ABD’nin dünyadaki askeri varlığının şekli değişecek mi?

Değişimin en belirgin faktörleri; rekabetin yoğunlaşması, teknolojik gelişme, iç ve dış muhalefet.

ABD, 1945’ten bu yana tüm dünyada en fazla askeri kuvvete sahip. (AFP)
ABD, 1945’ten bu yana tüm dünyada en fazla askeri kuvvete sahip. (AFP)
TT

ABD’nin dünyadaki askeri varlığının şekli değişecek mi?

ABD, 1945’ten bu yana tüm dünyada en fazla askeri kuvvete sahip. (AFP)
ABD, 1945’ten bu yana tüm dünyada en fazla askeri kuvvete sahip. (AFP)

Tarık eş-Şami
ABD askeri güçlerinin ülke dışına konuşlandırılması, Washington’ın en önemli stratejik dayanaklarından biri olarak sayılıyor. ABD, İkinci Dünya Savaşı’ndan bugüne kadar dünyadaki en büyük aktif askeri varlığını sürdürerek rakipleri caydırmak ve mevcut uluslararası düzeni şekillendirmek de dahil dış politika hedeflerini ilerletmek için ‘güç yönetimine’ güveniyordu. Ancak ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) haftalar önce küresel durumu ve ordusunun varlığını ‘revize etmesiyle’ birlikte öyle görünüyor ki bazı yeni faktörler, Washington’ın tüm dünyadaki askeri varlığının şeklini ve boyutunu değiştirebilir. Peki, bu faktörler nelerdir ve ABD askeri etkisini küresel olarak değiştirebilirler mi? 

En büyük konuşlanma 
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre ABD, 1945’ten bu yana 16 milyondan 171 bin 477 askere düşen, dünya çapında en fazla konuşlanmış kuvveti elinde bulunduruyor. Bu kuvvetler, farklı ülke ve bölgelerde 600’den fazla askeri üs ve daha küçük noktalara yayılmış durumda.
ABD’li tarihçi Daniel Immerwahr’a göre İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 2 bin üs bulunuyordu. Yükselen imparatorlukların geçmişte yaptığı gibi bu kuvvetlerin konuşlandırılmasının amacı, Washington’ın çıkarlarını ve müttefiklerinin çıkarlarını korumak olarak kaldı. ABD, nüfuslu toprakları ilhak etmeyen ve ev sahibi ülkelerle anlaşma halinde sadece askeri noktaları tutan farklı bir model benimsedi.
ABD askeri konuşlandırmaları ve üsleri, müttefikleri güvence altına almayı, düşmanları caydırmayı, insani misyonları ve askeri eğitimi desteklemeyi amaçlıyor. Buralar ayrıca uyuşturucuyu önleme, terörle mücadele ve ortaya çıkan tehditlere ve krizlere yanıt verme de dahil olmak üzere farklı operasyonlar için bir komuta merkezi olarak hizmet veriyor.
Askeri konuşlandırmalar, küçük mevziilerden ‘35 binden fazla askeri ve sivil personele ev sahipliği yapan, Güney Kore’deki Camp Humphreys gibi’ tüm bölgelere kadar uzanıyor. Diğer alanların yanı sıra Türkiye ve Portekiz’de petrol ürünleri için eğitim sahaları ve depolama istasyonları ile Almanya ve Güney Kore’de de ABD ordusu golf sahaları bulunuyor.
ABD, ilk kalıcı yabancı askeri üssünü İspanya-ABD Savaşı’nın sonunda, 1898’de Küba’nın Guantanamo Körfezi’ne kurdu. Ancak İkinci Dünya Savaşı’yla birlikte yardım anlaşmaları ve Almanya ve Japonya’nın askeri işgali yoluyla çekirdek ağını genişletti. Savaş için 16 milyondan fazla askeri seferber etti. Kanada, Fransa, Almanya, Japonya ve ABD’ye bağlı Guam Adası gibi bölgelerde askeri üsler kurmanın veya kiralamanın yanı sıra Avrupa, Asya ve Afrika’daki çatışmalarda da 7,6 milyon asker konuşlandırdı. Savaşın ardından ülke dışındaki ABD’lilerin sayısı küresel olarak azaldı. Bununla birlikte ABD’nin Kuzey Kore, Vietnam, Irak ve Afganistan’daki çatışmalara ve savaşlara katılması, kuvvetlerinin Asya ve Ortadoğu’da hızlı ve önemli bir şekilde konuşlandırılmasına olanak tanıdı.

Güç yönetimi
ABD Kongresi Araştırma Birimi tarafından geçen eylül ayında yayınlanan bir rapora göre ABD, 1798’den bu yana resmi olarak 11 kez savaş ilan etti. Bunların arasında 1812 Büyük Britanya, 1846 Meksika, 1898 İspanya, 1917’de girdiği Birinci Dünya Savaşı ve 1941’de ise İkinci Dünya Savaşı da bulunuyor. ABD, Kore Savaşı, Vietnam Savaşı, 1991 Körfez Savaşı, 2003 Irak Savaşı ve teröre karşı mücadele de dahil olmak üzere birçok ilan edilmemiş savaşa da girdi. ABD Başkanı, Kore Savaşı hariç tüm bu çatışmalarda Kongre’den bir savaş ilanından daha az şekilde yetki aldı. ABD askerlerinin diğer bölgelerde konuşlandırılması, NATO veya Birleşmiş Milletler (BM) ile bağlantılı çok uluslu operasyonların bir parçasıydı.
ABD Stimson Center tarafından yapılan analitik bir araştırmaya göre ABD, 1991’den bu yana hayati ve stratejik çıkar elde etmek için baskı ve zorlama uygulamak amacıyla diğer ülkelere karşı 100’den fazla ‘askeri kullanımı vakası’ gerçekleştirdi. Araştırmaya göre ABD, bunu güç gösterileri, devriyeler, askeri manevralar ve tatbikatlar, hızlı tepki kuvveti konuşlandırmaları ve sınırlı kuvvet kullanımı yoluyla gerçekleştirdi.

Farklı bir ortam
Ancak uluslararası arena, onlarca yıl boyunca çarpıcı bir şekilde değişti. ABD’nin ekonomik kaygıları, savaşların ve askeri konuşlandırmaların yüksek maliyetleri nedeniyle arttı. Bu durum, bazı tarafları ‘ABD’nin şu an dünyada oynaması gereken rolü ve küresel güvenlik çıkarlarının ne olduğunu tartışmaya’ ve ardından Doğu Asya, Avrupa ve Ortadoğu’da kendisine yönelik belirli tehditlere odaklanmaya itti. ABD’nin müttefiklerine daha fazla güvenmesi ve toprakları içindeki askeri güçlere daha fazla güvenmesi de dahil, inceleme amacıyla bir dizi seçenek öne sürüldü.
ABD’nin küresel güvenlik çıkarlarına ulaşmada ‘yabancı askeri varlık’ rolü konusunda farklı görüşler var. Bazı taraflar, eğer bu varlık ‘Çin, Rusya, Kuzey Kore veya İran’ın oluşturduğu tehditleri caydırmada ve bunlara yanıt vermede’ önemli bir rol oynuyorsa, ABD’nin ülke dışındaki askeri varlığını azaltmanın anlamsız olduğuna inanıyor.
Washington, ABD’nin ülke dışındaki mevcut askeri varlığının olumsuz tarafları olduğunu kabul ediyor. Ancak ABD ordusunun 20 yıllık bir savaştan sonra, Ağustos 2021’de Afganistan’dan çekilmesine rağmen buna halen ihtiyaç olduğunu savunuyorlar. Bu durum, son yıllarda diğer birçok çatışma bölgesindeki askeri varlığın azalmasıyla aynı zamana denk geldi. Washington, Irak’taki kuvvetlerinin sayısını 2007’deki 170 bin kişiden 2021’de 2 bin 500’e ve Suriye’deki kuvvetlerinin sayısını 2018’deki bin 700 kişiden yaklaşık 900’e düşürdü.
Bu azaltmalar, ABD ordusunun dünya sahnesinden çekilmesi gibi görünse de Washington potansiyel olarak konuşlandırmasının kapsamını ve yerini değiştiriyor. Ancak denizaşırı varlığı önemini koruyor ve ABD ordusu, etkili bir küresel oyuncu olmaya devam ediyor.

Çoklu baskı
ABD’de 2022 yılı için 768 milyar dolara ulaşan savunma bütçesini düşürmeye yönelik iç baskılar, ülke dışındaki askeri konuşlandırma faaliyetlerinin azaltılmasını çekici bir hedef haline getirdi. Bazı ülkelerde mevcut ABD ordusuna karşı var olan muhalefet, üslerin bakım maliyetini artırıyor. ABD’nin küresel etkisini sürdürebilmesi için yurt dışındaki askeri varlığına karşı artan bu uluslararası ve iç baskılara uyum sağlaması gerekecektir. Dış taahhütlerinden kademeli olarak geri çekilmesi, kurduğu ittifakları ve uluslararası kuruluşları korumasını zorlaştıracaktır.

Değişken varlık
ABD, son 70 yıldır küresel bir askeri varlık sürdürürken yaklaşımı ise zamanla değişti. ABD askeri konuşlandırmaları yakın zamanlarda, özellikle Çin’in 2017 yılında Cibuti’de bir askeri üs kurmasının ardından Pekin’in Afrika’da artan etkisine karşı koymak için kullanıldı. Çin’in adımı, gelecekte Afrika’daki askeri nüfuzunu artırmaya çalışabileceğini gösteriyor.
Afrika’daki ABD askeri varlığını 2001 ve 2021 yılları arasında karşılaştırırsak birçok Afrika ülkesi, ABD kuvvetlerinin varlığını memnuniyetle karşıladı. ABD 2007 yılında, merkezi Almanya’da bulunan Afrika Askeri Komutanlığı’nı (AFRICOM) kurdu. AFRICOM, özellikle de Kıta’daki tüm ülkelerle olan operasyonlardan ve ilişkilerden sorumlu. ABD, Kıta genelinde çok sayıda küçük kuvvet konuşlandırmasını sürdürdü. Birçok özel harekât birimi, terörle mücadele operasyonlarına ve askeri eğitime odaklandı.

ABD varlığını azaltmak
Biden yönetimi, planlanan geri çekilmeyi durdurarak, Almanya’daki ABD kuvvetlerinin sayısını azaltmaya çalışan eski Başkan Donald Trump’ın politikasını değiştirse de yönetim, ABD’nin ülke dışındaki askeri varlığını düzenleme yollarını araştırmaya devam ediyor. Her iki yönetimin de ülke dışındaki asker sayısını azaltma tercihi, devam eden konuşlandırmaların siyasi ve mali maliyetlerini yansıtıyor.
Beyaz Saray’ın bunu istemesinin bir diğer nedeni de ABD’nin savaşta yeni teknolojileri ve insanlar yerine insansız hava araçları (drone) gibi sınırlı askeri operasyonları kullanma yeteneğinin artmasından kaynaklanıyor. Bu da ABD’li politika yapıcıların daha büyük denizaşırı askeri üsleri koruma fikrinden uzaklaşmasına yol açıyor. ABD, Almanya’daki Ramstein Hava Üssü gibi (Savunma Bakanlığı’nın 12,6 milyar dolar olarak tahmin ettiği) devasa bir kompleks yerine, Nijer Hava Üssü 201 gibi drone operasyonları için küçük mevziiler inşa etmek amacıyla 100 milyon dolardan fazla harcama yapabilir.
Bununla birlikte ABD, bölgesel siyaseti etkilemeye devam etmek ve ordusunu rakip güçlere karşı caydırıcı bir güç olarak kullanmak istiyorsa bu noktada teknolojinin tek başına yeterli olması pek de olası değil.

Dikkatli hareket
ABD, diğer ülkeleri savunarak nüfuz kazanıyor. Ancak bu kazanımı, ABD kuvvetlerine ev sahipliği yapan ülkelere çeşitli yükler getiriyor. Konuşlanma faaliyetleri gürültü kirliliğine, uzun vadeli çevresel hasara ve suç potansiyelinin artmasına neden olabilir. Ayrıca ABD emperyalizmi ve militarizmi hakkında daha geniş söylemleri körükleyebilir. Bu durum, geçmişte ulusal hareketlerin Güney Kore ve Japonya’daki ABD üslerini kaldırmasına neden oldu. Bu nedenle artan dış rekabet ve iç siyasi baskıların, ABD kuvvetlerine ev sahipliği yapan ülkelerle yeni ve mevcut ilişkiler kurulma fırsatlarını azaltması muhtemel görünüyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Karşılıklı tehditler “savaş hayaletini” yeniden gündeme getirdi

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM), İran’a yönelik deniz ablukası kapsamında yürüttüğü operasyonlara ilişkin yayımladığı videodan.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM), İran’a yönelik deniz ablukası kapsamında yürüttüğü operasyonlara ilişkin yayımladığı videodan.
TT

Karşılıklı tehditler “savaş hayaletini” yeniden gündeme getirdi

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM), İran’a yönelik deniz ablukası kapsamında yürüttüğü operasyonlara ilişkin yayımladığı videodan.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM), İran’a yönelik deniz ablukası kapsamında yürüttüğü operasyonlara ilişkin yayımladığı videodan.

Washington ile Tahran arasında dün karşılıklı olarak sert tehditler dile getirildi. Bu açıklamalar, yedinci ayına giren savaşta gerilimin yeniden artabileceği endişelerini doğurdu.

ABD Başkanı Donald Trump, Camp David’deki hafta sonu tatilini yarıda keserek aniden Washington’a döndü ve “İran konusunda çok yakında büyük bir şey olabilir” açıklamasında bulundu.

Trump, “önemli bir karar” almak üzere olduğunu belirtti. Önündeki seçenekleri ise “İran’ı tamamen ortadan kaldırmak, ekonomik olarak çöküşe sürüklenmesine izin vermek ya da İran’la bir anlaşmaya varmak” şeklinde sıraladı.

İran ise ABD’nin kendisine yönelik büyük çaplı bir saldırı hazırlığında olduğuna dair istihbarata sahip olduğunu açıkladı ve Washington’u bu tehlikeli adımı atmaması konusunda uyardı.

Gerilimi düşürmek ve arabuluculuk sürecine yeniden dönmek amacıyla yürütülen yeni girişimler kapsamında Pakistan ve Türkiye, bölgedeki durumun daha fazla tırmanmasını önlemek için diplomatik temaslarda bulunduklarını açıkladı.


Rus belgesi, İran’la yaptırımları aşmaya yönelik iş birliğini ortaya koydu

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, BRICS Zirvesi kapsamında düzenlenen bir oturumda. (EPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, BRICS Zirvesi kapsamında düzenlenen bir oturumda. (EPA)
TT

Rus belgesi, İran’la yaptırımları aşmaya yönelik iş birliğini ortaya koydu

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, BRICS Zirvesi kapsamında düzenlenen bir oturumda. (EPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, BRICS Zirvesi kapsamında düzenlenen bir oturumda. (EPA)

Rusya’ya ait resmî bir belge, Moskova’nın İran’la enerji, nükleer program, havacılık, ulaştırma ve finans gibi kritik sektörlerde iş birliğini derinleştirmek amacıyla hazırladığı kapsamlı bir planı ortaya koydu. Planda alternatif finans kanallarının oluşturulması ve işlemlerde ulusal para birimlerinin kullanılması da yer alıyor. Şarku’l Avsat’ın ABD merkezli Fox News’ten aktardığı habere göre söz konusu adımların amaçlarından biri, iki ülkeye uygulanan ABD yaptırımlarını aşmak.

Belgeye göre Eylül 2024’te hazırlanan ve 2024-2026 dönemini kapsayan plan, Tahran’la nükleer iş birliğinin geliştirilmesine yönelik projelerin yanı sıra Rus uçaklarına ait bileşen ve yedek parçaların İran’da üretilmesi ihtimalinin araştırılmasını ve petrol ile doğal gaz sektörlerinde ortak projelerin hayata geçirilmesini içeriyor.

Belgede, Moskova ve Tahran’ın finans, nükleer enerji, enerji, havacılık ve ulaştırma alanlarında iş birliğini derinleştirmeye yönelik geniş kapsamlı bir program oluşturduğu belirtiliyor. Program kapsamında alternatif finans kanallarının kurulması, ticari işlemlerde ulusal para birimlerinin kullanımının artırılması ve nükleer alandaki iş birliğinin güçlendirilmesi öngörülüyor. Planda ayrıca Rusya’nın Rosatom şirketinin İran’daki Buşehr Nükleer Santrali’ni işletmeye devam etmesi ve petrol ile doğal gaz sektörlerinde projeler geliştirilmesi yer alıyor.

Havacılık alanında ise Rus uçaklarına yönelik yedek parça ve bileşenlerin İran’da üretilmesi ihtimali ele alınıyor. Bunun, iki ülke arasındaki sanayi iş birliğinin kapsamını genişletmesi bekleniyor.

Önerilen iş birliği enerji ve sanayiyle sınırlı kalmıyor. Belgede ulaştırma ve altyapı alanında da planlar bulunduğu görülüyor. Bunlar arasında İran’ın Azerbaycan’la sınırından başlayarak Basra Körfezi limanlarına uzanacak bir demir yolu hattının inşa edilmesi önerisi de bulunuyor. Ancak bu projelerden hangilerinin hâlen hayata geçirilmekte olduğu veya mevcut savaş ile bölgesel ve uluslararası gelişmelerin Moskova ve Tahran’ın belgede yer alan planlarında değişikliğe yol açıp açmadığı henüz netlik kazanmış değil.

Rusya uzun yıllardır İran’la yakın ilişkilere sahip olsa da iki ülke arasındaki iş birliği, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin başlamasının ardından belirgin biçimde arttı. ABD basınında yer alan haberlerde İran’ın Rusya’ya insansız hava araçları (İHA) sağlayarak destek verdiği öne sürülmüş, İran makamları ise bu iddiaları kesin bir dille reddetmişti. ABD’nin Tahran üzerindeki baskısını sürdürdüğü bir dönemde Moskova ile İran arasındaki temaslar yoğunlaşırken, bazı haberlerde Rusya’nın İran’a seyir füzelerinin üretimi konusunda yardım sağladığı ileri sürüldü.

Bu gelişmeler, Washington’un İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmayı sürdürdüğü bir dönemde yaşanıyor. Bu nedenle Moskova ile Tahran arasındaki finansal ve ticari iş birliği, özellikle ABD yaptırımlarına tabi kanalların dışında işlem yapmaya yönelik mekanizmaların aranması açısından giderek daha fazla önem taşıyor.

İki ülke arasındaki ilişkilerin daha da güçlendirilmesi kapsamında Rusya ve İran, geçen yıl 20 yıl süreli ve otomatik olarak uzatılabilme imkânı bulunan “Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması”nı imzaladı.

47 maddeden oluşan anlaşma; diplomatik, askerî ve güvenlik iş birliği, terörle mücadele, teknoloji ve siber güvenliğin yanı sıra çevre gibi çok çeşitli alanları kapsıyor.

Anlaşma ayrıca tarafların birbirlerinin egemenliğine saygı göstermesini ve iki ülkeden herhangi birinin topraklarının diğer tarafa zarar verecek faaliyetlerde kullanılmamasını öngörüyor. Bu hükümler, Moskova ve Tahran’ın giderek gelişen ilişkilerine uzun vadeli ve kurumsal bir çerçeve kazandırma iradesini yansıtıyor.


Almanya için Alternatif (AfD) seçimlerde öne çıktı... Merz sonucu “felaket” olarak nitelendirdi

Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)
Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)
TT

Almanya için Alternatif (AfD) seçimlerde öne çıktı... Merz sonucu “felaket” olarak nitelendirdi

Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)
Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)

Oy verme sonuçlarına ilişkin tahminler, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin dün Almanya’nın kuzeydoğusundaki eyalet seçimlerinde birinci sırada yer aldığını gösterdi. Sonuç, Başbakan Friedrich Merz’in liderliğindeki ana muhafazakâr parti açısından 1949’dan bu yana kaydedilen en kötü sonuç oldu.

Merz, sandık çıkış anketlerinin açıklanmasının ardından sonucu “felaket” olarak nitelendirdi. Ancak başbakan olarak mücadelesini sürdüreceğini ve reform programını uygulamaya devam edeceğini söyledi. Açıklama, kötü sonucun Merz’i istifaya zorlayabileceği yönündeki spekülasyonların ardından geldi.

Alman kamu yayıncısı ARD’nin tahminlerine göre AfD’nin Mecklenburg-Vorpommern eyaletinde oyların yüzde 38,3’ünü alması bekleniyor. Parti, yüzde 35,4 oy alması beklenen merkez sol çizgideki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) önünde bulunuyor. Merz’in muhafazakârları ise son sayımlarda yüzde 4,9’a geriledi. Bu oran, eyalet parlamentosuna girmek için gereken yüzde 5’lik barajın altında kaldığından, partinin parlamentonun tamamen dışında kalabileceğine işaret ediyor.

Bugünkü sonuç, AfD’nin bir ay içinde ikinci kez bir eyalet seçiminde birinci sırada yer almasını sağlayacak gibi görünüyor. Parti ulusal kamuoyu yoklamalarında da ilk sırada bulunuyor. Ancak diğer büyük partiler AfD ile iş birliğini reddederek partinin iktidara gelmesini engelliyor.

Dün başkent Berlin’de yapılan diğer seçimde ise Sol Parti yüzde 25,3 oy aldı. Merz liderliğindeki ve halen Sosyal Demokrat Parti ile koalisyon halinde eyaleti yöneten muhafazakârların oy oranı yüzde 19’a geriledi. AfD de liberal olarak bilinen kentte oylarını artırarak yüzde 16,3’e ulaştı. Sol Parti ilk kez eyalet kamuoyu yoklamalarında birinci sıraya yükselirken, parti gayrimenkul şirketlerine ait konutların kamulaştırılmasını ve kira fiyatlarına tavan getirilmesini savunuyor.

Merz reformları sürdürme sözü verdi

Bugünkü sonuçlar Merz için doğrudan bir siyasi yenilgi anlamına gelmeyebilir. Ancak düşük destek oranları, kamuoyunda tepki gören reformlar ve AfD’nin daha önce Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde elde ettiği başarı, Merz’in siyasi geleceğine ilişkin tartışmaları artırdı.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Berlin merkezli DIW Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Marcel Fratzscher yaptığı açıklamada, federal hükümetin kapsamlı bir reform programı için kamuoyu ve siyasi destek oluşturmasının artık daha zor hale geleceğini belirtti.

Fratzscher, iktidar koalisyonundaki partilerin kırmızı çizgilerinde ısrar etmesi halinde “siyasi tıkanıklığın yerleşeceğini, ekonomik zayıflığın süreceğini ve AfD’nin 2029 seçimlerini kazanma ihtimalinin daha da artacağı” değerlendirmesinde bulundu.

Mecklenburg-Vorpommern Başbakanı ve SPD’li Manuela Schwesig’in kamuoyu desteği, dünkü seçimler öncesinde arttı. Schwesig, hem aşırı sağcı AfD’yi hem de Başbakan Friedrich Merz liderliğindeki federal hükümetin uyguladığı reformları açıkça eleştirdi.

Schwesig ayrıca AfD’nin Almanya’nın Ukrayna’ya verdiği desteği eleştirerek oy kazandığını söyledi. Daha önce, kendi eyaletinden Rus gazını Almanya’ya taşıyan Kuzey Akım boru hatlarını desteklemiş, ancak 2022’deki patlamaların ardından tutumunu değiştirmişti.

Schwesig, “Öncelikle eyaletimde birçok kişi Ukrayna’ya hem mali hem de askeri desteğe karşı. İkinci olarak da birçok kişi Kuzey Akım üzerinden enerji akışının yeniden başlamasını istiyor” dedi.

Almanya Başbakan Yardımcısı ve SPD yöneticisi Lars Klingbeil ise emeklilik reformları konusunda seçmenlerin yaşadığı kaygılara işaret ederek, politika değişikliği istediğini belirtti.

Merz ise bunun yerine, Avrupa’nın en büyük ekonomisindeki yavaş büyümeyi canlandıracağını savunduğu reform programına bağlı kaldı.

Merz, “Şimdi yapılması gerekenler cesaret, kararlılık ve sabır gerektiriyor” ifadelerini kullandı. Reformların, toplumda giderek daha fazla etkisini gösterdiğini söylediği otoriter eğilimlere karşı çözüm olduğunu savundu.

Mecklenburg-Vorpommern’daki seçimler, büyük ölçüde kırsal ve eski Doğu Almanya topraklarında bulunan bu eyalette ve başkent Berlin’de gerçekleşirken, 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta yapılan seçimin ardından geldi. Saksonya-Anhalt’ta aşırı sağcı AfD, nadir görülen bir başarıyla mutlak çoğunluğa yaklaşmıştı.

Yaklaşık on yıldan biraz fazla süre içinde AfD; Almanya’da kalma hakkı bulunmayan yabancıların sınır dışı edilmesine yönelik daha sert önlemler alınmasını, Rusya ile enerji ilişkilerinin yeniden kurulmasını ve avrodan vazgeçilmesini savunan, AB şüphecisi marjinal bir hareketten ülkenin en popüler partisi konumuna yükseldi.

AfD’nin Saksonya-Anhalt’taki başarısı, 2029’da yapılması planlanan federal seçimlerde iktidara gelme yolunda ilk adım olarak görülürken, Avrupa genelinde de yankı uyandırdı.

Dün alınan sonuçlar, AfD’nin son yıllarda kaydettiği ilerlemeyi ortaya koyarken, diğer büyük partilerin AfD ile koalisyon kurmayı reddettiği “güvenlik duvarı” stratejisine ilişkin yeni soruları da gündeme getirdi.

Merz zorluklarla karşı karşıya

Merz, geçen yıl Almanya ekonomisini durgunluktan çıkararak yeniden büyüme yoluna sokacak iddialı reformlar vaadiyle başbakan seçildi. Ancak iletişim alanındaki  hatalar, emeklilik, vergi ve sağlık alanlarında kamuoyunda tepki gören reformlara yönelik hoşnutsuzluğu artırırken, Merz’in seçmenlerin güvenini kazanmasını zorlaştırdı.

Bununla birlikte hükümetine yönelik hayal kırıklığı, iki eyaletteki seçim kampanyalarına da damgasını vurdu. Seçmenler özellikle enerji ve konut maliyetlerindeki sert artış gibi konulara odaklandı. Merz, cuma günü tüketicilerin üzerindeki yükü hafifletmek amacıyla gaz ve motorin vergilerinde indirim de içeren bir tedbir paketi açıkladı.

Mecklenburg-Vorpommern’da oy kullanan birçok kişi, yaşam maliyetlerinin temel endişe kaynağı olduğunu belirtti.

Eyalet başkenti Schwerin’de oy kullanan Carlotta Haik, “Burada, bu ücretlerle artık neredeyse hiçbir şeyi karşılayamıyorsunuz” dedi.

Yaşlı bir seçmen ise dış yardımların finansmanını eleştirdi. Adının açıklanmasını istemeyen seçmen, “Paraya burada, ülkemizde, çocuklar ve emekliler için ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.