BM Genel Sekreteri Guterres Şarku’l Avsat’a konuştu: Hizbullah, diğer partiler gibi siyasi partiye dönüşmeli

Guterres, Şarku’l Avsat’a konuştu: “Avn, Berri ve Mikati’den seçimlerin ‘özgür ve adil’ olacağına dair bir taahhüt aldım”

BM Genel Sekreteri, Ali Berda’ya konuşurken (Fotoğraf: BM’den Haydar Fahs)
BM Genel Sekreteri, Ali Berda’ya konuşurken (Fotoğraf: BM’den Haydar Fahs)
TT

BM Genel Sekreteri Guterres Şarku’l Avsat’a konuştu: Hizbullah, diğer partiler gibi siyasi partiye dönüşmeli

BM Genel Sekreteri, Ali Berda’ya konuşurken (Fotoğraf: BM’den Haydar Fahs)
BM Genel Sekreteri, Ali Berda’ya konuşurken (Fotoğraf: BM’den Haydar Fahs)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Şarku’l Avsat’a verdiği bir röportajda, Lübnan’daki mevcut durumun ‘kalbini kırdığını’ dile getirdi. Guterres, bu ülkenin siyasi liderlerini ‘iç yaşama yönelik dış müdahaleleri’ durdurarak, çıkarlardan önce ‘köklü reformlar’ yapmak üzere birleşmeye çağırdı.
Lübnan’ın ‘orta sınıfın ortadan kalkmasına izin verecek’ yeni bir toplumsal döneme ihtiyaç duyduğunu söyleyen BM Genel Sekreteri, Mayıs ayı başlarında ‘özgür ve adil’ bir yasal seçimin gerçekleşmesi için Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Necib Mikati’den açık taahhütler aldığını ifade etti. Guterres ayrıca, Hizbullah’ın ülkede siyasi bir güç olarak siyasi bir partiye dönüşmesi talebini tekrarladı.
Antonio Guterres, Lübnan ordusunun gelişmiş ekipmanlara ihtiyacı olduğunu söylerken, (İsrail ile güney sınırı boyunca çizilen) ‘Mavi Hat’ ve diğer ‘küçük argümanlar’ ile ilgili sorunların çözülmesi çağrısında bulundu. Şii veya Sünni radikalizm yanlısı gruplara, alternatif bir devlet olma fırsatı vermeme çağrısı da yapan Guterres ayrıca, Körfez devletlerini ise ‘Lübnan’ı canlandırma çabalarının bir parçası olmaya’ çağırdı.
Antonio Guterres, Suriye’nin çok sayıda milis ve dört yabancı ordunun varlığıyla ‘savaş yoksa barış da yok durumunu’ yaşadığını dile getirdi. Guterres, BM’nin Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in ‘mevcut çıkmazın üstesinden gelmek ve Suriye’de konuşlanan tüm yabancı güçlerden kurtulmak için’ ciddi bir çaba sarf ettiğini vurguladı.
İşte Şarku’l Avsat’ın BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile gerçekleştirdiği röportajın tamamı;

-Sayın Genel Sekreter, Lübnan’a çok fazla duyguyla ziyarette bulundunuz. Beyrut Limanı’nı ziyaret ettiniz ve sivil toplumdan kadınlar ve genç kızlarla, kuzeyden ve güneyden vatandaşlarla toplantılarınızda, hayatlarını kaybeden kurbanların yasını tuttunuz. Gördüklerinizle ilgili kişisel duygularınız nedir?
Lübnan, sevdiğim bir ülkedir. Eski bir medeniyeti temsil etmektedir. BM Yüksek Komiseri olduğum dönemde Lübnan, bir milyondan fazla Suriyeli mülteciyi kabul ettiğinde ve başlangıçta aslında zor bir şekilde kaynaklarını onlarla bölüştüğünde muazzam bir cömertlik ortaya koydu. Lübnan, farklı etnik ve dini grupları kucaklayan ve onlarla demokrasi oluşturan bir toplumu temsil ediyor. Lübnan’a dair son derece güçlü duygularım ve Lübnan halkına dair büyük temennilerim var. Bu nedenle kalbim, Lübnan’ı şu anki halinde gördüğüm için kırgın. Kalbim, Lübnan halkını bu halde gördüğüm için de kırgın. İnanıyorum ki iki köklü dönüşüme ihtiyacımız var. İlk olarak Lübnan’ın derin reformlara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Lübnan, siyasi liderlerini eşit toplumlardan edinmeye, şu anda Lübnan ve halkının başka bir durumda ilerlediğini anlamaya ve Lübnan’ın yolsuzlukların yapıldığı bir ülke olmaması gerektiğini kabul etmeye ihtiyaç duyuyor. Lübnan, bunlardan hesap soran bir ülke olmalı, ekonomileri ve toplumları için köklü reformların yapıldığı bir ülke olmalı. Aynı şekilde Lübnan’ın iç hayatına müdahalelere için veren hiçbir ülkenin olmadığı, kaynakları hareket ettirebilen ve ciddi reformlar sorununa destek sağlayabilen bir uluslararası toplum istiyoruz.

-Lübnanlı liderlere birleşmeleri ve reform yapmaları çağrısında bulundunuz. Peki uygulama sırasında hangi adımları atmalılar?
Açıkçası, seçimler yapılmalı. Bu seçimler, özgür ve eşit olmalıdır. Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Başbakan Necib Mikati ve Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’den, seçimlerin anayasal tarihten önce Mayıs başlarında gerçekleşeceği yönünde güvence aldım. İkinci olarak Lübnan’ın, köklü reformlar yapabilecek bir hükümete ihtiyacı bulunuyor. Reformlar, ülkenin finansal yapısını ve ekonomik yapısını içermeli ve Lübnan toplumunda bulunmayan bir güvenlik ağı olarak gerçek bir toplumsal koruma sisteminin kurulmasını kapsamalı. Çünkü Lübnan, müreffeh olmalı. Ama hiçbir zaman böyle bir toplum, ‘yolsuzluğun kaldırılmasını sağlamak, ülkenin geleceğinde tüm yerel toplulukların etkin katılımını sağlamak için’ sivil toplumla ilgilenebilen ve ortaklık kurabilen bir hükümet olmadı.

-Yani Lübnan için yeni bir siyasi ve toplumsal tüzükten mi bahsediyorsunuz?
Bana göre Lübnan’ın yeni bir toplumsal tüzüğe ihtiyaç duyduğu açık. Mülteciler komiseri olduğumda ve Suriyeli çocukların okullardaki sorunlarını ele aldığımda istatistiklere baktım ve okullara gönderilmesi gereken Suriyeli çocuklardan çok daha fazla Lübnanlı çocuk olduğunu gördüm. Bu nedenle dönemin Eğitim Bakanı ‘Lübnanlı çocukların çoğunluğunun, yani yüzde 60’tan fazlasının özel okullarda olduğunu, bu durumun da devlet okullarında Lübnanlıdan çok Suriyeli öğrenci olduğunu’ söyledikten sonra sorunun çözümünün nispeten kolay olduğuna inandım. Bu nedenle Lübnan’ın hiçbir zaman gerçek bir güvenlik ağı olmadı, hiçbir zaman gerçek bir refah devlete ulaşmadı. Gelişen bir toplumdu, toplumunun çoğu zengindi ama diğerlerinin koruması yoktu. Şu anda krizin aktif bir toplumsal koruma sisteminin yokluğunda başladığı anda gördüğümüz, orta sınıfın unutulmuş bir bertarafıdır. Bu yüzden sürdürülebilir bir yolla yeniden inşa istiyoruz.

Politikacılara güvenilirlik yok

-Sosyal medyada Sayın Guterres’in, ülkeyi yönetemeyen ve onu uçurumun kenarına iten siyasi sınıfa güven vermek için Lübnan’a geldiği haberleri dolaşıyor. Gerçekten yaptığınız bu mu?
Hayır. İktidardakilerle konuşmak, sivil toplumla konuşmak ve gençlerle konuşmak için buradayım. İnsanlarla konuşmak için buradayım. Şehirde farklı faaliyetler yürüten insanlarla konuşmak için Trablusşam’a gittim. Şu anda yetkililer, ülkeyle meşgul değillerse ülkenin sorununu çözmek imkânsız.

-BM Genel Sekreterliği tarafından beş yıldır hazırlanan her raporda Hizbullah’ın adı geçiyor. Bu yolculukta Lübnan, Arap Dünyası ve tüm dünyada Hizbullah’tan ‘Lübnan’daki gerçek sorun’ olarak bahseden taraflar hakkında konuştuğunuzu duymadım. Neden?
Lübnan’da birçok sorun olduğuna inanıyorum. Hizbullah’ın da Lübnan’daki diğer siyasi partiler gibi siyasi bir parti olmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Bunu başarmanın tek yolu, Lübnanlı kuruluşları güçlendirmektir. Bir odada bir filiniz varsa, yapabileceğiniz en iyi şey, filin bir soruna dönüşmemesi için odayı genişletmektir.

-Bu mesele, BM’den fon alma veya BM aracılığıyla Lübnan ordusuna fon sağlama gibi diğer konular arasında mı yer alıyor?
Lübnan ordusunu, yetersiz kaynaklarımızla destekliyoruz. Lübnan ordusu için uluslararası toplumun büyük bir desteğine ihtiyacımız var.

-Lübnan’ın Arap dünyasıyla ilişkileri, İran ile daha iyi ilişkiler kurma pahasına Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleriyle ilişkilerde tanık olduğumuz kriz nedeniyle şu an bir tehlikeyle karşı karşıya. Lübnanlılar, Arap dünyasıyla ilişkilerini kesip İran ile daha iyi bir ilişki mi kurmalı?
Hayır, tam tersi. Lübnan’ın Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ile ilişkilerini iyileştirmek için çaba sarf etmesi gerektiğine inanıyorum. Lübnan’a gelmeden önce KİK büyükelçisi ile New York’ta öğle yemeği yedim. (Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel) Macron’un Suudi Arabistan’da olduğunu biliyorum. Lübnan’ın KİK ülkeleriyle ilişkilerini yeniden kazanmasının önemli olduğu kanaatindeyim. Körfez ülkelerine sesleniyorum, Kuveyt’in bu iletişimi teşvik etmede çok etkili olduğunu biliyorum. Körfez ülkelerine Lübnan’ı canlandırma çabalarının bir parçası olması çağrısı yapıyorum. Şunu açıkça söyleyebilirim; Bugün herkesin herkesle konuştuğu bir dünyada yaşıyoruz. Hepimizin bildiği gibi Suudi Arabistan, Irak’ta İran ile konuşuyor.

-Bu, iyi bir şey mi?
Çoğu zamanda diyalog yokluğunun, zor ilişkilerin savaşa dönüşme nedeni olduğuna inanıyorum.

Suriye ve Yabancı Kuvvetler

-İlgili çerçevede Suriyeli mülteciler konusu, seyahatinizde güçlü bir şekilde masadaydı. Bay Pedersen’in mültecilerin kendi ülkelerine geri dönüşü de dahil Suriye’deki durum hakkında piyasaya sürmeye çalıştığı ‘adıma karşılık adım’ meselesi var. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bir planınız var mı?
Suriye’deki durumdan çok endişeliyim çünkü Suriye, ‘savaş yoksa barış da yok’ durumunda yaşıyor. Suriye’de çok sayıda bağımsız milis ve dört yabancı ordu var. Durum, muğlak görünüyor. Mevcut çıkmazı aşmak için sarf edilen tek ciddi çabanın, Geir Pedersen’in Suriye hükümeti ile Suriye muhalefeti arasında ciddi bir diyaloğu yeniden başlatmak için ortaya koyduğu çaba olduğu kanaatindeyim. Çünkü Suriyelilerin, nihayetinde Suriye’deki tüm yabancı güçlerden kurtulmanın tek yolunun bir araya gelmeleri olduğunu anlamaları gerekiyor.

-Peki bu noktada ilk adım nedir?
İlk adım Anayasa Komitesi’dir. Ama daha sonra önemli bir mesele daha var; Özgür ve adil seçimler ve çağdaş bir toplumun temel değerlerine saygı duyan siyasi bir süreç.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”