Batı, Wagner’in öncü birliklerine rağmen Mali'de kalmayı planlıyor

15 ülke Moskova'yı Kremlin'e yakın milislere lojistik destek sağlamakla suçluyor.

Malili askerler, Fransız ordusunun bu ayın ortasında Timbuktu'daki Barkhane Üssü’nün devretmesi sonrası sevinç gösterilerinde bulundular. (AFP)
Malili askerler, Fransız ordusunun bu ayın ortasında Timbuktu'daki Barkhane Üssü’nün devretmesi sonrası sevinç gösterilerinde bulundular. (AFP)
TT

Batı, Wagner’in öncü birliklerine rağmen Mali'de kalmayı planlıyor

Malili askerler, Fransız ordusunun bu ayın ortasında Timbuktu'daki Barkhane Üssü’nün devretmesi sonrası sevinç gösterilerinde bulundular. (AFP)
Malili askerler, Fransız ordusunun bu ayın ortasında Timbuktu'daki Barkhane Üssü’nün devretmesi sonrası sevinç gösterilerinde bulundular. (AFP)

Fransa ve Avrupa tarafından defalarca tekrarlanan uyarılar, askeri darbe ile yönetime gelen Malili yetkilileri Fransızların ‘Barkhane’ gücünü yarıya indirip ülkenin kuzeyindeki üslerden çekilerek oluşturduğu boşluğu doldurmak için Rus ‘Wagner Grubu’ milislerinin kullanmaktan vazgeçirmeyi başaramadı. Fransa, ‘Mali, Nijer ve Burkina Faso’ üçgeni sınırlarına yakın konumlanıp sadece cihatçı ve terörist gruplarla mücadeleye odaklanmayı hedefliyor. Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanları bu ayın 13’ünde Brüksel’de gerçekleştirilen görüşmeler vesilesiyle Kremlin'in askeri kolu olarak gördükleri Rus grubuna yaptırımlar uygulamayı içeren bir kararı oybirliğiyle aldılar. Kararla Mali Devlet Başkanı Albay Assimi Goita’ya bir kez daha açık bir uyarı mesajı iletildi. AB tarafından söz konusu grubu, üç şirketi ve sekiz kişiyi kapsayan mali yaptırımlar uygulandı. Bununla birlikte bu sekiz kişinin AB ülkelerine girişi de yasaklandı.
Paris'in bir yıl sonra Barkhane Operasyonu'na dönüşen Serval Operasyonu aracılığıyla 2013'ten beri Mali'de askeri olarak varlığını sürdürdüğü sır değil. Kıyıların istikrarının Avrupa'nın istikrarı anlamına geldiği ve orada teröristlerle savaşmanın, onlarla Avrupa topraklarında savaşmaktan kaçınmak olduğu gerekçesiyle Avrupa'yı kendisine dahil etmeye çalıştı. Bununla birlikte çeşitli uyruklara sahip Avrupa kolu, ‘Barkhane’ için lojistik destek sağlamak, Mali silahlı kuvvetlerini eğitmek ve insani yardım sağlamak amacıyla Avrupa komando birliklerinden oluşan ‘Takuba’ kuvvetine katıldı. Fakat bu adım işe yaramış gibi görünmüyor.
Ancak Avrupalı 27 bakan tarafından alınan karar, istenilen sonuca ulaştırmadı. Bunun kanıtı geçtiğimiz perşembe akşamı 15 Batılı dışişleri bakanı tarafından yayınlanan sert açıklama oldu. Söz konusu ülkeler arasında Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya ve İspanya da yer aldı. Avrupa dışından tek ülke Kanada olurken Washington’ın Barkhane Operasyonu ve Avrupalı Takuba gücünün önemli parçası olduğu bilinmesine rağmen dün öğleden sonraya kadar net olmayan nedenlerle Washington’ın imzası açıklamada yer almadı. Diğer yandan ABD’nin, Mali ve Wagner’e karşı siyasi tutumunun Avrupa’nınkiyle aynı olduğu biliniyor. Batı ülkeleri tarafından yayınlanan açıklama çok sertti. Açıklama metni şu ifadelerle başlıyordu:
“Biz, kalıcı barış ve istikrarın sağlanması ve terörle mücadele çabalarında Mali ve halkını desteklemeye kararlı Batılı ortaklar olarak, Wagner paralı askerlerinin Mali topraklarında konuşlandırılmasını şiddetle kınıyoruz. Bunun Batı Afrika ülkelerindeki güvenlik durumunun daha da kötüleşmesine yol açacağını, Mali'deki insan hakları durumunu daha da kötüleştireceğini, Cezayir hattından çıkan barış ve uzlaşma anlaşmasının kaderini tehdit edeceğini ayrıca uluslararası toplumun sivilleri koruma ve Mali silahlı kuvvetlerine destek sağlama çabalarını engelleyeceğini düşünüyoruz.”
Batılılar, Wagner'i daha önce yaygın bir şekilde insan hakları ihlalleri işlemekle, bulundukları ülkelerde işkence ve suikastlar yapmakla ve istikrarı bozucu faaliyetlerde bulunmakla suçluyorlar. Şarku’l Avsat’ın Batılı uzmanlardan edindiği bilgilere göre Wagner grubu milislerini 20 Afrika ülkesinde konuşlandırdı.
Batılılar, Bamako'nun sınırlı kamu fonlarını ulusal orduyu desteklemek yerine paralı askerlerin maaşlarını ödemek için kullanma kararı karşısındaki ‘üzüntülerini’ dile getirirken Rusya’yı Wagner grubuna maddi destek sağlamakla, bölgede sorumlu ve yapıcı davranış sergilemeye çağırmakla suçluyorlar. Böylece Batılılar, ‘Wagner’ın ‘özel bir şirket’ olduğunu ve Rus hükümetinin veya Kremlin'in bununla hiçbir ilgisi olmadığını vurgulayan Rus propagandasını çürütüyorlar. Açıklamada, Batı Afrika Ekonomik Topluluğu'nun Mali ile ilgili kararları ve özel milislerin konuşlandırılması durumunda bölgede istikrarın bozulma riskleri konusundaki endişeleri hatırlatılıyor. Batılılar, ‘Mali halkının ihtiyaçlarına cevap verme çabalarından vazgeçmeyeceklerini’ vurguluyorlar. Sivilleri koruma misyonlarını sürdürme, Sahel'de terörle mücadeleyi destekleme ve sürdürülebilir kalkınma, insan haklarına saygı ve evrensel kamu hizmetlerine destek sağlayarak uzun vadeli istikrara katkıda bulunma konusundaki kararlılıklarını da teyit ediyorlar.
Mali'deki durumu yakından takip eden Avrupalı kaynaklar, açıklamanın üç temel paragraf içerdiğini düşünüyor. Bunlardan ilki, Wagner’in kategorik olarak Mali'de yayılmaya başladığını doğruluyor. Bu, Fransa liderliğindeki Batılıların, bu ülkenin yetkililerinin, Bamako'ya bin kişi göndermesi karşılığında ayda 10 milyon dolara mal olacak Rus özel milisleri ile sözleşme yapmasını engelleyememesi anlamına geliyor. Fransız kaynaklara göre Wagner'in misyonu ‘terörizmle mücadele etmek veya Mali'nin daha önce kontrolü dışında olan bölgelerde, özellikle de ülkenin kuzeyindeki varlığını yeniden tesis etmesini sağlamak değil, rejimi korumak’ olacak. Ayrıca Batılılar, Wagner'in Mali’ye gidişinin, Wagner'e yakın jeologların Bamako'ya gidişiyle birlikte ülkenin maden zenginliğini ele geçirmek anlamına geleceğinden endişe ediyorlar. Mali, önemli bir altın üreticisi konumunda.
İkinci önemli paragraf, Batılıların Bamako Havalimanı'na personel ve teçhizat taşınmasında Rus ordusunun askeri uçaklarını kullanmakla ve Bamako Havalimanı bitişiğindeki ‘Üs 101’ olarak adlandırılan üste yüzlerce insanı alabilecek kapasitede inşaatlar yapmakla suçladıkları Rusya'nın rolünü ele alıyor.
Batılı okumalara göre Wagner, Kremlin'in elindeki bir ‘araçtan’ başka bir şey değildir. Zira bu milis grubun kurucusu, diğer yanda finansörünün Kremlin ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yakın isimler olduğu düşünülüyor. Dolayısıyla, Wagner’e karşı durmak, pratikte Rus etkisinin Mali'ye, Sahel ve Batı Afrika ülkelerine nüfuz etmesine karşı durmak anlamına geliyor. Ancak en önemli paragraf, Batılıların Wagner’in yayılmasına rağmen Mali'deki varlıklarını sürdürme kararıyla ilgili. Bu, Paris'in birkaç aydır ve bizzat Başkan Macron'dan Dışişleri ve Savunma Bakanlarına kadar en üst düzey yetkililerinin sözleriyle, Fransa'nın pozisyonunda büyük bir değişime temsil ediyor. Wagner’in gelişinin Fransız kuvvetlerinin ayrılması anlamına geldiğini ve bahsi geçen milislerin mevcudiyeti ile Fransız ve Avrupa kuvvetleri arasında olası bir uyum olmadığını iddia ediyor.
Bu haftanın başında, Elysee Sarayı'nda Macron başkanlığında, Mali'deki duruma odaklanan bir Savunma Konseyi toplantısı yapıldı. Bunu, Macron ile Putin arasında Ukrayna'daki durumu ve diğer tarafta Mali dosyasını ele alan bir görüşme izledi. Ancak bu pozisyon değişti. Fransızlar, Mali'den ayrılmanın, meseleleri Rusya lehine serbest bırakmak anlamına gelmesi nedeniyle farklı bir davranış benimsedi.
Paris'teki kaynaklara göre, Fransız diplomasisi, katılan Avrupalılara, ya lojistik destek sağlayarak ya da Takuba gücüne doğrudan katılım yoluyla müdahale ederek Wagner'in gelmesine rağmen onları Mali'de kalmaya ikna etti. Paris, cihatçılara ve teröristlere karşı savaşta elde ettiği askeri başarıları vurgularken Mali'deki kronik müdahalesinin başarısızlığından bahsetmiyor. Ancak Wagner’in ülkeye gidişi ve beraberinde ülkenin madeni zenginliğini ele geçirme olasılığı, Mali, Nijer ve Burkina Faso gibi diğer Sahel ülkelerinde Fransız karşıtı duyguların artmasıyla aynı zamana denk gelmesiyle Paris için bir başarısızlık oluşturuyor.
Dolayısıyla asıl soru, önümüzdeki aylar ve yıllar için bu ülkedeki Fransız-Avrupa-Batı stratejisi; Batılılar ve Wagner milisleri arasında, özellikle Rus milislerine karşı yaptıkları ciddi suçlamalar ışığında, ‘bir arada yaşamanın’ mümkün olup olmadığını öğrenmekle ilgili olarak ön plana çıkıyor.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.