İsrail ordusundaki ölümlerin temel sebebi intihar

İsrail askerleri arasında intihar durumlarının artması komutanları endişelendirdi (Getty Images)
İsrail askerleri arasında intihar durumlarının artması komutanları endişelendirdi (Getty Images)
TT

İsrail ordusundaki ölümlerin temel sebebi intihar

İsrail askerleri arasında intihar durumlarının artması komutanları endişelendirdi (Getty Images)
İsrail askerleri arasında intihar durumlarının artması komutanları endişelendirdi (Getty Images)

İsrail’de muhalif sağ partilerin doğrudan Genelkurmay Başkanı Aviv Kochavi’yi küçümsemeye varacak düzeyde ordu komutanlarına yönelik eleştirilerinin dozunu artırdığı bir ortamda yayınlanan yeni bir rapor, ortada bir savaş hali olmamasına rağmen askerler arasında yaşanan ölümlerin temel sebebinin intihar olduğunu ortaya koydu. Rapora göre 2021 yılında en az 11 asker intihar etti.
Askeri kaynaklar, 2021’de bir önceki yıla kıyasla ölen asker sayısının 3 artarak 31’e ulaştığını ve ölümlerin çeşitli sebeplerden kaynaklandığını belirterek, 11 askerin intihar ederek, 10 askerin trafik kazasında, 6 askerin de hastalık nedeniyle öldüğünü aktardı. İntihar eden askerlerden üçünün Etiyopya asıllı olduğuna işaret edildi. Raporda ifadelerine yer verilen İsrail Ordusu Personel Müdürü Yoram Knafo, intihar eden üç askerin Etiyopya topluluğuna mensup olduklarını ve intihar ettiğinden şüphelenilen bir askerin de Etiyopyalı olduğunu söyledi. İsrail’deki prosedüre göre, intihar eden askerler, askeri polis davayla ilgili soruşturmayı bitirene kadar resmiyette ‘intihar ettiğinden şüphelenilen’ kategorisine alınıyorlar.
Ordudaki intihar durumlarının pik yaptığı 2005 yılında 36 asker hayatına son verdi. Ordu bu olguyla mücadele etmek için silaha erişimin kısıtlanması ve komutanlara, intihara sevk edecek düşünceler taşıyan potansiyel askerleri tespit etme eğitimlerinin verilmesi gibi önlemler içeren bir plan hazırladı. Planı takip eden yıllarda intihar sayılarında düşüş gerçekleşti. 2018 yılında ordu içinde intihar eden asker sayısı 9’a kadar geriledi. Şu anki Genelkurmay Başkanı Aviv Kochavi döneminde ise bu sayı tekrar yükselişe geçti. Oysa olaya olumlu bir yönden bakan Knafo, “Ordu geçen yıl yaklaşık 400 intihar durumunu önlemeyi başardı” dedi.
İsrail ordusunun verilerine göre askeri operasyonlarda 3 asker öldü. Orduda askerlik yapan Ömer Tabib, “Surların Muhafızı” operasyonu adı altında İsrail’in Mayıs 2021’de Gazze Şeridi’ne açtığı savaşta öldürüldü. Yonatan Granot, başka bir askerin yanlışlıkla ateşlediği kurşunla öldü. Nahal Piyade Tugayı’nda görevli Albay Sharon Asman, koştuğu sırada yere yığıldığı ve teşhis edilemeyen bir kalp rahatsızlığı olduğu açıklandı. Ordu, Sınır Muhafızları Komutanlığı’nda görevli bir keskin nişancının ve bir istihbarat görevlisinin ölümünü rakamlara dahil etmedi. Keskin nişancı Barel Shmueli, Gazze sınırında silahlı bir Filistinli tarafından başından vurularak öldürüldü. İstihbarat görevlisi ise ağır güvenlik suçlarından yargılanmayı beklerken askeri cezaevinde hayatını kaybetti.
İsrail’deki aşırı sağ, devletin kuruluşundan bu yana yürürlükte olan ve ‘halkın ordusu’ olması dolayısıyla saygı duyulan ‘ordu ile özel ilişki’ ilkesini son on yılda birçok kez çiğnedi. Bunun sebebi, ordunun Eski Başbakan Binyamin Netanyahu’nun İran’a yönelik planlarını reddetmesi ve ordu komutanlarından bazılarının özellikle emekliye ayrılıp askeri üniformaları çıkardıktan sonra Filistin konusunda ılımlı tavır sergilemesiydi. Sağcı gazeteler ve onlara yakın araştırma enstitüleri, orduyu eleştiren, korkaklıkla ve savaşma idealinden vazgeçmekle suçlayan yazılar ve makaleler yayınlıyor. Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen Israel Hayom gazetesi dün (cuma) Genelkurmay Başkanı Aviv Kochavi’yi doğrudan hedef aldı. Askeri analist Yoav Limor, gazetede yayınlanan yazısında, sert bir dille eleştirdiği Kochavi’nin ‘kafasını duvarlara vuracağını’ belirtti.
Limor yazısında şu ifadeleri kullandı:
“Kochavi bugün görevde dördüncü ve son yılına girdi. Ordunun ileri doğru uçtuğu bir durumda makamını terk edeceği yerde, kendini yüce planlarını kuşatan bir dizi krizle boğuşmak zorunda kalırken buluyor. Koronavirüs salgını, son iki yılda üst üste yapılan seçim turları ve bu sebeple devlet bütçesinin onaylanamaması gibi onunla (Kochavi) ilgisi olmayan ordudaki bazı krizler planlarının akamete uğramasında pay sahibi olabilir. Ancak Kochavi kendisinin kurbanı ve yapısı gereği kafasını duvara vurmaya gidiyor. O, nasihat kabul etmiyor ve eleştirilere kulak vermiyor. Komutanlarca bilinen bir sorunu var: çevresine harika insanlar alıyor. Ancak bu kişiler onun düşüncelerini tekrarlıyorlar ve ona meydan okuyan fikirler sunmuyorlar. Bunu yapmaya kalkışan kişi ondan uzaklaştırılıyor. Bu durum, Genelkurmay Başkanlığı’nda ordu ve onun komutanının iyiliğini isteyen tümgeneral rütbesindeki birçok subayın başına geldi.”
Limor yazısında ayrıca İsrail Demokrasi Enstitüsü adlı düşünce kuruluşunun da işaret ettiği, İsrail halkının orduya olan güveninin azaldığına dikkat çekti. “Bu tehlikeli bir trendin başlangıcı ve önlenmesi için adımlar atılması gerekiyor ancak Kochavi bir şey yapmıyor” ifadelerini kullanan Limor, halkın güveninin azalmasında sadece ordudaki kötü yemekler, zor hayat koşulları ve yeni başlayan askerlerin düşük maaşlar alması değil, aynı zamanda ordunun kötü performansının da etkili olduğunu belirtti. İsrail ihtiyat ordusunun eğitimlerinin azaltılması kararı sonrasında tırmanan krize işaret eden Limor, “İsrail ordusunun Kochavi dönemindeki tek gerçek sınavdaki -Surların Muhafızı Operasyonu- başarısı oldukça sınırlıydı. Bu, askeri sorunlardan değil aksine başka bir meseleden kaynaklandı o da beklenti çıtasının oldukça yüksek olmasıydı. Bu çıta Gazze sahasında parçalandı. İsrail ordusunun muazzam üstünlüğüne ve verilen sözlere rağmen Gazze’deki durum değişmedi. Kochavi’nin görevdeki ilk üç yılı boşa harcandı. Koronavirüse, seçimlere ve bütçeye rağmen Kochavi’de başarılı olabileceğine dair veriler vardı. Ordunun dediği gibi bir sonraki savaşta ses getirecek bir zafer elde etmek isteyen şu andan itibaren kendine çekidüzen vermelidir” değerlendirmesinde bulundu.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.