Savaşların ve çatışmaların temel nedeni: Yoksulluk

İç savaşları dini, etnik ve kültürel farklılıklara dayandırmanın çatışmaların fitilini ateşleyen esas sebepleri gizlemeye çalışmak olduğu belirtiliyor. (AFP)
İç savaşları dini, etnik ve kültürel farklılıklara dayandırmanın çatışmaların fitilini ateşleyen esas sebepleri gizlemeye çalışmak olduğu belirtiliyor. (AFP)
TT

Savaşların ve çatışmaların temel nedeni: Yoksulluk

İç savaşları dini, etnik ve kültürel farklılıklara dayandırmanın çatışmaların fitilini ateşleyen esas sebepleri gizlemeye çalışmak olduğu belirtiliyor. (AFP)
İç savaşları dini, etnik ve kültürel farklılıklara dayandırmanın çatışmaların fitilini ateşleyen esas sebepleri gizlemeye çalışmak olduğu belirtiliyor. (AFP)

Fidel Sbeity
Ülkelerdeki iç çatışmalardan kazanç sağlayan kişiler, bu savaşların sebeplerini bir grubun başka bir gruba hükmedip etnik ve dini kültürünü dayatmasına ya da azınlıkta kalan veya farklı bir ırka mensup olan vatandaşlardan oluşan başka grupları baskı altına almak için güç pozisyonlarını ele geçirmesine bağlamaya çalışıyorlar.
Bu savaşlardan kazanç sağlayanlar büyük miktarda hammadde, enerji kaynağı, tahta, maden, elmas ve tabii ki petrolün bulunduğu ülkelerin otoriteleri üzerindeki hakimiyetlerini sürdürmeye çalışan dünyanın zengin ve eski sömürge ülkeleri olarak ön plana çıkıyor.
Diğer yandan çatışmalara bulanmış olan ülkelerde savaşan grupların liderleri, silahlı milislerin komutanları, üst düzey iş insanları ve bankacılar gibi söz konusu kaostan kazanç sağlayanlar da mevcut. Bu kişiler ülkenin kaynakları üzerinden kendi şahsi çıkarları için büyük ve küçük anlaşmalar yapmak amacıyla kaostan ve güvensizlikten yararlanarak, hep birlikte iş birliği içerisinde savaş durumunu sürdürmeye çalışıyorlar. Savaşlar, dikey ve yatay sınıf farklılıklarını, yani çatışma içerisindeki bütün kesimlerden yoksul grupları ortaya çıkarıyor. Çoğunlukla bu savaşların bütün sıkıntılarını sırtlayanlarda bu kesimler oluyor. Genellikle bu kişiler savaşların kurbanları veya ‘yakıtı’ olarak adlandırılıyor. Dış taraflarca desteklenen savaşan kesimlerin liderlerinden ultra zenginlerin oluşturduğu tabaka ise bütün bu kaos sürecinden kazanç sağlıyor.
Bunun örnekleri ise saymakla bitmiyor. Sahra Altı Afrika ülkeleri; Kongo, Kenya, Gine, Gana, Sierra Leone, Zambiya, Zimbabve ve diğerlerinin yanı sıra Venezuela, Şili, Bolivya ve Peru gibi Latin Amerika ülkelerinde de bu durum geçerli. Ancak en çok da bu duruma Meşrık Arap bölgesi ve Doğu Afrika-Arap ülkelerinde; Libya, Sudan, Somali, Cibuti, Eritre ve Etiyopya’nın yanı sıra Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen’de rastlanıyor.

Esas sebebin örtbas edilmesi
Ancak iç savaşları dini, etnik ve kültürel farklılıklara dayandırmak bu savaşların fitilini ateşleyen ve sürmesine yol açan esas sebepleri gizlemeye çalışmaktır. Bu savaşlar gelişmekte olan veya bir aşamadan diğerine geçmeye çalışan ülkelerde devletin -ki varsa- temellerinin sarsılmasına yol açıyor. Nitekim örnek verecek olursak; bir yıl süren bir savaş, kalkınmayı sağlamaya çalışan bir kurumlar devletinin temellerini atmak için yıllarca süren girişimleri yerle yeksan edebilir. Bunlar, insanların gerek ülke içinde gerekse komşu ülkelere olsun göç etmeleri ve yerlerinden edilmelerinden ötürü genelde demografik değişimlere yol açan savaşlardır. Etiyopya, Lübnan ve Suriye bu tür demografik değişimlere örnektir.
Genelde bu değişimler ülkeyi bir kimliğe göre bölmeye yönelik olarak gerekleşir. Bu sırada ekonomi ciddi şekilde çökmeye devam eder ve bir noktadan sonra sadece bir halkı günlük temel ihtiyaçlarını temin ederek hayatta tutmak için Birleşmiş Milletler'in (BM), uluslararası kuruluşların ve destekleyici ülkelerin müdahalesi yardımcı olur. Şu an dünyanın birçok yerinde olan şey de tam olarak bu.
Şarku’l Avsatın Independent Arabiadan aktardığı ve Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) liderliğinde yürütülen ve saha çalışmalarına dayanan uluslararası raporlara göre gelişmekte olan ülkelerdeki krizlerin, çatışmaların ve savaşların devam etmesinin temelinde her şeyden önce ekonomik ve yaşamsal farklılıklar yatıyor. Sebeplerin değiştirilmesine gelince; bu, savaşlardan kazanç sağlayan bütün tarafların bildiği gerçeği örtbas etmek için yapılıyor.
Dünya Bankası 2015 yılında aşırı yoksulluk içinde yaşayan insan sayısının dünya nüfusunun yüzde 10'undan daha aşağısına düşeceği tahmininde bulundu. Ancak tahminler tutmadı çünkü bütün ülkelerin ekonomilerine zarar veren, listedeki yoksul ülke sayısını artıran ve yoksul ülkeleri daha da yoksullaştıran yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) geleceği o zamanlar bilinmiyordu.
Kovid-19 ile birlikte aynı anda çatışmalara ve savaşlara tanık olan yoksul ülkelere gelince; bir nevi mucize olmadığı sürece düzelemeyecek şekilde iki katı fakirleştiler. Uluslararası ünlü ekonomistler zengin ülkelerin yoksul ülkeler için iş birliği yapmaması halinde en kötü senaryonun gerçekleşmesinden bahsediyorlar. Böyle bir durumda ülkeler içindeki büyük sınıfsal farklılıklar, kendi halkının geçimini sağlayabilen birkaç zengin ülke ile kaynaklar için savaşların ve çatışmaların olduğu pek çok fakir ülke arasında da oluşacak. Bu, bütün küresel ekonomik döngüyü etkileyecek. Son birkaç yıldır güneyden kuzeye doğru gelen göç dalgaları, herkesi etkileyecek olan bu gelecek yaşanacakların sadece küçük bir örneği.

Savaşan ülkeler daha yoksul
Dünya Bankası'na göre yoksulluk, çatışma ve şiddetten zarar gören ülkelerde her geçen gün daha da artacak. 2030 yılına kadar dünyadaki yoksulların neredeyse yarısının bu ülkelerde olması bekleniyor. Kovid-19 salgınının devam etmesi durumunda bu sayı daha çok ve belki de şu ana kadar yapılan tahminlerden çok daha fazlasına ulaşacak.
‘Kırılganlık ve Çatışma: Yoksullukla Mücadelenin Ön Saflarında’ (Fragility and Conflict: On the Front Lines of the Fight against Poverty) başlığıyla yayınlanan yeni rapor, dünyadaki en yüksek yoksulluk düzeyine sahip 43 ülkenin kırılgan ve çatışmalardan etkilenen veya savaş içinde bulunduğunu belirtiyor. Bu savaşların biteceğine dair ufukta net işaretler ya da bu savaşları durdurmaya yönelik uluslararası düzeyde gerçek bir arzu yok. Rapora göre dünya çapında zorla yerinden edilenlerin sayısı 2012'den bu yana iki katından fazla artarak 2018'de 74 milyonu aştı ve son 4 yılda da birkaç milyon kişi arttı.
Uluslararası finans kuruluşlarındaki üst düzey ekonomistlere göre yoksulluk ve savaşların temelde birbiriyle ilişkili olduğu gözlemlendi. Bu doğrultuda gruplar arasındaki belirli barış anlaşmalarının imzalanmasıyla çatışmalardan ve savaşlardan çıkan ülkeler, yoksulluk seviyelerini hemen yarı yarıya düşürmeyi başarırken kronik iç çatışmalarla boğuşan ekonomilerde son 10 yılda yüzde 40'ı aşan yoksulluk oranlarında herhangi bir değişme olmadığı ortaya çıktı.
Bugün bölücü bir savaş ekonomisinde yaşayan birinin, son 20 yılda çatışma ve savaşa tanık olmamış bir ülkede yaşayan birine göre yoksul olma olasılığı on kat daha fazla. Bu, gelişmekte olan veya çeşitli şekillerde büyümeye çalışan ülkelerdeki birey ve grupların yaşamlarını iyileştirmeleri için barış, güvenlik ve uzlaşmanın ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi.
Dünya çapında her beş kişiden biri eğitim, sağlık ve temel altyapıdan mahrum kalmasının yanı sıra parasal yoksulluktan da mustarip.
Savaşın gözle görülür doğrudan etkilerinin yanı sıra gelecek nesilleri etkileyebilecek uzun vadeli yansımaları da var. Zira çocuklukta savaşın etkilerine maruz kalmak, hayat boyu sağlık durumunun bozulmasına neden olabilir. Savaş kaynaklı beşeri sermaye kayıpları, bireylerin yaşamları boyunca üretkenliklerinin ve gelir düzeylerinin düşmesinin yanı sıra sosyal ve ekonomik hareketlerinin de azalmasına yol açar.
Gelişmekte olan ülkelerdeki çatışmaların devam etmesinin nedenlerine ilişkin uluslararası raporlardan birine göre, savaşlardan ‘ilkel’ etnik duyguları sorumlu tutma eğilimi var. Bu da savaşların çözümünün zor gibi görünmesine sebep oluyor. Bu düşünce şekli dikkati ekonomik ve politik esas faktörlerden uzaklaştırdığı için hatalıdır.
Söz konusu raporda gelişmekte olan ülkelerdeki savaşların nedenini anlamak için dört ekonomik varsayıma yer veriliyor. Bunlar grup sebepleri, hususi sebepler, toplumsal sözleşmenin başarısızlığı ve çevresel bozulma ile ilgili faktörlere dayanıyor.

Tüm olası varsayımlar ekonomik
Devletler içindeki savaşların temelde farklı gruplar arasında olduğu göz önüne alındığında, özellikle siyasi ve ekonomik gücün dağılımı ve uygulanmasında bir grubu harekete geçiren etkenler, öfke ve beklentiler ile savaş için bir sebep oluşturur. Bu durumda çok büyük olasılıkla temel sosyal haklarından mahrum bırakılan veya liderleri tarafından haklarından mahrum bırakıldıkları konusunda ikna edilen gruplar adalet ararlar. Siyasi adalet sağlanamadığında da savaş patlak verir.
Savaşların, özellikle de liderlerden veya asker olarak çalışan eğitimsiz gençlerden oluşan bireylere fayda sağlayan savaşların süresinin uzamasına yol açan açgözlülük varsayımı var. Savaş aynı zamanda yağmacılık, kıtlık, yardımlar ve silah ticaretinden faydalanma, yasa dışı üretim ve uyuşturucu, elmas, tahta ve diğer malların ticaretini yapma fırsatları da sağlar.
Toplumsal sözleşmenin başarısızlığına yani halk ile hükümet arasındaki sosyal istikrarın bozulmasına gelecek olursak; bu, halkın ekonomik durgunluk ve bozulma yüzünden hizmet vermeyen devletin otoritesini reddettiği ve devlet hizmetlerinin bozulduğu zaman meydana gelir. Bunların sonucunda toplumsal sözleşme çöker ve şiddet ortaya çıkar.
Son olarak, çevresel bozulma bir yoksulluk kaynağı ve uzun süreli ve sert çatışmaların bir sebebi olabilir. Örneğin, nüfus baskısının artması ve tarımsal üretkenliğin azalması toprak konusunda anlaşmazlıklara yol açabilir. Su kıtlığının artması da, özellikle suyun hayatta kalmak için birincil kaynak olduğu tarım veya yüksek popülasyona sahip ülkelerde ciddi büyük savaşlara yol açabilir.
Yapılan çalışmalardan birinde 93 ülkede aralarında siyasi, ekonomik ve çevresel farklılıklara dayanan çatışmalar olan 233 silahlı siyasi grup sınıflandırıldı. Eşitsizlikten şikayet eden grupların çoğunun, şiddet içermeyen protestolardan isyana ve darbeye kadar grubun çıkarlarını korumak için bazı adımlar attığı tespit edildi. Bu, isyan ve darbe isyancı grubun iktidarı bırakmayan karşı gruba karşı ayaklanması halinde iç savaşa yol açıyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.