ABD raporu: Erdoğan’ın meşruiyeti, ABD - Türkiye ilişkilerinin geleceğini belirleyecek

Ekonomik istikrarsızlık ve döviz krizi, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın yönetiminin karşı karşıya olduğu ve dış politikalarını etkileyen iki büyük zorluk

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
TT

ABD raporu: Erdoğan’ın meşruiyeti, ABD - Türkiye ilişkilerinin geleceğini belirleyecek

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)

İnci Mecdi
Her ne kadar Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Türkiye yetkilileri ABD - Türkiye iş birliğinin sürdürülmesinin ve Türkiye’nin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) üyeliğinin önemine defalarca dikkatleri çekseler de, 2021 yılında ABD’nin aldığı Türkiye karşıtı kararların yanı sıra Türkiye’nin eylemleri, ikili ilişkilerin geleceği hakkında birçok soru ve şüpheyi gündeme getirdi. ABD Kongresi’ne bağlı Kongre Araştırma Servisi, bu gerginlik ortasında iki ülke arasındaki ilişkinin geleceğine dair kilit faktörlere değindi.
Kongre Araştırma Servisi, yeni yayınlanan yıllık raporunda, ABD- Türkiye ilişkilerinin geleceğinin çeşitli faktörlere bağlı olduğunu vurguladı. Raporda, söz konusu faktörler arasında ‘Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın (döviz krizi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ile ilgili çeşitli endişeler göz önüne alındığında) içerideki kontrolünü sürdürüp sürdüremeyeceği, Türkiye’nin daha fazla Rus silahı almaya devam edip etmeyeceği ve Rus S-400 füze savunma sistemini kullanıp kullanmayacağı, çeşitli bölgesel krizlerin (Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’deki gaz anlaşmazlıkları) sonucunun ne olacağı, bunların Türkiye’nin ABD, Rusya, Çin, Avrupa Birliği (AB), İran ve Arap hükümetleri gibi kilit aktörlerle ilişkileri üzerindeki etkisi, son olarak Türkiye’nin gücünü pekiştirip pekiştiremeyeceği ve askeri ve ekonomik işbirliğinden yararlanarak kendi nüfuz alanını oluşturup oluşturmayacağı’ konuları da yer alıyor.

Döviz krizi ve ekonomik kriz
Rapor, geçen hafta dolar karşısında 18,4’e kadar ulaşan liranın son derece düşük bir seviyeye gerilemesinin ardından yaşanan Türk para krizine odaklandı. Bu kriz, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın tek taraflı kararlarına dayalı olarak faiz oranlarını düşürmeye yönelik bir dizi önlem nedeniyle enflasyonun artması korkuları ortasında aylarca süren sürekli bir düşüşün ardından yaşandı. Cumhurbaşkanının, yüzde 50’den fazla bir sıçrama yapmak için piyasaya milyarlarca dolar pompalayarak lirayı kurtarmaya dönük müdahalesine rağmen para birimi, geçen yılın aynı dönemindeki yaklaşık 7,3 liraya kıyasla bu hafta başlarında dolar karşısında yaklaşık yüzde 8 kayıpla 11,78’e ulaştı. 30 Aralık’ta ise Reuters, Türk lirasının dolar karşısında 13,2 olduğunu bildirdi.
ABD raporuna göre birçok gözlemci, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın ‘büyük ölçüde totaliter yönetimi’ ile ilgili endişelerini dile getirirken, ekonominin rejimin önündeki en büyük zorluk olmaya devam ettiğini belirtti. Gözlemciler, 2021’in sonlarında hızla devam eden döviz krizinin, bazı yapısal ekonomik sorunları daha da kötüleştirdiğini, bu durumun ise önemli bir iç endişeye neden olduğunu ifade etti.
Ülke, hiperenflasyonla karşı karşıya iken Erdoğan, Türkiye Merkez Bankası’na faiz oranlarını düşürmesi için baskı yaptı. Bu, faiz oranlarını yükseltmenin enflasyonu durdurduğuna, yabancı sermayeyi çektiğine ve para birimini desteklediğine dair geleneksel ekonomi teorisine aykırı bir karar. Gözlemciler, Erdoğan’ın 2021’de Türkiye’nin maliye ve para politikasını kendi görüşleriyle daha uyumlu hale getirmek için Merkez Bankası Başkanı’nı ve Maliye Bakanını değiştirdiğini söylüyor.
Türkiye Cumhurbaşkanı, bu ayın başlarında aldığı parasal kararlar hakkında düşük faiz oranlarının 'üretimi, istihdamı ve ihracatı artırdığını’ savunmuştu. Erdoğan ayrıca, yüksek faiz oranlarını ‘İslam’ın öğretileriyle çeliştiği ve zengin ile fakir arasındaki uçurumu artırdığı’ için eleştirmişti.

Olağanüstü hâl dayatması
Gözlemciler, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın muhalefetteki siyasilerin erken seçim çağrısına yanıt vermesini uzak bir ihtimal olarak görüyor. Artan yaşam maliyetine karşı çoğalan halk memnuniyetsizliği ortasında cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin Haziran 2023’te yapılması planlanıyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre, ABD raporunda, ekonomik kargaşa iç istikrarsızlığı körüklerse Erdoğan hükümeti, seçimleri erteleme olasılığı da dahil bir olağanüstü hâl uygulamaya başlayabilir. Bunun yanı sıra bazı taraflar, Erdoğan döneminde özgür ve adil seçimlerin yapılıp yapılamayacağını veya Erdoğan’ın yandaşlarının muhalefet partilerine gerçekten oy verip vermeyeceğini sorguluyor. Öte yandan Türkiye Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı’nın sağlık durumuyla ilgili söylentileri, ‘asılsız’ olarak nitelendirerek yalanlasa da, ABD raporunda adı geçen bazı kaynaklar Erdoğan’ın sağlığı hakkında ciddi soru işaretlerine değiniyor.

Bölgesel bir güç ve çok kutuplu bir sistem
Dış ilişkiler açısından ise Türkiye’nin ABD ve diğer ülkelerle olan ilişkilerindeki eğilimler, ‘çok kutuplu bir dünya düzeninde bölgesel bir güç olarak hareket etmek için daha fazla bağımsızlık arayan’ Ankara’nın genel stratejik yönündeki değişiklikleri yansıtıyor. Rapora göre Türkiye’nin dış politika yörüngesi, 1952’de NATO’ya katılmasından bu yana, şu anda tartışmasız olarak daha az batı yönelimli.
Türkiye’nin Rus S-400 füze savunma sistemini satın alma ısrarı, ABD ile ilişkilerinde önemli bir yankı buldu. Öyle ki bu, Washington’un Ankara’yı F-35 savaş uçağı programından çıkarma kararı almasına yol açtı. Türkiye Savunma Sanayi’sine de ABD’nin Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) kapsamında yaptırımlar uygulandı.
Rapora göre Türkiye’nin füze savunma sistemi konusundaki ABD ile Türkiye arasında devam eden gerginlik, Batı’nın Türkiye’ye daha fazla silah satışını önleyebilir. Türkiye, geçtiğimiz günlerde yeni bir grup ‘F-16’ uçağının satın alınmasını ve filosundaki eski uçakların modernizasyonunu ABD'den talep ederken, Kongre’nin bazı üyeleri bu talebe karşı çıktı. Bu durum, kısmen Türkiye’nin Rus silahlarını satın almaktaki ısrarından kaynaklanıyor. Bu bağlamda gözlemciler, Türkiye’nin savaş uçaklarını modernize etmek için ABD ile ortaklık kuramaması halinde, alternatif olarak Rusya’ya veya diğer tedarikçilere yönelebileceği konusunda uyarıda bulunuyor. Ancak Türkiye’nin, Rus silah platformlarına yönelmesi halinde NATO ile savunma konularına nasıl yakınlaşacağı da belirsiz.

Geleneksel ilişkiler
Geleneksel olarak Türkiye, savunma iş birliği konusunda ABD ve NATO’ya yakından güveniyor. Aynı şekilde 1990’ların sonundan bu yana gümrük birliği için AB ile enerji ithalatı için Rusya ve İran’la olan ilişkileri de dahil, ticaret ve yatırım işlerinde de Avrupa ülkeleriyle bağlantılı. Bu, Türkiye’nin askeri gücünün ve ekonomik refahının hala büyük ölçüde bu geleneksel ilişkilere bağlı olduğu anlamına geliyor.
Öte yandan Kongre Araştırma Servisi’ne göre Türkiye’de devam eden ekonomik kriz, bu geleneksel ilişkilerin sıkıntıya girmesi durumunda ülkenin karşı karşıya kalacağı tehlikelere de ışık tutuyor. Suriye, Yunanistan, Kıbrıs ve Libya konusuyla ilgili olanlar da dahil olmak üzere Türkiye’yi çevreleyen bölgedeki çeşitli karmaşık koşullar, Türkiye’nin ABD ve diğer kilit aktörlerle olan ilişkilerini etkiliyor. Ama Erdoğan’ın Türk milliyetçilerle parlamentodaki koalisyonunu koruma ve içeride gücünü pekiştirme konusundaki arzusu, bazı durumlarda bölge ülkelerine ve diğerlerine yönelik eylemlerini kısmen açıklayabilir.
Örneğin Ankara, Moskova’dan bir füze savunma sistemi satın alırken ve son birkaç yılda iki taraf arasındaki iş birliği bazı alanlarda gelişirken, Türkiye’nin ‘başta Libya ve Suriye olmak üzere pek çok çatışma alanında’ Rusya’ya karşı koyma hamleleri, (ABD’li gözlemcilere göre) iki ülke arasındaki işbirliğinin kapsamlı değil, konjonktürel olduğunu gösteriyor.

İncirlik’e alternatif
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de (Güney) Kıbrıs ve Yunanistan gibi ülkelerle yaşadığı gerilimler, (Güney) Kıbrıs, Yunanistan, İsrail ve Mısır gibi bölgedeki birçok ülkeyle ilişkilerinin olumsuz etkilenmesine ve söz konusu ülkelerin birbirlerine yaklaşmalarına yol açtı. Zaman zaman ABD’li yetkililer, Türk uygulamalarına karşı koymak için müttefikler ve diğer ortaklar arasındaki iş birliğini teşvik etti. Örneğin Washington’un, Atina ile karşılıklı bir savunma iş birliği anlaşması bulunuyor. Bu çerçevede rapor, bazı gözlemcilerin ABD’nin ABD ve NATO askeri varlıkları için Türk topraklarına alternatif üsler keşfetmesi gerektiğine dair tavsiyelerine dikkat çekiyor.
Kongre’nin raporunda, Türkiye ve Batılı ülkeler arasında artan gerginliğin ve Türkiye topraklarının ABD ve diğer NATO askeri varlıkları açısından sağladığı fayda konusundaki şüphelerin, birçok gözlemciyi ‘Türkiye’deki İncirlik üssüne alternatif üsler arama’ çağrısında bulunmaya ittiği belirtiliyor. Bazı raporlar, genişletilmiş ABD askeri varlığının veya Yunanistan, Güney Kıbrıs, Ürdün ve Romanya gibi ülkelerdeki olası genişlemesinin, Türkiye ile ilgili endişelerle bağlantılı olabileceğini gösteriyor.
Türkiye’nin güneydoğusundaki İncirlik Askeri Hava Üssü, NATO’nun bölgedeki stratejik  varlığı olarak kabul ediliyor. Bu üs, ABD’nin Suriye’de saldırılar başlattığı DEAŞ’a karşı savaşta önemli bir rol oynadı. ABD, bu üste Soğuk Savaş dönemine ait 50 adet B-61 nükleer savaş başlığı depoluyor ve üste yaklaşık bin 500 ABD askeri personeli bulunuyor. Üs, 1955’ten bu yana her iki ülkenin de kontrolü altında. Burası, Sovyetler Birliği’ne yönelik ABD nükleer bombalarının depolanması için uygun bir yerdi.
İncirlik üssünün bölgedeki askeri operasyonlar açısından önemine rağmen 2019 yılından bu yana ABD karar çevrelerinde, üssün Yunanistan’ın Girit adası da dahil olmak üzere bölge ülkelerinden birine devredilmesi konusunda konuşmalar dönüyor. Eylül 2020’de ABD basınında çıkan haberlere göre Kongre’de, Türkiye’deki hava üssünün ‘endişe verici’ dış politika nedeniyle terk edilmesi hakkında konuşuluyordu. Bu, birçok gözlemci tarafından da desteklenen bir çağrı.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), son yıllarda İncirlik’e olan bağımlılığını azaltacak gibi görünen adımlar attı. Medya organlarına göre ABD, ‘Yunanistan ve Kıbrıs’ta ABD üsleri geliştirmenin yanı sıra’ Ürdün’deki Muvaffak Salti Hava Üssü’nü geliştirmek için son iki yılda 150 milyon dolardan fazla harcama yaptı.
Bununla birlikte Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelere deniz erişimini kontrol eden Karadeniz’deki Türk nüfuzu, Ankara açısından güçlü bir nokta ve (Karadeniz’deki Rus etkisini baltalamak isteyen) ABD ve tabii ki NATO ile önemli bir iş birliği alanı olmaya devam ediyor. Karadeniz’deki Türk nüfuzu, 1936 Montrö Sözleşmesi ile Ankara’ya tanınan sınırlı bir ayrıcalık.

Erdoğan’ın meşruiyeti
Rapora göre Washington’un Erdoğan ile yakın ilişki kurmaya ne ölçüde istekli olduğu, ‘Erdoğan’ın ülke içindeki siyasi meşruiyetine, iktidarda kalma olasılığının ne kadar olduğuna ve halefinin jeopolitik, tarihsel ve ekonomik mülahazalar çerçevesinde politikalarını ne kadar değiştirebileceğine’ ilişkin ABD tasavvuruna bağlı olabilir. Erdoğan’a destek, ülkesindeki diğer büyük politikacılarla kıyaslandığında kısmen ulusal güvenlik kaygılarına ve ekonomik koşullara, kısmen de ırk, din, cinsiyet ve sosyal sınıftan kaynaklanan ideolojik veya kolektif kimlik değerlendirmelerine bağlı.
Ayrıca ABD yönetiminin ve Kongre’nin Türkiye’ye yönelik eylem ve kararlarının ‘ikili ilişkiler, ABD’nin bölgedeki siyasi ve askeri seçenekleri ve Türkiye’nin stratejik yönü ve mali refahı’ üzerinde etkileri olacaktır. Öyle ki bu eylemlerin, ‘Türkiye’nin 2021 sonlarında F-16’ları satın alma ve modernize etme talebine yanıt vermeyi, CAATSA yaptırımlarını yeniden gözden geçirmeyi ve belki de hafifletmeyi, askeri üs seçeneklerini değerlendirmeyi ve Türkiye ve bölgesel rakipleriyle ilişkileri dengelemeyi’ içermesi mümkün.



ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
TT

ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)

ABD’nin Teksas eyaletinin Austin kentinde dün bir kişinin Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralandığı bildirildi. Duruma tepki gösteren yerel yetkililer, olayla ilgili soruşturma açılmasını talep etti.

Yetkililer, yaya takibi sırasında açılan ateş sonucu yaralanan kişinin durumunun ciddiyetini koruduğunu ancak stabil olduğunu belirtti. Olayla ilgili mevcut bilgilerin henüz "ön bilgi" niteliğinde olduğu vurgulandı.

Kent Belediye Başkanı Kirk Watson, X platformundan yaptığı paylaşımda, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin göçmenlere yönelik başlattığı baskı politikalarını yürüten ICE ajanlarına atıfta bulunarak, "Austin sokaklarında bir kişinin ICE ajanları tarafından vurulmasından dolayı derin bir öfke ve büyük hayal kırıklığı yaşıyorum" ifadelerini kullandı.

Düzenlediği basın toplantısında Watson, silahlı saldırının Teksas'ın başkentinde ICE operasyonlarında "bir gecede yaşanan ani artışın" ortasında meydana geldiğini belirtti.

Ajans olayla ilgili henüz bir açıklama yapmazken, Austin makamları da vurulan kişinin ismi, yaşı, uyruğu veya ateş açılmasının nedenine ilişkin şu an için ayrıntılı bilgi veremeyeceklerini bildirdi.

Watson, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması sürecine yerel kolluk kuvvetlerinin de dahil edilmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

"Açıkça söyleyebilirim ki, benim bakış açıma göre ICE'ın diğer kurumları dışarıda bırakarak tek başına bir soruşturma yürütmesine güvenmek doğru olmayacaktır."

Kongre Üyesi Greg Casar da bu görüşe destek vererek gazetecilere yaptığı açıklamada, "ICE'ın başka şehirlerde yaşanan silahlı saldırı olaylarında dürüst davranmadığını" dile getirdi.

Casar, ocak ayında Minneapolis'te Rene Goode'un vurulması olayını örnek göstererek, ICE'ın "Goode'un bir federal ajanı ezmeye çalıştığı" yönündeki iddiasının video kayıtlarıyla yalanlandığını hatırlattı.

Casar, "Bu kâbusun kapımıza kadar dayanmış olması dehşet verici" dedi.

İç Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, ağustos ayında ABD genelinde yaklaşık 51 bin düzensiz göçmen gözaltına alındı.

Ağır silahlı ve maskeli ICE ajanları, görevlerini icra ederken ABD vatandaşlarına ateş açmak da dahil olmak üzere başvurdukları sert yöntemler nedeniyle sık sık eleştirilerin hedefi oluyor.

Şarku’l Avsat’ın Texas Tribune gazetesinden aktardığına göre, Mart 2025'te ICE ajanları tarafından öldürülen 23 yaşındaki Ruben Ray Martinez, Trump'ın ikinci başkanlık döneminde kurum tarafından öldürüldüğü bilinen ilk ABD vatandaşı olmuştu.


İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)

İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin c, bugün yaptığı açıklamada, ABD’nin İran’a yönelik yeni bir saldırı düzenlemesi halinde Tahran’ın yeni silahlar kullanacağını ve daha önce saldırıya uğramamış noktaları hedef alacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı’ndan aktardığı habere göre Muhibbi, “Yeni bir saldırı gerçekleşirse savaşın silahlarını ve coğrafyasını kesinlikle değiştireceğiz” dedi. Muhibbi, Tahran’ın uzun süreli bir çatışmaya hazır olduğunu belirtti.

gthyu
Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi (ortada), Tahran'ın batısındaki Kerec'de düzenlenen basın toplantısında (Arşiv-IRNA)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ın aktardığı habere göre Muhibbi, İran’ın olası yeni bir saldırıya karşı hazırlıklı olduğunu açıkladı.

İran Silahlı Kuvvetleri Birleşik Muharebe Komutanlığı dün yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD’nin askeri operasyonlara yeniden başlamaya hazırlandığı yönünde bilgiler aldığını bildirmişti.

Devrim Muhafızları ise bugün ABD’ye ait MQ-1 tipi bir insansız hava aracını (İHA) Hürmüz Boğazı hava sahasında düşürdüğünü açıkladı. Bu, İran’ın son 24 saat içinde düşürdüğünü duyurduğu ikinci ABD İHA’sı oldu.


Kanada’da Yahudi sinagogu yakınlarında silahlı saldırı: Bir kişi ve polis yaralandı

Kanada polisi, (Reuters)
Kanada polisi, (Reuters)
TT

Kanada’da Yahudi sinagogu yakınlarında silahlı saldırı: Bir kişi ve polis yaralandı

Kanada polisi, (Reuters)
Kanada polisi, (Reuters)

Kanada’nın Ontario eyaletindeki Belleville kentinde bulunan Bnei Jacob Sinagogu yakınlarında dün akşam meydana gelen silahlı çatışmada, bir polis memuru ile bir erkek yaralandı. Olay, Yahudi cemaatinin Yom Kippur’u kutlamak üzere bir araya geldiği sırada yaşandı.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre polis, olayın saat 19.10 civarında bir polis memuru ile söz konusu erkek arasında yaşanan karşılaşmanın ardından meydana geldiğini açıkladı. Yaralılar hastaneye kaldırılırken, erkeğin durumunun ağır ve hayati tehlikesinin bulunduğu bildirildi.

Polis mensuplarının karıştığı ciddi olayları soruşturan sivil kurum Özel Soruşturma Birimi (SIU), olay yerine soruşturmacılar gönderdiğini açıkladı.

Yetkililer şu ana kadar silahlı saldırının koşullarına veya gerekçesine ilişkin ayrıntı paylaşmadı. Sinagogun ya da Yahudi cemaatinin doğrudan hedef alınıp alınmadığı da henüz belirlenmedi.

Polis, kamu güvenliğine yönelik bilinen bir tehdit bulunmadığını açıkladı ve soruşturma sürerken bölgeden uzak durulması çağrısında bulundu. Eyaletin diğer bölgelerindeki güvenlik birimleri ise ibadethanelerin çevresindeki devriyeleri artırdı.

Ontario Başbakanı Doug Ford, olaya tepki göstererek sosyal medyada yaptığı açıklamada, Yahudi cemaatinin Yom Kippur’u kutlamak için bir araya geldiği sırada Belleville’deki Bnei Jacob Sinagogu dışında meydana gelen silahlı saldırıdan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

Ford, Yahudilerin güvenliklerinden endişe etmeden bir araya gelme ve ibadet etme hakkına sahip olduğunu belirterek, olaydan sorumlu kişilerin yakalanarak yargı önüne çıkarılması çağrısında bulundu.

Ford ayrıca silahlı saldırıda yaralanan polis memurunun yanı sıra ailesi ve yakınları için de üzüntüsünü ifade etti.

Dün meydana gelen silahlı saldırı, Kanada Başbakanı Mark Carney’nin aylar önce yaptığı, ülkede antisemitik olayların artması karşısında Kanada’nın Yahudi cemaatini koruma konusunda yetersiz kaldığı yönündeki uyarının ardından geldi.

Carney o dönemde Yahudi okullarına yönelik silahlı saldırılar, sinagoglara yönelik kundaklama girişimleri ile Yahudilere ait toplum merkezleri ve işletmelere yönelik saldırılara dikkat çekmişti.

Kanada hükümeti, dini kurumların güvenlik altyapısı, eğitim ve güvenlik personeli masraflarını karşılamalarına yardımcı olmak amacıyla milyonlarca dolarlık ek finansman sağlanacağını açıklamıştı.

Toronto bölgesindeki bazı sinagoglar da mart ayında silahlı saldırıların hedefi olmuş, olaylarda yaralanan olmazken, daha sonra üç şüpheli gözaltına alınmıştı.