Rusya, dünya sahnesine kırmızı çizgilerini çiziyor

Putin ve Şi (AA)
Putin ve Şi (AA)
TT

Rusya, dünya sahnesine kırmızı çizgilerini çiziyor

Putin ve Şi (AA)
Putin ve Şi (AA)

Uluslararası toplum, hiçte kolay geçmeyen bir yılı geride bıraktı. Rusya'nın ulusal çıkarları doğrultusunda dünya siyasetinde bağımsız ve önemli bir rol oynama arayışı mevcut yıla damgasını vurdu.
Moskova kendisini, bazı güçlü devletlerin koyduğu kurallara göre değil, bağımsız devletlerin uluslararası hukuka göre güçlü devletlerin zayıf devletlere dikte etme girişimlerine boyun eğmeden yaşama hakkının savunucusu olarak görüyordu. Çıkarlarını ve değerlerini savunurken risk almaktan çekinmedi ve rakipleriyle sık sık karşı karşıya geldi.
Rusya ile özelde ABD, genel olarak ise Batı ülkeleri arasındaki ilişkilerin mevcut durumu bunu açıkça ortaya koyuyor. Başkan Joe Biden'ın iktidara gelmesi, başlangıçta bu ilişkilerde olumlu değişiklikler olacağına dair umutları artırdı. Moskova ve Washington’ın Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nın (START-3) süresini uzatma ve stratejik istikrar konusunda bir diyalog başlatma anlaşması iyimser bir hava estirdi. Kovid-19 pandemisi ve diğer uluslararası tehditlerle mücadelede birlikte çalışma ihtiyacı, her iki tarafı da iş birliği yapmaya itti.
Ancak tüm bunlar iki ülke arasındaki ilişkilerin iyileşmesine dair umutları karşılamaya yetmedi. Aynı durum, kapsamlı bir stratejik ortaklık çerçevesinde hızla Çin Halk Cumhuriyeti'yle yakınlaşmaya başlayan Rusya ve müttefikleriyle ABD arasındaki ilişkiler de söz konusu. İlişkilerde o kadar kötü bir gerileme oldu ki, bazı politikacılar dünyanın yeni bir dünya savaşına sürüklenmesinin engellenmesi gerektiğine dair ciddi şekilde konuşmaya başladılar.
Bu bağlamda, bu yıl olayların doruk noktasına ulaştığı Aralık ayında olanlara bir göz atalım. Rusya ve ABD liderleri arasında 7 Aralık'ta telekonferans aracılığıyla gerçekleşen görüşme, kendi içinde olumlu sonuçlansa da, iki nükleer süper güç arasında önemli uluslararası güvenlik konularında derin bir fikir ayrılığı olduğu görüldü. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu görüşme sırasında ABD Başkanı Joe Biden'a özellikle Rusya’nın kırmızı çizgilerinin neler olduğunu açıkladı. Bu kırmızı çizgilerin başında NATO'nun doğuya doğru genişlemeye devam etmesi ve Ukrayna'da modern yabancı silah sistemlerinin konuşlandırılması geliyordu. Eğer Ukrayna'da, birkaç dakika içinde Moskova'ya ulaşabilecek saldırı sistemleri ortaya çıkarsa, Rusya da buna benzer tehditler yaratarak karşılık vermek zorunda kalacak, Ukrayna'nın NATO'ya katılımı, Rusya'dan ciddi bir yanıt gerektiren kırmızı çizgileri aşmak anlamına gelecektir. Moskova, ancak Batı'nın bunun olmayacağına dair yalnızca yazılı garantilerini kabul edecektir. Bununla ilgili bir gözden geçirme dahi söz konusu olamaz. Fakat Rusya'nın talebine ABD ve NATO’nun tepkisi çok sert oldu ve bunun bir kırmızı çizgi olamayacağını vurguladılar. Kimse bundan sonra olayların nasıl gelişeceğini tahmin edemez. Öte yandan Biden, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırması durumunda ABD ve NATO'nun güçlerini Ukrayna'ya değil, NATO'nun doğu kanadındaki ülkelere göndereceğini söylediği bir açıklama yaptı.
Her ne kadar Putin ve diğer Rus yetkililer Rusya'nın Ukrayna'ya karşı kötü niyetli saldırı planladığı iddiasını reddetseler de bu iddia Batılı politikaların birçoğunun söyleminde rahatsız edici bir bahane haline geldi. Halihazırda sayısız yaptırım uygulanıyor olsa da Moskova'yı yeni ağır yaptırımlarla tehdit etmeye başladılar. Ancak Moskova, Batılı uzmanların belirttiği gibi, kendisini SWIFT sisteminden ayırmak gibi ortaklarına da zarar verecek bu ve diğer yaptırımlara karşı hazırlıklarını yaptı. Bununla birlikte, hiç kimse tansiyonu yükseltmekle ilgilenmediğinden ciddi anlaşmazlıkların diplomatik olarak çözülebileceğine dair bazı işaretler var. Taraflar, örneğin Suriye’de kimyasal silahların ortadan kaldırılması sürecinde veya İran ile nükleer programı konusunda P5+1 (BM’nin 5 daimi üyesi Çin, Fransa, Rusya, İngiltere, ABD ve Almanya) ülkeleri ile yaptıkları müzakerelerde etkileşim kurmak ve ortak eylemde bulunmak gibi bir takım deneyimlere sahipler.
Buna karşın Ukrayna krizinin çözümünde hiçbir ilerleme kaydedilemedi. Kremlin, Batı’yı, Kiev’in ABD’nin uymaya çağırdığı Minsk Anlaşmaları’nı uygulamak istemediğine ikna etmeye çalışırken söz konusu anlaşmalar ABD ve Rusya tarafından farklı şekilde yorumlanıyor.
Moskova’ya göre Kiev'in bu anlaşmaları gözden geçirmek istemesi, Ukrayna'da Donetsk ve Lugansk halk cumhuriyetlerine tam özerklik verilmesi, karşı saflara katılanlara af getirilmesi ve bu iki bölgede seçimler yapılmadan önce Kiev'in Rusya ile sınırları üzerindeki kontrolünü genişletmesinin engellenmesi konusunun bir kez daha değerlendirilmesi kabul edilemez. Bunun yanı sıra Ukrayna güçlerinin Donbas bölgesinde yığılması, Kiev'in doğu bölgelerinin sorununu güç kullanarak çözmeye çalışma niyetleri konusunda ciddi endişeler uyandırıyor.
Moskova için Afganistan'da geçtiğimiz yıl yaşanan trajik olaylar da özellikle Orta Asya'daki müttefiklerinin güvenlik çıkarları açısından bir takım riskler yarattı. Ancak, Rus diplomatların Moskova'da Taliban temsilcileriyle beş yılı aşkın bir süre önce başlayan temasları olumlu bir rol oynarken aynı zamanda hem Moskova hem de Orta Asya ülkelerinin Kabil'e önemli insani yardımlarda bulunmalarını sağladı. Moskova, her ne kadar resmi olarak tanımasa da Taliban yönetimini olduğu gibi kabul ediyor. Bu dikkate alınması gereken önemli bir noktadır.
Afganistan'daki gelişmeler, Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü'ne (KGAÖ) üye ülkelerin yakınlaşmasına ve faaliyete geçmesine katkıda bulundu. KGAÖ, Birleşmiş Milletler'in (BM) Barış Gücü Operasyonları çerçevesindeki faaliyetleri güçlendirmek amacıyla kurulurken özellikle Ortadoğu'nun sıcak noktalarındaki BM Misyonu’nun mavi miğferlilerine katılım konusunda güçlü bir irade ortaya koymuştur. KGAÖ üyesi ülkelerin genelkurmay başkanlarının temsilcileri, bu amaçla Aralık ayı başlarında Lübnan'da konuşlu BM Geçici Görev Gücü'nün (UNIFIL) deneyimleri hakkında bilgi aldılar. Ancak bu durum, KGAÖ’nün Sovyetler Birliği sonrası bölgeye olan ilgisinde bir azalma olduğu anlamına gelmez, aksine görevleri artık aşırılık yanlılarının Afganistan'dan Tacikistan'ın askeri altyapısını geliştirmek için ciddi önlemler aldığı Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerine sızma girişimlerini engellemeyi de kapsıyor. Aşırılık yanlılarının özellikle Tacikistan-Kırgızistan sınırında konuşlanmaları KGAÖ üyesi ülkeler arasında zaman zaman gerginliklere neden olsa da KGAÖ bu duruma herhangi bir müdahalede bulunmadı.
Rusya ve Arap ülkeleri arasındaki ilişkiler ise başarılı bir gelişme gösterdi. Rusya’nın insani yardım sağlamaya devam ettiği Suriye'de teröristlerle mücadele ve saklandıkları yerleri yok etme çabaları sonuç verdi. Şam ile bazı Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerde de bir takım olumlu gelişmeler oldu. Rusya aynı zamanda Suriye’de büyük zorluklarla karşı karşıya olan ulusal uzlaşı sürecini de aktif olarak destekliyor.
Moskova genel olarak birbirleriyle çatışanlar taraflar da dahil olmak üzere Ortadoğu'daki tüm bölgesel oyuncularla ilişkilerini geliştirme yaklaşımını sürdürdü. Körfez ülkeleriyle de başta ekonomi olmak üzere çeşitli alanlarda iş birliğinin başarılı bir şekilde geliştirdi. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) devlet varlık fonu Mubadala Investment Company’nin geçtiğimiz sonbaharda Tataristan merkezli petrokimya şirketi TAİF ile birleştiren Rus petrokimya şirketi Sibur'un yüzde 1,9 hissesini satın alınması bunun en parlak örneğidir. Tüm bunların arka planında ortaklar arasındaki karşılıklı güven yatmaktadır. Körfez ülkeleri arasında güncellenmiş bir Rus toplu güvenlik kavramının ortaya çıkması, Moskova'nın bölgeye olan ilgisini de doğruluyor.



İsrail’in önde gelen 100 düşünürü ‘içsel çöküş’ konusunda uyarıda bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
TT

İsrail’in önde gelen 100 düşünürü ‘içsel çöküş’ konusunda uyarıda bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)

100 önde gelen düşünür, araştırmacı ve eski yetkili, İsrail’in iki kritik seçenekle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu: ‘İsrail ya başarılı bir süper güç olacak ya da çökecek’. Uzmanlar, ülkenin bugün ‘süper güç olabilecek kapasiteye sahip olduğunu, ancak temellerinin paslandığını’ değerlendirdi.

Öneriler, genellikle dış politika ve güvenlik stratejilerinin oluşturulması üzerine çalışmalar yürüten partiler üstü bir kuruluş tarafından gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma kapsamında sunuldu. Maariv gazetesi dün, ‘kuruluş tarafından yakın zamanda gerçekleştirilen araştırmanın, güvenlik tehditlerinin yanı sıra farklı türde bir tehlikeye, içeriden kaynaklanan varoluşsal bir tehdide işaret ettiğini’ bildirdi.

MIND Israel yöneticisi Avner Golov, “Bu temelleri ele almazsak yalnızca bir süper güç olma özelliğimizi kaybetmekle kalmayacağız, bütün yapı çökecek” dedi. Uzmanlar ayrıca, bölgesel ilişkilerde değişikliğe gidilmesini önerdi.

Araştırmaya 100 uzman katılırken, ülkenin önemli ve acil kararlar almasını gerektiren 6 kritik konu belirlendi. MIND Israel Başkanı Amos Yadlin, bu konuları gelecek seçimlerden önce, yani önümüzdeki ekim ayının sonunda kamuoyuna sunmayı planladıklarını belirtti. Yadlin, söz konusu başlıklardan hareketle parti liderlerine yöneltilecek soruların hazırlanması gerektiğini ifade etti. Belirlenen başlıklar şöyle sıralandı: ‘İsrail’in bölgesel konumu, beşerî sermayenin niteliği, ekonomi ile güvenlik arasındaki karşılıklı ilişkiler, yönetişim ve ulusal dayanıklılık, ülkedeki demografik değişimler ve İsrail ile ABD arasındaki ilişkiler.’

dfgthy
Trump ile Netanyahu arasındaki siyasi çıkar çatışması derinleşiyor. (AFP)

Golov, araştırmayı sunarken şu ifadeleri kullandı: “Literatürü inceledik ve uygarlıkların dışarıdan yok edilmediğini, aksine intihar ettiğini gördük. Güçlü olduğu dönemde hiçbir uygarlık dışarıdan işgal edilmedi. Aksine, içeride yaşanan süreçler bu uygarlıkları parçaladı. Birçok kez dışarıdan gelen gelişmeler de tabutlarına çakılan son çivi oldu. Bir uygarlığın yıkımına yol açan reçete; toplumsal birlik duygusunun aşınmasını, devlet kurumlarına duyulan güvenin zedelenmesini, uzun vadeli ulusal çıkarlar yerine kısa vadeli siyasi kazançların tercih edilmesini ve uyum sağlamayı zorlaştıran düşünsel katılığı içeriyor. Bu reçete her İsrailliyi endişelendirmeli. Biz dış politika ve güvenlikle meşgulüz, ancak gözlerimizin önünde yürütülen iç tartışmaların sonucunda zarar göreceğiz. Bizim istediğimiz ve engellemeye çalıştığımız şey de bu.”

Birbirine zıt iki görüş

Golov, araştırmada iki grupla görüştüklerini belirterek şöyle açıkladı: “Gruplardan biri, İsrail’in en zorlu sınavı başarıyla geçtiğini ve dolayısıyla geleceğin daha parlak olduğunu söylüyor. Küresel bir salgına (Kovid-19), toplumsal bir sarsıntıya (hükümetin yönetim ve yargı sisteminde değişiklik yapma planı), 7 Ekim’e ve sonrasında yaşananların tamamına dayanmayı başardık. Buna rağmen ekonomi çökmedi, teknolojimiz öncü konumunu koruyor, ekonomik sistem gelişiyor. Toplumsal açıdan birbirimize destek oluyoruz, güvenlik açısından ise gücümüzün zirvesindeyiz. Dolayısıyla parçalanmanın eşiğinde değiliz. Başka bir ifadeyle İsrail, süper güç olma yolunda ilerliyor.”

İsrailli araştırmacıya göre ikinci grup ise bunun tam tersini savunuyor: “Çöküş süreci şimdiden başladı. Bir kimlik krizi nedeniyle uçurumun eşiğindeyiz. Yönetişim kaybı var, siyasi anlamda olağanüstü durum söz konusu. Onlara göre aslında sonu çöküşle bitecek bir domino sürecinin başlangıcındayız. Peki kim haklı? Bize göre her iki taraf da haklı. Dolayısıyla önümüzde tarihi fırsatlar bulunuyor. İşte tam da bu nedenle paslanmış temellerimizi onarmak zorundayız.”

“Peki halkın bu sorular karşısında ne yapmasını istiyorsunuz?” sorusuna ise Golov şöyle yanıt verdi: “İnsanlara şunu söylüyoruz: Kim kiminle hükümet kuracak, kim kimin karşısında duracak meselesiyle yetinmeyin. Liderlere bu konulardaki planlarının ne olduğunu sorun. Onlardan yanıt talep edin. Yönümüzün nereye olduğuna ve çocuklarımızla torunlarımızın geleceğinin nasıl şekilleneceğine birlikte karar vermek zorundayız. İlk 100 günde derhal harekete geçmeliyiz. Çünkü bu 100 gün içinde yapılmayanları daha sonra hayata geçirmek çok zor olacak. Bu nedenle soruları şimdiden gündeme getiriyoruz.”

sdfgt
 İsrail’in Netzah Yehuda Taburu askerleri, askeri eğitimlerinin sonunda düzenlenen yemin töreninde, 10 Temmuz 2024 (EPA)

Golov sözlerini şöyle sürdürdü: “Hiç kimsenin İsrail’i beklemediğini anlamamız gerekiyor. İran, İsrail’in çevresinde ateş çemberi oluşturma planlarını sürdürüyor. Türkiye, kendisini İsrail karşıtı bölgesel bir süper güç olarak konumlandırıyor. Ülkeler teknolojik kapasitelerini geliştiriyor; dünyada da İsrail’in yerine geçebilecek alternatifler her alanda aranıyor. Biz bu süreci şimdi başlatmak ve geleneksel ‘Demir Duvar’ politikasını geliştirmek zorundayız. Düşmanlarımızın inşa ettiğimiz duvara çarparak etkisiz hale geleceğini düşünmeye alıştık. 7 Ekim’de İsrail halkı, düşmanlarımızı duvarın önünde bekleyemeyeceğini, çünkü onların duvarın arkasında güçlendiğini anladı. ‘Demir Duvar 2’ fikrine geçmemiz gerekiyor. Duvarın diğer tarafındaki gerçekliği şekillendirmeye başlamalıyız. Duvarın hâlâ güçlü olması gerekiyor, ancak yalnızca buna bağlı kalamayız. Başka alanlara da yatırım yapmaya başlamalıyız.”

‘Yalnızca iyi dost ABD’ye güvenmekten vazgeçilmesi’ çağrısında bulunan Golov, “Bölgenin düşmanca bir alan olduğunu ve buna karşı koymanın yolunun duvarlar inşa etmek olduğunu düşünmeye alıştık. Ancak bugün duvarların yanı sıra köprülere de ihtiyacımız var” dedi.


ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
TT

ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)

ABD’nin Teksas eyaletinin Austin kentinde dün bir kişinin Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralandığı bildirildi. Duruma tepki gösteren yerel yetkililer, olayla ilgili soruşturma açılmasını talep etti.

Yetkililer, yaya takibi sırasında açılan ateş sonucu yaralanan kişinin durumunun ciddiyetini koruduğunu ancak stabil olduğunu belirtti. Olayla ilgili mevcut bilgilerin henüz "ön bilgi" niteliğinde olduğu vurgulandı.

Kent Belediye Başkanı Kirk Watson, X platformundan yaptığı paylaşımda, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin göçmenlere yönelik başlattığı baskı politikalarını yürüten ICE ajanlarına atıfta bulunarak, "Austin sokaklarında bir kişinin ICE ajanları tarafından vurulmasından dolayı derin bir öfke ve büyük hayal kırıklığı yaşıyorum" ifadelerini kullandı.

Düzenlediği basın toplantısında Watson, silahlı saldırının Teksas'ın başkentinde ICE operasyonlarında "bir gecede yaşanan ani artışın" ortasında meydana geldiğini belirtti.

Ajans olayla ilgili henüz bir açıklama yapmazken, Austin makamları da vurulan kişinin ismi, yaşı, uyruğu veya ateş açılmasının nedenine ilişkin şu an için ayrıntılı bilgi veremeyeceklerini bildirdi.

Watson, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması sürecine yerel kolluk kuvvetlerinin de dahil edilmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

"Açıkça söyleyebilirim ki, benim bakış açıma göre ICE'ın diğer kurumları dışarıda bırakarak tek başına bir soruşturma yürütmesine güvenmek doğru olmayacaktır."

Kongre Üyesi Greg Casar da bu görüşe destek vererek gazetecilere yaptığı açıklamada, "ICE'ın başka şehirlerde yaşanan silahlı saldırı olaylarında dürüst davranmadığını" dile getirdi.

Casar, ocak ayında Minneapolis'te Rene Goode'un vurulması olayını örnek göstererek, ICE'ın "Goode'un bir federal ajanı ezmeye çalıştığı" yönündeki iddiasının video kayıtlarıyla yalanlandığını hatırlattı.

Casar, "Bu kâbusun kapımıza kadar dayanmış olması dehşet verici" dedi.

İç Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, ağustos ayında ABD genelinde yaklaşık 51 bin düzensiz göçmen gözaltına alındı.

Ağır silahlı ve maskeli ICE ajanları, görevlerini icra ederken ABD vatandaşlarına ateş açmak da dahil olmak üzere başvurdukları sert yöntemler nedeniyle sık sık eleştirilerin hedefi oluyor.

Şarku’l Avsat’ın Texas Tribune gazetesinden aktardığına göre, Mart 2025'te ICE ajanları tarafından öldürülen 23 yaşındaki Ruben Ray Martinez, Trump'ın ikinci başkanlık döneminde kurum tarafından öldürüldüğü bilinen ilk ABD vatandaşı olmuştu.


İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)

İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin c, bugün yaptığı açıklamada, ABD’nin İran’a yönelik yeni bir saldırı düzenlemesi halinde Tahran’ın yeni silahlar kullanacağını ve daha önce saldırıya uğramamış noktaları hedef alacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı’ndan aktardığı habere göre Muhibbi, “Yeni bir saldırı gerçekleşirse savaşın silahlarını ve coğrafyasını kesinlikle değiştireceğiz” dedi. Muhibbi, Tahran’ın uzun süreli bir çatışmaya hazır olduğunu belirtti.

gthyu
Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi (ortada), Tahran'ın batısındaki Kerec'de düzenlenen basın toplantısında (Arşiv-IRNA)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ın aktardığı habere göre Muhibbi, İran’ın olası yeni bir saldırıya karşı hazırlıklı olduğunu açıkladı.

İran Silahlı Kuvvetleri Birleşik Muharebe Komutanlığı dün yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD’nin askeri operasyonlara yeniden başlamaya hazırlandığı yönünde bilgiler aldığını bildirmişti.

Devrim Muhafızları ise bugün ABD’ye ait MQ-1 tipi bir insansız hava aracını (İHA) Hürmüz Boğazı hava sahasında düşürdüğünü açıkladı. Bu, İran’ın son 24 saat içinde düşürdüğünü duyurduğu ikinci ABD İHA’sı oldu.