UNIFIL’a yönelik saldırılar Lübnanlıları endişelendiriyor

UNIFIL güçlerine yönelik saldırılar, yerel bir ‘uluslararası şemsiyeyi’ kaybetme korkusuna neden oluyor.

Güney Lübnan’daki bir köyde bulunan UNIFIL üyeleri (Uluslararası güçler tarafından dağıtılan fotoğraf)
Güney Lübnan’daki bir köyde bulunan UNIFIL üyeleri (Uluslararası güçler tarafından dağıtılan fotoğraf)
TT

UNIFIL’a yönelik saldırılar Lübnanlıları endişelendiriyor

Güney Lübnan’daki bir köyde bulunan UNIFIL üyeleri (Uluslararası güçler tarafından dağıtılan fotoğraf)
Güney Lübnan’daki bir köyde bulunan UNIFIL üyeleri (Uluslararası güçler tarafından dağıtılan fotoğraf)

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nden (UNIFIL) iki asker, askeri araçlarının içerisinden Güney Lübnan’daki Cedid Marjuyun- Balat yolu üzerinde iki gençle sohbet ediyor. Sohbetlerinin konusu ise eskiydi. İspanyol taburuna bağlı iki asker ise bölgeden ayrılırken Lübnanlı dostlarına el sallıyor. “Herhangi bir olay karşısında duruşunuzu bozmayın” Lübnanlı bir genç, son iki haftadır güneyde meydana gelen olaylara, bu sözlerle yanıt verdi. Genç ayrıca, bu askerlerin ‘arkadaşları ve bir parçaları haline dönüştüğünü söyledi.
Güneyde faaliyet gösteren geçici Uluslararası Barış Gücü askerleri halkla her gün temas halinde. Burada yaşayan bir vatandaşa göre onlar yabancı değil. Son gelişmeler yeni prosedürlere yol açmadan önce halka açık alanlarda, dükkanlarda, restoranlarda, tarlalarda, kliniklerde, belediyelerde ve çeşitli etkinliklerde bir araya geliyorlardı. Bölge sakinleri, uluslararası askerlerin halka açık yollardaki hareketlerini artık sınırladığını ve restoranlarda veya mağazalarda nadiren göründüklerini söyledi.
Gerçek şu ki uluslararası misyonun üyeleri, son iki hafta içerisinde iki devriyesine saldırı düzenlenmesinden bu yana halka karışmaktan ve onlarla etkileşim kurmaktan kaçınıyor. Askerlerin kendi mekanizmalarına geri çekilmeleri ise halk tarafından ‘sorunlardan kaçınmak ve herhangi bir olayın istismar edilmesini engellemek’ olarak nitelendirdi.
Güneydeki bir köyde bulunan yerel bir kaynak, UNIFIL güçlerine saldıranların, köylülerin yüzde 3’ünden fazlasını temsil etmediğini belirtti. Kaynak, “İsimleriyle biliniyorlar ve uluslararası misyonun hareketini kısıtlamak için talimatlar uyguluyorlar. Halkın bir yabancı olarak görmediği ve halkın çoğunluğu ile seçkin ilişkilere sahip uluslararası askerlere yönelik saldırılar hususunda bir kırgınlık var. Onlar, Lübnan devletinin halka sağlamadığı iş ve gelişme olanaklarını sağlıyorlar” şeklinde konuştu.

Hareket kısıtlaması
UNIFIL, son zamanlarda görevlerini yerlerine getiren güçlerine karşı bazı vatandaşlar tarafından iki saldırıya maruz kaldı. İlk olay, en son 22 Aralık’ta Şakra kasabasında ‘askerlerin, fotoğraf çektikleri’ suçlamaları çerçevesinde yaşandı. İkinci olay ise geçen hafta Bint Cebil bölgesinde gerçekleşti. Öyle ki vatandaşlar burada uluslararası güçlerin devriyesine saldırdı.
Bu olaylar, UNIFIL komutanlığının hareketliliğini engellemedi. UNIFIL Sözcüsü Andrea Tenenti, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “UNIFIL, her zaman yaptığımız şeyi tamamlamak için Lübnan ordusu ile yakın bir koordinasyon içerisinde operasyon bölgesinde çalışmaya devam ediyor” dedi.
 “Kurallarımız ve politikalarımız değişmedi” diyen Tenenti, “Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 sayılı kararını uygulamak için çalışmaya devam edeceğiz. Faaliyetlerimizi yürütürken ve yerel nüfusa yardım ederken, virüsün yayılmasını önlemeye yönelik sert koronavirüs kurallarına da uymamız gerekiyor” derken, UNIFIL’ın yerel topluluklar ve yetkililerle uzun ve verimli ilişkilere değer verdiğini söyledi. Tenenti, askerlerin her gün Lübnan Silahlı Kuvvetleri ile yakın koordinasyon içinde köyler ve Mavi Hat dahil olmak üzere tüm operasyon alanlarında 400’den fazla devriye ve operasyon gerçekleştirdiğini belirtti. Yetkili, “Misyonumuz, görevimizi yerine getirmektir” dedi. Aynı şekilde UNIFIL’ın Lübnan’a ve güney halkına bağlılığını sürdürdüğünü vurgulayan Andrea Tenenti, “Burada kalıcı bir barışın koşullarını sağlamak için elimizden gelen her şeyi yapmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

Siyasi mesajlar
Son iki saldırı, uluslararası misyona yöneltilen siyasi mesajlar hakkında birtakım soruları gündeme getirdi. İki saldırıya, Lübnanlı yetkililer faillerin soruşturulması ve adalete teslim edilmesi yönünde çağrı yaparak yanıt verdi. ‘UNIFIL’ın hareket özgürlüğünün kısıtlanmasının’ reddedilmesine ilişkin içeriğiyle birlikte açıklamalar dikkat çekiciydi. Aynı şekilde BM sözcüsü Stephane Dujarric, “UNIFIL, bölge sakinlerini amaçlarına hizmet etmek için manipüle eden aktörleri kınıyor” dedi.
Lübnanlı siyaset araştırmacısı Dr. Nesib Hattit, bölge sakinleri ile UNIFIL arasındaki sorunları şu ifadelerle açıkladı; “Esas olarak görünüşe göre bu durum, misyonun tamamına ilişkin değil, uluslararası güçlerdeki bazı kişilerin güvenlik rollerine dair halkın şüphesine neden oluyor. Sakinler (el-ahali) teriminin bir kısmı halk, bir kısmı örgütlenmemiş halk direnişini temsil ediyor” şeklinde konuştu.
Hattit, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Sorunlar zaten yaşanıyordu. Ancak şu an bu sorunlar daha yoğun görünüyor. Bu, bazılarının uluslararası misyonu Lübnan ordusuyla koordinasyon olmaksızın belirlenmiş rotasından sapmakla suçlamasından kaynaklanıyor” dedi. Bu suçlamanın güneydeki güvenlik gerginliğinden kaynaklandığına dikkati çeken Hattit, “İnsanlar yüksek bir gerginlik aşamasında yaşıyorlar. Devriyeler, kasıtsız şekilde yanlış bir yola girseler bile ayağa kalkıyorlar” ifadelerini kullandı. Dr. Nesib Hattit ayrıca, insanların ‘krizler ve Lübnan’a yönelik uluslararası tırmanış ortasında’ korkularının arttığına vurgu yaptı.
Yetkili, “Lübnanlıların tamamen korku duyduğu bir süreç kapsamında UNIFIL’ın güneyden geri çekilmesi için herhangi bir uluslararası karar alınırsa, sorunlar büyüyecektir. Çünkü bu, uluslararası meşruiyetin Lübnan coğrafyasından uzaklaşması anlamına gelir” dedi. Hattit ayrıca, UNIFIL’ın halka sağladığı insani, sağlık ve eğitim yardımı ve iş olanaklarına dikkati çekerken, “UNIFIL gücü, ülkede önemli bir istikrar unsurudur. Uluslararası varlığın temel bir sembolünü temsil eder ve Lübnan için uluslararası tanınırlık sağlar” şeklinde konuştu.

Lübnanlıların endişeleri
Mesajın ‘ağırlığına’, karşılıklı suçlama ve korkulara rağmen güveydeki vatandaşlar, bu olayları belirleyici olarak görmüyor ve olayların gidişatını değiştirmiyor. Öyle ki bazı vatandaşlar, bu durumu ‘tesadüfi’ olarak nitelendirirken, güneyi temsil etmediğini savunuyor. UNIFIL’ın çalışmasına eşlik eden Lübnanlı kaynaklar, iki olayın ‘bir yanlış anlaşılma olmaktan öteye gitmediğini’ söyleyerek, bunların ‘bir tırmanış göstergesi’ olduğunu inkâr etti.
Kaynaklar, uluslararası güçlerin ‘Lübnan ordusunun en fazla 35 devriyesi eşliğinde günde 400’den fazla devriye gerçekleştirdiğini’ belirtti. Ayrıca iki olayın ‘nadir’ olduğunu ve Lübnan ordusu tarafından ele alındığını vurguladı.
Ancak bu durum, endişelerin olmadığı anlamına gelmiyor. Hattit, uluslararası gücün geri çekilmesi için atılacak herhangi bir adım karşısında büyük bir endişe duyduğunu ifade etti. Dr. Nesib Hattit, “Çünkü bu, istikrarı koruyan uluslararası şemsiyenin kaybıyla sonuçlanacak ve uluslararası çatışmanın başlayacağı anlamına geliyor. Güney, doların yükselişi, siyasi bölünmeler ve mezhepçi söylemin tırmanmasıyla bağlantılı iç gerginlikler ortasında, İsrail’in saldırganlığına karşı da istikrar şemsiyesini kaybediyor” değerlendirmesinde bulundu. Yetkili ayrıca, “Bunların yanı sıra uluslararası gücün varlığı, (UNIFIL’ın ev sahipliğinde ve İsrail ile Lübnan orduları temsilcilerinin de katılımıyla) Üçlü Komite aracılığıyla en-Nakura’daki gerginliği azaltmak için birleşik bir şemsiye sağlıyor. Ayrıca deniz ve kara sınırlarının ve Mavi Hat’tın çizilmesi ve Akdeniz’den gaz çıkarılması konularında Tel Aviv ile dolaylı müzakerelerin devamlılığı için bir mekanizma sağlıyor” dedi. UNIFIL’ın geri çekilmesine yönelik herhangi bir adım atılacağı göz önüne alındığında, güneyde korkuların artmakta olduğunu vurgulayan Dr. Nesib Hattit, “Bu, Lübnan’a maksimum baskı sürecinin başlayacağı anlamına geliyor. Resmi kimliğini, yani hükümeti kaybettikten sonra uluslararası kimliğini de kaybeder, yerel güvenlik güçlerinin yetenekleri bozulur. Bu durum da Lübnan’ı, herhangi bir güvenlik şokuna açık hale getirir” dedi.

Milyonlarca bağış
Güvenlik gelişmelerinin, uluslararası misyon ve halk arasındaki yakınlaşmayı etkisiz kılması olası değil. Malezya taburu, Sur ilçesine bağlı Maarakeh kasabasında belediye tarafından Malezya’da selden etkilenenler için düzenlenen cenaze törenine davet edildi. Bazı taraflar, bu durumu ‘özel ilişkilerin bir parçası’ olarak nitelendirdi. Güney sakinleri, UNIFIL’ın 3 doğrudan finansman kaynağı ve dördüncü bir dolaylı kaynak yoluyla yaptığı katkılardan büyük bir fayda sağlarken, nüfusa yönelik yıllık katkıların değeri ise yılda yedi milyon doların üzerine çıktı.
Geçen hafta UNIFIL komutanı General Stefano Del Col, 2021’de UNIFIL askerlerinin 180 binden fazla operasyonel faaliyet ve 400’den fazla proje ve bağış gerçekleştirdiğini açıkladı. UNIFIL, Güney Lübnan'da sürdürülebilir barış sağlama hedefine ulaşmanın temeli olan’ Lübnan ordusuna da destek sağladı.
Sur halkı, Nakura kasabasındaki kanalizasyon şebekesi ve rafineri istasyonunun yanı sıra sağlık, tarım ve veterinerlik hizmetleri gibi önemli kalkınma projelerinden söz ediyor. Marjuyun sakinlerine gelince, içme suyu ve güneş enerjisi kullanarak sokakları aydınlatma projelerine dikkati çekiyorlar.
Sivil işler dairesinin bütçesi, yaklaşık yıllık yarım milyon dolar. Her proje için yaklaşık en fazla 25 bin dolar harcama yapılıyor.
Ancak kalkınma projeleri için ikinci finansman kaynağı; Güney Kore’nin yanı sıra özellikle Fransa, İspanya, İtalya, İrlanca ve Finlandiya gibi Avrupa taburları olmak üzere misyona katılan askeri taburlar. Her biri için yıllık 1 milyon ila 1,25 milyon Euro bütçeli kalkınma projelerinin hayata geçirilmesine karar verildi.
Üçüncü finansman kaynağı ise, belediyelerin ve uluslararası bağış fonlarına sahip kurumların taleplerine yönelik UNIFIL tavsiyesine dayanıyor.
Dolaylı destek ise yerel pazardan yakıt, yiyecek ve ihtiyaç satın alan 10 bin fazla askerin, bin 800 kilometrekarelik hareketinden sağlanıyor. 630 Lübnanlı çalışan, uluslararası askerlerin yanında faaliyet gösterirken, uluslararası misyondan maaş alıyor. Ayrıca Lübnan’da aileleriyle birlikte ikamet eden 300 yabancı memur bulunuyor ve bunlar, kira ve günlük ihtiyaçları için harcama yapıyor.
Cedid Marjuyun- Balat yolu üzerindeki iki genç, uluslararası gücün bölgede kalmasını istiyor. Gençler, “Güneş enerjisiyle çalışan sokak lambalarına bakın. UNIFIL’ın girişimi olmaksızın çalışmaları imkansızdı” dedi. Bir başka genç ise, UNIFIL’ın bölgeden onlarca gence iş imkânı sağladığını belirtti. Genç, Lübnanlı vatandaşlar için rahatlık ve istikrar sağlamak amacıyla ailelerini terk eden bu askerlere zarar verilmesinin kesinlikle kabul edilemez olduğunu vurguladı.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.