Irak’taki Şii ittifakı nasıl dağıldı?

Irak siyasetinde kişisel anlaşmazlıklar, siyasi performansta başarısızlık ve halkın taleplerinin göz ardı edilmesi başlıca nedenler arasında

Sadrcılar, Irak’taki Şii hükümetlere karşı muhalefetin diğer yüzü (AFP)
Sadrcılar, Irak’taki Şii hükümetlere karşı muhalefetin diğer yüzü (AFP)
TT

Irak’taki Şii ittifakı nasıl dağıldı?

Sadrcılar, Irak’taki Şii hükümetlere karşı muhalefetin diğer yüzü (AFP)
Sadrcılar, Irak’taki Şii hükümetlere karşı muhalefetin diğer yüzü (AFP)

Sabah Nahi
Iraklı Şiiler, 2003 işgalinden sonra oluşturulan dört parlamentoda muhtemel parlamento çoğunluğunu ellerinde tutmaya devam etti. ABD’liler ise Irak’ın genelinin yaklaşık yüzde 60’ına tekabül eden sayısal bir çoğunluğa göre, 180’den fazla milletvekili ile ülkeyi yönetmelerini sağladı.
Parlamentoda üç ana bileşen olan Şiiler, Sünniler ve Kürtler arasında bir kota sistemi ile yürütme yetkisinin, silahlı kuvvetlerin başkomutanlığını üstlenen başbakanlığın, Şiilerin elleri arasında olması gerektiğine dair uzlaşı sağlandı.

Şii uzlaşmacılığı ve karar diktatörlüğü
Ancak Irak Şiilerinin egemenliği altında bulunan ve 18 yıldır devam etmelerini sağlayan uzlaşmacılık, ‘kötü yönetim, otorite boşluğu ve avantajların kişisel ve partizan çıkarlar için kullanılmasından kaynaklanan anlaşmazlıklar’ nedeniyle uzun sürmedi. Ayrıca rejimin yardımcılarının savaş ağalarına ve politikacılara dönüşmesiyle ortaya çıkan zenginleşme de bu anlaşmazlıkları artırdı. Öyle ki iktidarı ve kamu parasını tekellerine aldılar ve insanları yoksul gruplara dönüştürdüler.
Üç dönem iktidarda kalan İslami Davet Partisi’nin liderlik ettiği ve dördüncü dönemi Adil Abdulmehdi liderliğindeki İslam Devrim Konseyi’nin üstlendiği yönetimlerin benzersizliğinin yanı sıra geçici bir hükümet, Nisan ayında yapılacak bir erken seçim çağrısında bulundu. Abdulmehdi, Ekim 2019’da ayaklanan kitleler tarafından istifa etmeye zorlanmıştı.

2021 seçimleri, sahtecilik girişimlerini engelledi
Askeri kanatları olan siyasal İslamcıların üstlendiği siyasi yönetimler, daha fazla sandalye kazanacaklarını umarak aynı rolün 2018 ve 2021 seçimlerinde de tekrarlanacağını düşündüler. Ancak son seçimlerde uygulanan prosedürlere de katı bir şekilde karşı çıktılar. Öyle ki blok başkanlarının müdahalesini engelleyen yeni ve bireysel bir seçim sistemi ile sahtekarlık ve müdahale oranları daraltıldı.
Sonuç olarak rakipleri Sadr hareketi, 75 sandalye ile seçimlerde çoğunluğa ulaştı. Şii muhalif, eski Başbakan Nuri el-Maliki liderliğindeki ‘Kanun Devleti’ 34 sandalye ile üçüncü oldu. Bu bağlamda Sadr bloğunun hükümeti kuracak en büyük blok olması muhtemeldi.
Şii, Sünni ve Kürt olarak bölünmesine göre ‘tek sepetli oy’ olarak adlandırdıkları bir geleneğe geri dönmek için istifa etmelerine rağmen, köprülerin altından çok sular akmıştı. Kendilerini yapayalnız buldular ve birkaç yandaş, ilk turdan hayal kırıklığıyla ayrıldı. Ayrıca Şiiler, denklemi geniş, güçlü ve disiplinli bir halk tabanına sahip güçlü rakipleri Mukteda es-Sadr aleyhine çevirmeye çalıştı.

Sadık Şiiler için yeni bir çıkmaz
Bu durum, Irak Şiilerini ilk kez biri Necef’teki Ayetullahuzma Ali Sistani’ye, diğeri İran’daki Velayet-i Fakih makamı Ayetullah Ali Hamaney’e bağlı iki Iraklı yetkili arasında yeni bir çıkmaza soktu. Şii merkezli bir örgüt olan karar merkezinin yöneticisi araştırmacı Haydar el-Musavi’ye göre Iraklı Şiiler, tehlikeli bir bölünmenin ortaya çıktığına tanık oldu.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Musavi, “Bu, Şii toplumunun Irak’ta modern ve eski tarihinde de yaşamadığı büyük bir bölünmedir. Şiilerin birliği, diğer tüm toplumsal bileşenlerden çok daha güçlüydü. Aksine otoritesiz olduklarında ve mahrumiyet ve baskı içinde yaşadıklarında da daha güçlüydü. Ama mesele onlara ulaşır ulaşmaz, her biri diğerini dışlamaya ve marjinalleştirmeye çalışmaya başladı” dedi.
“Şiilerin mazlumiyeti”, dini ve siyasi otoritelerin her türlü rejimin karşısına koyduğu bir koruma kalkanıydı. Bu otoriteler, Şii siyasi mirasında 1400 yıl öncesine dayanan bu mazlumiyetten kazanımlar talep ediyordu. Stratejilerini, çağdaş Şii halk için anlaşılması karmaşık ve doğrulanması zor olan tarihi haklara dayandırdı. Çünkü halk, insanların değiştiği ve ufuklarının ‘daha iyi ve güvenli bir yaşam talep eden’ demokratik sistemlere doğru kaydığı bir dönemde tarihe takılıp kalmıştı.

Yeni değişkenler ve daha geniş beklentiler
İktidar ve hükümette, kamuoyunda yankılanan şikayetleri ortadan kaldırma konuşmaları dönüyor. Öyle ki devlet idaresi, halkın ‘öncelikle yaşamın gereklerinin sağlanmasını ve insanca yaşamayı’ talep etmesine neden oluyor. Ancak Şiilerin art arda dört hükümette üstlendiği Irak idaresinde yolsuzluk ve anlaşmazlıklar baş gösterdi. Bunlar ise ülkede protestolara, kaosa, sokak kavgalarına ve konsoloslukların ateşe verilmesine neden oldu.
Halk, ‘meydana gelen sahtekarlıklara, sahte vaatlere ve bunların Şii çoğunluğa sahip mahvolmuş şehirlerin güçsüzleşmesine’ karşı itiraz etme bağımlısı haline geldi. Halk, seçimlerde tek bir yolsuzluğa ve dolandırıcılığa tanık olmak istemiyor. Bu çerçevede eski bir politikacı olan Nedim el-Caberi, dini otorite olan Sistani ile görüşmesi sırasında, “Oturup saraylarınızda yaşarken adaletsizlik ve zulümden bahsediyorsunuz” ifadelerini kullandı.
Ancak Karar Merkezi Başkanı Haydar el-Musavi, “Irak Şiilerinin tarihindeki bu hassas aşamada yaşananlar, kişisel anlaşmazlıklar, siyasi performansta gerçek bir başarısızlık ve özellikle merkez ve güneydeki Şii kamuoyunun göz ardı edilmesi sonucu ortaya çıkan bir konudur. Şii vatandaşlar, psikolojik yapılarında laik ve dindardır. Ne yazık ki Şii geleneksel güçleri, protesto hareketinden sonra sokakları kontrol altına alamadı, kargaşa kaosa dönüştü ve bu durum, dış aktörler tarafından istismar edildi” dedi.

Basra olaylarından bu yana anlaşmazlıklar birikti
Tüm bu durumlar, diktatörlüklerin devrildikleri zamanlar dışında birlik olmayan Şii evi içerisinde bir çatışmaya dönüştü.
Ancak otorite, bu inançları ve mirasları gün yüzüne çıkardı. Basra’da eski Başbakan ve Şii İslami Davet Partisi lideri Nuri el-Maliki’nin Mart 2008’de Sadr’a bağlı Mehdi Ordusu milislerine karşı başlattığı ‘Basra Muharebesi’ günlerinde düşman kardeşlerle çatışmalar yaşandı. Yüzlerce kişi tutuklandı ve onlarca kişi hayatını kaybetti. Bu muharebe, Sadrcıların kalplerinde henüz közleri sönmeyen ilk Şii- Şii savaşı olarak kabul edildi. Zira birçok Sadr yandaşı sürgüne gönderildi, hapsedildi ve haklarında mahkeme kararları verildi.
Sadrcılar, halk protestolarının çoğunu desteklerken Şii- Şii anlaşmazlığı da devam etti. Tahrir Meydanı’ndaki ve güneydeki diğer meydanlardaki göstericilere ‘birçok durumda’ koruma ve lojistik destek sağladı.
Sadrcılar, Şii hükümetlere karşı muhalefetin diğer yüzüydüler. Örgütlü bir grup olarak sokakta iktidara karşı koyma yeteneğine sahiplerdi. Diğer yetkililer ve hükümet yetkilileri ise Sadrcıların ve öğrencilerin meydanlara akın etmesinin ‘Şii kamu düzeni ve tüm hükümetler açısından büyük bir kriz oluşturduğunun’ farkındaydı.
Öte yandan koordinasyon çerçevesi üyeleri arasından dostların koşullarındaki bu gerileme, General Kasım Süleymani döneminde Irak meselesinden sorumlu Devrim Muhafızları ve İstihbarat ve Ulusal Güvenlik Bakanlığı arasındaki değişken çelişkili pozisyonlar ve vizyon farklılıkları nedeniyle gelişti. Konu hakkında bilgi sahibi bir kaynak, bir müzakere kâğıdı olarak Irak meselesindeki sorunlar karşısında İran’ın eylemlerinde değişiklik yaşandığını belirtti. Kaynağa göre İran, seçim sonuçlarını gerçekçi bir şekilde ele aldı ve tebrik mesajları göndererek durumla profesyonelce ilgilendi. Hatta İranlılar, artık Şii müttefikleri kaybetse bile seçim sonuçlarının denklemini değiştirmek üzere müdahale etmiyor.
Belki de Sadr, Irak Şii ittifakında, sonuçları gelecek üç ay içinde hükümetin kurulmasından sonra ortaya çıkacak olan beyaz bir darbe gerçekleştirdi. Koordinasyon çerçevesinin sahipleri, takipçilerinin çoğunun, otorite limanına yanaşmakta çok geç kalan Maliki gemisinden atladığını belirtiyor. Ayrıca tarih, İyad el-Allavi’nin 2010’daki zaferiyle aynı şekilde tekerrür ediyor gibi. Allavi’ye hükümet kurma önceliği verilmemişti. Çok geç olmadan ise bu parlamentodaki müttefikleri, hükümet kurma kıyılarına yanaşan Maliki’nin gemisine binmişlerdi.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”