Korona: Küresel sistemdeki derin aksaklıkların gün yüzüne çıkması  

Korona: Küresel sistemdeki derin aksaklıkların gün yüzüne çıkması  
TT

Korona: Küresel sistemdeki derin aksaklıkların gün yüzüne çıkması  

Korona: Küresel sistemdeki derin aksaklıkların gün yüzüne çıkması  

Tarih boyunca şahit olunan başlıca olgulardan biri; adaletsizliğin faillerinin kendilerini temize çıkarıp, mağdurları suçlayarak eylemsizliklerini ve kötülüğü haklı çıkarmaya çalışmasıdır. Omicron varyantının ortaya çıkmasından Afrikalıların sorumlu olduğu iddiaları, dünyanın kuzey ülkelerinde aşı kullanımında isteksizlik ve Güneydeki ülkelerin düşük aşılanma seviyeleri, 2021 yılında bu utanç verici hikâyenin bir kez daha tekrarlandığını gösteriyor.  
Omicron Afrika'nın suçu değildir; temel sorumluluk, yüz milyonlarca aşıyı stoklayıp, tüm uyarılara rağmen, dünyanın en savunmasız bölgelerinin aşılanması ve virüsün mutasyonları konusunda çok az şey yapan zengin ülkelerin yönetimlerindedir.  
Kritik sorun, Afrika'daki hükümetlerin aşıları yasaklaması ya da ihtiyatlı yaklaşması değil, Afrika'nın aşılara erişememesidir. Elbette aşı karşıtları dünyanın her yerinde kaos yaymaya çalışıyor. Bununla birlikte, Afrika ve Asya ziyaretlerimde, unutamadığım sahne; bir anne ve çocuklarının, aşılanmak için kilometrelerce yol kat edip günlerce beklemesiydi. O anne, çocuk felci, difteri ve tüberküloz gibi hastalıklar karşısında, ailesinin hayatta kalmak için en iyi şansının aşı olmak olduğunun farkındaydı. O annenin kararlılığı ve tıbbın hayat kurtarıcı gücüne olan inancı, ihtiyacının karşılanması için icabet edilmesi gereken ahlaki bir çağrı anlamına gelir. 
Son zamanlarda yeni bir salgınla karşı karşıya olmamız bize pratik bir zorunluluğu hatırlatıyor: dünya genelinde aşılamada başarısız olursak ailelerimizi ve toplumlarımızı da yüzüstü bırakmış olacağız. Virüsün serbestçe mutasyona uğramasına izin vererek, tamamen aşılanmış olanlara bile musallat olmasına katkı sunmuş oluyoruz. Dünya Sağlık Örgütü, bu yılın eylül ayına kadar, yaklaşık 200 milyon vaka artışı ve 5 milyon ölü sayısı öngörüyor. Bu durum bize şu karamsar söylemi hatırlatıyor; hiçbir yerde kimse korku içinde yaşamasın diye, herkes her yerde korku içinde yaşayacak.  
 Bir ‘korona’ krizinden başka bir ‘korona’ krizine geçmek yerine, 2022 yılını, virüse karşı tam kontrol yılı yapma kararlılığını göstermeliyiz. Seçeneklerimiz tüm dünyanın aşılanmasıyla sınırlı tutulamaz. Nitekim şu anda tüm dünyayı aşılamaya yetecek kadar aşı üretiyoruz. Mevcut üretilmiş aşı miktarı 11,1 milyar doz civarında ve haziran ayına kadar bu sayı yaklaşık 19,8 milyar doza ulaşacak. Ancak buradaki en önemli ve kabul edilemez sorun, dağıtılan milyarlarca aşının yalnızca yüzde 0,9'unun düşük gelirli ülkelerde kullanılmasıdır. Aşıların yüzde 70'i yüksek ve orta gelirli ülkelerde dağıtıldı. Yine testlerin sadece yüzde 0,5'i düşük gelirli ülkelerde yapıldı. Bu ülkelerde, bırakın solunum cihazını, ciddi anlamda temel tıbbi ekipman sıkıntısı yaşanıyor.  
Dünya genelinde tahmini 500 milyon yoksul insan, zorunlu sağlık hizmetleri ödemeleri nedeniyle aşırı yoksulluğa itiliyor.  
Düşük gelirli ülkelerde aşılanma oranları ortalama yüzde 4,8, Afrika genelinde bu oran yüzde 9,96 olarak kayda geçmiş durumda.  Bu kasvetli bir tabloyu yansıtıyor, kuzey ülkelerine kıyasla çok daha düşük maliyetlerle güney ülkelerinde aşılama yapabiliriz. Bu utanç kaynağı eşitsizlik sadece tıbbi bir başarısızlık olarak değil, bizim için ahlaki bir düşüşü göstermektedir.  
2022'de bizi bekleyen en büyük küresel zorluk, dünyanın zenginleri ile korunmasız yoksulları arasındaki büyük uçurumu kapatmak için finansman sağlayarak bu utancı ortadan kaldırmamızdadır. Küresel sağlık çabalarını desteklemeli ve gerekli finansmanı sağlamalıyız.  
Küresel ekonominin 1,1 trilyon dolarla desteklendiği 2009 mali kriziyle ilgili deneyimlerimden biliyorum. İngiltere olarak, özellikle sağlık alanında istihdamı arttırmaya yönelmiştik. İngiltere’nin vatandaşlarının istihdamına yönelik bu vizyonu, dünya geneli için örneklik teşkil etmeye adaydır.  Mevcut her sağlık uzmanını istihdam etmeli, aşı ve ilaç çalışmaları ile muteber dağıtım ajanslarını desteklemeliyiz. Coca-Cola'nın haritalarda yer almayan en ücra yerlere ulaşması gibi, Pfizer'in de gerekirse drone’lar aracılığı ile aşıları her yere ulaştırması lazımdır. Böylelikle daha önce hiç aşı olmamış yetişkinlerin aşıya kavuşması sağlanabilir.  
Dünyadaki en zengin ekonomiler, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 23.4 milyar dolarlık acil taleplerine yanıt vermelidir.  
Bunun içinde, Kovid-19 salgınına karşı küresel aşı ve tedavi programının (ACT Accelerator) aciliyet içeren 1,5 milyar dolarlık fonu da yer almaktadır. Bu miktar çok yüksek görünebilir, ancak Koronavirüs salgının 2025 yılına kadar dünya ekonomisinde neden olacağı 5,3 trilyon dolarlık zarardan 200 kat daha küçüktür. 23 milyar dolar, kuzeydeki her vatandaş haftada 10 pence (pens) öderse bu meblağ karşılanabilir. Bu tarihteki en önemli yatırımlardan biri olacaktır. Tabi ki yaşam ve ölüm arasında fark yaratmanın, en ucuz bisküvi paketi fiyatından çok daha değerli olduğuna şüphe yok.  

Kovid-19 aşısı ve tedavi yöntemlerine eşit erişim için 23 milyar dolar gerekiyor, buna ek olarak; araştırmaları sürdürmek ve tedavilerin uygulanmasında dahili kapasite oluşturmak için 24 milyar dolara gereksinim var.  
Ayrıca, üç bağımsız kuruluş tarafından önerilen yıllık 10 milyar doları kapsayacak uzun vadeli finansman kaynağına ihtiyaç var. ABD Başkanı Joe Biden'in önümüzdeki aylarda davet edeceği Aşı Konferansı'nda bu meblağların taahhüt edilmesi, gelecekteki salgınları önlemek aşısından son derece önemli olacaktır.  
Öncelikle, uluslararası toplum olarak, tıpkı 1960'larda dünya genelindeki çiçek hastalığını ortadan kaldırmak için yaptığımız gibi, Birleşmiş Milletler, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası'nın barışı koruma operasyonlarını finanse ettiği gibi, maliyetlerin ülkeler arasında adil bir şekilde paylaştırıldığı bir formül üzerinde anlaşmamız gerekiyor. Halihazırda, küresel sağlık finansmanı, bağış toplama kampanyalarıyla sağlanmaya çalışılıyor. Bunun yerine daha ciddi girişimlerin yapılması zorunludur. Bulaşıcı hastalıkların kontrolü için öncelikle DSÖ ve küresel sağlık çabaları, adil bir dağılımla ortak bir şekilde finanse edilmelidir. ABD ve Avrupa Birliği, maliyetlerin yaklaşık yüzde 25'ini sağlamalı, geri kalan ülkeler ödeme güçlerine göre katkılar sunmalıdır.  
İkinci olarak, koronavirüs salgının göz önüne serdiği, küresel sağlık sisteminin eksiklerinin bir an önce giderilmesine yönelik girişimler gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü salgınla mücadelesinde düşük kaynaklara sahipken, IMF ve kalkınma bankaları para kaynaklarının büyük çoğunluğuna hükmetmektedir. IMF’nin kaynaklarından 10 milyar doları yeni bir aşılama faaliyeti için ayırması lazımdır. Yine uzun vadede 100 milyar dolarlık bir fonun, küresel sağlık mekanizmasını iyileştirmek ve muhtemel salgınlara hazırlanmak için tahsis edilmesi gerekir.  
Üçüncü olarak, ihtiyaç duyulan finansman kaynaklarının sağlanmasında, kuzey ülkelerinin ortak para rezervlerinin kullanılmasına odaklanmalıyız. Sadece başlangıçta 2 milyar dolar ayırarak, en yoksul ülkelerin sağlık sistemlerine katkı sunmamız mümkün olacaktır.  
Son olarak, BM Küresel Sağlık Girişimi, 2006'dan bu yana küresel sağlıkla ilgili uluslararası havayolu vergilerinden yaklaşık 1,25 milyar dolar toplayabilmişti. Bu dayanışmanın benzerini, uluslararası ticari faaliyetlerin normale dönmesinden fayda sağlayacak olan şirketlerden talep edebiliriz. Bu şirketler, koronavirüs salgınıyla baş etme çabalarına katkı sunmalıdır.  
Umut kırılgan bir bileşendir. Bazı ülkelerde stoklardaki aşılar heba olurken, bazı ülkelerin aşıya umutsuzca ihtiyaç duyması umudu öldürebilir. Zengin ülkeler yoksul ülkelere yönelik kendi resmi taahhütlerini yerine getirmezse, kar etmenin insan hayatından öncelikli olduğu düşünülebilir. Ancak bu yıl umut tekrar canlanabilir.  
Bir zamanlar imkânsız görünen şey bugün mümkün olabilir. Önce bir zengin ülkenin katkıları, ardından iki ülkenin, sonra altı ülkenin, derken herkes bu ölümcül hastalığın yayılmasını durdurmak için birleşecektir. Sadece ölümlerin önüne geçmek için değil, tüm insanların yaşamına eşit değer verdiğimizi göstermek için bu böyle olacaktır.   
Bu dayanışma eylemleriyle, Afrika’daki binlerce yoksul anne, 2020 ve 2021'de sınavı kaybeden dünyanın, 2002’de birleştiğini ve kendilerine yardım ettiğini görecektir. O anneler, bizim de başkalarının acısını hissettiğimizi ve kendimizden daha büyük bir şeylere inandığımızı hissedecektir.



Avrupa semalarında bomba paniği: Hibrit savaş riski artıyor

İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)
İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)
TT

Avrupa semalarında bomba paniği: Hibrit savaş riski artıyor

İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)
İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)

Avrupa genelinde yolcu uçaklarına yönelik bomba ihbarları hibrit savaş korkularını yeniden alevlendirdi.

Asılsız ihbarlar perşembe günü Avrupa genelinde yaklaşık 30 ticari uçuşu etkiledi. Bazı uçaklar rotalarını değiştirmek zorunda kalırken bazılarına savaş jetleri eşlik etti.

Hafta başında en az 7 uçuş ve bir yolcu gemisiyle ilgili de benzer ihbarlar almasının ardından yaşanan son gelişmeler, Avrupa'daki hava ulaşımını etkileyen tehditlerin boyutunu büyüttü.

Adının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan bir kaynak, Roma Fiumicino ve Milano Malpensa havalimanlarında havayolu şirketlerine ve havalimanı işletmecilerine tehdit içeren bir e-posta gönderildiğini söylüyor.

"Male State savaşçıları" imzasını taşıyan mesajda Helsinki ve Dublin'den gelen uçaklara yerleştirilen bombaların 60 dakika içinde patlayacağı öne sürülmüş.

Rusya'da 2016'da kurulan radikal sağcı, ırkçı ve kadın düşmanı "Male State" (Erkek Devleti) hareketinin kurucusu Vladislav Pozdnyakov ise grubun artık var olmadığını belirterek, ihbarlarla ilgisinin bulunmadığını öne sürdü. Rus mahkemesi aşırılıkçı hareketin faaliyetlerini 2021'de yasaklamıştı.

Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu'nun ofisi, Dublin'den Roma'ya giden Aer Lingus uçağına eşlik etmesi için savaş uçakları gönderildiğini açıkladı. Bulgaristan Hava Kuvvetleri de üç yolcu uçağına savaş uçaklarının eşlik ettiğini duyurdu. Londra-Sofya seferini yapan bir Ryanair uçağı ülkenin ikinci büyük şehri Plovdiv'e yönlendirildi.

İspanya'da da 20 dakika içinde üç ayrı bomba ihbarı yapıldı. İhbardan Madrid'den Paris'e giden bir Air Europa uçağıyla Roma ve Milano'dan gelen iki Iberia seferi olumsuz etkilendi.

İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares, son dönemlerde Avrupa'da uçaklara yönelik asılsız bomba ihbarlarının "hibrit saldırı ve psikolojik savaş girişimi" olduğunu savundu. Ülkede 29 Kasım'da yapılacak erken genel seçimler öncesinde benzer dış müdahalelerin olabileceği uyarısında bulundu.

Avrupa'yı alarma geçiren bomba ihbarlarının ardında kim olduğu henüz tespit edilemedi.

Avrupa istihbaratından yetkililer, Ukrayna'yla savaş halindeki Rusya'nın son dönemde NATO ülkelerine karşı sabotaj ve siber saldırı faaliyetlerini artırabileceğini öne sürmüştü. Almanya, Leipzig Havalimanı'nda ağustosta ele geçirilen bomba yüklü drone'dan Rusya'yı sorumlu tutmuş, Kremlin ise iddiaları reddetmişti.

BBC'nin analizine göre saldırıların ardında Rusya'nın yanı sıra İran'ın olabileceği ihtimali de gündemde. Ancak Tahran ve Moskova'nın vekiller aracılığıyla bu sabotajları düzenlediğine dair herhangi bir somut delil bulunmadı.

Bomba ihbarları, Avrupa'daki süpermarket zincirlerinin soğutma sistemlerine düzenlenen siber saldırıların ardından geldi. Bu sabotajlarda da gözler Moskova yönetimine çevrilmişti ancak Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, dünkü açıklamasında iddiaları "saçmalık" diye niteledi.

Independent Türkçe, Reuters, BBC, Guardian


Trump'ın yeni hedefi Kuzey Kore mi olacak?

Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
TT

Trump'ın yeni hedefi Kuzey Kore mi olacak?

Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)

ABD'de ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin yaşadığı yenilginin ardından Başkan Donald Trump, dış politikada başarı elde etmek için Kuzey Kore'yle yeniden müzakere arayışına girebilir.

Reuters'ın analizinde, Trump'ın görev süresinin son iki yılında dış politikaya ağırlık verebileceği değerlendirmesi yapılıyor. Ukrayna ve İran'daki savaşların akıbeti belirsizliğini korurken, Trump'ın manevra alanının daha geniş olduğunu düşündüğü Asya'ya yönelmesi bekleniyor.

Ancak analistlere göre Kuzey Kore lideri Kim Jong-un'un şu aşamada müzakereye dönmek için fazla nedeni yok.

Trump ilk başkanlık döneminde Kim'le üç kez görüşmüş ancak 2019'daki son zirve, Kuzey Kore'nin nükleer programı ve yaptırımların kaldırılması konusunda anlaşma sağlanamaması üzerine sonuçsuz kalmıştı.

Aradan geçen 7 yılda Kuzey Kore nükleer ve füze kapasitesini önemli ölçüde artırırken Rusya ve Çin'le ilişkilerini de güçlendirdi. Bu durum, Pyongyang'ın Washington'la anlaşmaya duyduğu ihtiyacı azaltıyor.

Güney Kore'deki Ewha Kadın Üniversitesi'nden Leif-Eric Easley, nükleer silahsızlanma hedefinin geri plana atıldığı bir zirvenin bölgedeki caydırıcılığı zayıflatabileceğini ve ABD, Güney Kore ve Japonya arasında politika anlaşmazlıklarına yol açabileceğini söylüyor.

Tokyo ve Seul de Washington'ın Pyongyang'la doğrudan anlaşmaya vararak kendilerini sürecin dışında bırakmasından endişe ediyor.

Trump, Kuzey Kore'den "nükleer güç" olarak söz etse de ABD'nin bölgedeki müttefikleri ve Batılı ülkeler Pyongyang'ın bu statüsünü resmen tanımıyor. Japonya'daki Sophia Üniversitesi'nden Kazuhiro Maeşima, Washington'ın Kuzey Kore'nin nükleer statüsünü kabul etmesinin Asya'daki güvenlik ortamını köklü biçimde değiştirebileceğini belirtiyor.

Modern Diplomacy'nin analizinde de Trump'ın Güney Kore ve Japonya'nın güvenlik çıkarlarını tehlikeye atmadan ve ABD'nin nükleer silahların yayılmasını önleme taahhütlerini zayıflatmadan Pyongyang'la müzakerelere girmesinin zor olacağı yorumu yapılıyor.

Trump, ağustosta yaptığı açıklamada Kim'le yıl sonuna kadar görüşmeyi planladığını söylemişti. Bunun ardından hem maliyetli olduğu hem de Kuzey Kore'ye "düşmanca" bir mesaj gönderdiği gerekçesiyle Güney Kore'yle ortak askeri tatbikatların azaltılacağını duyurmuştu.

Kuzey Kore liderinin kız kardeşi Kim Yo-jong ise "Tatbikatların süresi ve kapsamı azaltılsa bile bunların kışkırtıcı ve saldırgan niteliği değişmeyecek" diyerek Beyaz Saray'ın görüşme taleplerine karşı mesafeli bir duruş sergilemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Modern Diplomacy


5 soruda Paraguay'daki Ueno Bank skandalı

Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)
Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)
TT

5 soruda Paraguay'daki Ueno Bank skandalı

Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)
Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)

Paraguay Devlet Başkanı Santiago Pena hakkında, milyonlarca müşteriyi mağdur eden banka skandalının ardından azil süreci başlatılması ülkede siyasi kriz yarattı.

Pena, perşembe günü yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Şayet bir an olsun halkımı hayal kırıklığına uğrattıysam özür dilemek istiyorum. Ülkemizin istikrarını, toplumsal barışı ve demokratik kurumlarımızı koruma gerekliliğini gözeterek devlet başkanlığı görevimden istifa etme kararı aldım.

Öte yandan Kongre'de yeterli toplantı sayısı sağlanamadığı için Pena'nın istifası karara bağlanamadı. Hakkındaki azil süreci Senato'da devam eden 47 yaşındaki sağcı liderin istifa açıklaması, 7 milyona yakın kişinin yaşadığı Latin Amerika ülkesinin en çok müşteriye sahip bankalarından Ueno'yla ilgili krizin ardından geldi.

Ueno Bank neden iflas etti?

2021'de dijital finans kuruluşu olarak faaliyete başlayan Ueno, Paraguay'ın en büyük bankalarından birine dönüştü. Pena'nın iktidara geldiği 2023'te bankacılık lisansı alan Ueno, 3 milyondan fazla kişiye hizmet veren 70'i aşkın şubeye sahipti.

Paraguay Milli Futbol Takımı'na sponsor olan bankanın çoğunluk hissesi, farklı sektörlerde faaliyet gösteren Grupo Vazquez'e aitti.

Ancak Ueno, özellikle şirketin kendi ortaklarıyla bağlantılı işletmelere verdiği krediler nedeniyle Paraguay Merkez Bankası (BCP) tarafından incelemeye alındı.

BCP'nin daha önce yürüttüğü incelemelerde Ueno'nun kredi portföyünde ciddi sorunlar, yetersiz teminatlar, eksik belgeler ve yanlış kaydedilmiş varlıklar tespit edildi. Bankanın mali tablolarında yapılan düzeltmelerin ardından sermaye yeterlilik oranı yasal asgari seviyenin yarısının altına düşünce BCP, 2 Kasım'da bankaya müdahale kararı aldı. Karar ertesi gün duyuruldu. Bunun üzerine bankanın faaliyetleri durduruldu, mobil uygulama, kart ve para transferi hizmetleri de kesintiye uğradı.

Müşterilerin hesaplarına erişememesi ülkede protestolara yol açtı. Bankanın yaklaşık 800-850 milyon dolarlık kamu kaynağını yönettiği, bu paranın içinde devlet emeklilik ve sağlık fonlarının da bulunduğu bildiriliyor.

Pena hükümetinin Ueno Bank'la ilişkisi nedir?

2023'te devlet başkanlığına seçilen Pena, 2019-2025'te Grupo Vazquez'in sahibi Miguel Vazquez'in yönettiği şirketlerden birinde hissedardı. Pena, Mart 2025'te bu hisselerini sattığını açıkladı. Ueno Bank'ta doğrudan hissesi bulunmadığını, bankanın sahibiyle ticari ortaklığının geçmişte kaldığını savundu.

Ancak Pena'nın liderliği döneminde devlet kurumlarının Ueno'ya aktardığı kamu kaynakları çıkar tartışmalarını alevlendirdi.

Bloomberg'in aktardığı verilere göre, devletin Ueno'daki mevduatları Ocak 2024'te 100 milyon doların altındayken Eylül 2026 sonunda yaklaşık 800 milyon dolara ulaştı. Bu tutar, bankacılık sistemindeki toplam kamu mevduatının yaklaşık yüzde 20'sine karşılık geliyor.

Ülkenin sosyal güvenlik kurumu Instituto de Previsión Social (IPS), sağlık ve emeklilik fonlarıyla devlete ait büyük hidroelektrik santrallerinin işlettiği kaynaklar da Ueno'da tutulan paralar arasındaydı. Reuters'a göre banka, yaklaşık 850 milyon dolarlık kamu kaynağını yönetiyordu.

Ueno'da hangi usulsüzlükler tespit edildi?

Paraguaylı medya kuruluşu ABC Color'ın kamuya ait mali belgeler üzerinden yaptığı incelemedeyse daha dikkat çekici bir tablo ortaya çıktı. Gazetenin 13 Ekim'deki haberine göre, devlet kurumları ve IPS'nin Ueno'ya para yatırdığı dönemlerle bankanın Grupo Vázquez'le bağlantılı şirketlere kredi verdiği tarihler arasında önemli örtüşmeler var.

BCP'nin incelemelerinde Ueno'nun, bankanın sahibi Grupo Vazquez'le bağlantılı MOWI, Grupo Hendy ve Grupo M gibi şirketlere yüksek miktarda kredi verdiği belirlendi. Bu kredilerin yeterli teminatla güvence altına alınmadığı ve bazı finansal işlemlerde usulsüzlük yapıldığı tespit edildi.

Gazete, bu kredilerin verildiği dönemlerde bankanın kamu kaynaklarından benzer büyüklükte mevduat topladığına dikkat çekti. ABC Color, bankanın BCP'nin incelemesi altındayken bile Eylül 2026'da kamu kurumlarından 20 milyon dolar daha topladığını yazmıştı. Bankanın 2026'nın ilk 9 ayında devletten ve IPS'den aldığı kaynakların toplamı 206 milyon doları aştı.

Bunlar kamu kaynaklarının doğrudan bankanın ortaklarına aktarıldığını kanıtlamıyor. Ancak kamu mevduatlarının bankanın bağlantılı şirketlere açtığı kredilerle aynı dönemde yoğunlaşması, paranın nasıl kullanıldığı ve devletin neden bu kadar büyük miktarda kaynağı tek bir bankada tuttuğu sorularını gündeme taşıdı.

Paraguay Merkez Bankası neden hedefte?

Skandalın bir diğer önemli boyutu, Ueno Bank'ı denetleyen BCP'nin yönetimiyle ilgili.

Pena, 2023'te Merkez Bankası Başkanlığı'na Carlos Carvallo'yu atadı. Carvallo, bu göreve gelmeden önce Ueno Bank'ın öncülü olan Financiera Ueno'yu yönetmişti. Ayrıca Ueno'nun bankacılık lisansı aldığı dönemde BCP'nin başında bulunuyordu.

Bankanın tasfiye sürecinin ardından Carvallo da görevinden istifa etti.

Diğer yandan ABC Color, BCP'nin eski Denetim Müdürü Fernando Rivarola'nın hazırladığı 10 Temmuz 2026 tarihli raporun hükümet tarafından kamuoyundan saklandığını da öne sürmüştü.

Raporda Ueno'nun, Grupo Vázquez'le bağlantılı yaklaşık 7 şirkete yasal kredi sınırlarını aşan miktarlarda kredi verdiğine dikkat çekilmişti. Rivarola ise raporu göndermeden 4 gün önce, 6 Temmuz'da kararnameyle BCP'deki görevinden alınarak başka bir kuruma atanmıştı.

Şimdi ne olacak?

Kongre'de yeterli toplantı sayısı sağlanamadığı için Pena'nın istifası karara bağlanamadı. Temsilciler Meclisi'nin 78 oyla kabul ettiği azil süreci Senato'da devam ediyor. Pena ise resmen görevde kalmayı sürdürüyor.

Muhalefet, istifasının kabul edilmesi halinde Pena'nın ömür boyu senatörlük statüsü kazanarak yargılanmasını güçleştirecek dokunulmazlıklardan yararlanabileceğini savunuyor.

İktidardaki Colorado Partisi (ANR) Genel Başkanı ve eski Devlet Başkanı Horacio Cartes de azil sürecine destek verdiklerini bildirmişti.

Savcılık bankanın denetlenmesi, tasfiye sürecinin yönetilmesi ve kamu kaynaklarının Ueno'ya yatırılmasıyla ilgili üç ayrı ceza soruşturması başlattı. Pena ve mevcut ya da eski bazı hükümet yetkililerinin yanı sıra banka yöneticileri ve bağlantılı şirketlerde görevli kişiler hakkında suç duyurusunda bulunuldu.

Carvallo, açıklamasında Ueno müşterilerinin 38 bin dolarlık tutara kadar paralarının "mümkün olan en kısa sürede" geri yatırılacağını söyledi.

Ancak bu sınır şirketler için de geçerli. Dolayısıyla bankaya büyük miktarda nakit yatırmış firmalar iflas etme riskiyle karşı karşıya.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump'ın müttefiklerinden olması nedeniyle Pena'nın ABD'ye kaçabileceği iddiaları da gündemde. Brezilya'da devlet başkanlığı seçimlerinde Trump'ın desteğini almasına rağmen mağlup olan Flavio Bolsonaro da ABD'ye kaçmıştı. Paraguay Devlet Başkanlığı Ofisi ise iddiaları yalanlayarak Pena'nın Kongre'de hakkındaki suçlamalara karşı savunma yapacağını bildirdi.

Independent Türkçe, ABC Color, Bloomberg, Reuters, Responsible Statecraft, New York Times, Guardian