ABD raporu: Erdoğan’ın meşruiyeti, ABD - Türkiye ilişkilerinin geleceğini belirleyecek

Ekonomik istikrarsızlık ve döviz krizi, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın yönetiminin karşı karşıya olduğu ve dış politikalarını etkileyen iki büyük zorluk

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
TT

ABD raporu: Erdoğan’ın meşruiyeti, ABD - Türkiye ilişkilerinin geleceğini belirleyecek

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)

İnci Mecdi
Her ne kadar Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Türkiye yetkilileri ABD - Türkiye iş birliğinin sürdürülmesinin ve Türkiye’nin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) üyeliğinin önemine defalarca dikkatleri çekseler de, 2021 yılında ABD’nin aldığı Türkiye karşıtı kararların yanı sıra Türkiye’nin eylemleri, ikili ilişkilerin geleceği hakkında birçok soru ve şüpheyi gündeme getirdi. ABD Kongresi’ne bağlı Kongre Araştırma Servisi, bu gerginlik ortasında iki ülke arasındaki ilişkinin geleceğine dair kilit faktörlere değindi.
Kongre Araştırma Servisi, yeni yayınlanan yıllık raporunda, ABD- Türkiye ilişkilerinin geleceğinin çeşitli faktörlere bağlı olduğunu vurguladı. Raporda, söz konusu faktörler arasında ‘Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın (döviz krizi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ile ilgili çeşitli endişeler göz önüne alındığında) içerideki kontrolünü sürdürüp sürdüremeyeceği, Türkiye’nin daha fazla Rus silahı almaya devam edip etmeyeceği ve Rus S-400 füze savunma sistemini kullanıp kullanmayacağı, çeşitli bölgesel krizlerin (Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’deki gaz anlaşmazlıkları) sonucunun ne olacağı, bunların Türkiye’nin ABD, Rusya, Çin, Avrupa Birliği (AB), İran ve Arap hükümetleri gibi kilit aktörlerle ilişkileri üzerindeki etkisi, son olarak Türkiye’nin gücünü pekiştirip pekiştiremeyeceği ve askeri ve ekonomik işbirliğinden yararlanarak kendi nüfuz alanını oluşturup oluşturmayacağı’ konuları da yer alıyor.

Döviz krizi ve ekonomik kriz
Rapor, geçen hafta dolar karşısında 18,4’e kadar ulaşan liranın son derece düşük bir seviyeye gerilemesinin ardından yaşanan Türk para krizine odaklandı. Bu kriz, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın tek taraflı kararlarına dayalı olarak faiz oranlarını düşürmeye yönelik bir dizi önlem nedeniyle enflasyonun artması korkuları ortasında aylarca süren sürekli bir düşüşün ardından yaşandı. Cumhurbaşkanının, yüzde 50’den fazla bir sıçrama yapmak için piyasaya milyarlarca dolar pompalayarak lirayı kurtarmaya dönük müdahalesine rağmen para birimi, geçen yılın aynı dönemindeki yaklaşık 7,3 liraya kıyasla bu hafta başlarında dolar karşısında yaklaşık yüzde 8 kayıpla 11,78’e ulaştı. 30 Aralık’ta ise Reuters, Türk lirasının dolar karşısında 13,2 olduğunu bildirdi.
ABD raporuna göre birçok gözlemci, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın ‘büyük ölçüde totaliter yönetimi’ ile ilgili endişelerini dile getirirken, ekonominin rejimin önündeki en büyük zorluk olmaya devam ettiğini belirtti. Gözlemciler, 2021’in sonlarında hızla devam eden döviz krizinin, bazı yapısal ekonomik sorunları daha da kötüleştirdiğini, bu durumun ise önemli bir iç endişeye neden olduğunu ifade etti.
Ülke, hiperenflasyonla karşı karşıya iken Erdoğan, Türkiye Merkez Bankası’na faiz oranlarını düşürmesi için baskı yaptı. Bu, faiz oranlarını yükseltmenin enflasyonu durdurduğuna, yabancı sermayeyi çektiğine ve para birimini desteklediğine dair geleneksel ekonomi teorisine aykırı bir karar. Gözlemciler, Erdoğan’ın 2021’de Türkiye’nin maliye ve para politikasını kendi görüşleriyle daha uyumlu hale getirmek için Merkez Bankası Başkanı’nı ve Maliye Bakanını değiştirdiğini söylüyor.
Türkiye Cumhurbaşkanı, bu ayın başlarında aldığı parasal kararlar hakkında düşük faiz oranlarının 'üretimi, istihdamı ve ihracatı artırdığını’ savunmuştu. Erdoğan ayrıca, yüksek faiz oranlarını ‘İslam’ın öğretileriyle çeliştiği ve zengin ile fakir arasındaki uçurumu artırdığı’ için eleştirmişti.

Olağanüstü hâl dayatması
Gözlemciler, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın muhalefetteki siyasilerin erken seçim çağrısına yanıt vermesini uzak bir ihtimal olarak görüyor. Artan yaşam maliyetine karşı çoğalan halk memnuniyetsizliği ortasında cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin Haziran 2023’te yapılması planlanıyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre, ABD raporunda, ekonomik kargaşa iç istikrarsızlığı körüklerse Erdoğan hükümeti, seçimleri erteleme olasılığı da dahil bir olağanüstü hâl uygulamaya başlayabilir. Bunun yanı sıra bazı taraflar, Erdoğan döneminde özgür ve adil seçimlerin yapılıp yapılamayacağını veya Erdoğan’ın yandaşlarının muhalefet partilerine gerçekten oy verip vermeyeceğini sorguluyor. Öte yandan Türkiye Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı’nın sağlık durumuyla ilgili söylentileri, ‘asılsız’ olarak nitelendirerek yalanlasa da, ABD raporunda adı geçen bazı kaynaklar Erdoğan’ın sağlığı hakkında ciddi soru işaretlerine değiniyor.

Bölgesel bir güç ve çok kutuplu bir sistem
Dış ilişkiler açısından ise Türkiye’nin ABD ve diğer ülkelerle olan ilişkilerindeki eğilimler, ‘çok kutuplu bir dünya düzeninde bölgesel bir güç olarak hareket etmek için daha fazla bağımsızlık arayan’ Ankara’nın genel stratejik yönündeki değişiklikleri yansıtıyor. Rapora göre Türkiye’nin dış politika yörüngesi, 1952’de NATO’ya katılmasından bu yana, şu anda tartışmasız olarak daha az batı yönelimli.
Türkiye’nin Rus S-400 füze savunma sistemini satın alma ısrarı, ABD ile ilişkilerinde önemli bir yankı buldu. Öyle ki bu, Washington’un Ankara’yı F-35 savaş uçağı programından çıkarma kararı almasına yol açtı. Türkiye Savunma Sanayi’sine de ABD’nin Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) kapsamında yaptırımlar uygulandı.
Rapora göre Türkiye’nin füze savunma sistemi konusundaki ABD ile Türkiye arasında devam eden gerginlik, Batı’nın Türkiye’ye daha fazla silah satışını önleyebilir. Türkiye, geçtiğimiz günlerde yeni bir grup ‘F-16’ uçağının satın alınmasını ve filosundaki eski uçakların modernizasyonunu ABD'den talep ederken, Kongre’nin bazı üyeleri bu talebe karşı çıktı. Bu durum, kısmen Türkiye’nin Rus silahlarını satın almaktaki ısrarından kaynaklanıyor. Bu bağlamda gözlemciler, Türkiye’nin savaş uçaklarını modernize etmek için ABD ile ortaklık kuramaması halinde, alternatif olarak Rusya’ya veya diğer tedarikçilere yönelebileceği konusunda uyarıda bulunuyor. Ancak Türkiye’nin, Rus silah platformlarına yönelmesi halinde NATO ile savunma konularına nasıl yakınlaşacağı da belirsiz.

Geleneksel ilişkiler
Geleneksel olarak Türkiye, savunma iş birliği konusunda ABD ve NATO’ya yakından güveniyor. Aynı şekilde 1990’ların sonundan bu yana gümrük birliği için AB ile enerji ithalatı için Rusya ve İran’la olan ilişkileri de dahil, ticaret ve yatırım işlerinde de Avrupa ülkeleriyle bağlantılı. Bu, Türkiye’nin askeri gücünün ve ekonomik refahının hala büyük ölçüde bu geleneksel ilişkilere bağlı olduğu anlamına geliyor.
Öte yandan Kongre Araştırma Servisi’ne göre Türkiye’de devam eden ekonomik kriz, bu geleneksel ilişkilerin sıkıntıya girmesi durumunda ülkenin karşı karşıya kalacağı tehlikelere de ışık tutuyor. Suriye, Yunanistan, Kıbrıs ve Libya konusuyla ilgili olanlar da dahil olmak üzere Türkiye’yi çevreleyen bölgedeki çeşitli karmaşık koşullar, Türkiye’nin ABD ve diğer kilit aktörlerle olan ilişkilerini etkiliyor. Ama Erdoğan’ın Türk milliyetçilerle parlamentodaki koalisyonunu koruma ve içeride gücünü pekiştirme konusundaki arzusu, bazı durumlarda bölge ülkelerine ve diğerlerine yönelik eylemlerini kısmen açıklayabilir.
Örneğin Ankara, Moskova’dan bir füze savunma sistemi satın alırken ve son birkaç yılda iki taraf arasındaki iş birliği bazı alanlarda gelişirken, Türkiye’nin ‘başta Libya ve Suriye olmak üzere pek çok çatışma alanında’ Rusya’ya karşı koyma hamleleri, (ABD’li gözlemcilere göre) iki ülke arasındaki işbirliğinin kapsamlı değil, konjonktürel olduğunu gösteriyor.

İncirlik’e alternatif
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de (Güney) Kıbrıs ve Yunanistan gibi ülkelerle yaşadığı gerilimler, (Güney) Kıbrıs, Yunanistan, İsrail ve Mısır gibi bölgedeki birçok ülkeyle ilişkilerinin olumsuz etkilenmesine ve söz konusu ülkelerin birbirlerine yaklaşmalarına yol açtı. Zaman zaman ABD’li yetkililer, Türk uygulamalarına karşı koymak için müttefikler ve diğer ortaklar arasındaki iş birliğini teşvik etti. Örneğin Washington’un, Atina ile karşılıklı bir savunma iş birliği anlaşması bulunuyor. Bu çerçevede rapor, bazı gözlemcilerin ABD’nin ABD ve NATO askeri varlıkları için Türk topraklarına alternatif üsler keşfetmesi gerektiğine dair tavsiyelerine dikkat çekiyor.
Kongre’nin raporunda, Türkiye ve Batılı ülkeler arasında artan gerginliğin ve Türkiye topraklarının ABD ve diğer NATO askeri varlıkları açısından sağladığı fayda konusundaki şüphelerin, birçok gözlemciyi ‘Türkiye’deki İncirlik üssüne alternatif üsler arama’ çağrısında bulunmaya ittiği belirtiliyor. Bazı raporlar, genişletilmiş ABD askeri varlığının veya Yunanistan, Güney Kıbrıs, Ürdün ve Romanya gibi ülkelerdeki olası genişlemesinin, Türkiye ile ilgili endişelerle bağlantılı olabileceğini gösteriyor.
Türkiye’nin güneydoğusundaki İncirlik Askeri Hava Üssü, NATO’nun bölgedeki stratejik  varlığı olarak kabul ediliyor. Bu üs, ABD’nin Suriye’de saldırılar başlattığı DEAŞ’a karşı savaşta önemli bir rol oynadı. ABD, bu üste Soğuk Savaş dönemine ait 50 adet B-61 nükleer savaş başlığı depoluyor ve üste yaklaşık bin 500 ABD askeri personeli bulunuyor. Üs, 1955’ten bu yana her iki ülkenin de kontrolü altında. Burası, Sovyetler Birliği’ne yönelik ABD nükleer bombalarının depolanması için uygun bir yerdi.
İncirlik üssünün bölgedeki askeri operasyonlar açısından önemine rağmen 2019 yılından bu yana ABD karar çevrelerinde, üssün Yunanistan’ın Girit adası da dahil olmak üzere bölge ülkelerinden birine devredilmesi konusunda konuşmalar dönüyor. Eylül 2020’de ABD basınında çıkan haberlere göre Kongre’de, Türkiye’deki hava üssünün ‘endişe verici’ dış politika nedeniyle terk edilmesi hakkında konuşuluyordu. Bu, birçok gözlemci tarafından da desteklenen bir çağrı.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), son yıllarda İncirlik’e olan bağımlılığını azaltacak gibi görünen adımlar attı. Medya organlarına göre ABD, ‘Yunanistan ve Kıbrıs’ta ABD üsleri geliştirmenin yanı sıra’ Ürdün’deki Muvaffak Salti Hava Üssü’nü geliştirmek için son iki yılda 150 milyon dolardan fazla harcama yaptı.
Bununla birlikte Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelere deniz erişimini kontrol eden Karadeniz’deki Türk nüfuzu, Ankara açısından güçlü bir nokta ve (Karadeniz’deki Rus etkisini baltalamak isteyen) ABD ve tabii ki NATO ile önemli bir iş birliği alanı olmaya devam ediyor. Karadeniz’deki Türk nüfuzu, 1936 Montrö Sözleşmesi ile Ankara’ya tanınan sınırlı bir ayrıcalık.

Erdoğan’ın meşruiyeti
Rapora göre Washington’un Erdoğan ile yakın ilişki kurmaya ne ölçüde istekli olduğu, ‘Erdoğan’ın ülke içindeki siyasi meşruiyetine, iktidarda kalma olasılığının ne kadar olduğuna ve halefinin jeopolitik, tarihsel ve ekonomik mülahazalar çerçevesinde politikalarını ne kadar değiştirebileceğine’ ilişkin ABD tasavvuruna bağlı olabilir. Erdoğan’a destek, ülkesindeki diğer büyük politikacılarla kıyaslandığında kısmen ulusal güvenlik kaygılarına ve ekonomik koşullara, kısmen de ırk, din, cinsiyet ve sosyal sınıftan kaynaklanan ideolojik veya kolektif kimlik değerlendirmelerine bağlı.
Ayrıca ABD yönetiminin ve Kongre’nin Türkiye’ye yönelik eylem ve kararlarının ‘ikili ilişkiler, ABD’nin bölgedeki siyasi ve askeri seçenekleri ve Türkiye’nin stratejik yönü ve mali refahı’ üzerinde etkileri olacaktır. Öyle ki bu eylemlerin, ‘Türkiye’nin 2021 sonlarında F-16’ları satın alma ve modernize etme talebine yanıt vermeyi, CAATSA yaptırımlarını yeniden gözden geçirmeyi ve belki de hafifletmeyi, askeri üs seçeneklerini değerlendirmeyi ve Türkiye ve bölgesel rakipleriyle ilişkileri dengelemeyi’ içermesi mümkün.



Gazze'de termobarik mühimmat mı kullanıldı? İsrail ABD'den aldığı silahlarla 3 bin Filistiniliyi buharlaştırmış

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde Ekim 2023'ten bu yana en az 72 bin kişi katletti (Reuters)
İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde Ekim 2023'ten bu yana en az 72 bin kişi katletti (Reuters)
TT

Gazze'de termobarik mühimmat mı kullanıldı? İsrail ABD'den aldığı silahlarla 3 bin Filistiniliyi buharlaştırmış

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde Ekim 2023'ten bu yana en az 72 bin kişi katletti (Reuters)
İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde Ekim 2023'ten bu yana en az 72 bin kişi katletti (Reuters)

İsrail, ABD'nin sağladığı termal mühimmatla 3 bine yakın Filistinliyi küle çevirmiş.

Katar merkezli medya kuruluşu El Cezire'nin haberinde, İsrail ordusunun Gazze savaşında yüksek ısı üretebilen termal ve termobarik bomba kullandığı öne sürülüyor. 

Gazetenin "Hikâyenin Geri Kalanı" adlı araştırmasına göre, Gazze Sivil Savunma ekipleri savaşın başladığı Ekim 2023'ten bu yana 2 bin 842 Filistinliyi "buharlaşmış" diye belgeledi. 

Bu kişilerden geriye yalnızca duvarlara sıçramış kan izleri veya küçük doku parçaları kaldığı belirtiliyor.

Gazze Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Basal, kayıtların sahadaki adli incelemelere dayandığını, olay yerinde "eleme yöntemine" başvurduklarını belirtiyor: 

Hedef alınan bir eve giriyoruz ve içeride olduğu bilinen kişi sayısını çıkarılan cesetlerle karşılaştırıyoruz. Aile içeride beş kişi olduğunu söylüyorsa ve biz yalnızca üç sağlam ceset bulabiliyorsak, kapsamlı aramalar sonucunda sadece biyolojik izler kaldığını gördüğümüzde, diğer iki kişiyi 'buharlaşmış' olarak kaydediyoruz.

Haberde, bu durumun termal ve termobarik silahların sistematik kullanımından kaynaklandığı iddia ediliyor. "Vakum bombası" diye de bilinen bu silahlar 3 bin 500 santigrat dereceye varan ısı üretebiliyor. 

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı Genel Direktörü Dr. Münir el-Burş, insan bedeninin yaklaşık yüzde 80'inin sudan oluştuğunu hatırlatarak şunları söylüyor: 

3 bin dereceyi aşan enerjiye, yoğun basınç ve oksidasyon eşlik ettiğinde vücut sıvıları anında kaynar. Dokular buharlaşır ve küle dönüşür. Bu kimyasal olarak kaçınılmazdır.

Rus silah uzmanı Vasily Fatigarov, bombanın yanma süresini uzatmak için karışıma alüminyum, magnezyum ve titanyum tozları eklendiğini, bunların ısıyı daha da artırdığını belirtiyor. 

ABD yapımı bazı bombalarda kullanılan tritonal maddesinin de çok yüksek ısı ürettiği vurgulanıyor.

Araştırmaya göre yaklaşık 900 kilogramlık MK-84 "Hammer" bombası, tritonal içeriyor ve 3 bin 500 santaigrat dereceye varan ısı üretebiliyor. 

Sığınak delici" BLU-109 bombalarınınsa içerdiği PBXN-109 patlayıcı karışımı sayesinde kapalı alanlarda büyük ateş topu oluşturarak içeridekileri yaktığı ifade ediliyor. 

İsrail ordusunun bu bombaları, Eylül 2024'te "güvenli bölge" ilan ettiği El-Mevasi'de kullanıldığı ve 22 kişinin kalıntı bırakmadan öldürüldüğü savunuluyor. 

AFX-757 patlayıcısının kullanıldığı GBU-39 hassas güdümlü bomba da Ağustos 2024'teki Tabiin Okulu saldırısında kullanılmış. Yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı okul binasına atılan bu bomba, basınç dalgası ve yüksek ısıyla öldürüyor. Rus uzman Fatigarov'a göre mühimmat, binayı nispeten sağlam bırakıp içindekileri yakarak yok etmek için tasarlanmış. 

Gazze'deki Sivil Savunma ekiplerinin, "buharlaşmış" cesetlerin olduğu alanlarda GBU-39'a ait kanat parçaları bulduğu aktarılıyor.

Georgetown Üniversitesi'nin Katar kampüsünden hukukçu Diana Buttu, bu tür silahların kullanımının yalnızca İsrail'i değil tedarikçileri de sorumlu kıldığını vurgulayarak şunları söylüyor: 

Bu sadece İsrail'in işlediği değil, küresel çapta yapılmış bir soykırımdır.

Buttu, "Bu silahların ABD ve Avrupa'dan sürekli olarak gönderildiğini görüyoruz. Bu silahların savaşçıyla çocuk arasında ayrım yapmadığını bilmelerine rağmen, göndermeye devam ediyorlar" diye ekleyerek, bunun savaş suçu sayılacağını belirtti. 

Birleşmiş Milletler'e bağlı İşgal Altındaki Filistin Toprakları Hakkında Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu'nun geçen yıl eylülde yayımladığı raporda, İsrail'in Gazze Şeridi'nde Filistinlilere karşı soykırım yaptığı sonucuna varılmıştı. Tel Aviv yönetimiyse raporun bulgularını "yanlış ve çarpıtılmış" diye nitelemişti.

Independent Türkçe, El Cezire, The Cradle, New Arab


İsrail Cumhurbaşkanı: Avustralya'daki Yahudi karşıtlığı 'korkutucu ve endişe verici'

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Melbourne'deki Yahudi topluluğu için düzenlenen etkinlikte (AFP)
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Melbourne'deki Yahudi topluluğu için düzenlenen etkinlikte (AFP)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı: Avustralya'daki Yahudi karşıtlığı 'korkutucu ve endişe verici'

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Melbourne'deki Yahudi topluluğu için düzenlenen etkinlikte (AFP)
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Melbourne'deki Yahudi topluluğu için düzenlenen etkinlikte (AFP)

Avustralya'yı ziyaret eden İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, ülkedeki antisemitizmi “korkutucu” ve “endişe verici” olarak nitelendirirken, “barış isteyen sessiz çoğunluk Avustralyalılar”a da dikkat çekti.

Herzog, Sidney'deki Bondi Plajı'nda meydana gelen ölümcül silahlı saldırının kurbanlarına taziyelerini sunmak ve Yahudi topluluğunu teselli etmek için pazartesi günü Avustralya'ya dört günlük bir ziyaret başlattı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre bugün Melbourne'a (güneydoğu) gitmeden önce Seven TV'ye verdiği demeçte, 14 Aralık'ta 15 kişinin öldüğü saldırının ardından antisemitik nefret “dalgasının” zirveye ulaştığını söyledi.

Bunun “korkutucu ve endişe verici” olduğunu vurgulayan Herzog, “barış isteyen, Yahudi topluluğuna saygı duyan ve elbette İsrail ile diyalog kurmak isteyen sessiz bir Avustralya çoğunluğu da var” diye belirtti.

Pazartesi günü, Herzog'un Sidney'e gelişini protesto eden Filistin yanlısı göstericiler ve polis arasında çatışmalar çıktı.

AFP muhabiri, polisin göstericileri dağıtmak için biber gazı kullandığını ve yürüyüş önceden belirlenmiş rotadan sapmaya çalıştığında Fransız basın muhabirleri de dahil olmak üzere, gazetecilere göz yaşartıcı gaz atıldığını bildirdi.

Görsel kaldırıldı.
Melbourne'deki Flinders Street İstasyonu önünde İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un ziyaretine karşı düzenlenen gösteri için toplanan protestocular (EPA)

AFP muhabiri, yürüyüşçüler ile polis arasında çıkan çatışmalarda en az 15 protestocunun gözaltına alındığını bildirdi.

Yürüyüş, Herzog'u Gazze Şeridi'nde “soykırım” yapmakla suçlayan ve Canberra'nın uluslararası yükümlülüklerine uygun olarak soruşturulmasını talep eden Palestine Action grubu tarafından düzenlendi.

Avustralya'daki Yahudileri temsil eden ana kuruluş olan Avustralya Yahudileri Yürütme Konseyi ziyareti memnuniyetle karşılarken, Avustralya Yahudi Konseyi ziyareti reddetti ve İsrail cumhurbaşkanını, Gazze Şeridi'nin “süregelen yıkımından” sorumlu tuttu.

Görsel kaldırıldı.
Pazartesi günü, Sydney'de Herzog'un gelişini protesto eden Filistin yanlısı göstericiler ile polis arasında çatışmalar çıktı (EPA)

Bu arada ABC, Melbourne Üniversitesi'ndeki bir binaya “Herzog'a ölüm” yazısının yazıldığını bildirdi.

2025 yılında, bağımsız bir BM soruşturma komisyonu, İsrail'in 7 Ekim 2023'te Hamas'ın Yahudi devletine saldırmasının ardından patlak veren savaşın başlangıcından bu yana Gazze'de “soykırım” işlediğine karar verdi.

Birleşmiş Milletler adına konuşmayan komisyona göre, Herzog ve diğer İsrailli liderler Filistin topraklarında “soykırımı kışkırttı”, ancak İsrail bunu ‘kesinlikle’ reddetti, “önyargılı ve yanlış bir rapor” olarak kınadı.


Rusya adına casusluk yapan Ukraynalıların sayısı neden artıyor?

Ukrayna'nın Pokrovsk kentinde Rus bayrağı taşıyan askerler (Reuters)
Ukrayna'nın Pokrovsk kentinde Rus bayrağı taşıyan askerler (Reuters)
TT

Rusya adına casusluk yapan Ukraynalıların sayısı neden artıyor?

Ukrayna'nın Pokrovsk kentinde Rus bayrağı taşıyan askerler (Reuters)
Ukrayna'nın Pokrovsk kentinde Rus bayrağı taşıyan askerler (Reuters)

Ukrayna’da bir papazın kızı Rus istihbaratına casusluk yapmaktan 15 yıl hapse mahkûm edildi

19 Temmuz 2024 günü öğleden kısa bir süre sonra, bir papazın kızı 19 yaşındaki Hristina Garkavenko, Ukrayna’nın doğusundaki Pokrovsk kentinde bulunan bir kiliseye geldi. Dindar olmasına rağmen bu kez kiliseye ibadet için gitmemişti.

Babasının burada görev yapması nedeniyle binayı iyi tanıyan genç kadın, ikinci kata çıkarak odalardan birine girdi. Perdelerle kapatılmış pencerede cep telefonunu canlı yayın kamerası olarak yerleştirdi ve cihazı, doğudaki cephe hatlarına gidip gelen Ukrayna askeri birlikleri ve araçlarının kullandığı yola doğru çevirdi. CNN’in aktardığına göre, görüntüler doğrudan Rus istihbaratına iletildi.

Ukraynalı savcılara göre Garkavenko’nun Rus istihbaratı adına yürüttüğü tek faaliyet bu değildi. Genç kadın yıl boyunca bir Rus ajanıyla temas halinde kalarak, stratejik öneme sahip Pokrovsk’taki Ukrayna askerleri ve askeri teçhizatın konumlarına ilişkin bilgiler aktardı.

Binlerce kişiden biri

Vatana ihanet suçundan 15 yıl hapis cezasına çarptırılan Garkavenko’nun, Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) ve diğer Rus istihbarat birimleri tarafından ülkesi aleyhine casusluk yapmak üzere devşirildiği düşünülen binlerce Ukraynalıdan biri olduğu ifade edilidyor.

Ukrayna Güvenlik Servisi’ne (SBU) göre Rusya’nın Şubat 2022’de başlattığı kapsamlı işgalden bu yana 3 bin 800’den fazla vatana ihanet soruşturması açıldı. Bu davalarda bin 200’den fazla kişi suçlu bulunarak hüküm giydi.

Hüküm giyenler ortalama 12 ila 13 yıl arasında ceza alırken, bazı sanıklar müebbet hapisle cezalandırılıyor.

CNN’in ulaştığı FSB ise konuyla ilgili yorum yapmayı reddetti.

Şarku'l Avsat'ın CNN’den aktardığına göre Ukraynalı avukat ve uluslararası insancıl hukuk uzmanı Andriy Yakovliv yaptığı açıklamada, Kiev yönetiminin “adil yargılama için gerekli koşulları sağladığını” ve ülke mahkemelerinin genel olarak usul kurallarına uyduğunu belirtti. Yakovliv, savcılığın yeterli delil olmadan dava açmadığını ve mahkûm etmek üzere herhangi bir bahaneye başvurmadığını belirtti.

En yaygın ihanet türü

SBU’ya göre savaş döneminde en yaygın vatana ihanet türü, bilgilerin Rus istihbaratına sızdırılması.

SBU’nun açıklamasına göre “Cephe hattına yakın bölgelerde en sık, Ukrayna ordusunun hareketleri ve konuşlandığı yerler hakkında bilgi toplayıp bunları sızdıran ajanları yakalanıyor. Ukrayna’nın batı ve orta kesimlerinde ise askeri tesisler ve kritik altyapı hakkında bilgi toplanıyor, bunları sızdırıyor ve enerji santralleri, polis binaları ile demiryolu hatları yakınında sabotaj girişimlerinde bulunuluyor.”

Ukraynalılar neden casusluğu kabul ediyor?

CNN’nin haberine göre Rusya’nın devşirdiği Ukraynalılar farklı kesimlerden geliyor. Ukraynalı istihbarat yetkililerine göre ideolojik nedenlerle hareket edenlerin sayısı azalıyor. Casusluğu kabul edenlerin çoğu için temel motivasyon para.

SBU, Rus istihbaratının öncelikli olarak işsizler ya da uyuşturucu, alkol veya kumar bağımlılarını veya paraya acil ihtiyacı olan kişileri hedef aldığını belirtiyor.

SBU’da görevli bir karşı istihbarat yetkilisi CNN’e yaptığı açıklamada, Telegram kanallarının devşirmede kullanılan en yaygın araçlarından biri olduğunu söyledi. Yetkiliye göre Ruslar, “hızlı ve kolay kazanç” vaat eden ilanlar yayımlıyor ve görevleri kademeli olarak veriyor.

Yetkili, ilk aşamada oldukça basit olan görevler verildiğini belirtiyor, “Örneğin kahve satın almak ve kafedeki fişi fotoğraflamak gibi. Bunun karşılığında para banka kartına yatırılıyor ve devşirme süreci adım adım ilerliyor. Daha sonra demiryolu hatları boyunca kamera yerleştirmek, askeri tesisleri görüntülemek gibi daha hassas görevler veriliyor” dedi.  

Yetkili ayrıca, kişinin bir aşamada iş birliğini reddetmesi durumunda Rus ajanların şantaja başvurduğunu ve önceki yazışmaları SBU’ya iletmekle tehdit ettiğini belirterek, “O noktadan sonra geri dönüş imkanı kalmıyor” değerlendirmesinde bulundu.