Aksa ve ona bağlı alanların İsrail’in kontrolüne geçirilmesi projesine zemin hazırlanıyor.

Mescid-i Aksa üzerindeki egemenlik savaşı

Mescid-i Aksa üzerindeki egemenlik mücadelesinin geçmişi çok eskilere uzanıyor. Bu mücadele İsrail'in kurulması kararından önce başladı. Siyasi, güvenlik ve çok cepheli hassasiyetler olmasaydı İsrail bu meseleyi çok daha erken çözüme kavuşturmuş olabilirdi.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı'na göre hikâye 1924 yılında Şerif Hüseyin bin Ali döneminde başladı. Mescid-i Aksa'nın tüm hakları o dönemde kendisine bırakıldı. Bu gelenek, 1954 yılında Mescid-i Aksa ve Kubbetu's-Sahra'nın imarı için bir komisyon kuran merhum Kral Hüseyin bin Talal döneminde de sürdü. Ürdün'e bağlı İslam Vakıfları İdaresi, bu kutsal mekanlar üzerinde gözetim yetkisini elinde bulunduran son dini idari otorite olması nedeniyle bu uygulama İsrail'in Kudüs'ü işgalinin ardından da devam etti. Ürdün'ün 1988'de Batı Şeria ile yasal ve idari bağını kopardığını ilan ettiğinde, kentin bir boşluğa düşmesine ya da işgalin buraya sızmasına zemin hazırlamamak amacıyla Kudüs şehri bu kararın kapsamı dışında tutuldu.

Ürdün, 1994'te İsrail ile imzaladığı ‘Vadi Arabe Barış Anlaşması’ uyarınca Kudüs'teki dini işlere ilişkin gözetim hakkını korudu.

2013 yılının mart ayına gelindiğinde Ürdün Kralı Abdullah ile Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistin’deki Kudüs ve kutsal mekânlar üzerinde Ürdün Haşimi Krallığı'nın ‘vesayet ve savunma hakkını’ teyit eden bir anlaşma imzaladı.

xsdfv
Kudüs’teki Mescid-i Aksa avlusunda, Kubbetu’s-Sahra yakınlarında sabah namazını kılan cemaat (AFP)

Filistin Yönetimi Ürdün'ün kutsal mekânlar üzerindeki gözetim rolünü kabul ediyor, ancak bu durum İsraillilerin hiç hoşuna gitmiyor.

İsrail, yıllar içinde Mescid-i Aksa üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdı, İslam Vakıfları İdaresi’nin rolüne karşı girişimlerde bulundu, her olayı mekân üzerindeki tam hâkimiyetini sergileme fırsatına dönüştürdü. Savaşlar ve dini bayramlar sırasında Müslümanların Mescid-i Aksa’ya erişimini engelledi. Erişimi kısıtladı ve belirli yaş ve kategorilerin yalnızca belli zamanlarda girebileceğini belirledi.

İsrail hükümetleri Mescid-i Aksa’ya baskınları destekledi. Bakanlar bu baskınlara öncülük etti. Hem İsrailli hem Filistinli taraflar, 1969 yılında Mescid-i Aksa içinde yer alan Kıble Mescidi’nin yakılması olayından başlayarak 2000 yılındaki Mescid-i Aksa İntifadası'na, ‘Aksa Hareketi’ ve ‘Kapılar Savaşı’ gibi küçük çaplı çatışma ve intifadalara, 2021'de Gazze'de Hamas ile yaşanan toğyekun savaşa ve son olarak Hamas'ın büyük ölçüde Mescid-i Aksa ile ilgili gerekçelerle başlattığı ‘Aksa Tufanı’ adını verdiği 7 Ekim’de başlayan savaşa kadar uzanan süreçte kutsal mekândan kaynaklanan pek çok çatışmayı birlikte deneyimledi.

cfvrbg
Aşırı sağcı İsrailli Bakan Itamar Ben-Gvir, geçtiğimiz perşembe günü Kudüs’ün Eski Şehir bölgesinde bulunan Mescid-i Aksa avlusunda İsrail bayrağıyla poz verirken (Reuters)

Filistinliler, Ürdünlüler ve tüm Müslümanlar Mescid-i Aksa'yı İslam dininin üçüncü en kutsal mekânı olarak benimseyip tüm Müslümanlara ait olduğunda ısrar ederken fanatik Yahudi gruplar bir gün orada ‘Tapınak’ inşa edeceklerini söylüyor.

İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı İtamar Ben Gvir, son iki yılda Mescid-i Aksa’ya düzenlenen çok sayıdaki baskına öncülük etti. Orada Yahudi inancına göre ibadet etti ve ‘Tapınağın yıkılışı’ olarak adlandırdıkları yıldönümünde başkalarını da burada ibadet etmeye teşvik ederek Mescid-i Aksa’da ‘hâkimiyet ve egemenlik’ kuracağı vaadinde bulundu.

İsrail Başbakanı Netanyahu, Mescid-i Aksa’nın statükosunun değişmeyeceğini söylese de İsrail'de pek çok kesim Ben Gvir ve Yahudi yerleşimcilerin bu statükoyu fiilen ihlal edip değiştirdiğini öne sürdü.

Filistin meselesine ilişkin sürdürülen çok sayıda müzakere sürecinde Mescid-i Aksa üzerindeki İslami egemenliğe son verilmesini, İslam Vakıfları İdaresi’nin feshedilmesini ve Mescid-i Aksa’nın denetimini İslam Vakıfları İdaresi’nin yerine işgal devletinin de dahil olduğu uluslararası bir kurula devredilmesini öngören ve ABD tarafından hazırlandığı belirtilen bir plana dair haberler sızdı. Ancak ABD, böyle bir plandan haberdar olmadığını savunurken İsrail, herhangi bir yorum yapmadı.