Küresel ekonomide 2021'in gündemi 'enflasyon' oldu

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Küresel ekonomide 2021'in gündemi 'enflasyon' oldu

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Kovid-19 salgınının neden olduğu ekonomik durgunluğun ardından toparlanma sürecine giren küresel ekonomi, 2021'de enflasyon şokuyla karşı karşıya kaldı.
Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının neden olduğu derin ekonomik gerilemenin ardından toparlanmaya geçen küresel ekonomide 2021'e yükselen enflasyon damgasını vurdu.
Tedarik zincirinde Kovid-19 salgınından kaynaklanan sıkıntılar, ekonomik normalleşmeyle artan tüketici talebini karşılayamayınca dünya genelinde fiyat artışlarını körükledi.
Salgınının neden olduğu ekonomik şokun ardından ülkeler toparlanmalarını sürdürürken, yüksek enflasyon ekonomilerin en önemli konu başlıklarından biri haline geldi.
Enerjiden gıdaya son dönemde hızlanan fiyat artışları, bir çok ülkede tüketicilerin yaşam maliyetini kayda değer oranda artırdı.

Enflasyon sadece gelişmekte olan ülkelerin sorunu olmaktan çıktı
Küresel ekonomi 2021'de enflasyon şokuyla karşı karşıya kalırken, yüksek enflasyon sadece gelişmekte olan ülkelerin bir sorunu olmaktan çıktı, gelişmiş ekonomilerde de tarihi seviyelere yükseldi.
Arz darboğazları, iş gücü piyasalarındaki sıkıntılar, baz etkisi ve ekonomilerin yeniden normalleşmesinin ardından gelen güçlü tüketici talebi, ABD ve Avrupa dahil dünya genelinde enflasyonist baskıların sebepleri olarak öne çıktı.
Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, büyük ekonomilerinin çoğunda yıllık enflasyon oranlarının tarihi seviyelere çıktığını, küresel enflasyon şokunun son aylarda şiddetlendiğini belirtti.
ABD'nin gelişmiş ekonomiler arasında enflasyon oranıyla öne çıktığına dikkati çeken Fitch, gelişmekte olan ekonomilerde de keskin enflasyon artışlarının yaşandığını kaydetti. Büyük Asya ekonomilerinde ise enflasyon genel olarak düşük seyretti.

ABD'de 40 yılın zirvesini zorladı
Dünyanın en büyük ekonomisi ABD için Kovid-19 salgınının neden olduğu şokun ardından başlayan toparlanma sürecine enflasyonla mücadele eşlik etti.
Salgın nedeniyle 2020'de ABD'de önemli ölçüde düşüş kaydeden enflasyon, ekonominin normalleşmesiyle birlikte benzeri görülmemiş bir yükseliş eğilimine geçti.
ABD Merkez Bankası'nın (Fed) Ağustos 2020'de açıkladığı yeni para politikası stratejisi sonrası enflasyon verisinin önemi artarken, bankanın ortalama yüzde 2 enflasyonu hedefleyeceği duyurulmuştu. Ülkede enflasyon, 2021'de Fed'in hedefinin oldukça üzerinde bir seyir izledi.
Kovid-19 salgınından önce Aralık 2019'da yüzde 2,3 seviyesinde olan yıllık enflasyon, salgının yoğun şekilde hissedilmeye başlandığı Mart 2020 itibarıyla düşüşe geçmiş Mayıs 2020'de yüzde 0,2'ye kadar gerilemişti.
Salgına karşı alınan önlemlerin gevşetilmesi ve işletmelerin yeniden açılarak ekonominin normalleşmeye başlaması sonucu Haziran 2020 itibarıyla toparlanma eğilimi gösteren yıllık enflasyon, 2021'de tarihi seviyelere yükseldi.
Çalışma Bakanlığının son verileri, Tüketici Fiyat Endeksinin (TÜFE) yıllık bazda yüzde 6,8 ile 39 yılın en yüksek artışını gösterdiğini ortaya koydu.

Fed, enflasyon için "geçici" değerlendirmesinden vazgeçti
Yetkililer uzun bir süre enflasyonun "geçici" olduğunu savunurken, gelen veriler bu görüşe meydan okur nitelikteydi.
Kovid-19 salgınının yeni varyantlarla sürdüğü ve küresel tedarik zincirindeki sıkıntılarının devam ettiği bir ortamda, fiyat baskılarının ekonomide beklenenden daha uzun süre etkili olabileceğine dair endişeler de arttı.
Ülkede tüketici güveni enflasyon endişeleriyle 10 yılın en düşük seviyelerine gerilerken, yükselen enflasyon Biden yönetimini fiyat artışlarını dizginlemek için bir takım önlemler almaya zorladı.
Bu yılın son Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısının ardından yayımladığı karar metninden enflasyonun "geçici" olduğu değerlendirmesini çıkaran Fed ise ABD ekonomisinde gelecek yıllardaki enflasyona ilişkin tahminlerini de yukarı yönlü güncelledi.
ABD'de bu yıla ilişkin enflasyon tahmini yüzde 4,2'den 5,3'e yükselten Fed, 2022 için yüzde 2,2'den yüzde 2,6'ya ve 2023 için yüzde 2,2'den 2,3'e çıkardı. Banka, 2024 yılı enflasyon tahminini ise yüzde 2,1 olarak belirledi. Para politikasında da sıkılaşma sürecini başlatan Fed, varlık alımlarını azaltma hızını artırırken, 2022'de 3 faiz artışı öngördü.

Avrupa, avronun kurulmasından bu yana en yüksek enflasyonla karşı karşıya kaldı
Son dönemde enerji ve gıda ürünleri başta olmak üzere yaşanan genel fiyat artışı, Avrupa vatandaşlarını da rahatsız eder hale geldi.
Ekonomistlere göre, Avro Bölgesi tek para biriminin 20. yüzyılın sonunda kurulmasından bu yana en yüksek enflasyonuyla karşı karşıya kaldı.
Avrupa İstatistik Ofisi'nin (Eurostat) son verilerine göre, Avro Bölgesi'nde kasım ayında yıllık enflasyon enerji fiyatlarındaki artışın etkisiyle yüzde 4,9'a ulaşarak verilerin toplandığı son 25 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Avrupa Birliği'nde ise ekim ayında yüzde 4,4 olan yıllık enflasyon, kasımda yüzde 5,2'ye ulaştı.
Bu dönemde, Avro Bölgesi'nde yıllık enflasyon artışına en fazla katkı yüzde 2,57 ile enerji ürünlerinden kaynaklandı. Enerjiyi, yüzde 1,16 ile hizmetler, yüzde 0,64 ile enerji dışı sanayi ürünleri ve yüzde 0,49 ile gıda, alkol ve tütün ürünleri izledi.

Almanya'da enflasyon 30 yılın zirvesinde
Almanya'da yıllık enflasyon, kasımda yaklaşık 30 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Almanya Federal İstatistik Ofisi (Destatis) verilerine göre, Almanya'da ekim ayında yüzde 4,5 olan yıllık enflasyon, enerji fiyatları ve salgının etkisiyle kasımda yüzde 5,2'ye yükseldi.
Uzmanlar, ülkede yıllık enflasyonun zirveye ulaştığını tahmin ederken, gelecek ay KDV indirimlerinin baz etkisinin ortadan kalkacağı ve fiyatları yukarıya çeken tedarik darboğazlarının azalacağını öngördü.
Almanya Merkez Bankası (Bundesbank), ülkede enflasyonun görünümünü “belirsiz” olarak nitelendirerek, ülkede AB uyumlu enflasyonun bu yıl için yüzde 3,2, gelecek yıl için de yüzde 3,6 olmasını tahmin etti.
Almanya'da tüketici için alışılmadık derecede yüksek enflasyon iyice hissedilirken, fiyat artışlarının Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde ve ekonomistlerin çoğunun savunduğu gibi "geçici" olacağı görüşüne dair şüpheler de her geçen gün artmaya devam etti.
Üretici fiyatları enflasyonun gelişimi için öncü bir gösterge olarak görülürken, Almanya'da üretici fiyatları da hızlı bir artış gösterdi. Son verilere göre, ülkede üretici fiyatları kasımda da 1951’den bu yana en yüksek artışı kaydetti. Almanya'da sanayi ÜFE kasımda, ekim ayına kıyasla yüzde 0,8, Kasım 2020’ye göre ise yüzde 19,2 yükseldi. Kasım ayındaki artış, Kasım 1951’den beri en yüksek yıllık artışa işaret etti.

İngiltere'de yıllık enflasyon 2011'den bu yana en yüksek seviyesinde
Brexit sonrası tedarik zincirinde sorunlar yaşayan İngiltere de yükselen enflasyonla karşı karşıya kaldı.
Ülkede ekim ayında yüzde 4,2 olan yıllık enflasyon, petrol ve giyim fiyatlarında keskin artışının etkisiyle kasımda yüzde 5,1'e yükseldi.
İngiliz Ulusal İstatistik Ofisi’ne (ONS) göre, başta petrol ve giyim ürünleri olmak üzere çeşitli tüketim malları ve hizmetlerinden gelen fiyat baskısı enflasyondaki artışa katkıda bulundu.
Enflasyonun yüksek enerji fiyatları ve Kovid-19 ile ilgili tedarik darboğazları nedeniyle bu yıl küresel olarak yükselmesi dikkati çekerken, İngiltere’de Brexit sonrası ticaret ve kalifiye işçi ihtiyacı için göç sorunları da enflasyonu körükledi.
Yıllık enflasyonun yüzde 5’in üzerine çıkması, Omicron varyantı vakalarının ekonomik büyüme üzerindeki potansiyel etkisine rağmen İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) yükselen enflasyonu frenlemek için politika faizini 15 baz puan artırarak yüzde 0,25'e çıkarmasına sebep oldu. Ayrıca, banka enflasyonda hedef seviyesini yüzde 2'de tutmaya devam etti.
Ülkede tedarik sıkıntısının maliyetleri artırmasının etkisiyle yükselen enflasyon oranlarına ilişkin endişeler devam ederken, İngiltere Maliye Bakanı Rishi Sunak, yükselen enflasyon oranlarının yalnızca İngiltere’nin sorunu olmadığını belirterek, İngiliz hükümetinin ülkede enflasyonun satın alma gücünü olumsuz etkisini dengelemek için çalışmalar yaptığını vurguladı.

İtalya ve İspanya'da da enflasyon tarihi seviyeleri gördü
Avro Bölgesi’nin üçüncü büyük ekonomisine sahip İtalya'da da ekimde yüzde 3 olan yıllık enflasyon, enerji fiyatlarının etkisiyle kasımda yüzde 3,7'ye yükselerek son 13 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
İspanya'da ise TÜFE kasımda önceki yılın aynı ayına göre yüzde 5,6 arttı. Art arda 11 aydır yükseliş gösteren TÜFE, 1992 yılından bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Enflasyondaki artışın temel sebebi doğal gaz, akaryakıt ve elektrik fiyatlarında keskin artış oldu.

Enflasyon gelişmekte olan ülkelerde yükselişini sürdürdü
Enflasyon, 2021'de Çin, Rusya, Brezilya, Meksika ve Güney Afrika gibi gelişmekte olan ülkelerin de gündeminde olmaya devam etti.
Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi Çin'de veriler, fabrika çıkış fiyatlarının ekim ayında 26 yılın en yüksek hızıyla arttığını gösterdi. Çin'de fiyatlar, bu yıl küresel emtia fiyatlarındaki ralli ve ülke genelindeki enerji krizinden dolayı hızlı bir yükseliş gösterdi. Ülkede enflasyon kasım ayında ise bir miktar yavaşlama kaydederken, Ulusal İstatistik Bürosu tarafından açıklanan son veriler, Çin'de tüketici fiyat endeksinin kasımda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3, üretici fiyat endeksinin ise aynı dönemde yüzde 12,9 arttığını ortaya koydu.
Çin'de enflasyonda yaşanan yavaşlama, hükümetin son birkaç aydır yükselen emtia fiyatlarını ehlileştirme ve elektrik kesintileriyle başa çıkma çabalarının etkili olduğunun bir işareti olarak yorumlandı. Fiyat baskılarının azalmaya devam etmesi halinde merkez bankasının ilave teşvikleri için daha fazla alan sağlayabileceği kaydedildi.
Çin Komünist Partisi'nin üst düzey yetkilileri, ülkede gelecek yıl için odak noktalarının makroekonomik koşulları istikrara kavuşturmak olduğuna işaret etti.
Rusya'da da 2020'nin sonlarında başlayan enflasyon artışı devam ederken, son veriler Rusya'da yıllık enflasyonun 29 Kasım itibarıyla bir önceki haftaya kıyasla yüzde 8,05'ten yüzde 8,38'e çıktığını gösterdi. Enflasyondaki artışın ana nedeni olarak gıda ürünlerinin fiyatlarındaki artış gösterilirken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, enflasyonun ciddi bir sorun olduğuna dikkati çekti.
Ürünlerin fiyatlarındaki küresel artışın bazı gelişmiş ülkelerin aşırı yumuşak para politikaları nedeniyle yaşandığını belirten Putin, enflasyona karşı etkin önlemler alınması gerektiğini vurguladı.
Son verilere göre, diğer gelişmekte olan ülkelerden Brezilya'da enflasyon yüzde 10,7, Meksika'da yüzde 7,4, Güney Afrika'da yüzde 5,5 ve Türkiye'de yüzde 21,3 seviyelerine yükseldi.

Asya'da enflasyon genel olarak yüzde 5'in altında kaldı
ABD ve Avrupa'daki yükselen enflasyona karşı Asya ülkelerinin ise enflasyon ile arz sorunları yaşamadan Kovid-19 salgınından çıkışa dikkati çekti.
Genel olarak Asya ülkeleri, dünyanın diğer bölgelerinde yaşananın aksine emtia lojistiğindeki belirgin sorunlar ve yükselen enflasyonla karşılaşmadı.
Uzmanlar bu durumun nedenini, bölgede tüketici talebinde ani bir artış getirecek uzun vadeli karantinaların olmamasına bağladı.
Bölgede enflasyon genel olarak yüzde 5'in altında kalırken, sadece Kırgızistan, Pakistan, Moğolistan, Özbekistan, Türkmenistan, Sri Lanka, Kazakistan, Tacikistan ve Bangladeş'te bu oranın üzerinde seyretti.
Asya ekonomisinin öne çıkan ülkelerinden Japonya'da enflasyon oranı yüzde 0,1 olurken, Malezya'da yüzde 2,9, Güney Kore'de yüzde 3,7 ve Hindistan'da yüzde 4,91 oldu.
Türkiye'de ise tüketici fiyatları kasım ayında yüzde 3,51 artarken, yıllık enflasyon yüzde 21,31'e yükseldi.



Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
TT

Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih bugün yaptığı açıklamada, krallığın Suriye'nin Halep kentindeki iki havaalanının geliştirilmesi için çeşitli aşamalarda 7,5 milyar riyal (2 milyar dolar) yatırım yapacağını söyledi.

Yatırım Bakanı Halid bin Abdulaziz el-Falih başkanlığındaki üst düzey Suudi heyeti, Suudi Arabistan Krallığı ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki ekonomik ve yatırım iş birliğini güçlendirmeyi ve ortak projelerin pratik uygulamasına yönelik ikili ortaklıkları ilerletmeyi amaçlayan resmi bir ziyaretin başlangıcı olarak bu sabah Suriye'nin başkenti Şam'a geldi.

El-Falih, "Nas" şirketinin ülke dışındaki ilk yatırımı olan "Nas Syria" adlı bir havayolu şirketinin kurulduğunu duyurdu.

El-Falih ayrıca, Suriye'deki büyük projelere yatırım yapmaya adanacak olan Elaf Yatırım Fonu'nu da başlattı.

Suriye Yatırım Otoritesi Başkanı Talal el-Hilali ise ülkesinin telekomünikasyon altyapısını geliştirmek, iletişim ağlarını ve internet kalitesini modernize etmek için Suudi Arabistan ile bir anlaşma imzalayacağını duyurdu.

Açıklamada, Suudi Arabistan ile vatandaşların yaşamlarını doğrudan etkileyen hayati sektörleri hedefleyen bir dizi stratejik anlaşmanın imzalanacağı da belirtildi.

Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından yayınlanan basın açıklamasında, Suudi heyetinin ziyaretinin "iki kardeş ülke arasındaki stratejik ortaklığı destekleme, kalkınma projelerini desteklemede özel sektörün rolünü güçlendirme ve ortak çıkarlara hizmet eden ve gelecek dönemdeki kalkınma eğilimlerine ayak uyduran sürdürülebilir bir ekonomik entegrasyon yolu oluşturma çerçevesinde gerçekleştiği" ifade edildi.

Açıklamada, bu ziyaretin "Krallık ile Suriye arasındaki ekonomik ortaklıkta ileri bir aşamayı temsil ettiği, geçen yıl düzenlenen bir dizi toplantı ve forumun devamı niteliğinde olduğu ve bu toplantılar ve forumlar sonucunda karşılıklı yatırımı teşvik etmek ve bir dizi hayati sektörde ortak çalışma mekanizmalarını etkinleştirmek amacıyla bir dizi anlaşmanın imzalandığı" belirtildi. Açıklamada ayrıca, "Bu sürekli çabalar, iki ülke arasındaki stratejik uyumu teyit ederek hem Suudi hem de Suriye özel sektörleri için ekonomik kalkınmayı destekleme ve yatırım fırsatlarını genişletme konusunda büyük bir hedef çerçevesinde ortak ekonomik entegrasyonu derinleştirme amacını ortaya koymaktadır." ifadelerine yer verildi.


Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
TT

Altın ve gümüş fiyatları niçin çok değişiyor?

Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)
Altın ve gümüş, ekonomik ve jeopolitik krizlere karşı yatırımcılar tarafından güvenli liman olarak görülüyor (Reuters)

Altın ve gümüşte üst üste kırılan rekorların ardından gelen düşüş mercek altına alındı. 

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanlığı'na Kevin Warsh'u aday göstermesinin ardından değerli metallerde sert düşüş yaşandığına dikkat çekiliyor. 

Analize göre yatırımcılar, Warsh'un enflasyona karşı "şahin bir politika" izleyeceğini ve Fed'in başına atanmasının doların güçlenmesini sağlayacağını düşünüyor. Financial Times'ın analizinde de benzer bir noktaya işaret ediliyor. 

Fed'in bağımsızlığıyla ilgili endişeler, mayıstan bu yana doların değerinin düşmesinde önemli rol oynadı. 

Trump ise doların seyrinde olumsuz bir durum olmadığını savunarak "Bence harika gidiyor" demişti. 

Analizde, Warsh'un adaylığının duyurulmasıyla altın ve gümüşte hızlı satışlar başladığı vurgulanıyor. Diğer yandan değerli metallerdeki düşüşün, "piyasa temellerinin öngördüğünün çok ötesine çıkan çılgın alımların sonucu olduğuna" da dikkat çekiliyor. 

Trump'ın cuma günkü açıklamasında "çok zeki, çok iyi ve güçlü" diye nitelediği Warsh'un adaylığını duyurmasıyla dolarda da toparlanma görüldü. 

Değerli metallerin değişken seyrinde spekülasyonların da önemli rol oynadığına işaret ediliyor. 

En uç spekülasyonların, "vatandaşların külçe gümüş almak için sıraya girdiği" Çin'den geldiği belirtiliyor. Çin sınır polisinin, Hong Kong'dan ülkeye yaklaşık 227 kilogram gümüş kaçırmaya çalışan iki kişiyi geçen hafta yakalaması da gündem olmuştu. 

Çin yönetimi, yatırım çılgınlığının risklerini azaltmak için UBS gümüş vadeli işlem fonu da dahil 5 emtia fonunun ticaretini cuma günü askıya almıştı. 

Öte yandan sert satışlara rağmen WSJ analistleri, özellikle altın ve bakırda yükselişin sürebileceği tahminini paylaşıyor. 

Fed-Beyaz Saray çekişmesi

Fed Başkanı Jerome Powell'la Trump arasındaki çekişme, ABD Merkez Bankası'nın bağımsızlığıyla ilgili endişeleri artırıyor. 

Tartışma Fed ofis binalarının yenilenmesini kapsayan çok yıllı projeyle ilgili. Beyaz Saray'ın proje için öngördüğü bütçe 1,9 milyar dolardı. Ancak işçilik ve malzeme fiyatlarındaki artış, tasarım değişiklikleri ve asbestle kurşun kirliliği gibi öngörülemeyen sorunlar nedeniyle maliyet 2,5 milyar dolara çıkmıştı.

ABD Başkanı, Powell'ın dolandırıcılık yaptığını ima ederek süreci kötü yönettiğini öne sürmüştü. Fed başkanı ise hakkındaki iddiaları reddederek, binaların renovasyon masraflarının uzun vadede kendini amorti edeceğini belirtmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Financial Times