Anayasal monarşiye dönülmesi Libya’nın can simidi mi?

Bağımsızlık Anayasası’nın esas alınması ve Prens Muhammed er-Rıda es-Senussi’nin Kral olmasına yönelik talepler gündemde… Gözlemciler bunu hayalperest düşünceler olarak görüyorlar

Bazıları, Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi başkanlığında bir naiplik konseyi kurulmasını öneriyor (AFP)
Bazıları, Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi başkanlığında bir naiplik konseyi kurulmasını öneriyor (AFP)
TT

Anayasal monarşiye dönülmesi Libya’nın can simidi mi?

Bazıları, Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi başkanlığında bir naiplik konseyi kurulmasını öneriyor (AFP)
Bazıları, Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi başkanlığında bir naiplik konseyi kurulmasını öneriyor (AFP)

Zayed Hediyye
Genel seçimlerin engellerle karşılaşmasının ardından Libya'da siyasi ufkun kapanması ve krizin yıllar önce sona erdiği noktaya dönüp bir kısır döngüye girmesiyle Libyalılar, yönetim sorununu çözmek için olası alternatifler aramaya başladılar. Bu alternatifler arasında, 1950’lerin başında onaylanan ve Kaddafi'nin monarşiye karşı darbesinden sonra 1960’ların sonunda askıya alınan Bağımsızlık Anayasası’na dönüş çağrıları da yer alıyor.
Libya Krallığı anayasasının tekrar yürürlüğe konması çağrısında bulunan sesler Birleşmiş Milletler (BM) Libya Destek Misyonu’nun (UNSMIL) ülkedeki kriz dosyasını yönetmeye başlamasıyla yıllar önce yatışmıştı. Ancak Libya’daki geçiş aşamalarından çıkmaya yönelik uluslararası yol haritasının çıkmaza girmesinin ardından bu talep tekrar gündeme geldi.
Anayasal monarşi destekçilerinin çağrıları, bu yönetim biçiminin etkinleştirilmesini talep etmekle sınırlı kalmıyor. Zira birçok destekçi, geçtiğimiz 10 yılda ülkeyi tüketen iktidar mücadelesini sona erdirmek için Libya Krallığı tahtının hayatta kalan tek meşru varisinin tekrar göreve getirilmesini istiyor.

Anayasal krize çözüm
Libya'da anayasal monarşiye dönülmesini destekleyenler, bu seçeneğin yalnızca iktidar mücadelesini sona erdirmekle kalmayıp, aynı zamanda ülkedeki anayasal boşluğu da dolduracağını savunuyorlar. Özellikle siyasi, kültürel ve bölgesel oluşumların çoğunun 2017 yılında Anayasanın Hazırlanmasından Sorumlu Kurucu Heyet tarafından hazırlanan yeni anayasa taslağını reddetmesiyle birlikte seçim sürecinin başarısız olmasının nedenlerinden biri de anayasal boşluktu.
Bu çağrıları yapanlara göre anayasal monarşinin meşru varisi olan Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi, ülkeyi son yıllarda siyasi ve askeri çatışmalarda oldukça önemli roller üstlenen çekişmeli kişilerin etrafındaki bölünme sarmalından kurtaran birleştirici ve uzlaştırıcı kişi rolünü oynayabilir.
Bu çağrıları yapanlara göre Muhammed er-Rıda es-Senussi geçmiş yıllarda siyasi çekişmelerden uzaktı ve çatışmanın taraflarından hiçbirini kabul etmiyordu. Bu yüzden herkesin kabul edebileceği tek isim Muhammed er-Rıda es-Senussi.

Yıllar önce hareketlenme
Bu öneri yıllar önce, özellikle de 2016 yılında siyasetçilerden ve aşiretlerin ileri gelenlerinden oluşan bir grubun monarşinin tekrar gelmesini destekleyen ‘Anayasal Monarşiye Dönüş Hareketi’ adını verdikleri bir örgüt kurduklarını duyurmasıyla ortaya çıkmıştı. Örgütün kurucuları Trablus, Bingazi, Tobruk ve el-Beyda kentlerinde gösteriler düzenleyerek Libya halkını görüşlerini ve taleplerini desteklemeye çağırmışlardı.
Anayasal Monarşiye Dönüş Hareketi, kuruluş bildirgesinde Libya halkına “Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi'yi Libya kralı olarak tanımaları ve 1951'de çıkarılıp 1963'te değiştirilen Bağımsızlık Anayasası’na geri dönülmesi” çağrısında bulunmuştu.

Bildirgede imzası bulunanlar şu ifadeleri kullanmıştı:
“Kraliyet tahtının meşru hak sahibi Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi’nin geri dönmesini ve atalarımızın ve dedelerimizin modern Libya devletinin kurucusu Kral Muhammed İdris es-Senussi için yaptığı gibi Muhammed er-Rıda es-Senussi’nin ülkenin kralı olarak tekrar tanınmasını istiyoruz. Libya yıllardır çatışmalardan ve iktidar mücadelesinden sıkıntı çekiyor. Bu durum Libya topraklarında terörizm ve radikalizmin yayılmasına, yerleşmesine ve Libya'nın kaderini ve sivil ve askeri kurumlarını kontrol etmesine fırsat verdi.”

Yegâne açıklama
Öte yandan Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi ülkenin kralı olarak atanmasına yönelik çağrılara yalnızca tek bir açıklama ile cevap verdi. Nadir bir şekilde video üzerinden iki yıl önce yaptığı bu yegâne açıklamada Muhammed er-Rıda es-Senussi “Takdir halkındır. Ülke şu anda bağımsızlık kazanılmadan önceki koşulların aynısını yaşıyor. O zamanlar da çatışmalar ve dış müdahaleler vardı ancak Libyalılar bir anayasa altında birleşmiş ve Krallık kurulmuştu” ifadelerini kullanmıştı.
Muhammed er-Rıda es-Senussi şahsi resmi sitesinden yayınladığı video kaydının devamında “Monarşinin geri getirilmesi, dahili veya harici taraflarca manipüle edilecek bir kart değil. Bir kanun devleti ve anayasanın olmamasından ve vatandaşın acısını artıran güç ve para kavgalarından ötürü yaşadıkları elim gerçekliğe son verip devleti inşa etmeleri için Libyalıları hoşgörüye davet ediyorum” demişti.

Geçici bir çözüm
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Libyalı tarafların genel seçimler ve kanunları üzerindeki yasal tartışmayı sona erdirmek için anayasa ile ilgili hususları görüşmek üzere tekrar diyalog masasına dönmesiyle geçtiğimiz günlerde Libya'da anayasal monarşiye dönme çağrıları tekrar yapılmaya başlandı. Geçtiğimiz aralık ayında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılamamasının en bariz sebeplerinden biri seçim kanunlarıydı.
Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ahmed Lanki konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Anayasal anlaşmazlığı sona erdirmenin çözümü, beş yıllığına federal sisteme geçilerek Bağımsızlık Anayasası'nı tekrar yürürlüğe koyup ardından referanduma götürmekten geçiyor. Bu öneri Temsilciler Meclisi (TM) ve DYK arasında, müzakere komiteleri arasındaki ortak toplantılar kapsamında istişare edilerek uygulanabilir” ifadelerini kullandı.
Diğer yandan Anayasanın Hazırlanmasından Sorumlu Kurucu Heyet üyesi Salim Keşlaf açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“1951 anayasasına geri dönmekten bahsedilmesi, özellikle El-Beyda Mahkemesi'nin yıllar önce anayasayı geçersiz kılan bir karar vermesiyle tarihe karıştı. Anayasanın Hazırlanmasından Sorumlu Kurucu Heyet’e bağlı İletişim Komitesi sivil toplum kuruluşları (STK) ve insan hakları örgütleriyle anayasal sürecin tamamlanmasına yönelik tartışmalarına devam ediyor. Şu anda bir üçüncüsü olmayan iki seçeneği inceliyor; ya anayasa referandumu ya da cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılması için geçici bir anayasal temelin kabul edilmesi.”

Hala geçerli olan anayasa
Libyalı yazar ve araştırmacı İbrahim el-Hingari konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Krallık dönemindeki Libya anayasası ve federal sistemin kaldırılmasından sonra üzerinde yapılan değişiklikler hala geçerli. Muammer Kaddafi'nin askeri darbesinden sonra anayasanın askıya alınması veya iptal edilmesi kararının hiçbir hukuki değeri yoktur” dedi.
1951 anayasasının işleyişini durduran rejimin düşürülmesinden sonra anayasanın otomatik olarak tekrar yürürlüğe konmamasına şaşıran Hingari “2011'deki devrimden sonra Ulusal Geçiş Konseyi (UGK), marşı ve ulusal bayrağı tekrar aktifleştirmeye karar verdi. Bunların ikisi de eski anayasada mevcut. UGK’nin Bağımsızlık Anayasası’nın tekrar yürürlüğe konması yönünde bir karar vermek yerine neden bir anayasa bildirgesi çıkardığını kimse bilmiyor” dedi.
Hingari açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Bu hata, UGK’nin bağımsızlık marşı ve bayrağını tekrar etkinleştirmeye yönelik kararına istinaden, seçilmiş TM ya da Bakanlar Kurulu’nca çıkarılan ve Bağımsızlık Anayasası’nın tekrar yürürlüğe konup devletin resmi adı olan Libya Krallığı’nın geri verilmesini şart koşan bir kararla UGK tarafından düzeltilebilir. İlk aşamada Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi’nin Veliaht Prens ve Kral Vekili babasının askeri darbenin ardından bıraktığı vasiyeti uygulanarak Muhammed er-Rıda es-Senussi liderliğinde bir naiplik konseyi kurulmasını öneriyorum. Prens ile birlikte Libya’nın üç bölgesini -Trablusgarp, Sirenayka ve Fizan- temsil edecek dürüstlükleri ve tecrübeleriyle tanınan üç kişi seçilmesini öneriyorum.”

Hayalperest düşünceler
Siyaset Bilimi Profesörü Cemal eş-Şatşat, birden fazla karmaşık krize boğulmuş olan ve yerel çatışmaların hummalı uluslararası ve bölgesel rekabetlerle iç içe geçtiği Libya'nın kurtarıcısı olarak monarşiyi pazarlamaya çalışan “hayalperest düşünceler” olarak tanımladığı öneriyi eleştirdi.
Şatşat “Yarım yüzyıldan fazla geriye gitme çağrısı yapanlar, bu uzun zaman zarfında yaşanan ve anayasal monarşiye dönme hayallerini gerçekleştirmelerinin önünde engel teşkil edecek uluslararası ve yerel değişimlerin boyutunun farkında değiller” dedi.
Libya’nın bağımsızlığını kazanmasından ve 1951'de referanduma gitmeden Libya'nın üç bölgesinden oluşan bir komitenin oybirliğiyle oluşturulan anayasanın kabul edilmesinden sonra ülke Kral İdris es-Senussi'nin liderliğinde monarşi ile yönetiliyordu. Ancak o dönem Muammer Kaddafi’nin liderliğinde Libya ordusundaki subaylar iktidardaki rejime darbe yaptıktan sonra 1969 yılında anayasa askıya alınmıştı.



Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.


Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)
TT

Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)

Alman Silahlı Kuvvetleri, Ortadoğu'daki gerginliğin tırmanmasıyla birlikte "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'ta konuşlandırılan asker sayısını azaltacağını duyurdu.

Alman ordusunun operasyon komuta merkezi, artan bölgesel gerginlikleri gerekçe göstererek dün, görev için varlığı gerekli olmayan personelin geçici olarak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil'den çekileceğiniaçıkladı.

Askeri bir sözcü, yeniden konuşlandırılacak asker sayısını veya bölgede kalacak gücün büyüklüğünü belirtmekten kaçındı.

Şarku’l Avsat’ın Alman Der Spiegel dergisinden aktardığına göre bu adım, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında potansiyel bir askeri gerilimin artması riskine yanıt olarak atıldı.

Dergi, Washington ve Tahran arasındaki devam eden ve artan gerilimler nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu belirten bir parlamento brifingine atıfta bulunarak, Almanya'nın Kuzey Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmayı planladığını bildirdi.

Ortak Operasyonlar Komutanlığı ise bu adımı ihtiyati bir önlem olarak nitelendirerek, kalan personelle temel görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Kararın, sahadaki çok uluslu ortaklarla yakın bir koordinasyon içinde alındığını belirten yetkili, Alman askerlerinin güvenliğinin en büyük öncelik olduğunu vurguladı.

Almanya, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Irak güçlerine eğitim de dahil olmak üzere Irak'ı desteklemek için uluslararası bir misyona katılıyor.

Misyon Erbil'e odaklanmış durumda, ancak Der Spiegel'in haberine göre son zamanlarda yaklaşık 300 Alman askeri ülke genelinde, çoğunlukla Ürdün'de konuşlandırıldı.


CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
TT

CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) yaptığı açıklamada, güçlerinin 27 Ocak ile 2 Şubat tarihleri ​​arasında Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. X platformu üzerinden dün yayınlanan açıklamada CENTCOM, DEAŞ’ın iletişim merkezlerini ve silah depolarını tespit edip imha ettiğini belirtti.

CENTCOM Başkanı Brad Cooper, “Bu saldırılar, DEAŞ’ın Suriye'de yeniden güçlenmesini önleme kararlılığımızın altını çiziyor… ABD'nin, bölgenin ve tüm dünyanın güven içinde yaşayabilmesi için DEAŞ’ın kalıcı olarak yenilgiye uğratılmasını sağlamak üzere Küresel Koalisyon ile koordineli olarak çalışıyoruz” dedi.  

CENTCOM açıklamasında, askeri operasyonlarının son iki ayda 50'den fazla DEAŞ üyesinin öldürülmesi veya yakalanmasıyla sonuçlandığı vurgulandı.