Kendine "dünyanın en havalı diktatörü" diyen El Salvador lideri Nayib Bukele kimdir?

Nayib Bukele, belediye başkanlığından El Salvador liderliğine uzanan yolda hem övgüler hem de eleştiriler aldı (Reuters)
Nayib Bukele, belediye başkanlığından El Salvador liderliğine uzanan yolda hem övgüler hem de eleştiriler aldı (Reuters)
TT

Kendine "dünyanın en havalı diktatörü" diyen El Salvador lideri Nayib Bukele kimdir?

Nayib Bukele, belediye başkanlığından El Salvador liderliğine uzanan yolda hem övgüler hem de eleştiriler aldı (Reuters)
Nayib Bukele, belediye başkanlığından El Salvador liderliğine uzanan yolda hem övgüler hem de eleştiriler aldı (Reuters)

38 yaşında El Salvador Devlet Başkanı olan Nayib Bukele kot pantolonları, spor şapkaları ve deri ceketleriyle siyasiler arasında pek rastlanmayan tarzının yanı sıra ilk defa Bitcoin'i resmi para birimi ilan eden ve jeotermal enerjiyle kripto para madenciliği yapan sıradışı bir lider olarak sık sık dünya gündeminde yer alıyor.
TIME dergisinin "2021'in en etkili 100 kişisi" arasında gösterdiği Bukele, kimilerine göre Orta Amerika'da yeni bir tarih yazarken, kimileriyse El Salvador'un giderek otoriterleştiğini ve genç liderin yozlaşarak tüm siyasi gücü elinde toplamaya çalıştığını düşünüyor.
Independent Türkçe, kendini "dünyanın en havalı diktatörü" olarak niteleyen Bukele'nin belediye başkanlığından El Salvador liderliğine yolculuğunu, kariyerindeki önemli noktaları, tepki toplayan açıklamalarını ve geniş yankı uyandıran projelerini sizin için derledi.

Filistin kökenli, Osmanlı pasaportlu
1981'de El Salvador'da doğan Bukele, farklı ülke ve dini inanışların yer aldığı bir soydan geliyor. Genç devlet başkanının baba tarafından dedesi ve babaannesi, Osmanlı pasaportuyla Kudüs ve Beytüllahim'den El Salvador'a göçen Hıristiyan Filistinliler. Anne tarafından dedesiyse Ortodoks Hıristiyanlık mezhebinden bir Yunan iken, anneannesi de Katolik inancına mensuptu. 
40 yaşındaki Bukele'nin babası Armando Bukele Kattán ise tekstil, eczacılık ve medya alanında önemli yatırımlar yapan, üniversitede doktora derecesine sahip bir iş insanıydı. Sonradan İslam dinine geçip imam olan Armando, 1992'de El Salvador'daki ilk camiyi kurmuştu. 2015'te vefat eden Bukele'nin babası, ülkedeki Müslüman toplumda tanınan figürlerden biri olmuştu.
El Salvador'da Cizvitler tarafından yönetilen Orta Amerika Üniversitesi'nde hukuk eğitimi gören Bukele, üniversiteyi bitirmeden 18 yaşında iş hayatına atıldı, otomotiv sektöründe çalıştı ve Yamaha gibi ünlü markaların ülkedeki bayiliğini üstlendi.
Bukele, El Salvador'daki iç savaşta ABD destekli askeri yönetime karşı mücadele eden 5 solcu gerilla organizasyonunun oluşturduğu Farabundo Marti Farabundo Ulusal Özgürlük Cephesi'nin (Frente Farabundo Martí para la Liberación Nacional -FMLN) eski liderlerinden Facunda Guardado'nun, 1999'da düzenlenen devlet başkanlığı seçimlerindeki adaylığına destek vererek siyasete atıldı.
11 Mart 2012'deki yerel seçimlere FMLN'den katılan Bukele, ülkenin güneyindeki Nuevo Cuscatlán'da belediye başkanlığını kazandı. 1 Mayıs'ta göreve başlayan Bukele, not ortalaması 4 üzerinden 3,5 olan gençlerin ülkedeki istediği üniversiteye gidebilmesini sağlayan bir burs programı başlattı. Ayrıca Bukele'nin üç yıllık belediye başkanlığı döneminde yılda 12 cinayet yaşanan Nuevo Cuscatlán'da bu oran bire indi.

Başkente 65,5 milyon TL'lik yatırım
Genç siyasetçi, 2015'te düzenlenen yerel seçimlere de yine FMLN'den katıldı ve bu sefer de ülkenin başkenti San Salvador'un belediye başkanı seçildi. Bukele, 2017'de Tayvan'ın başkenti Taipei'ye ziyarette bulundu ve San Salvador'la Taipei'nin kardeş şehir bağlantılarını güçlendirdi.

Nayib Bukele, genelde ters taktığı spor şapkası ve baskılı tişörtleriyle oluşturduğu kendine has tarzıyla biliniyor (Reuters)
Bukele bir yıl sonra da Kudüs'teki bir konferansa katıldı, burada Yahudiler için kutsal olan Ağlama Duvarı'nı ziyaret etti ve dönemin Kudüs Valisi Nir Barkat'a eşi Gabriela Rodríguez de Bukele'nin dedesinin Sefarad Yahudisi olduğunu söyledi. San Salvador Belediye Başkanı olarak görevinin son döneminde de başkentin tarihi bölgelerinde yenileme çalışmaları için toplamda yaklaşık 5,7 milyon dolarlık (yaklaşık 65,5 milyon TL) yatırım yaptı.
Ancak Bukele, parti üyesi Xóchitl Marchelli'ye sözlü ve fiziksel olarak saldırdığı, parti içinde bölünme yaratmaya çalıştığı ve 2014-2019 arasında FMLN'den seçilerek El Salvador Devlet Başkanı olan Salvador Sánchez Cerén'e ağır eleştirilerde bulunduğu gerekçesiyle 10 Ekim 2017'de partiden ihraç edildi. Bundan bir yıl sonra düzenlenen yerel seçimlerdeyse FMLN, San Salvador dahil 20 belediyenin kontrolünü, Meclis'te de 8 koltuğu kaybetti.

FMLN'den ihraç ve Yeni Fikirler'in kuruluşu
FMLN'den ihraç edilmesiyle Bukele, 2019'da aday olmayı hedeflediği devlet başkanlığı seçimlerine katılmak için önce bir yurttaş hareketi olarak başlattığı Yeni Fikirler'i (Nuevas Ideas) duyurdu. Bukele, Yeni Fikirler'i 2017'de bir siyasi partiye dönüştürmeyi amaçlasa ilk etapta bunu başaramadı.
Siyasetçi, 2018'de yasal olarak gereken 50 bin imzayı büyük farkla geçip üç günde 200 bin imza toplayarak partinin kurulması için Yüksek Seçim Kurulu'na resmi başvuru yaptı fakat partinin resmiyet kazanması ve Bukele'nin buradan aday olabilmesi için işlemler gerekli sürede tamamlanamadı.

Bukele seçimleri rakiplerine fark atarak kazanmıştı (Reuters)
Muhalif FMLN ve sağcı Ulusal Cumhuriyetçi İttifakı'nın (Alianza Republicana Nacionalista -ARENA) atadığı kişilerden oluşan kurulun, Bukele'yi engellemek için süreci geciktirmiş olabileceği de savunulmuştu.
Bunun üzerine Bukele, 2019 başkanlık seçimlerine merkez sağ Ulusal Birlik İçin Büyük İttifak (Gran Alianza por la Unidad Nacional -GANA) partisinden girdi.

FMLN-ARENA tekeli kırıldı
Seçim kampanyalarında ülkeyi son 20 yıldır yöneten iki merkez parti FMLN ve ARENA'nın icraatlarını sert dille eleştiren Bukele, organize suç ve yolsuzlukla mücadele ve yoksullukla gelir adaletsizliğini önleme vaatleriyle ön plana çıktı. 
Kot pantolon ve deri ceket gibi siyasi arenada alışılmadık kıyafetlerle kendine has bir tarz oluşturan Bukele, kampanyasında özellikle sosyal medyayı çok iyi kullandı ve Z kuşağına (1997-2012 arası doğanlar) ulaşmayı başardı. 
"Kimse çalmazsa hepimize yetecek kadar para var" gibi sloganlarla özellikle gençler arasında büyük sempati kazanan siyasetçinin seçim kampanyası stratejisi olumlu yanıt verdi. Bukele, seçimin ilk turunda oyların yüzde 54'ünü kazanarak, ülkede 1984'ten bu yana ARENA ve FMLN dışında bir partiden devlet başkanı seçilen ilk isim oldu.
Bukele'nin galibiyeti, ülkeyi son 25 yıldır yöneten iki merkez partinin hakimiyetini kaybettiğinin bir göstergesi olarak yorumlandı. Zafer konuşmasında genç siyasetçi "Onlar (ARENA ve FMLN), her zamanki gibi halkımızın asla uyanmayacağını düşündüler, yorulmak bilmeden bizim iyi şeyler yapmamızın imkansız olduğunu söylediler" ifadelerini kullandı.

Parlamentoda tepki çeken tasfiyeler
Şubat 2021'de düzenlenen parlamento seçimlerindeyse Yeni Fikirler, 84 kişilik mecliste koltukların 56'sına sahip oldu. Ülkedeki 262 belediyenin 137'si de Bukele'nin partisinin kontrolünde.
Parlamento seçimlerinin ardından düzenlenen ilk oturumda Yüksek Mahkeme üyesi 5 hakimin ve Başsavcı Raul Melara'nın mayısta düzenlenen seçimle görevden alınmasıysa büyük tepki topladı. Yüksek Mahkeme, Bukele'nin Haziran 2020'de Kovid-19 tedbirleri kapsamında uyguladığı sokağa çıkma yasaklarının anayasaya aykırı olduğuna karar vermişti. Bukele'nin bu hamlesinin de bir misilleme olarak görüldüğü bildirilmişti.
ABD merkezli İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün (Human Rights Watch –HRW) verilerine göre Bukele yönetiminin açıkladığı tecrit kurallarını ihlal eden 4 bin 236 kişi polis tarafından gözaltına alındı ve kötü muamele gördü.

Meclis'te Bukele'nin partisi Yeni Fikirler'in çoğunluğu kazanmasıyla ilk oturumda gerçekleşen görevden almalar, ABD ve El Salvador arasında gerginliğin artmasına yol açmıştı (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Bukele'yi arayarak hakimlerin görevden alınmasından "ciddi şekilde endişe duyduklarını" belirtti. Bukele'yse oturumda 64 "Evet" oyuna karşı 19 "Hayır" oyu ve 1 çekimser oyla alınan karardan memnun olduğunu ifade etti.

"Tüm gücü elinde toplamaya çalışıyor"
ABD'nin önde gelen gazetelerinden Washington Post'ta HRW yetkililerinin kaleme aldığı bir yazıda, söz konusu gelişmeler hakkında yapılan değerlendirmelerde, Bukele yönetiminin başa geldiğinden beri "tüm siyasi gücü eline geçirmeye çalıştığı" savunulurken, ülkenin gün geçtikçe daha da otoriter bir çizgiye doğru kaydığı yorumu yapıldı.

Trump'la kurduğu yakınlığı Biden'la kuramadı
Eski ABD Başkanı Donald Trump'la iyi geçinen, onun göçe karşı katı politikalarına destek vererek kendine ABD'de de destekçiler edinen Bukele, Trump'tan daha farklı bir Orta Amerika siyaseti izleyen ABD Başkanı Joe Biden'la aynı ritmi henüz tutturamadı.
Biden yönetimi, El Salvador liderini insan haklarını ihlal etmek ve otoriter uygulamalara başvurmakla suçlarken, Yüksek Mahkeme tasfiyesinin ardından Bukele'nin parti özel kalemi Carolina Recinos da dahil bazı isimleri yolsuzluk yaptıkları gerekçesiyle yaptırım listesine aldı.
Öte yandan Şubat 2021'de Bukele'nin haber vermeden Washington DC'ye düzenlediği bir ziyarette ABD Başkanı'yla görüşme talep ettiği fakat Biden'ın bunu reddettiği iddia edildi.
Bukele'yse gezinin resmi olmadığını, eşi ve çocuğuyla ABD'ye vakit geçirmek için gittiğini ve Biden'la görüşme talebinde de bulunmadığını savundu.

2024'te yeniden seçim yolu göründü
Yüksek Mahkeme'nin Eylül 2021'de Bukele'nin yeniden seçilmesine onay veren kararı da halkın bir kesimi tarafından tepkiyle karşılandı. Eski uygulamaya göre devlet başkanı seçilen kişinin yeniden seçime girmesi için 10 yıl beklemesi gerekiyordu. Bu kararın değiştirilmesiyle Bukele için 2024'te ikinci kez seçime girme yolu açılmış oldu.

Kararın ardından binlerce kişi başkent San Salvador'da sokağa dökülmüş ve Bukele karşıtı sloganlar atarak protesto düzenledi.

Protestocular, "Diktatör Bukele" sloganlarıyla El Salvador Devlet Başkanı'nın istifasını istemişti (Reuters)
San Salvador'daki ABD Maslahatgüzarlığı'ndan yapılan açıklamadaysa "ABD, El Salvador Yüksek Mahkemesi Anayasa Kurulu tarafından 3 Eylül'de alınan kararı kınıyor" ifadelerine yer verildi.

Polis ve askeriyenin yenilenmesi
Yüksek suç oranı, suç örgütleri ve çetelerle mücadele vaadiyle göreve gelen Bukele, 20 Haziran 2019'da "Bölge Denetim Planı"nı duyurdu. Plan, ülkedeki belirli bölgelerde güvenlik güçlerinin sayısıyla etkisini artırmayı ve suç oranlarını düşürmeyi öngörüyordu. Plan dahilinde hem Ulusal Polis (Policía Nacional Civil de El Salvador) hem de El Salvador Silahlı Kuvvetleri (Fuerza Armada de El Salvador) birliklerine daha iyi ateşli silahlar, mühimmat, teçhizat, helikopter ve devriye araçları sağlanması hedefleniyordu.

"Düğmeye basmak istersek basarız"
Fakat Şubat 2020'de ARENA ve FMLN, plan için ABD'den alınması öngörülen 109 milyon dolarlık (yaklaşık 1,2 milyar TL) krediyi oylamak için söz konusu çalışmaya dair kendilerine yeteri kadar bilgi verilmediğini savunarak, bütçe görüşmelerinde oy vermeyeceklerini açıkladı. Bunun üzerine silahlı asker ve polisler Meclis'i baskın düzenledi ve ülkede tansiyon yükseldi.

Polis ve ordunun Meclis'e baskın düzenlemesi uluslararası basında da büyük yankı uyandırdı (El Faro / Víctor Peña)
Muhalefetin süreci tıkamaya çalıştığını savunan Bukele'yse olayın ardından yaptığı konuşmada muhalefete gözdağı vererek "Düğmeye basmak istersek basarız" dedi.
HRW, Bukele'nin "kaba kuvvet kullandığını" söyleyerek ABD merkezli Amerikan Devletleri Örgütü'ne (Organization of American States –OAS) çağrıda bulundu.

Suç oranında ciddi düşüş
Özellikle Latin Amerika ve Karayipler'deki organize suç örgütlerine odaklanan, bağımsız ve kâr amacı gütmeyen araştırma kuruluşu InSight Crime'ın verilerine göre, Bukele'nin Bölge Denetim Planı'nın hayata geçirilmesiyle, 100 bin kişi başına işlenen cinayet oranı 2018'de yüzde 51 iken, 2019'da yüzde 36'ya indi. Aynı oran 2016'da yüzde 81 civarındaydı.
Bukele, 20 Temmuz 2021'de attığı bir tweette silahlı kuvvetlerdeki asker sayısını 5 yıl içinde iki katına çıkarmayı hedeflediklerini söyledi. Buna göre her 15 haftada bir yeni bir grup askerin birliğe ekleneceğini ve 20 bin kişilik ordunun 40 bin askere sahip olacağını ifade etti.

"Bukele suç örgütleriyle gizli anlaşma yaptı"
Öte yandan Bukele yönetiminin suç örgütleriyle anlaşma yaptığı ve suç oranlarındaki ciddi düşüşün bundan kaynaklandığı iddiaları da gündeme geldi.
Muhalif haber sitesi El Faro'da yayımlanan ve hapishane kayıtlarından yola çıkılarak hazırlanan haberde, 2019'da iktidara geldiğinden beri Bukele yönetiminin, ülkenin en ünlü suç örgütlerinden Mara Salvatrucha 13'ün (MS-13) ve rakibi Barrio 18'in hapishanedeki üyeleriyle gizli görüşmeler yaptığı öne sürüldü.

Vücutlarına yaptırdıkları dövmelerle tanınan, uyuşturucu kaçakçılığından cinayete kadar birçok suça karışmış olan MS-13, ülkenin en ünlü çetelerinden (El Faro / Víctor Peña)
Haberde çetelerle, cinayet oranlarını azaltmaları ve Bukele'nin yeniden seçilmesine destek vermeleri için anlaşma sağlamak amacıyla görüşmeler düzenlendiği iddia edildi. Fakat Bukele iddiaları yalanlarken, daha sonra da kara para akladığı gerekçesiyle El Faro hakkında soruşturma başlatıldı.
Aralık 2021'de ABD de Bukele yönetimini bu çetelerle gizlice müzakere etmekle suçladı. ABD Hazine Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada El Salvador yönetiminin şiddet olaylarının azaltılması ve cinayet sayısının düşürülmesi için çetelere para aktardığı iddia edildi. Açıklamada çetelerle temasa geçtiği gerekçesiyle Adalet Bakan Yardımcısı Osiris Luna Meza ve Social Fabric Reconstruction Unit (Sosyal Dokuyu Yeniden Yapılandırma Birimi) adlı yardım kuruluşunun başkanı Carlos Amílcar Marroquín Chica'nın yaptırım listesine alındığını duyuruldu.

Barrio 18'in yaklaşık 30 bin ila 50 bin üyesi olduğu düşünülüyor (Reuters)
Bukele ise resmi Twitter hesabından yaptığı açıklamada iddiaların yalan olduğunu savundu.

Bitcoin'i resmen tedavüle sokan ilk ülke
Bukele'nin dünya gündemine oturan bir icraatı da Bitcoin'i resmi olarak tedavüle sokmasıydı. El Salvador liderinin Haziran 2021'de Bitcoin'in yasal bir para birimi olarak tanınmasına ilişkin yasa teklifi kongreden geçti ve eylülde de kripto para resmi olarak dünyada ilk defa bir ülke tarafından kullanılmaya başlandı.

Dijital cüzdan "Chivo"yla işlem yapılabilmesi için başkent San Salvador'un farklı noktalarına ATM'ler yerleştirilmişti (Reuters)
Bukele'nin Twitter hesabından eylülde yaptığı açıklamada, 200 yeni Bitcoin daha alındığı ve ülkenin toplamda piyasa değeri 21 milyon dolar (yaklaşık 241,7 milyon TL) olan 400 Bitcoin'i bulunduğu bildirildi.
Uygulama kapsamında yurttaşlar kimlik numaralarıyla yönetimin sağladığı dijital Bitcoin cüzdanı Chivo'ya erişebilme hakkı kazanırken, vergi ödemelerinin bile kripto parayla yapılması sağlandı. Bukele, ayrıca Chivo'da hesap açtıran herkese 30 dolar (yaklaşık 345 TL) değerinde Bitcoin verileceğini de duyurdu.

Kripto para kararına karşı protestolar
Ancak Bitcoin'i resmen tedavüle sokan ilk ülke olan El Salvador'da bu karar halkın bazı kesimleri tarafından tepkiyle karşılandı.
Eylülde kararın açıklanmasının ardından binlerce kişi sokaklara dükldü ve yönetim karşıtı sloganlar attı. Bazı protestocular ATM benzeri Bitcoin otomatlarını yakarken, bazıları da ellerinde "Diktatör Bukele" yazılı pankartlar taşıdı.

Bitcoin'in resmi para birimi olarak kabul edilmesine tepki gösteren halk, Chivo ATM'lerini ateşe vermişti (AP)
Bitcoin'in yasal para birimi olarak kullanılmasına karşı gelenler, kripto paranın değerinin öngörülemez şekilde değişmesinin, halihazırda yoksul haldeki Orta Amerika ülkesini daha da istikrarsızlaştıracağını ve enflasyonu yükselteceği eleştirisinde bulundu.
Bukele'yse resmi Twitter hesabında yapığı açıklamada yurttaşlardan sabırlı olmalarını dileyerek "Tüm yenilikler gibi, El Salvador'un Bitcoin sürecinin de bir öğrenme eğrisi olacak. İleriye yönelik tüm yollar böyledir. Hiçbir şey bir günde ya da bir ayda başarılmayacak" dedi.
Öte yandan ülkenin ulusal gazetesi La Prensa Grafica'nın anketinde, Bitcoin kararının ardından gelen tepkilere rağmen Bukele'nin kamuoyu güveni oranının yüzde 85,1'le yine yüksek kaldığı bildirildi.

Yanardağ eteğinde "Bitcoin şehri"
Protestolara rağmen Bitcoin'le ilgili projelere devam eden Bukele, kasımda dünyanın ilk "Bitcoin şehri" projesini de duyurdu.

Bukele, Bitcoin'e desteğini göstermek için Twitter hesabından paylaştığı fotoğrafla, Tesla CEO'su Elon Musk'ın da yer aldığı lazer göz akımına katıldı (Twitter / @nayibbukele)
Bukele, düzenlediği basın toplantısında şehrin Conchagua Yanardağı'nın etrafında kurulacağını, kripto para madenciliğinin buradan elde edilen jeotermal enerjiyle yapılacağını ve yaklaşık 300 bin Bitcoin'e mal olacağını söyledi.

Bukele, "Bitcoin şehri" projesini tanıtırken "Bu sadece iyi bir fikir değil. İnsanlığın evrimi" ifadelerini kullandı (Reuters)
Devlet başkanı, yeni şehirde "yerleşim alanlarının, ticari alanların, hizmetlerin, müzelerin, eğlence merkezlerinin, barların, restoranların, havalimanlarının, gemi limanlarının, demiryollarının, yani her şeyin Bitcoin'le çalışacağını" ifade etti. 
Duyuruda ayrıca şehirde gelir vergisi alınmayacağı ve sadece katma değer vergisinin uygulanacağı, toplanan vergilerin yarısının şehrin inşası için diğer yarısının da bakım ve temizlik çalışmaları için harcanacağı bildirildi. 

"Kürtaj soykırımdır"
Bukele yönetimi, ilk defa 1998'de yürürlüğe konan ve üç kez oylama yapılmasına rağmen iptal edilmeyen kürtaj yasağına desteğiyle de gündem oldu.
Nikaragua, Honduras ve Dominik Cumhuriyeti'yle birlikte en katı kürtaj yasaklarından birini uygulayan Orta Amerika ülkesinde hayati tehlike teşkil eden sakatlıklar, annenin can sağlığına tehdit oluşturabilecek durumlar ya da tecavüz vakalarında bile kürtaj yasadışı kabul ediliyor. Buna uymayan kadınlarsa cinayet suçundan yargılanabiliyor ve 50 yıla kadar hapis cezası alabiliyor.
Ekim 2021'de, kadın hakları gruplarının taleplerine rağmen Meclis'te yapılan görüşmelerde 73'e 11 oyla kürtaj yasağının yürürlükte kalmasına karar verildi.
Kasımdaysa Amerikalılar Arası İnsan Hakları Mahkemesi (The Inter-American Court of Human Rights), Bukele yönetiminin, adı Manuela olarak açıklanan, kürtaj yaptırmaya çalıştığı gerekçesiyle 2008'de tutuklanan ve 2010'da hapishanede hayatını kaybeden iki çocuk annesi kadının hakkını ihlal ettiğini duyurdu. 
Geçen hafta da kürtaj yasağından dolayı 30'ar yıl hapis cezası alan ve kimlikleri Karen, Kathy ve Evelyn olarak açıklanan üç kadın serbest bırakıldı. 

Katı kürtaj yasaklarının uygulandığı El Salvador'da kadın hakları aktivistleri, Devlet Başkanı Nayib Bukele yönetimine karşı protestolar düzenlemişti (AP)
Kürtajın Suç Olmaktan Çıkarılması İçin Yurttaş Grubu (Citizen's Group for the Depenalization of Abortion), salıverilmeden önce Karen'in 6, Kathy'nin 8, Evelyn'in de 13 yıldır hapis yattığını ve kürtaj yasaklarından ötürü 14 kadının daha hapiste olduğunu bildirdi.
Bukele, Puerto Rikolu rapçi Residente'yle geçen yıl yaptığı bir söyleşide, "Bence, nihayetinde gelecekte kürtajın gerçekleştirdiğimiz büyük bir soykırım olduğunu fark edeceğiz" ifadelerini kullandı.
Eşcinsel evliliğe de karşı
El Salvador lideri aynı zamanda eşcinsel evliliğe karşı duruşuyla da biliniyor. Residente'yle söyleşisinde Bukele, "evliliğin geleneksel olarak bir erkekle kadın arasında yapıldığını" düşündüğünü belirtti.
Ayrıca Eylül 2021'de anayasal reform çalışmalarına dair yaptığı açıklamada da Bukele, kürtaj yasağının yanı sıra eşcinsel evliliğe dair yasakla ilgili de herhangi bir değişikliğe gidilmeyeceğini duyurdu.
Bukele'nin gelecekte El Salvador'u hangi yöne götüreceği tartışmalı. Henüz adaylığını resmen açıklamamış olsa bile genç liderin ve ülkesinin kaderini önemli ölçüde belirleyecek köşe taşlarından biri 2024'teki seçimler olacak.
Öte yandan tepki çeken kararları, ses getiren hamleleri, siyasi duruşu ve sıradışı projeleriyle Bukele ileride de gündemden düşmeyecek gibi görünüyor.
Independent Türkçe



Trump'ın çekici ve Truman'ın bombası arasında: Amerikan temkinlilik dönemi sona mı erdi?

Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
TT

Trump'ın çekici ve Truman'ın bombası arasında: Amerikan temkinlilik dönemi sona mı erdi?

Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
Kolaj: AFP/Reuters/Majalla

Abdullah Faysal Al Rabah

Amerikan başkanlığı, özünde, devletin bürokratik kurumları ile siyasi tarihe iz bırakmayı amaçlayan kişisel bir iradeyle somutlaşan başkanın bireysel vizyonu arasında sürekli bir mücadeleyi temsil eder. Bu mücadele sadece bir görüş ayrılığı değildir; aksine, özünde iki güç tarzı arasındaki bir rekabeti yansıtır. O güçler de hassas kurumsal kâr ve zarar hesaplarına dayanan rasyonel, yasalcı bir güç ile gelenekleri yıkmaya ve hesaplı riskler alma yoluyla gerçekliği yeniden şekillendirmeye eğilimli karizmatik bir güçtür.

Donald Trump döneminde, denge açıkça ikinci tarz lehine kaymış gibi görünüyor. Zira Washington, on yıllardır dış politikasını karakterize eden stratejik temkinlilik alanından, ABD'nin yüksek çıkarlarını ve sınırlarını yeniden tanımlayan proaktif, şok edici eylemler alanına geçiş yapmış bulunuyor.

Bugün Amerikan dış politikasında tanık olduğumuz değişim, Beyaz Saray'daki başkanın kimliğindeki değişiklikle sınırlı değil; istihbarat ve saha risklerinin değerlendirilme biçiminde ve tolerans sınırlarında yapısal bir devrimi yansıtıyor. Önceki yönetimler başarısızlığın sonuçlarından ve bunun başkanın siyasi geleceği ve ulusun prestiji üzerindeki etkisinden korkarken, mevcut yönetim jeopolitik çıkmazı kırmanın temel yolu olarak şok taktiklerini benimseyerek yüksek riskli bir kumar oynamaya daha yatkın görünüyor. Bu makale, Amerikan başkanlığının elini kolunu bağlayan geçmişteki başarısızlıklar ile küresel güç dengesinde ulusal çıkar kavramını yeniden şekillendiren mevcut başarılar arasında derinlemesine bir tarihsel karşılaştırma yaparak bu doktrini çözümlemeyi amaçlamaktadır.

Başarısızlığın acısı ve Kennedy ile Carter'ın gölgeleri

Büyük Amerikan istihbarat operasyonları tarihi, on yıllarca Washington’daki politika yapıcılarının bilincini şekillendiren sert derslerin ağır bir kaydını sunmaktadır; zira ABD'nin yaşadığı kayıplar başkanlar üzerinde derin bir olumsuz etki bırakmıştır. 1961'e geri döndüğümüzde, John F. Kennedy'nin aslında selefi Dwight Eisenhower'ın yönetimi sırasında formüle edilmiş bir istihbarat planını miras alıp uyguladığını, ancak Küba'daki Domuzlar Körfezi çıkarmasının başarısızlığının bedelini hem iç hem de uluslararası alanda kendisinin ödediğini görüyoruz. Bu operasyonun başarısızlığı sadece sahada askeri bir geri adım değil, Soğuk Savaş'ın zirvesinde Amerikan başkanlığının prestijine doğrudan bir darbe oldu. O dönemde istihbarat hesaplarında yapılan bu hata, Kennedy'yi dünya önünde utanç verici bir savunma pozisyonuna soktu ve daha sonra Sovyetleri Küba Füze Krizi'nde Washington'un sınırlarını test etmeye cesaretlendirdi.

sdvds
Domuzlar Körfezi çıkarması sırasında patlak veren gösterilerde Kübalı ve Amerikalı Castro destekçileri ile muhalifleri arasında çıkan çatışmalar, New York, 19 Nisan 1961 (AFP)

Aynı dramatik sahne, 1980'de Tahran'daki Amerikalı rehineleri kurtarmak için düzenlenen Kartal Pençesi Operasyonu sırasında Jimmy Carter’ın da başına geldi. Bu sadece teknik olarak başarısız bir girişim değil, aynı zamanda askeri ve bürokratik kurumun değişen saha koşullarına uyum sağlayamaması durumunun bir tezahürüydü. Tabas çölündeki enkaz görüntüleri, liderliğin başarısızlığının bir simgesi haline geldi. Carter, vatandaşlarını korumakta başarısız olan bir süper gücü yöneten zayıf bir başkan olarak görüldü ve bu da Ronald Reagan karşısında ezici bir yenilgi almasına neden oldu. Bu tarihi başarısızlıklar, “istihbarat başarısızlığı kompleksi” olarak adlandırılabilecek bir durum yarattı ve bu da sonraki birçok başkanın, siyasi ve ahlaki yıpranma tuzağından korkarak, cesur saha operasyonları yerine karmaşık diplomatik çözümleri tercih etmesine yol açtı.

Trump dönemindeki yaklaşım, özellikle 2025'teki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, kriz yönetimi yerine proaktif eyleme dayalı farklı bir siyasi felsefeyi somutlaştırdıBuna karşılık, Trump'ın Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu kaçırma operasyonu, başarısızlık mirasıyla dolu bu tarihi kalıbı kırdı. Trump'ın giriştiği macera, Domuz Körfezi veya Kartal Pençesi Operasyonu kadar felaketle sonuçlanabilecek bir başarısızlık potansiyeli taşıyordu. Amerikan can kayıpları veya operasyonun başarısızlığı, siyasi kaderine Kennedy ve Carter'ın peşini bırakmayan aynı gölgeyi düşürebilirdi. Buna karşılık operasyonun başarısı, modern istihbarat hesaplarının doğruluğunda temel bir değişimi ortaya koydu; bu hesaplar artık önceki on yıllarda mevcut olanlardan çok daha fazla teknolojik araca ve insan kaynağına sahip. Bu nedenle Trump, hızlı ve nokta bir vuruşla başarısızlık korkusunun üstesinden gelmeyi seçti ve oynadığı kumarı Latin Amerika'daki güç dengesini yeniden şekillendiren stratejik bir başarıya dönüştürdü.

Gece Yarısı Çekici ve nükleer egemenliğin riskleri

Taktik operasyonlardan varoluşsal krizlerle başa çıkmaya geçiş, 1962 Küba Füze Krizi ile 2025'te zirveye ulaşan İran nükleer programı krizi arasında neredeyse kaçınılmaz bir karşılaştırmayı gerektiriyor.

dsfvdf
1961 Nisan'ında Küba'nın güney kıyısındaki Domuzlar Körfezi çıkarması sırasında yaklaşık 1500 Castro karşıtı müttefikin Playa Giron plajına çıkarma yapmasının ardından ele geçirilen ABD yapımı silahların yanında duran bir Küba askeri (Reuters)

Kennedy döneminde, ABD yönetimi, tam teşekküllü bir nükleer çatışmaya kaymayı önleyecek dikkatlice ayarlanmış bir çevreleme politikasıyla krizi yönetmeye çalışarak ince bir çizgide yürüdü. Amaç, karşılıklı olarak füzeleri geri çekme anlaşmasında olduğu gibi, doğrudan çatışmaya başvurmadan ulusal güvenliği garanti altına alacak, itibarı koruyacak bir uzlaşmaya varmaktı.

Trump dönemindeki yaklaşımsa, özellikle 2025'teki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, kriz yönetimi yerine proaktif eyleme dayalı farklı bir siyasi felsefeyi somutlaştırdı. Washington artık kademeli çevreleme veya kırılgan izleme anlaşmaları arayışında değil; bunun yerine, düşmanın niteliksel gücünü felç ederek tehdidin kökünü kurutma stratejisine geçiş yaptı. Askeri doktrindeki bu niteliksel değişim, Harry Truman'ın çatışmanın tüm seyrini değiştirecek kesin bir eylem olarak, Japonya'ya karşı nükleer silah kullanma kararını aldığı zamanki yaklaşımını hatırlatıyor.

2026 kumarı, potansiyel maliyetine rağmen, hesaplı riskin, ulusal güvenlik konularında tam bir kontrol kaybına yol açabilecek stratejik beklemeden daha az tehlikeli olduğu varsayımına dayanıyor

Trump'ın bu bağlamdaki maceraları, Truman'ın izlediği savunmacı maceracılığa benzetilebilir; her ikisi de uzun ve maliyetli bir yıpratma savaşını, geri dönüşü zor olacak yeni bir gerçeklik dayatan şok edici bir eylemle sona erdirmeyi amaçladı. Truman, yıkıcı bir dünya savaşını sona erdirmek ve Japonya'ya yapılacak bir kara işgalinde yüz binlerce Amerikan askerinin kaybını önlemek için nükleer silah kullanma yoluna gitti. Buna karşılık Trump, İran nükleer tehdidini etkisiz hale getiren ve Ortadoğu'da on yıllardır süren, ABD Hazinesine milyarlarca dolara mal olan jeopolitik yıpranmaya son veren yeni bir stratejik gerçekliği dayatmak için Gece Yarısı Çekici Operasyonunu düzenledi. Her ikisi de, beklemeye daha fazla tahammülü kalmayan yüksek Amerikan çıkarları adına siyasi ve kurumsal tabuları yıktı.

Ancak aralarındaki temel fark, Truman'ın kesin bir zafer ve konvansiyonel teslimiyetle sonuçlanan deklare edilmiş ve kapsamlı bir savaş bağlamında hareket etmesi, Trump'ın ise resmi bir teslimiyeti beklemeden düşmana stratejik felci dayatmayı ve oyunun kurallarını değiştirmeyi amaçlayan gri çatışmalar alanında hareket etmesidir. Bu durum, istihbarat hesaplarının başarısını, öngörülemeyen bir bölgesel felakete doğru kaymayı önlemede çok önemli bir unsur haline getiriyor.

Obama'nın mirasından kopuş ve 2026 gerilimi

 İran dosyasındaki 2026 gerilimi ile 2015 anlaşması arasındaki karşılaştırma, uluslararası ilişkilerde gücün rolüne dair anlayışta derin bir uçurumu açığa çıkarıyor. Obama, gücü diplomatik süreci desteklemek için son çare olarak görürken, Trump onu nükleer tehdidi kökünden ortadan kaldıran yeni bir diplomatik gerçekliği dayatmak için birincil, hatta bazen tek araç olarak ele alıyor. Beyaz Saray Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında yapılması beklenen İstanbul görüşmeleri hazırlıklarıyla aynı zamana denk gelen bu tarihi değişim, ABD'yi, çözümsüz krizleri çözmek için kararlı eylemi tercih edilen yöntem olarak gören, küresel hiyerarşinin tepesinde kalmanın bedeli olarak hesaplı bir risk sayan Harry Truman mirasına geri döndürüyor.

fd
ABD'nin 33. Başkanı Harry Truman (1884-1972), 1945'te başkent Washington'da medyaya hitap ediyor (AFP)

Sosyolojik bir bakış açısıyla, Amerikan siyasi figüründe, ortak çıkarları koordine etmeye çalışan uluslararası yöneticiden, müzakere masasına oturmadan önce hegemonyayı dayatmayı ve sahadaki gerçekliği değiştirmeyi amaçlayan ulusal lidere doğru bir dönüşüm gözlemliyoruz. Bu değişim, Amerikan siyasi kurumunun ulusal çıkar kavramını anlama biçimindeki bir değişikliği yansıtıyor. Tavizlerden kaynaklanan geçici istikrar artık amaç değil; aksine, nihai hedef, kalıcı üstünlüğü garanti eden kesin bir stratejik zaferdir. Bu tırmandırmada istihbarat hesaplarının hassasiyeti, teknik bilgi toplamanın ötesine geçerek, nokta saldırıların düşman başkentlerindeki güç yapılarına yönelik etkisini anlama yoluyla düşmanların davranışlarının analizini de içerecek şekilde genişledi.

Sonuç olarak, 2026 kumarı, potansiyel maliyetine rağmen hesaplı riskin, hızlanan teknolojik ve nükleer silahlanma yarışının ortasında ulusal güvenlik konularında tam bir kontrol kaybına yol açabilecek stratejik beklemeden daha az tehlikeli olduğu varsayımına dayanıyor.

Karizmatik liderliğin sosyolojisi ve ulusal çıkarlar

Bu değişim, liderliğin sosyolojik boyutunu dikkate almadan anlaşılamaz. Trump, istihbarat ve askeri bürokrasiye meydan okuyan ve onu büyük hedeflere engel olarak gören bir lider modelini yeniden canlandırıyor. Kennedy ve Carter örneklerinde, kurum başkanı kontrol etti ve emellerinin sınırlarını belirledi; bu da sonuçta sorumluluğun dağılmasından kaynaklanan başarısızlıklara yol açtı. Trump döneminde ise karar alma merkezileştirildi ve maceracı kişiliğiyle iç içe geçmiş olsa da, bu durum istihbarat kuruluşunu, liderliğin direktiflerini desteklemek için en doğru değerlendirmeleri sağlamak zorunda kaldığı bir konuma getiriyor.

ABD yönetiminin Venezuela ve İran gibi karmaşık dosyalarda elde ettiği istihbarat ve saha başarıları, yeni bir hegemonya çağını şekillendirdi

Bu liderlik tarzı, ABD'nin yüksek çıkarları kavramını temelden değiştiriyor; uzun vadeli kurumsal uzlaşmanın ürünü olmak yerine, başkan tarafından dayatılan ve tüm sorumluluğunu üstlendiği stratejik bir vizyon haline geliyor. Trump'ın Maduro'yu devirmedeki veya “Gece Yarısı Çekici” ile rakiplerinin nükleer yeteneklerini felç etmedeki başarısı, karmaşık diplomatik vaatlerden ziyade somut sonuçları tercih etme eğiliminde olan Amerikan kamuoyunun gözünde bu liderlik tarzının meşruiyetini güçlendiriyor. Ancak sürdürülebilirlik soruları devam ediyor. Hesaplar ne kadar hassas olursa olsun, bir macera her zaman bir maceradır ve can kayıpları -eğer meydana gelirse- karizmatik bir kahramanı bir anda istenmeyen bir başkana dönüştürebilir.

Peki sonra ne olacak?

ABD yönetiminin Venezuela ve İran gibi karmaşık dosyalarda elde ettiği istihbarat ve saha başarıları, geleneksel kurumların rutininden çok uzak, şok edici eylemlere ve hızlı sonuçlara dayalı yeni bir hegemonya çağını şekillendirdi. Bununla beraber bu yaklaşım, uluslararası düzenin geleceği için büyük zorlukları da içinde taşıyor. Proaktif maceraları gerçekleştirirken istihbarat hesaplarının doğruluğuna aşırı güvenmek, geçmişte büyük çatışmaları önleyen güvenceleri zayıflatabilir.

cdvfdv
Eylül 1945'te çekilen bir arşiv fotoğrafı, daha sonra tarihi bir dönüm noktası olarak korunan, Atom Bombası Kubbesi olarak bilinen Hiroşima Bölgesel Sanayi Geliştirme Binası'nın kalıntılarını gösteriyor (AFP)

Bugün dünya, Washington'un egemenlik ve güç kavramlarını yeniden tanımlamasını izliyor; artık mesele sadece çıkarları korumakla ilgili değil, tarihin seyrini saatler içinde değiştiren nokta operasyonlarla bunları dayatmakla ilgili.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre  Trump yönetiminin 2026'da benimsediği kesin sonuç doktrini, uluslararası topluma yeni bir gerçeklik sunuyor; burada stratejik ihtiyat zayıflıkla eş anlamlı hale gelirken, maceracılık, istenen sonuçlara ulaşıldığı ve önceki başkanları deviren ağır insani kayıplardan kaçınıldığı sürece, siyasi dehanın bir işareti olarak görülüyor.

ABD'nin sadece krizleri yönetmekle kalmayıp, onları tasfiye etmeye çalıştığı tarihi bir dönüm noktasındayız. Bu, hem fırsatlar hem de tehlikelerle dolu ve istihbarat camiasının, oyunun kurallarının sonsuza dek değiştiğini fark eden rakiplere karşı doğruluğunu koruyabilme yeteneğine bağlı bir süreçtir.


İran Cumhurbaşkanı: Nükleer müzakerelerde ‘baskıya boyun eğmeyeceğiz’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran Cumhurbaşkanı: Nükleer müzakerelerde ‘baskıya boyun eğmeyeceğiz’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin ‘nükleer haklarına’ bağlılığını yineleyerek diyaloğa hazır olduklarını, ancak ‘baskı ve dayatmalara boyun eğmeyeceklerini’ söyledi. Pezeşkiyan, ABD ve Avrupa ülkelerini ‘baskı politikaları’ izlemek ve nükleer çerçevenin ötesine geçen şartlar dayatmakla suçladı.

Pezeşkiyan, 1979 Devrimi’nin yıl dönümü dolayısıyla Tahran’daki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada, ‘hegemon güçler’ olarak nitelediği ABD ve bazı Avrupa ülkelerini eleştirdi. Söz konusu ülkeleri devrimin ilk günlerinden bu yana İran’ı zayıflatmaya çalışmakla suçlayan Pezeşkiyan, ‘kışkırtma, ayrılık çıkarma ve darbe planları’ iddiasında bulundu.

İran’da devrimin yıl dönümü etkinlikleri, resmî kurumların geniş çaplı çağrı ve seferberliğiyle başladı. Devlet televizyonu, ülke genelindeki kutlamaları aktarırken, Tahran’da bulunan Azadi Meydanı’ndaki ana töreni canlı yayımladı. Törende Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), balistik füzeler, Paveh seyir füzesi ve Şahid tipi kamikaze insansız hava aracını (İHA) sergiledi.

dv ds
Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda düzenlenen devrimi anma töreninde balistik füzeler sergilendi. (EPA)

Devrimin yıl dönümü, bölgede karşılıklı tehditler ve artan askerî gerilim eşliğinde, müzakere sürecini yeniden canlandırmaya yönelik bölgesel ve uluslararası diplomatik girişimlerin yoğunlaştığı bir döneme denk geliyor.

Pezeşkiyan konuşmasında, Umman arabuluculuğunda yürütülen nükleer müzakerelere odaklandı. İran’ın nükleer silah edinme hedefi olmadığını savunan Pezeşkiyan, ülkesinin uluslararası hukuk ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) çerçevesinde denetim mekanizmalarına tabi olmaya hazır olduğunu söyledi. İran’ın barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkına sahip olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, bu hakkın ‘müzakereye açık olmadığını’ ifade etti ve Tahran’ın ‘uluslararası hukuk çerçevesinde’ ve egemenlik ilkelerini aşmadan diyaloğa hazır olduğunu belirtti.

Pezeşkiyan, olası müzakerelerin liderlik ve rejim kurumları tarafından belirlenen ‘kırmızı çizgiler’ çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini kaydederek, İran’ın ‘siyasi ve ekonomik baskılara boyun eğmeyeceğini’ dile getirdi. Washington ve bazı Avrupa başkentlerinin inşa ettiğini söylediği ‘güvensizlik duvarının’ hızlı bir uzlaşıyı engellediğini öne süren Pezeşkiyan, ABD’nin ‘aşırı taleplerinin’ görüşmelerin ilerlemesini zorlaştırdığını savundu. Ayrıca ‘hegemon güçleri’, müzakere kapsamını nükleer dosyanın ötesine taşımaya çalışmakla suçladı.

Pezeşkiyan, İran’ın mevcut zorlukları ‘ulusal dayanıklılıkla’ ve Dini Lider Ali Hamaney’in rehberliğinde aşacağını belirtti. Bu ifadeler, söz konusu dosyada nihai kararın ülkenin üst düzey liderliğinin yönlendirmeleriyle uyumlu olacağı mesajı olarak değerlendirildi.

xcsdvfgr
Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda 1979 Devrimi’ni anmak için düzenlenen törene katılan İranlılar (AP)

Pezeşkiyan, ilgili açıklamalarında ülkesinin uluslararası izolasyonu kırmak amacıyla çok taraflı platformlardaki angajmanını ve ‘ortaklıklarını genişletmeyi’ hedeflediğini belirtti. İran’ın BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi oluşumlara katıldığını hatırlatan Pezeşkiyan, Avrasya Birliği ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) gibi bölgesel çerçevelerde iş birliğinin güçlendirildiğini ifade etti. Bu adımların Batı ile gergin seyreden ilişkiler karşısında kısmi bir alternatif sunduğunu ve İran’ın pazarlarını genişletmesine, yaptırımların etkisini hafifletmesine imkân tanıdığını söyledi.

Pezeşkiyan, komşu ülkelerle ilişkilerin öncelikli olduğunu vurgulayarak, İslam ülkeleri ve bölge devletleriyle bağların geliştirilmesinin dış politikanın temel eksenini oluşturduğunu ve stratejik bir tercih olduğunu dile getirdi. Çeşitli bölge başkentleriyle temas ve koordinasyon içinde olduklarını belirten Pezeşkiyan, bölgesel sorunların ‘bölge ülkeleri tarafından ve dış müdahale olmaksızın’ çözülmesi gerektiğini savundu.

Buna karşın, Tahran’ın somut bir ekonomik açılım sağlamasının, nükleer dosyadaki gelişmelere ve Batı yaptırımlarına bağlı olmaya devam ettiği değerlendiriliyor. Yaptırımlar, ülkenin mali ve yatırım alanındaki hareket alanını belirleyen temel unsur olmayı sürdürüyor.

Devrimin yıl dönümü kutlamaları, bir ay önce yaşanan ve insan hakları örgütlerine göre binlerce kişinin öldüğü ya da yaralandığı geniş çaplı protestoların ardından geldi. Söz konusu gösteriler, güvenlik güçlerinin kapsamlı müdahalesiyle bastırılmıştı.

Pezeşkiyan, son protestolara da değinerek hükümetin ‘barışçıl itirazı memnuniyetle karşıladığını’ ve bunu meşru bir hak olarak gördüğünü, ancak ‘şiddet, sabotaj ve yabancı müdahale çağrılarını’ kabul etmediğini söyledi. Son olayları ‘acı verici’ olarak niteleyen Pezeşkiyan, can kayıpları ve zararların yaşandığını ifade etti.

İran’ın İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana dış baskılar ve zayıflatma girişimleriyle karşı karşıya kaldığını savunan Pezeşkiyan, hegemon güçleri iç krizleri istismar ederek ülkenin istikrarını hedef almakla suçladı. Bu politikaların İran halkının özgüvenini sarsmayı ve ülkenin ilerleyişini engellemeyi amaçladığını ileri sürdü.

Ulusal birliğin korunmasının, gerek yaptırımlar gerek iç gerilimler karşısında öncelik taşıdığını belirten Pezeşkiyan, hükümetin zarar gören herkese karşı sorumlu olduğunu ifade etti. İç bölünmelerin derinleştirilmesinin ‘yalnızca ülkenin düşmanlarına hizmet edeceği’ uyarısında bulundu.

dfrfr
Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda 1979 Devrimi’ni anmak için düzenlenen törenden (AP)

Pezeşkiyan, ekonomik yetersizlikler nedeniyle özür dileyerek hükümetin toplumsal hoşnutsuzluğa yol açan ekonomik ve sosyal sorunları çözmek için çalıştığını söyledi. Vatandaşların yaşam koşullarının iyileştirilmesinin hükümet için ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, ülkenin artan mali baskılar, düşen alım gücü ve enerji, bankacılık ve dış ticaret sektörlerini etkileyen Batı yaptırımlarıyla karşı karşıya bulunduğuna dikkat çekti.

Son günlerde yetkililer, yıl dönümü etkinliklerine katılım çağrılarını artırarak medya ve organizasyon kampanyalarını yoğunlaştırdı. Resmi makamlar, söz konusu günü ‘dış baskı ve tehditlere karşı bir mesaj’ olarak nitelendirirken, son dönemde yaşanan protestolar bağlamında da etkinliklerin mevcut zorluklar karşısında rejime yönelik halk desteğini yansıttığını belirtti.

Devlet medyası, hükümetin organize ettiği yürüyüşlere katılan bakanlar, milletvekilleri ve güvenlik yetkilileri ile kamuoyunda tanınan isimlerin görüntü ve videolarını yayımladı.


Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
TT

Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov bugün yaptığı açıklamada, Batı'nın Grönland'daki askeri varlığını güçlendirmesi halinde, Moskova'nın askeri önlemler de dahil olmak üzere “karşı önlemler” alacağını söyledi.

Lavrov, Rus parlamentosunda yaptığı konuşmada, “Grönland'ın militarize edilmesi ve Rusya'ya karşı askeri kapasite oluşturulması durumunda, askeri ve teknik önlemler de dahil olmak üzere uygun karşı önlemleri alacağız” dedi.

Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl ikinci dönemine başladığından beri, güvenlik nedenleriyle Washington'un Kuzey Kutup Dairesi'nde bulunan mineral zengini stratejik adayı kontrol etmesi gerektiğini vurguladı.

Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile ABD'nin etkisini artırmak için bir “çerçeve” anlaşması yaptığını açıkladıktan sonra, geçen ay Grönland'ı ele geçirme tehdidinden vazgeçti.