Nahda Barajı hayaleti, Etiyopya’da hükümet toplantısıyla yeniden hortladı

Başbakan Abiy Ahmed başkanlığındaki Etiyopya hükümeti dün akşam baraj bölgesinde ilk toplantısını yaptı. Fotoğrafta, Abi Ahmed baraj projesini denetliyor (Etiyopya Hükümeti’nin Twitter hesabı)
Başbakan Abiy Ahmed başkanlığındaki Etiyopya hükümeti dün akşam baraj bölgesinde ilk toplantısını yaptı. Fotoğrafta, Abi Ahmed baraj projesini denetliyor (Etiyopya Hükümeti’nin Twitter hesabı)
TT

Nahda Barajı hayaleti, Etiyopya’da hükümet toplantısıyla yeniden hortladı

Başbakan Abiy Ahmed başkanlığındaki Etiyopya hükümeti dün akşam baraj bölgesinde ilk toplantısını yaptı. Fotoğrafta, Abi Ahmed baraj projesini denetliyor (Etiyopya Hükümeti’nin Twitter hesabı)
Başbakan Abiy Ahmed başkanlığındaki Etiyopya hükümeti dün akşam baraj bölgesinde ilk toplantısını yaptı. Fotoğrafta, Abi Ahmed baraj projesini denetliyor (Etiyopya Hükümeti’nin Twitter hesabı)

Etiyopya’daki Nahda (Rönesans) Barajı konusu, Etiyopya'daki iç gerilimler nedeniyle inşaatı ve işletmesini etkileyen altı ayı aşkın bir çıkmazın ardından birkaç gün önce yeniden gündeme geldi. Başbakan Abiy Ahmed liderliğindeki Etiyopya hükümeti, geçtiğimiz Çarşamba günü tüm bakanlıkların ve devlet kurumlarının çalışmalarının değerlendirildiği baraj sahasında (Mavi Nil üzerinde, Benishangul-Gumuz Bölgesi’nin doğusu) ilk bakanlar kurulu toplantısını gerçekleştirdi.
Mısır, toplantıyı ‘içeriye bir mesaj’ olarak değerlendirdi. Kahire, Etiyopya hükümetinin, isyancı Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ne (TPLF) karşı savaşına paralel olarak, ‘halkın birleştiricisi’ olarak projeye olan ilgisini kanıtlama çabalarına işarette bulundu. Bu durumun Kahire ve Hartum ile durdurulan müzakereler konusundaki pozisyonuna yansımadığına dikkat çekildi. Etiyopya hükümeti de 2011'den beri inşaatı devam eden ve yüzde 82 oranında tamamlandığı belirtilen barajda ‘yakında’ ilk elektrik enerjisinin üretileceğini açıkladı.
Ülkenin elektrik ihtiyacının yüzde 20'sini karşılayan barajın iki türbininden 700 megavatlık üretim bekleniyor. Ancak söz konusu baraj, Nil Nehri’nden beslenen ülkelerin su yetersizliğinden endişe duyması nedeniyle Mısır ve Sudan’ın itirazıyla karşı karşıya.
Etiyopya'dan yapılan açıklamaya göre, hükümet toplantısında bakanlıkların ve hükümet kurumlarının son 100 gündeki çalışmaları ve Etiyopya'nın TPLF’ye karşı savaşı ışığında ekonomideki zorluklar ele alındı.
Etiyopya'da patlak veren iç savaşın yanı sıra Sudan'daki gerilimler, Nahda Barajı anlaşmazlığı konusundaki tartışmaları bir süre durdurmuştu. Mısır, Sudan ve Etiyopya, barajın doldurulması ve işletilmesi konusunda bir anlaşmaya varma umuduyla 10 yıldır aralıklı olarak müzakereler yürütüyor ve üç ülke arasındaki müzakerelerin son oturumu geçtiğimiz Nisan ayında yapıldı.
Geçtiğimiz Eylül ayı ortasında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) üç ülkeyi ‘makul bir süre içinde’ bağlayıcı bir anlaşmaya varmak amacıyla Afrika Birliği himayesinde müzakereleri sürdürmeye teşvik eden bir başkanlık bildirisini kabul etti.
Kahire Üniversitesi’nde Jeoloji ve Su Kaynakları Uzmanı Dr. Abbas Şaraki, Etiyopya hükümetinin ilk iki türbini mümkün olan en kısa sürede, belki günler veya haftalar içinde düşük bir seviyede (deniz seviyesinden 565 metre yükseklikte) çalıştırmaya başlayacağını düşünüyor. Söz konusu türbinlerin 2014 yılı sonunda çalıştırılması bekleniyordu. Şaraki, “Etiyopya yönetimi halka seslenirken, bu miktarda elektriğin Etiyopya nüfusunun yüzde 20’sine yeteceğine dair bir iddiası var. Ama hesaplara göre nüfusun yüzde 20’si değil yüzde 2’sinden azına yetiyor. Yaklaşık 7 milyon vatandaşa günde 8 saat dağıtabilir ve bu nedenle nüfusun sadece yüzde 6'sının elektriği günün üçte birlik kısmında sağlanacak. Bir milyon kilometrekarelik bir alana sahip olan Etiyopya'da elektrik dağıtabilecek bir şebeke yok” dedi.
Şaraki, Şarku'l Avsat yaptığı açıklamada, “Mevcut stokun 3 milyar metreküpünü Mısır ve Sudan’a iletecek olmasına rağmen iki türbini çalıştırmak, barajın rezervuarının birinci ve ikinci depolanması için Etiyopya’nın krizi zorlaştıracak tek taraflı bir kararla oldu bitti dayatmaya devam edilmesi anlamına geliyor. Sudan’da müzakerelerin yeniden başlaması için durum hala gergin” ifadelerini kullandı. Şaraki ayrıca Etiyopya hükümetinin baraj sahasındaki toplantısını ‘siyasi iflas’ olarak değerlendirdi.
Afrika meseleleri konusunda uzman Dr. Amani Al-Tavil, “Etiyopya hükümeti toplantısının baraj yerinde yapılması, Abiy Ahmed'in iç mutabakata ihtiyaç duyduğu bir anda Etiyopya iç bölgelerine bir mesajdır” dedi. Al Jazeera Mubasher kanalında ‘Massaeiya’ programına konuk olan Amani, “Nahda Barajı, Etiyopya’daki tüm çatışan tarafların birleştiği ulusal bir proje olarak, Etiyopya'nın iç etkileşimlerinde her zaman aktif bir rol oynadı. Toplantının mesajı Etiyopya'daki iç çatlağı iyileştirmekle ilgili ve her şeyden önce yurtdışına yönelik değil” şeklinde konuştu.
Öte yandan ABD'nin Afrika Boynuzu Özel Temsilcisi Jeffrey Feltman, birkaç gün içinde Mısır’a yapacağı ziyarette, Nahda Barajı'ndaki gelişmeleri ele alması bekleniyor.



ABD Enerji Bakanı: Suudi Arabistan’a desteğimiz sarsılmaz… Krallığı hedef alan ‘korkakça’ saldırıları kınıyoruz

(foto altı) ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Riyad’da düzenlenen 25. Dünya Enerji Kongresi’ne video konferans yoluyla katılarak bir konuşma yaptı. (Şarku’l Avsat)
(foto altı) ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Riyad’da düzenlenen 25. Dünya Enerji Kongresi’ne video konferans yoluyla katılarak bir konuşma yaptı. (Şarku’l Avsat)
TT

ABD Enerji Bakanı: Suudi Arabistan’a desteğimiz sarsılmaz… Krallığı hedef alan ‘korkakça’ saldırıları kınıyoruz

(foto altı) ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Riyad’da düzenlenen 25. Dünya Enerji Kongresi’ne video konferans yoluyla katılarak bir konuşma yaptı. (Şarku’l Avsat)
(foto altı) ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Riyad’da düzenlenen 25. Dünya Enerji Kongresi’ne video konferans yoluyla katılarak bir konuşma yaptı. (Şarku’l Avsat)

ABD Enerji Bakanı Chris Wright, ülkesinin Suudi Arabistan’a yönelik ‘sarsılmaz’ desteğini yineleyerek, Krallığı, altyapısını ve vatandaşlarını hedef alan ‘korkakça’ saldırıları kınadı. Wright, ABD’nin Körfez bölgesindeki müttefiklerinin ve ortaklarının yanında olduğunu vurguladı.

Riyad’da düzenlenen 25. Dünya Enerji Kongresi’ne video konferans yoluyla katılarak konuşan Wright, enerji güvenliği açısından benzeri görülmemiş zorlukların yaşandığı bir dönemde bölge liderleriyle birlikte çalışmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Wright, küresel piyasalarda enerji arzının istikrarını sağlamak ve Körfez’deki üretici ülkelerin ekonomilerini desteklemeyi ve vatandaşlarını korumayı sürdürmelerine imkân tanımak için uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.

İran’ı bölge ekonomilerine ve enerji güvenliğine zarar vermeye çalışmakla suçlayan Wright, arz güvenliğini ve küresel enerji piyasalarının istikrarını tehdit eden zorluklarla mücadele etmek amacıyla ABD ile ortakları arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Wright, ABD’nin foruma katılımının, enerji konusundaki tartışmaları siyasallaşma ve ideolojiden uzak, ‘sakin ve gerçeklere dayalı bir zemine’ yeniden taşıma isteğini yansıttığını söyledi. Enerji sistemlerinin farklı teknolojilere ve kaynaklara dayanacağını belirten Wright, tek bir kaynağa bağımlı kalınmaması gerektiğini ifade etti.

Enerji güvenliğinin teknoloji güvenliği ve uluslararası güvenlikle bağlantılı olduğunu kaydeden Wright, mevcut gelişmelerin enerji akışlarının izlenmesinin ve enerji taşımacılığı için gerekli altyapının korunmasının önemini ortaya koyduğunu dile getirdi.

Wright, enerjinin yaşamın ve kalkınmanın temelini oluşturduğunu belirterek daha fazla enerjiye uygun fiyatlarla erişimin bireyler için fırsatları artırabileceğini ve yaşam standartlarını iyileştirebileceğini vurguladı.


Husi terörüne son verme zamanı geldi

Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)
Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)
TT

Husi terörüne son verme zamanı geldi

Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)
Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)

John Bolton

Ortadoğu’da barış ve güvenliğe yönelik Husi tehdidinden kimsenin en ufak bir şüphe duymaması gerekir. Nitekim Husilerin cumartesi günü Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlediği saldırı, açık bir savaş eylemi ve 12 kişinin hayatını kaybetmesine, 309 kişinin ise yaralanmasına yol açan kanlı bir terör saldırısıdır.

Yıllar içinde Husilerin Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail’deki sivil hedeflere yönelik şiddetinin dozu artarken, bu saldırıların faillerine karşı uluslararası toplum adeta utanç verici bir sessizliğe büründü.

Husilerin bugüne kadarki en kanlı eylemi olan bu son vahşet, aslında bundan on yıl önce yapılması gereken adımların atılması için tam bir gerekçe sunmakta. Yemen’in karmaşık yakın tarihi, uzun vadeli tek çözümün ülkenin yeniden birleşmesi olduğunu gösteriyor. Bu da tüm rakip grupların meşru tek bir hükümetin otoritesini kabul etmesini ve ardından ülkenin geleceğini barışçıl yollarla belirlemesini gerektiriyor. İstikrarlı bir Yemen olmaksızın, Arap Yarımadası’ndaki barış ve güvenlik defalarca tehdit altında kalmaya devam edecektir.

Kuşkusuz İran’ın sağladığı silahlar, mühimmat, finansman ve istihbarat desteği olmasaydı Husiler, komşu ülkeler bir yana, kendi halkı için bile ciddi bir tehdit oluşturamazdı. Tahran bugün dahi Husilerin askeri kapasitesini, Körfez’deki Arap ülkelerini kuşatmanın ve onları doğrudan yanı başlarından tehdit etmenin bir aracı olarak görüyor.

Ayrıca, artık net bir şekilde görüldüğü üzere İran, Husileri uluslararası deniz seyrüseferini engellemek ve seyrüsefer serbestisini ihlal etmek için de kullandı. İran’ın ve bünyesindeki Hamas, Hizbullah ile Iraklı silahlı grupların da yer aldığı terör uzantılarının nüfuz alanı oldukça genişti; ancak hepsinin durumu ciddi şekilde geriledi. İran’ın bir diğer müttefiki olan Suriye’deki Esed rejimi düştü, Hamas ve Hizbullah ağır darbeler alarak zayıflatıldı, İran’ın üst düzey liderliği ile askeri-endüstriyel kompleksi ise büyük bir yıkıma uğradı.

Dolayısıyla Husilerin temsil ettiği askeri ve terörist tehdide nihai bir son vermenin tam zamanı. Başta ABD olmak üzere Suudi Arabistan’ın müttefikleri, bu hedefe ulaşılmasına yardımcı olmak için ellerinden gelen her şeyi yapmalıdır. Avrupa ülkeleri ve diğer devletler; Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb üzerinden uzanan deniz yolunda hayati çıkarları olduğuna ve bu çıkarların korunması için barış içinde, birleşmiş bir Yemen’in kritik önem taşıdığına ikna edilmelidir.

İlk adım olarak Suudi Arabistan, kendi tutumunu açıkça ortaya koymak adına kapsamlı ve küresel bir diplomatik girişim başlatmalıdır. Bu doğrultuda Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Körfez İşbirliği Konseyi’ni (KİK) toplantıya çağırmalıdır. Tüm Suudi büyükelçileri, görev yaptıkları ülkelerde en azından dışişleri bakanı düzeyinde resmi diplomatik girişimlerde bulunmakla görevlendirilmelidir. Her durumda Suudi diplomatlar, yaşananları olabildiğince ayrıntılı bir şekilde anlatmalı; insani kayıpları, maddi hasarı ve Husi saldırılarının diğer tüm sonuçlarını eksiksiz bir biçimde açıklamalıdır.

Suudi Arabistan hükümeti hiç şüphesiz, BM Güvenlik Konseyi’ni Husi saldırısı hakkında bilgilendirmeli ve diğer diplomatik temaslarında sunduğu bilgilerin aynısını Konsey üyelerine de sağlamalıdır. Aynı şekilde Konsey’e hitap ederken, BM Şartı’nın 51. Maddesi’nde düzenlenen ‘bireysel ve toplu meşru müdafaa hakkına’ dayanmalı; Suudi Arabistan’ın Husi tehdidine karşı askeri güç kullanmasının tamamen meşru olacağını kanıtlayan gerekçeleri ortaya koymalıdır. Nitekim 1990 yılında Saddam Hüseyin kuvvetleri ülkeyi işgal edip tüm Arap Yarımadası’nı işgal tehdidi altına soktuğunda Kuveyt de tam olarak bunu yapmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suudi Arabistan bu doğrultuda adım atmaya karar verirse; BM Güvenlik Konseyi üyelerinden Konsey’in Husilere ve onlara yardım eden herkese karşı harekete geçmesini talep edebilir. Müttefikler, örneğin 1990’da Kuveyt ve dostlarının 660, 661 ve 665 sayılı kararlarla yaptığı gibi, Husi saldırılarını kınayan, Husilere ve destekçilerine yaptırım uygulayan karar tasarıları sunabilirler.

665 sayılı karar yaptırımların uygulanma mekanizmasını sağlamış; Kuveyt ile iş birliği yapan ve ‘bölgede deniz kuvvetleri bulunduran BM üyelerini, temel yaptırım kararının katı bir şekilde uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almaya’ çağırmıştı.

Riyad daha da ileri giderek, tıpkı Kuveyt’in yaptığı gibi, BM Güvenlik Konseyi’nden Husi saldırganlığına son vermek adına ‘gerekli tüm yolların kullanılması’ hususunda yetki talep edebilir. Nitekim Konsey, 1990 yılında Kuveyt’e ve onunla iş birliği yapan BM üyesi ülkelere işgalci Irak güçlerini püskürtmek için bu yetkiyi veren 678 sayılı kararı kabul ederek yanıt vermişti.

Şüphesiz mevcut uluslararası konjonktürde benzer bir girişimin başarıya ulaşacağının garantisi yok. Husiler fiilen İran’ın bir vekili konumunda olduğundan Tahran, Moskova ve Pekin’deki müttefiklerinden ‘gerekli tüm yolların kullanılmasına’ izin veren bir karar tasarısını veto etmelerini isteyebilir. Rusya veya Çin’in ‘veto’ hakkını kullanması halinde ise bu durum, her iki ülkenin Ortadoğu’da barış ve güvenlik konusundaki duruşunu ve kimleri gerçek dost olarak gördüğünü açıkça gözler önüne serecektir.

Diplomatik kulvar bir yana, nihai hedef Yemen devletinin meşru tek bir hükümetin otoritesi altında yeniden birleştirilmesi olmaya devam etmektedir. Husilerin askeri kapasitesinin ortadan kaldırılması, Yemen içinde kalıcı bir barış ve istikrarın sağlanmasının ön şartı, uluslararası düzeyde ise barış ve güvenliğin temelidir. Vakit kaybetmeye tahammülümüz yok; Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda yaşananların hafızalardan silinmesine izin vermeden hemen harekete geçmeliyiz.


Savaş ve enflasyon İran piyasalarını darboğaza sürüklüyor: Esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor

Satın alma gücünün zayıflaması nedeniyle alışveriş yapanların sayısı azalıyor (AP)
Satın alma gücünün zayıflaması nedeniyle alışveriş yapanların sayısı azalıyor (AP)
TT

Savaş ve enflasyon İran piyasalarını darboğaza sürüklüyor: Esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor

Satın alma gücünün zayıflaması nedeniyle alışveriş yapanların sayısı azalıyor (AP)
Satın alma gücünün zayıflaması nedeniyle alışveriş yapanların sayısı azalıyor (AP)

Baharat ve ot kokularının yayıldığı İran’daki bir çarşıda, 61 yaşındaki esnaf Nasır, ABD-İran savaşının ticari hayatı nasıl değiştirdiğini gözlemliyor. Müşteriler eskiden kuruyemişi kilogramlarla satın alırken, fiyatlardaki sert artışlar birçok kişiyi alışveriş miktarını azaltmaya itti. Bu durum, mağaza ve işletmelerin faaliyetlerini sürdürmesini giderek zorlaştırıyor.

Tahran’ın kuzeyindeki çarşı, geçmişte alışveriş yapanlarla dolup taşarken, bugün dükkânların neredeyse tamamı boş. Dar ve tarihi koridorlarda yalnızca az sayıda müşteri dolaşıyor. Bu manzara, esnafın yüksek sesle mallarını tanıttığı ve alışverişin canlı olduğu bir pazarda yaşanan çarpıcı değişimi gözler önüne seriyor.

Nasır, “Eskiden iki ila beş kilogram arasında kuruyemiş alan müşterilerimiz vardı. Şimdi yalnızca bir kilogram, hatta yarım kilogram almakla yetiniyorlar” diyor.

Fiyat artışlarına değinen Nasır, “Fiyatlar gerçekten yüksek. Bunu hepimiz biliyoruz. Aksini söylemek yalan olur” ifadelerini kullandı.

Esnaf, işletmelerin geleceğe yönelik plan yapabilmesi için yetkililere döviz kurunu istikrara kavuşturma çağrısında bulundu. Nasır, “Hepimiz yolumuzu kaybetmiş durumdayız” diye konuştu.

Yılların birikmiş yaptırım yükü

Yıllardır uygulanan yaptırımlar İran ekonomisini ağır biçimde zorlarken, şubat ayında ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan savaş ve ABD’nin İran limanlarına uyguladığı abluka, ekonomik faaliyetler ve halkın günlük yaşamı üzerindeki baskıyı daha da artırdı.

Resmî verilere göre enflasyonun eylül ayında yıllık bazda yaklaşık yüzde 90’a ulaşmasıyla koşullar daha da ağırlaştı. Döviz kurundaki sert dalgalanmalar temel tüketim mallarının maliyetini yükseltirken, gıda fiyatları bir yıl önceki seviyelerinin iki katını aştı.

zx
Tahran Büyük Çarşısı’nda dükkânlar arasında dolaşan müşteriler (AFP)

Tahran’daki tarihi Tecriş Meydanı Çarşısı’nda halk, kötüleşen ekonomik koşullara uyum sağlamaya çalışıyor. İran bayrakları ve Farsça yazılmış tabelalar arasında dolaşan vatandaşlar, hafta sonu tatili öncesinde şekerlemeleri, mücevherleri, geleneksel kıyafetleri ve et ürünlerini inceliyor.

Ara sokaklardan birinde bir müzisyen gitar çalarken, bir başkası tahta bir kutuya elleriyle vurarak yoldan geçenlerden bahşiş almaya çalışıyor.

İstikrara ihtiyacımız var

Ancak bu görüntülerin ardında, talebin azalması ve işletme maliyetlerinin yükselmesi nedeniyle ticari faaliyetlerin geleceğine ilişkin kaygılar giderek artıyor.

Çarşıda spor giyim mağazası işleten 36 yaşındaki Ali Nevrûzi, esnafın “hayatta kalmak için son ve umutsuz bir mücadele” verdiğini söyledi. Nevrûzi, üreticilerin iflas ettiğini, çalışanlarını işten çıkardığını ve mağazalarını kapattığını belirterek, bu durumun ticari faaliyetlerin diğer halkalarını da olumsuz etkilediğini ifade etti.

Nevrûzi, rafların boş görünmesini önlemek amacıyla mağazası için artık sınırlı miktarda ürün sipariş ettiğini söyledi. Zayıf talep nedeniyle deposunun da neredeyse tamamen boşaldığını belirtti.

xscdfgth
Tahran Büyük Çarşısı çevresinde alışveriş yapan bir İranlı (AP)

“Geleceğe yönelik hiçbir planımız yok. İnsanlar alışveriş yapmayı bıraktığında, bu fiilen işletmenin iflas etmesi anlamına geliyor” diyen Nevrûzi, özellikle kira ve fatura giderlerindeki artışa dikkat çekti. Sözlerini, “Tek ihtiyacımız olan biraz istikrar” diyerek tamamladı.

Şu anda işsiz olan 45 yaşındaki Azade ise artık pazara yalnızca “mağazalara bakmak” için gittiğini söyledi. Bu durum, bazı vatandaşların satın alma gücünün ne ölçüde gerilediğini ortaya koyuyor.

Satın alma gücü geriliyor

Resmî veriler, savaşın yol açtığı baskılar altında İran’ın gayrisafi yurt içi hasılasının mart sonundan haziran sonuna kadar yıllık bazda yüzde 10,1 daraldığını gösteriyor.

Resmî olmayan döviz piyasasında İran para birimi geçen hafta dolar başına yaklaşık 2,7 milyon riyalden işlem gördü. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre savaş başlamadan önce bu rakam yaklaşık 1,7 milyon riyaldi.

Aylık asgari ücretin dolar karşılığı da bir yıl önce yaklaşık 120 dolar iken, bugün 65 dolar seviyesine geriledi. Bu tablo, yaşam maliyetleri yükselirken halkın satın alma gücünün nasıl aşındığını gösteriyor.

Buna karşılık İran Ekonomi Bakanı, ülkenin yakın zamanda ekonomik çöküş yaşayacağı yönündeki öngörüleri reddetti. Bakan, ülkenin karşıtlarını vatandaşlar arasında endişe yaratmaya ve döviz kurunu daha da yükseltmeye çalışmakla suçladı.

Fiyatlar uçtu, alışveriş miktarları küçüldü

Azade, fiyatlardaki artışın boyutlarını bir örnekle anlattı. Birkaç ay önce 22 sente satın aldığı bir mutfak bezinin fiyatının bugün 1,10 dolara çıktığını belirten Azade, ürünün fiyatının beş katına ulaştığını söyledi.

“Bu, fiyatların yalnızca artmadığını, gerçekten akıl almaz seviyelere fırladığını gösteriyor” dedi.

Azade, bazı meyveleri satın almaktan vazgeçmek zorunda kaldığını, tatil yapmanın maliyetini de artık karşılayamadığını ifade etti.

“Var olmamızın tek anlamı hayatta kalmak olmamalı. Gerçekten yaşamamız gerekiyor, öyle değil mi?” diye sordu.

x
Tahran’ın kuzeyindeki Tecriş Çarşısı’nda alışveriş yapan İranlılar (AP)

Krizin etkileri yalnızca mağazalar ve gıda pazarlarıyla sınırlı kalmıyor. Hane halkının harcamalarına bağlı hizmet sektörünü ve zanaatları da etkiliyor.

57 yaşındaki oto tamircisi Mücteba Rızai, müşteri sayısının geçmişteki seviyesinin onda birine gerilediğini, buna karşılık ürün fiyatlarının iki ila üç kat arttığını söyledi.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Rızai, “Müşterilere fiyatları söylerken gerçekten utanıyorum. İnsanlar yalnızca fiyatı sormak için geliyor, sonra da gidiyor” ifadelerini kullandı.

Rızai, İranlıların günlük yaşamının bir parçası olan kıyafet alışverişi yapmak, eğlenmek için dışarı çıkmak ve restoranlarda yemek yemek gibi faaliyetlerin artık birçok kişi için karşılanamaz hâle geldiğini ifade etti.

Satışları düşen mağazalar, değer kaybeden ücretler ve alışverişlerini asgari düzeye indiren aileler, giderek ağırlaşan ekonomik baskılarla karşı karşıya. Yaptırımların, savaşın ve enflasyonun yıprattığı İran piyasasında ekonomik istikrar, acil bir ihtiyaç olmaya devam ediyor.