Riyad’da düzenlenen ‘Sudan Dostları’ toplantısının sonuçları

Toplantıda Birleşmiş Milletler Geçiş Aşaması Misyonu’nun çabalarına verilen destek vurgulandı.

Sudan Dostları grubu, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’nda toplandı. (UNITAMS Başkanı Volker Peretz’in resmi hesabı)
Sudan Dostları grubu, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’nda toplandı. (UNITAMS Başkanı Volker Peretz’in resmi hesabı)
TT

Riyad’da düzenlenen ‘Sudan Dostları’ toplantısının sonuçları

Sudan Dostları grubu, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’nda toplandı. (UNITAMS Başkanı Volker Peretz’in resmi hesabı)
Sudan Dostları grubu, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’nda toplandı. (UNITAMS Başkanı Volker Peretz’in resmi hesabı)

Mana Abdulfettah
Sudan’da 11 Nisan 2019’da gerçekleşen değişimden birkaç hafta sonra kurulan Sudan Dostları grubu, ABD, İngiltere ve Norveç’i de içeren ve uzun süredir Batı ülkelerinin Sudan’a yönelik tutumlarını ifade etmesine öncülük eden Troyka grubunu genişletmek amacıyla bir Avrupa-ABD ortak girişimi olarak hayata geçirildi. 2005 tarihli Kapsamlı Barış Anlaşması (Naivasha) çerçevesinde geçiş döneminin başlangıcından bu yana yaşanan gelişmeler sonucu oluşturuldu.

Grup, kuruluşundan bu yana birçok defa bir araya geldi. Gerçekleşen toplantıların yerleri ve tarihleri şöyle oldu:
Washington- Mayıs 2019 / Ekim 2019
Berlin- Haziran 2019
Brüksel- Temmuz 2019’da
Hartum-Aralık 2019
Stockholm-Şubat 2020
Paris-Mayıs
Riyad- Haziran 2020/Ağustos 2020
18 Ocak 2022’de düzenlenen son toplantıya yine Riyad ev sahipliği yaptı.
Gruo önceleri bazı büyük Batı ülkelerinin üyelikleriyle oluşturuldu. Ardından Etiyopya’nın yanı sıra Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, Katar ve Kuveyt gibi bir dizi Arap ülkesi de gruba katıldı. Daha sonra Asya’dan Japonya ve Avrupa’dan İtalya, İsveç ve Hollanda gibi diğer Avrupa ülkeleri de gruba dahil oldu. Afrika Birliği (AfB), Birleşmiş Milletler (BM), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası da dahil olmak üzere bir dizi kurum ve kuruluş da zaman içinde gruptaki yerini aldı. Uluslararası ağırlıklarına, Sudan ile olan ilişkilerine ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki (BMGK) daimî üyeliğine rağmen Çin ve Rusya grup üyeliğine dahil olmadı.

Yeni ortaklık formülü
Sudan’da yayın yapan ‘Elaph’ gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Halid et-Ticani oluşuma ve düzenlenen toplantılara dair değerlendirmelerde bulundu. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haberde açıklamaları yer alan Ticani şu ifadeleri kullandı:
“Riyad’daki Sudan Dostları toplantısı, BM Genel Sekreteri Temsilcisi ve Sudan’daki geçiş dönemini destekleyen BM Sudan Entegre Geçiş Yardımı Misyonu (UNITAMS) Başkanı Volker Peretz önderliğinde yürütülen siyasi süreci veya siyasi istişareleri desteklemek amacıyla gerçekleşti. Riyad’daki önceki toplantı, Cuba Barış Anlaşması’na destek sözü vermek amacıyla Ağustos 2020’de yapılmıştı. Toplantı kesinlik kazanan konuların ve ülkelerin daha önce neler yaptığını teyit amacıyla gerçekleştirildi. Daha önce Dörtlü Grubun (Suudi Arabistan, BAE, ABD ve İngiltere) katılımıyla yapılan açıklamaları da süreci teyit etti. Troyka ülkelerinden (ABD, Norveç ve İngiltere) bunu destekleyen açıklama yapıldı. ABD’nin Sudan’daki mevcut siyasi krizin üstesinden gelme önerisi uyarınca toplantı, Peretz’in hareketine desteği seferber etmek için yapıldı. Toplantının temel amacı, 25 Ekim darbesine karşı yapılan bazı kınamalara rağmen sivil-askeri ortaklık için yeni bir formül bulmaktı. Bununla birlikte uluslararası toplum, ortaklık ve geçiş döneminde siyasi denklemin bir tarafı olarak ordunun varlığı konusunda istekli olmaya devam etti. Bu nedenle Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ve Abdullah Hamduk arasındaki 21 Kasım anlaşmasına sponsor oldu.”

Halid et-Ticani açıklamasının devamında Riyad’daki toplantının önemine dikkat çekti:
“Riyad toplantısındaki en önemli şey, ister başından bu yana bloklar düzeyinde bir hareket, ister Sudan Dostları grubu olsun, genel olarak uluslararası toplum hareketinin 25 Ekim prosedürlerinin ötesine geçerek, bunu dayatılmış bir ‘emrivaki’ olarak ele almasıdır. Yani artık söz konusu tarihten öncesine bir dönüşe atıf yapılmıyor. Siviller ve askeri personel arasındaki siyasi anlaşmanın hukuki bir ifadesi olmaktan başka bir değeri olmadığı için tamamen göz ardı edilen anayasal belge meselesinden bahsedilmiyor. Dolayısıyla bu durumu yeni bir siyasi çözümle ele alma sürecidir.”

İki temel hedef

Ticani değerlendirmesinin devamında Troyka ülkelerinin durumuna ve süreçteki rollerine dikkat çekti:
“Troyka, Naivasha’dan bu yana siyasi süreci yönetmede uluslararası toplum adına bir rol oynamayı hedefliyor. Eski rejimin devrilmesi sonrasında ilki sivil-askeri ortaklığıyla sonuçlanan siyasi süreçle ilgili ve demokratik sürece geçişe destek olmak üzere iki ana hedef üzerinde çalıştı. Ancak nihayetinde troyka ülkeleri, kendileri açısından önemli olması dolayısıyla Sudan’da istikrarın üstün gelmesi için belli bir yol dayattı. ABD, terör meseleleriyle ve AB ise göçmenlik meseleleriyle meşgul. Bu nedenle herhangi bir istikrar fikri ortaya çıkmıyor. Bu ancak ordunun ülkeyi yönetmede kilit bir role sahip olmasıyla gerçekleşebilir. Nihayetinde oturma eylemleri ve diğer olayların soruşturulması da dahil olmak üzere temel konular görmezden gelindi. Sudan sahnesinde en etkili olan ikinci hedefe gelince bu, ekonomiyle ilgili. Washington’daki dördüncü toplantıda IMF’nin programlarına uygun ekonomik reform sürecinin yöntemi belirlendi ve takip edildi. Böylece Hamduk hükümetinin son iki yılda izlediği sert ekonomik liberalleşme yolu dayatıldı. Yardım, borç indirimi ve benzeri başlıkları hayata geçirmek için bir koşul olarak kabul edildi.”

Ticani açıklamasında geçiş hükümetinin programının yanı sıra Berlin Konferansı’nın etkilerine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu:
“Geçiş hükümetinin bu konuda tam bir ekonomik liberalizasyon politikası benimsemekten başka bir programı yoktu. Eski Maliye Bakanı İbrahim el-Bedevi bu yardıma dayanarak tahminen5 milyar dolar olması beklenen 2020 bütçesini hazırladı. Ancak Sudan bunu uygulayamadı. Berlin Konferansı’nın düzenlenmesi için bir şart vardı. Bu şart geçiş hükümetinin, Sudan’ın 1,8 milyar dolarlık taahhüt alması karşılığında ekonomik reform süreci için IMF ile bir anlaşma imzalamasıydı. Bu, ülkenin ihtiyaçlarına göre küçük bir meblağdır. Bu tutarın üçte biri, Beşir rejimi yönetimi zamanında bile BM tarafından ödenen insani yardımdır. Diğer üçte birinin geliştirme projelerine ödenmesi gerekiyor. Ancak henüz uygulanmadı. Son üçte birinin ise ekonomik reform programının etkilerini savuşturmak için sosyal koruma programına gitmesi gerekiyor. Bu, ‘Sudan Aile Destek Programı (Semerat)’ olarak biliniyor ancak başarılı olmadı.”

Askıdaki taahhütler
Ticani, Hamduk hükümetinin başarısızlığının ‘Sudan Dostları Grubu tarafından verilen, bazıları yerine getirilmeyen ve bazıları ise seçici bir şekilde yerine getirilen vaatlerden’ kaynaklandığını vurguladığı açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Bu durum, ekonomik reformların gerçek bedelinin Sudan vatandaşları tarafından ödenmesine yol açmıştır. Gerçek bir desteğin olmaması nedeniyle Sudan yüksek döviz kuru ve enflasyondan mustaripti. Tarihte ilk kez bir ülke doğrudan finansal destek olmaksızın ekonomik reformlar yapıyor ve bu da yüksek bir toplumsal maliyete neden oluyor. Sudan Dostları Grubu, IMF’nin 2011’den bu yana ‘Yoksullukla Mücadele Stratejisi’ni uygulama gereklilikleri sonucunda 2012’den beri hakkı olmasına rağmen borç affı konusunda bir rol oynamadı. Bunlar arasında yer alan 14 üst düzey program ancak 17 yıllık bir süre içerisinde uygulandı. Güney Sudan, Sudan’dan 2011 yılında ayrıldığında geçici mali düzenlemeler üzerinde anlaşmaya varıldı. Anlaşma, borç meselesine göre Sudan’ın ekonomik mirasına ne olduğuyla ilgiliydi. Bu mülkün bölünmesi, Güney’in petrolü elinde tutması ve Sudan’a bir miktar tazminat verilmesiyle oldu. Ancak Sudan ile Güney Sudan arasında pay edilmesi gereken borçlar konusunda anlaşma sağlanamadı. Uluslararası toplum, ‘sıfır seçeneğini’ önerdi. Ağır Borçlu Yoksul Ülkeler (HIPC) girişimi uyarınca ve uluslararası toplumun vaadine göre iki yıl içinde affedilmesi şartıyla Sudan’ın eski borçlarının tamamının alınması Sudan Devleti'nin görevidir. Ancak bu olmadı.”

‘Elaph’ gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Halid et-Ticani açıklamasının devamında IMF ve Dünya Bankası’Nın süreçteki rolerine işaret etti:
“IMF, Sudan’ın teknik açıdan muafiyeti yerine getirdiğine inanıyor ancak Washington’ın onayını alması gerekiyor. Bu, Hartum’un Cole destroyeri için tazminat ödemesinden ve Darüsselam ve Nairobi’deki iki büyükelçiliğin bombalanmasından sonra gelişen Sudan-ABD ilişkileriyle ilgili bir durum. Daha sonra yaptırımlar kaldırıldı ve Sudan’ın adı terörü destekleyen devletler listesinden çıkarıldı. Dünya Bankası da 2 milyar dolarlık yardım taahhüdünü yerine getirmedi. Burhan’ın 25 Ekim’deki eylemlerinin ardından yoksullara yönelik ‘Semerat’ programını da dondurdu. Bu durum, içte çatışmaya neden olmasının yanı sıra geçiş durumunun karmaşıklaşmasına ve Hamduk hükümetinin siyasi ve ekonomik başarısızlığına yol açtı.”

Güvenlik
Sudanlı öğretim görevlisi Profesör Saad el-Kerem de değerlendirmesinde uluslararası finansmanın süreçteki etkisine dikkat çekti:
“Sudan’ın son iki yılda elde ettiği ekonomik kazanımlar, otuz yıldır askıya alınan uluslararası finans kurumlarının desteğinin yeniden başlaması ve ülkenin uluslararası topluma açık olmasından kaynaklanıyor. Sonuçlar tamamen tatmin edici olmasa da borçları silmek ve çeşitli ekonomik alanlarda yatırım ortaklıkları kurmak için yol şu an her zamankinden daha açık. Bu ortaklıkların bazı başarısızlıkları olsa da durum eski rejim ile birlikte yıkılanların bir sonucudur.”

Kerem sözlerinin devamında sürecin başarıya ulaşmasında Sudanlı politikacıların uygulamalarının önemini vurguladı:
“Ele alınması gereken şey, kaynaklara dayalı ekonomik reformun uygulanmasıdır. Ancak bunun için Sudan’ı güvenliğe kavuşturmak yolunda siyasi bir istikrar gereklidir. Bu durum, yönetim önceliklerinin tanımlanması ve geçiş dönemi için uygun bir siyasi ve ekonomik stratejinin belirlenmesiyle ilgilidir. Bu politikacılar, geçiş döneminin kalan kısa dönemine rağmen bölgedeki kalkınma politikaları için yeni bir model elde ederek sağlam bir yönetim sistemi kurabilir, kamu sektörünü reforme edebilir, itici hale gelen özel sektörü ve yatırım sistemini düzenleyebilir.”

Büyük umutlar
Sudan Dostları grubunun toplantıları büyük beklentilere ve umutlara sahne oluyor. Riyad’daki son toplantının, siviller ve ordu arasındaki siyasi çatışmayı, Sudanlıları derinden etkileyen ekonomik çöküşü ve geçiş döneminin belirleyici zorluğu olmaya devam eden kasvetli tabloyu ortadan kaldırabileceği belirtiliyor. Toplantının kapanış bildirisinde ‘BM misyonunun Hartum’daki geçiş dönemi çabalarına desteğinin vurgulanmasına ve Sudan’da barışçıl siyasi bir geçişin sağlanmasına yönelik çabaları desteklemek için ortak koordinasyonun güçlendirilmesine’ dikkat çekildi.
Önceki iki hedefe işaret edilen bildiride Sudan sorununun sihirli bir çözüm olmadığı ve yardımların her zaman başarıya ulaştırdığı inancına karşı çıkıldı. Ancak bunların önemine rağmen ülkenin özgünlüğü ve doğrudan ihtiyaç duyduğu yardımın türüne dikkat çekildi. Bildiride  söz konusu programların Sudan hükümeti tarafından yalnızca ‘yardım’ olarak ele alındığı süreçte diğer çözümlerin de teşvik edilmesinin önemine dikkat çekildi. Ancak ülkenin siyasi ve ekonomik çıkmazları için radikal bir çözüm olmadığı kaydedildi.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”