NATO için 2021 Afganistan'dan çekilme ve Rusya ile gerginlik yılı oldu

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

NATO için 2021 Afganistan'dan çekilme ve Rusya ile gerginlik yılı oldu

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Dünyada en uzun süredir devam eden askeri ve siyasi ittifak olan NATO için 2021 yılı, 20 sene bulunduğu Afganistan'dan çekildiği, Rusya ile ilişkilerinin Soğuk Savaş'tan beri en düşük seviyeye indiği yıl oldu.
NATO, 2021'e ABD'de yeni başkanın göreve başlamasıyla girdi. NATO'daki en büyük askeri güç olan ABD'de Donald Trump döneminin ocak ayında sona erip Joe Biden'ın başkanlığının başlaması, ittifak içinde özellikle ABD ile Avrupalı müttefikler arasındaki ilişki bakımından olumlu değerlendirildi.
Trump'ın Avrupa'nın güvenliğine mesafeli durması, Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını artırması isteği sonrası soğuyan transatlantik ilişkilerin ısınması bekleniyordu.
Nitekim Biden göreve geldikten hemen sonra ABD'nin NATO'ya bağlılığına yönelik açıklamalar yaptı ve Avrupa ülkelerinin liderleriyle görüşmeler yaparak sıcak mesajlar verdi.

Afganistan'dan çekilme
ABD'deki yönetim değişikliği sonrası ilk NATO toplantısı şubatta savunma bakanlarının bir araya gelmesiyle yapıldı. Toplantının gündeminde en önemli konu, Afganistan'dı. NATO, toplantıda, Afganistan'dan çekilip çekilmemeyi görüştü. Bu toplantıdan karar çıkmadı.
23 Mart'ta ise NATO ülkelerinin dışişleri bakanları bir araya geldi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ilk kez katıldığı toplantıda transatlantik bağlarını güçlü tutma taahhüdünü dile getirdi.
Afganistan'dan çekilmeyi bir kez daha ele alan bakanların görüşmesinden yine sonuç çıkmadı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Afganistan'dan ayrılma konusunda istişare içinde hareket edeceklerini, birlikte karar verileceğini açıkladı.
14 Nisan'da ise NATO müttefiklerinin Afganistan'dan çekilme kararına ilişkin tarih açıklandı. ABD yönetimi, 1 Mayıs'tan itibaren Afganistan'dan çıkma sürecinin başlayacağını, 11 Eylül'de Afganistan'dan çekilmenin tamamlanmış olacağını duyurdu. NATO da 20 yıldır bulundukları ülkeden ayrılırken, birlik içinde hareket edeceklerini bildirdi.
ABD'nin çekilme kararı sonrasında bir süre belirsizlik devam etti. Bunun nedeni, NATO'nun ayrılmasından sonra istihbarat raporlarında çizilen karamsar tablo ve NATO misyonunun yerine herhangi bir güç koyulup koyulmayacağındaki belirsizlikti. Bazı NATO üyeleri, çekilmede ABD'nin kararına uyacağını açıklarken; kimi ülkeler bir süre sessiz kaldı.
NATO ise 29 Nisan'da Afganistan'daki Kararlı Destek Misyonu güçlerinin ülkeden çekilmeye başladığını duyurdu. Ağustosa gelindiğindeyse ABD'nin güçlerini hızla çekmesiyle Taliban kısa sürede ülkede hakimiyet kurdu.
NATO'nun ülkeden hızla başlattığı tahliyelerde ABD, İngiltere ve Norveç gibi ülkelerin yanı sıra Türkiye önemli rol oynadı.
NATO ise Taliban'ın beklenmedik şekilde hızla ülkede hakim güç haline gelmesinde Afganistanlı siyasi liderlerin yetersizliğine işaret etti. Genel Sekreter Stoltenberg, çöküşün çok ani olduğunu ve öngörülemediğini belirterek, "Afgan siyasi liderliği Taliban'a karşı duramadı ve Afganların umutsuzca istediği barışçıl çözümü elde edemedi" dedi.

Rusya ile ilişkilerde tarihi gerileme
NATO'nun 2021'de gündemindeki esas konulardan bir başkasını da Rusya oluşturdu. NATO, yılın başında Rus muhalif Aleksey Navalnıy'ın tutuklanmasına tepki gösterirken nisan başında Rusya'nın Ukrayna sınırındaki askeri hareketliliği NATO'yu alarma geçirdi.
NATO, 10 binlerce asker ve askeri ekipmanı Ukrayna sınırı ile Kırım'a gönderen Rusya'ya askeri yığınağını derhal sonlandırması çağrısında bulundu. NATO, bunun Kırım'ın 2014'te Rusya tarafından yasa dışı ilhakından bu yana Rusya'nın bölgede yaptığı en büyük askeri yığınak olduğunu bildirdi.
Ukrayna, Rusya'nın tahkimatı karşısında NATO'nun desteğini istedi. NATO, Ukrayna'nın egemenliği ve toprak bütünlüğüne kuvvetli desteğini teyit etti.
14 Haziran'da Brüksel'de düzenlenen NATO Zirvesi'nde de Rusya'nın "doğrudan tehdit" olduğu, ilişkilerin hem caydırıcılık ve savunma hem de diyalog yoluyla sürdürüleceği belirtildi.
NATO-Rusya ilişkileri, Soğuk Savaş döneminden bu yana en düşük seviyesine gerilerken; istihbarat görevlisi oldukları gerekçesiyle Rusya misyonundan 8 kişinin NATO karargahındaki akreditasyonu iptal edildi. Rusya da buna karşılık NATO'nun Rusya'daki irtibat ofisleriyle Brüksel'deki NATO karargahında bulunan misyonunu kapattı.
Kasıma gelindiğinde Ukrayna sınırındaki Rus askeri hareketliliği bir kez daha gündeme geldi. ABD istihbarat raporlarında, Rusya'nın sınırda tahkimatını artırdığı bilgisi yer alması üzerine ilişkiler daha da gerildi. NATO, ittifakın doğu kanadında hava, kara ve deniz mevcudiyetini artırdı.
30 Kasım'da düzenlenen NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda, Rusya'ya "Ukrayna saldırması halinde bunun ciddi karşılık ve ağır sonuçlar doğuracağı" mesajı verildi. Böyle bir durumda batılı ülkelerin, Rusya'ya sert ekonomik ve siyasi yaptırımlar uygulayacağı uyarısı yapıldı.
15 Aralık'ta ise Rusya, ABD ve NATO'ya güvenlik garantileriyle ilgili bir dizi teklifte bulundu. Bunlar arasında NATO'nun doğuya doğru genişlememesi, Ukrayna ve Gürcistan gibi eski Sovyetler Birliği ülkelerini ittifaka dahil etmemesi gibi garantileri içeren maddeler bulunuyor.

NATO, ABD-AB bağının zayıflamasına karşı
NATO gündemini meşgul eden konulardan diğerleriyse, AB'nin stratejik özerkliği ile Çin'in yükselişi oldu.
AB'nin savunma ve güvenliğinde ABD'ye olan bağımlılığını azaltmak istemesi NATO'yu doğrudan ilgilendirdiği için AB'nin "stratejik özerkliğini" artırma çabaları NATO içinde yakından takip edildi.
AB içinde son dönemde yeniden artan ve "Stratejik Pusula" ile belirlenmeye çalışılan "özerklik" söylemleri, AB ordusu kurulması ve Avrupa'nın savunmada ABD'ye bağımlılıktan kurtulması fikrine özellikle Fransa liderlik ediyor.
Mart 2022'de yapılacak AB liderler Zirvesi'nde kabul edilmesi beklenen AB'nin Stratejik Pusula belgesi, NATO'nun da ilgi alanına giriyor.
NATO yönetimi ise transatlantik bağının zayıflamasının sadece NATO'yu zayıflatmayacağını, Avrupa'yı da böleceğini savunuyor. Genel Sekreter Stoltenberg, "Böyle bir şey ne Avrupa için ne AB için ne de NATO için iyi olur. Ben stratejik dayanışmaya inanıyorum." diyerek, AB'ye mesaj verdi.

Çin'in yükselişi öne çıktı
NATO, kendi coğrafi bölgesinde olmamasına karşın Çin'in yükselişine de büyük önem vermeye başladı.
Hazirandaki NATO Zirvesi'nin bildirisinde, Çin'e ilk kez geniş yer verildi. Çin'in adı bildiride 10 kez geçirildi, ülkenin artan küresel etkisinin ittifak için sınamalar yaratacağı belirtildi. NATO, Pekin yönetiminin askeri harcamalarında ve özellikle nükleer kapasitesindeki artışa da dikkati çekti.
Yıl içinde birçok konuşmasında Çin'e değinen Stoltenberg, "Çin, yakında dünyanın en büyük ekonomisi olacak. En büyük savunma bütçesi ve lider teknolojiler söz konusu. Avrupa da Amerika da tek başına bununla başa çıkamaz. Çin, tek başına bile NATO'yu daha önemli kılmaya yetiyor." diyerek, Çin'e karşı transatlantik bağı vurguladı.

NATO'yu 2022'de neler bekliyor?
NATO'nun 2022'deki öncelikleri arasında bu yıl olduğu gibi Rusya'nın bulunması bekleniyor. Rus ordusunun Ukrayna sınırındaki hareketleri, ittifak tarafından yakın takipte tutulacak.
NATO yetkilileri, 2021 biterken yaptıkları açıklamalarda, "müttefiklerin korunması için ne gerekiyorsa yapılacağını ve Ukrayna'ya desteğin süreceğini" vurguladı.
NATO ve Rusya'yı takip eden birçok uzman, artan gerginliğe rağmen sıcak bir çatışma beklemiyor. Ancak Rusya'nın olası bir fiili saldırısı halinde başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin Rusya'nın finansal sistemini etkileyecek yaptırımlar gibi ciddi tedbirlere başvuracağı belirtiliyor. Bunlar arasında Rusya'nın uluslararası para transferi sistemi SWIFT'ten çıkarılması bulunuyor.
Bir yandan da yeni yılın başında Rusya ile ABD ve NATO arasında uzun süredir bulunmayan diyalog yolunun kurulması ihtimali öne çıkıyor.
Rusya'nın yıl bitmeden sunduğu güvenlik garantilerini içeren anlaşma taslağının Washington-Moskova arasında ocak ayında görüşülebileceği ifade ediliyor.
NATO Genel Sekreteri Stoltenberg'in de NATO-Rusya Konseyi'ni yine ocak ayında toplantıya çağırması bekleniyor.

Genel Sekreter değişecek
NATO için 2022 yeni bir genel sekreterin göreve geleceği yıl olacak. Mevcut Genel Sekreter Jens Stoltenberg'in görev süresi 1 Ekim 2022'de sona erecek. Stoltenberg'in adı, ülkesi Norveç'te Merkez Bankası başkanlığı için geçiyor.
Yeni genel sekreterin haziranda Madrid'de yapılacak NATO Zirvesi'nde müttefiklerce onaylanması bekleniyor. Henüz göreve kimin geleceği belli değil ancak ittifak tarihinde ilk kez bir kadın genel sekreterin göreve getirilmesi yönünde bazı üye ülkelerin görüş belirttiği dile getiriliyor.
Bu kapsamda NATO Genel Sekreteri görevi için eski İngiltere Başbakanı Theresa May, eski Hırvatistan Cumhurbaşkanı Kolinda Grabar-Kitarovic, eski Litvanya Cumhurbaşkanı Dalia Grybauskaite, şu andaki Estonya Cumhurbaşkanı Kersti Kaljulaid ve eski AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini gibi kişilerin isimleri konuşuluyor.

Yeni Stratejik Konsept kabul edilecek
Madrid zirvesi, NATO müttefikleri için aynı zamanda yeni "Stratejik Konsept" belgesini onaylayacakları yer olacak.
NATO'nun son Stratejik Konsept belgesi, 2010'da Lizbon'daki zirvede kabul edilmişti. Genel Sekreter Stoltenberg, belgenin yenilenme zamanının geldiğini çünkü son yıllarda dünyada birçok değişiklik yaşandığını söylüyor.
Son Stratejik Konsept belgesinde Kuzey Atlantik’in barış içinde olduğu değerlendirmesi yer alıyor. Ancak şimdi NATO için Rusya’nın tutumu ve Çin’in küresel etkisini artırması gibi sınamalar bulunuyor.

Afganistan
NATO'nun Afganistan'dan 2021 yazında ani çıkışı, o sırada tahliyeler sırasında Kabil Havalimanı'nda ortaya çıkan görüntüler nedeniyle eleştiriliyordu.
NATO'nun Afganistan'dan ayrılmasından sonra ülkenin dünyayla bağlantısını sağlayan Kabil'deki havalimanının akıbeti de 2022'de gündeme gelecek konular arasında yer alıyor.
Havalimanının işletilmesi konusunda NATO müttefiki Türkiye ve Katar öne çıkıyor. Afganistan'da uzun yıllar önemli görevler yürüten Türkiye, NATO'nun ülkeden çekilmesinden önce de havalimanının sorumluluğunu üstleniyordu.
Türk ve Katarlı şirketler arasında Afganistan'daki 5 havaalanının birlikte işletilmesi için mutabakat muhtırası bulunuyor. İki ülkenin Afganistan'daki geçici Taliban yönetimine havaalanlarının işletilmesi için teklifte bulunduğu, şartların uygun olması halinde işletmeyi Türk ve Katarlı şirketlerin yapabileceği belirtiliyor.



Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’nin 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk toplantısına bir dizi dünya lideri davet edildi.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıya katılmayı kabul ederken, Fransa, İtalya, Norveç, Çekya ve Hırvatistan liderleri daveti reddetti.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini duyurdu. Dan, ülkesinin Barış Konseyi’nin ilk oturumuna katılıp katılmama konusunda henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Dan, kararın ‘Romanya gibi fiilen konsey üyesi olmayan ancak tüzüğünün gözden geçirilmesi şartıyla katılmak isteyen ülkeler açısından toplantının formatına ilişkin Amerikalı ortaklarla yürütülecek görüşmelere’ bağlı olduğunu belirtti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini ve katılmayı planladığını duyurdu.

Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babis, cumartesi günü Barış Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğini açıkladı. Babis, TV Nova’ya yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’ne (AB) üye diğer ülkelerle istişare içinde hareket edeceğiz. Bu ülkelerden bazıları konseye katılmayacaklarını ifade etti” dedi.

ABD Başkanı’nın Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik planı uyarınca, Gazze Şeridi’nin yönetiminin, Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi’ne bağlı olarak kurulacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından geçici olarak üstlenilmesi öngörülüyor.

Ancak konseyin tüzüğünde Gazze’ye açık bir atıf yer almıyor. Metin, konseye daha geniş bir misyon yükleyerek, dünyadaki silahlı çatışmaların çözümüne katkı sunmayı hedef olarak tanımlıyor.

Konseyin önsözünde ise Barış Konseyi’nin, ‘çoğu zaman başarısız olmuş yaklaşımları ve kurumları terk etme cesaretine sahip olması gerektiği’ vurgulanarak, Birleşmiş Milletler’e (BM) örtük bir eleştiri yöneltiliyor.

Bu durum, başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva olmak üzere bazı liderlerin tepkisini çekti. Macron ve Lula da Silva, geçtiğimiz haftanın başlarında yaptıkları açıklamalarda, ABD Başkanı’nın çağrısına karşılık olarak BM’nin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Hoşnutsuzluk

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise ülkesinin anayasal engeller nedeniyle Barış Konseyi’ne katılmayacağını yineledi.

Tajani cumartesi günü İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, “Anayasal kısıtlamalar nedeniyle Barış Konseyi’ne katılamıyoruz” dedi ve İtalya Anayasası’nın, tek bir liderin yönetiminde bir kuruluşa katılmayı öngörmediğini hatırlattı.

Geçtiğimiz cuma günü Brezilya Devlet Başkanı, 79 yaşındaki ABD Başkanı Donald Trump’ı, ‘yeni bir milletler topluluğunun efendisi’ olmaya çalışmakla suçladı.

Lula da Silva tek taraflılığa karşı çoğulculuğu savundu ve BM tüzüğünün adeta parçalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Donald Trump, Barış Konseyi’ni geçtiğimiz ocak ayında Davos’ta düzenlenen forumda ilan etmişti.

Tüzüğe göre, Cumhuriyetçi Başkan Trump her şeye tam hâkim; yalnızca o diğer liderleri davet edebiliyor ve katılımlarını iptal edebiliyor. Sadece ‘üye devletlerin üçte ikisinin veto hakkını kullanması’ durumunda bu yetkisi sınırlanabiliyor.

Diğer liderlerin tepkisini çeken noktalar arasında, metinde Gazze’ye açık bir atıf bulunmaması ve üyelik maliyetlerinin yüksekliği yer alıyor. Konseyde kalıcı bir sandalye almak isteyen ülkelerin 1 milyar dolar ödemesi gerekiyor.


Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.


Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.