Drone’lar nasıl geleceğin silahına dönüştü?

İranlı askeri yetkililer yerli üretim drone’ları inceliyor. (AFP)
İranlı askeri yetkililer yerli üretim drone’ları inceliyor. (AFP)
TT

Drone’lar nasıl geleceğin silahına dönüştü?

İranlı askeri yetkililer yerli üretim drone’ları inceliyor. (AFP)
İranlı askeri yetkililer yerli üretim drone’ları inceliyor. (AFP)

Tarık eş-Şami 
Husilerin, Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'ye yönelik düzenlediği son saldırı, drone’ların ulusal güvenliği tehdit eden bir unsur olarak öne çıkmasını sağladı. Daha önce ABD gibi gelişmiş teknolojiye sahip ülkeler, drone’ları terörist gruplara yönelik operasyonlarda kullanıyordu. Son saldırılarla birlikte, devlet dışı aktörlerin, milis grupları ve terör örgütlerinin de bu teknolojiye etkin erişim sağlayabildiği görüldü. İnsansız Hava Araçları (İHA) ve drone’lar küresel güvenlik için önemli bir tehdit haline gelmiştir. İran’ın Ortadoğu’daki milislerine bu teknolojileri temin etmesi bölgesel anlamda ciddi güvenlik açıklarına neden oluyor. Türkiye’nin ürettiği daha da gelişmiş İHA ve SİHA’ları, Kafkasya, Ukrayna, Libya ve Etiyopya'daki çatışma bölgelerine ihraç etmesi de dengeleri değiştiriyor. Gelecekteki savaşlarda, drone/İHA’ların savaş sahasını nasıl şekillendireceği merak konusu. ABD, NATO ülkeleri ve diğerleri, drone’ların doğuracağı tehlikelere karşı ne tür önlemler alacak?  

Geleceğin silahı   
Gelecekteki savaşlarda yapay zekâ ve ağ merkezli harp konseptlerinin rolü, NATO içindeki tartışmalarda baskın bir konu olarak ortaya çıkıyor.  NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in ifadesiyle, gelecekteki savaşlar, sadece mühimmat, savaş gemileri ve konvansiyonel silahlarla değil, Big Data (Büyük Veri) tarafından desteklenen yeni elektronik harp konseptleriyle şekillenecek.  
Drone olarak bilinen insansız hava araçlarının, yalnızca devletler için değil, milis grupları ve terör örgütleri gibi devlet dışı aktörler tarafından da tercih edilen silahlar haline gelmesi, Stoltenberg'in açıklamasını doğrular nitelikte.
Terör örgütlerinin ‘silaha dönüştürülmüş’ drone’lara kolay ulaşımı tüm ülkeleri endişelendiriyor. İHA/drone’ların nispeten ucuza mal edilmeleri, saldırı ve savunma harekatlarında etkili olduklarının kanıtlanmış olmaları göz önüne alındığında, hızla gelişen bir sektör olarak öne çıkıyor. Öte yandan ‘drone’ saldırılarına karşı savunma yapmak oldukça zor ve yüksek maliyetli.  2021’de yaklaşık 11,3 milyar dolar olan askeri ve sivil ‘drone’ pazarının, 2028’e kadar 26 milyar dolar seviyesinin üstüne çıkacağı tahmin ediliyor. Pazarın bu denli büyümesinin başlıca nedenlerinden biri olarak, bu araçların teknolojilerinde kullanılan yapay zekâ ve veri yönetimi alanlarındaki hızlı gelişmeler gösteriliyor. Ayrıca ‘drone’ların, istihbarat toplama, sınır yönetimi, terörle mücadele gibi çok geniş bir yelpazede kullanımının mümkün olması, küresel talebi arttırıyor.  

Sürekli tehdit 
The Economist gazetesinde yer alan bir haberde, İran'ın sadece Irak'ta değil, Yemen, Suriye, Lübnan ve Gazze Şeridi'ndeki vekilleri için de istikrarlı bir "drone" tedarikçisi haline geldiği belirtildi. Drone’lar, İran’ın asimetrik savaşta tercih ettiği başlıca silah haline dönüştü. Şahlık rejiminin 1979’da devrilmesinden bu yana, hava kuvvetlerinde modernizasyonu sağlayamayan İran, gelişmiş uçak gücü yokluğunda İHA/drone’ların geliştirilmesine odaklandı. İran rejimi son otuz yılda, balistik ve seyir füzeleri ile insansız hava araçlarına ciddi yatırımlar yaptı. Philadelphia merkezli Dış Politika Araştırma Enstitüsü'nün uzmanlarına göre, İran, genellikle ticari olarak temin edilebilen bileşenleri geliştirerek kendi drone’larını yaptı. Öte yandan Tahran, RQ-170 Thunderbolt insansız hava aracı benzeri, hassas güdümlü füze taşıyan İHA’lar yapmayı da başardı. 
İran, İHA’ları ya da malzeme ve teknolojilerini Ortadoğu'daki müttefiklerine dağıtarak bölgede güvenlik gerilimi yaratıyor. Akdeniz'den Hint Okyanusu ve Basra Körfezi'ne kadar olan hedefleri tehdit ediyor. İran bölgedeki vekillerine İHA’ları parçalanmış olarak temin ediyor, daha sonra bu parçalar monte edilerek kullanılıyor. Böylelikle İran kendisinin dahli olmadığını iddia edebiliyor. Geçen yaz Suriye’nin kuzeydoğusunda el-Tenef'teki Amerikan askeri noktası, GPS (küresel konumlama sistemi) tarafından yönlendirilen 5 adet İHA tarafından saldırıya uğradı. Saldırı başarısız olsa da ABD yönetimi İran’ı suçladı ve İHA programıyla bağlantılı kişi ve şirketlere yaptırımlar uyguladı. 
ABD'nin 5. Filosu ve Çok Uluslu Birleşik Deniz Kuvvetleri'nin Komutanı Brad Cooper, İran’ın, ABD filosu ile güvenli olmayan deniz çatışmalarında İHA/drone kullanımını hem yetenekleri hem de faaliyet yoğunluğu açısından önemli ölçüde artırdığını açıkladı. Amerikan Deniz Kuvvetleri Enstitüsü, İsrail’e ait petrol tankeri Mercer Street’in geçen temmuz ayında saldırıya uğramasının ardından konuya olan ilgisini arttırdı. Petrol tankerine, İran yapımı bir kamikaze insansız hava aracıyla saldırı yapılmıştı.  

İsrail ile mücadele  
İsrail, İHA/drone’lara karşı 2004 yılından bu yana kendi güvenlik mekanizmalarını geliştiriyor. 2004’te İran yapımı bir insansız hava aracı İsrail hava sahasında bir engelleme olmaksızın saatlerce uçmuştu. Hizbullah İsrail’e ait önemli merkezlerin İHA ile çekilmiş fotoğraflarını yayınladı. O tarihten itibaren İsrail, hava sahasına giren 12 insansız hava aracını ele geçirdi. 2012'de bu İHA’lardan birinin, Dimona'daki İsrail nükleer reaktörünü hedef aldığı açıklanmıştı. İsrail, 2018'de Suriye'de İran uçaklarına ve yerdeki kontrol sistemlerine karşı hava saldırıları düzenlemişti. 
Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a uyguladığı yaptırımların, İHA üretme çabaları üzerinde hiçbir etkisi olmadı. Çünkü bu silahları üretmek için gereken bileşenlerin çoğu, çevrimiçi olarak kolayca satın alınabiliyor. İsrail’deki Alma Araştırma Merkezi'nin iddialarına göre, İHA’ların kritik parçaları Batı ülkelerinde yaşayan ticari vekiller tarafından, Tahran'ın diplomatik posta sistemi aracılığıyla İran’a gönderiliyor. İran’ın şu an sahip olduğu İHA/drone sayısının 2 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Bu çok çeşitli filo, istihbarat toplamak, kara ve hava hedeflerini vurmak veya ‘intihar-kamikaze- saldırıları gerçekleştirmek için tasarlanmış araçlardan müteşekkil.  

Daha geniş tehlike alanı  
Ancak İran’ın oluşturduğu bu tehdit sadece Ortadoğu ile sınırlı değil, çünkü İran’ın insansız hava araçları birçok Afrika ülkesinde ve Venezüella’da Florida Eyaleti’nin 2 bin km ötesinde faaliyet gösteriyor. Belki de bu sebeple, ABD Hazine Bakanlığı, İHA ve ‘askeri drone’ların’ artmasını, barışa yönelik bir tehdit ve uluslararası toplumu istikrarsızlaştıran bir unsur olarak nitelendirdi. İran’ın İHA’ları genelde ABD’nin İHA’ları gibi hassas güdümlü mühimmat taşımıyor, daha çok İHA/drone’ın kendisi bir silah olarak ‘kamikaze’ saldırılarında değerlendiriliyor. Batı’daki uydu olanaklarına sahip olmayan İran daha çok GPS sistemlerini kullanıyor. İran, 1984’te ürettiği ilk drone’nın ardından bu alanda önemli ilerlemeler kaydetti. ABD ve İsrail’e ait İHA’ları düşürerek bunları inceleme fırsatı bulan İran, benzerlerini yapsa da kendi bağımsız çalışmalarıyla da İHA’lar üretebildi.   
Geçen Kasım ayında ABD Breaking Defense internet sitesi, ABD ve İsrail’in, İran’ın artan İHA kullanımına yanıt olarak, İran İHA sektörüne yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdığını duyurdu. ABD’nin 5. Filo Komutanı Brad Cooper, 5. Filo’nun, deniz drone’larını, insansız yüzey gemilerini ve insansız sualtı araçlarını kullanmayı arttırdığını duyurdu. Ayrıca bu araçların teknoloji entegrasyonunu hızlandırmak için Eylül 2021'de Task Force 59'u kurduklarını açıkladı.  
Görünen o ki ABD, İsrail ve diğer ülkelerin karşı karşıya olduğu en önemli sorun, İran’ın İHA/drone’larına karşı kolay bir savunma yönteminin olmamasıdır. Washington yönetimi, teröristlere yönelik operasyonlarda İHA’ların etkin teknolojisiyle donatılması için uzun zaman harcadı, ancak benzer araçlara karşı gerekli savunma mekanizmaları geliştiremedi.  

Türkiye sorunu 
Öte yandan, Türkiye, Suriye ve Libya'dan Güney Kafkasya, Etiyopya ve Ukrayna'ya kadar uzanan çatışma alanlarında, yerli olarak ürettiği İHA/drone’ların gelişmiş performansından yararlanıyor.   Türkiye her geçen yıl İHA’ların ihracatında artışa gidiyor. Ancak bu başarının bir bedeli var. Türkiye bu alandaki ilerlemeleri nedeniyle uluslararası toplumun dikkatini çekmiş durumda. Bazıları, Türkiye’nin kontrolsüz İHA ihraç politikasına yönelik eleştiride bulunuyor. Bunun son örneği, ABD’nin, 
Aralık 2021'de Etiyopya'da Türk İHA’larının, sivillere yönelik saldırılarda kullanılmasıyla ilgili ‘insani kaygılarını’ dile getirmesiydi.  Keza Bayraktar TB2 İHA’ları Ukrayna'ya ihraç edildi ve Kiev tarafından güçlerini hedef alan obüsleri bombalamak için kullanıldı. Bu durum Minsk Anlaşması’nın ihlal edildiğini ileri süren Rusya’yı öfkelendirdi. Ancak garip olan, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun eleştirileri reddederek, İHA’ların Ukrayna’ya ait olduğunu söylemesiydi. Oysa İHA’ların üretim yeri Türkiye olduğundan bu tür bir durumda sorumluluk duyması beklenirdi. İHA’lar Ukrayna’ya ait olsa ve kullanım yetkisi Kiev yönetiminde olsa da tedarikçinin tedarik sonrasında hiçbir sorumluluğu olmadığı yönündeki bir yargı tartışmaya açıktır. Nitekim Türkiye, kendisi ile çatışmakta olan terör örgütü PKK’ya silah desteği yapılmasını şiddetle eleştirmektedir.  
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analizde görüşlerini belirten Carnegie Uluslararası Barış Vakfı araştırmacılarından Alper Coşkun’a göre, Türkiye'nin, spekülasyonları önlemek için, İHA ve SİHA’ların ihracatı ile ilgili şeffaf davranması ve sorumlu bir kaynak olduğunu göstermesi gerekiyor.  



Karşılıklı tehditler “savaş hayaletini” yeniden gündeme getirdi

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM), İran’a yönelik deniz ablukası kapsamında yürüttüğü operasyonlara ilişkin yayımladığı videodan.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM), İran’a yönelik deniz ablukası kapsamında yürüttüğü operasyonlara ilişkin yayımladığı videodan.
TT

Karşılıklı tehditler “savaş hayaletini” yeniden gündeme getirdi

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM), İran’a yönelik deniz ablukası kapsamında yürüttüğü operasyonlara ilişkin yayımladığı videodan.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM), İran’a yönelik deniz ablukası kapsamında yürüttüğü operasyonlara ilişkin yayımladığı videodan.

Washington ile Tahran arasında dün karşılıklı olarak sert tehditler dile getirildi. Bu açıklamalar, yedinci ayına giren savaşta gerilimin yeniden artabileceği endişelerini doğurdu.

ABD Başkanı Donald Trump, Camp David’deki hafta sonu tatilini yarıda keserek aniden Washington’a döndü ve “İran konusunda çok yakında büyük bir şey olabilir” açıklamasında bulundu.

Trump, “önemli bir karar” almak üzere olduğunu belirtti. Önündeki seçenekleri ise “İran’ı tamamen ortadan kaldırmak, ekonomik olarak çöküşe sürüklenmesine izin vermek ya da İran’la bir anlaşmaya varmak” şeklinde sıraladı.

İran ise ABD’nin kendisine yönelik büyük çaplı bir saldırı hazırlığında olduğuna dair istihbarata sahip olduğunu açıkladı ve Washington’u bu tehlikeli adımı atmaması konusunda uyardı.

Gerilimi düşürmek ve arabuluculuk sürecine yeniden dönmek amacıyla yürütülen yeni girişimler kapsamında Pakistan ve Türkiye, bölgedeki durumun daha fazla tırmanmasını önlemek için diplomatik temaslarda bulunduklarını açıkladı.


Rus belgesi, İran’la yaptırımları aşmaya yönelik iş birliğini ortaya koydu

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, BRICS Zirvesi kapsamında düzenlenen bir oturumda. (EPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, BRICS Zirvesi kapsamında düzenlenen bir oturumda. (EPA)
TT

Rus belgesi, İran’la yaptırımları aşmaya yönelik iş birliğini ortaya koydu

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, BRICS Zirvesi kapsamında düzenlenen bir oturumda. (EPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, BRICS Zirvesi kapsamında düzenlenen bir oturumda. (EPA)

Rusya’ya ait resmî bir belge, Moskova’nın İran’la enerji, nükleer program, havacılık, ulaştırma ve finans gibi kritik sektörlerde iş birliğini derinleştirmek amacıyla hazırladığı kapsamlı bir planı ortaya koydu. Planda alternatif finans kanallarının oluşturulması ve işlemlerde ulusal para birimlerinin kullanılması da yer alıyor. Şarku’l Avsat’ın ABD merkezli Fox News’ten aktardığı habere göre söz konusu adımların amaçlarından biri, iki ülkeye uygulanan ABD yaptırımlarını aşmak.

Belgeye göre Eylül 2024’te hazırlanan ve 2024-2026 dönemini kapsayan plan, Tahran’la nükleer iş birliğinin geliştirilmesine yönelik projelerin yanı sıra Rus uçaklarına ait bileşen ve yedek parçaların İran’da üretilmesi ihtimalinin araştırılmasını ve petrol ile doğal gaz sektörlerinde ortak projelerin hayata geçirilmesini içeriyor.

Belgede, Moskova ve Tahran’ın finans, nükleer enerji, enerji, havacılık ve ulaştırma alanlarında iş birliğini derinleştirmeye yönelik geniş kapsamlı bir program oluşturduğu belirtiliyor. Program kapsamında alternatif finans kanallarının kurulması, ticari işlemlerde ulusal para birimlerinin kullanımının artırılması ve nükleer alandaki iş birliğinin güçlendirilmesi öngörülüyor. Planda ayrıca Rusya’nın Rosatom şirketinin İran’daki Buşehr Nükleer Santrali’ni işletmeye devam etmesi ve petrol ile doğal gaz sektörlerinde projeler geliştirilmesi yer alıyor.

Havacılık alanında ise Rus uçaklarına yönelik yedek parça ve bileşenlerin İran’da üretilmesi ihtimali ele alınıyor. Bunun, iki ülke arasındaki sanayi iş birliğinin kapsamını genişletmesi bekleniyor.

Önerilen iş birliği enerji ve sanayiyle sınırlı kalmıyor. Belgede ulaştırma ve altyapı alanında da planlar bulunduğu görülüyor. Bunlar arasında İran’ın Azerbaycan’la sınırından başlayarak Basra Körfezi limanlarına uzanacak bir demir yolu hattının inşa edilmesi önerisi de bulunuyor. Ancak bu projelerden hangilerinin hâlen hayata geçirilmekte olduğu veya mevcut savaş ile bölgesel ve uluslararası gelişmelerin Moskova ve Tahran’ın belgede yer alan planlarında değişikliğe yol açıp açmadığı henüz netlik kazanmış değil.

Rusya uzun yıllardır İran’la yakın ilişkilere sahip olsa da iki ülke arasındaki iş birliği, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin başlamasının ardından belirgin biçimde arttı. ABD basınında yer alan haberlerde İran’ın Rusya’ya insansız hava araçları (İHA) sağlayarak destek verdiği öne sürülmüş, İran makamları ise bu iddiaları kesin bir dille reddetmişti. ABD’nin Tahran üzerindeki baskısını sürdürdüğü bir dönemde Moskova ile İran arasındaki temaslar yoğunlaşırken, bazı haberlerde Rusya’nın İran’a seyir füzelerinin üretimi konusunda yardım sağladığı ileri sürüldü.

Bu gelişmeler, Washington’un İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmayı sürdürdüğü bir dönemde yaşanıyor. Bu nedenle Moskova ile Tahran arasındaki finansal ve ticari iş birliği, özellikle ABD yaptırımlarına tabi kanalların dışında işlem yapmaya yönelik mekanizmaların aranması açısından giderek daha fazla önem taşıyor.

İki ülke arasındaki ilişkilerin daha da güçlendirilmesi kapsamında Rusya ve İran, geçen yıl 20 yıl süreli ve otomatik olarak uzatılabilme imkânı bulunan “Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması”nı imzaladı.

47 maddeden oluşan anlaşma; diplomatik, askerî ve güvenlik iş birliği, terörle mücadele, teknoloji ve siber güvenliğin yanı sıra çevre gibi çok çeşitli alanları kapsıyor.

Anlaşma ayrıca tarafların birbirlerinin egemenliğine saygı göstermesini ve iki ülkeden herhangi birinin topraklarının diğer tarafa zarar verecek faaliyetlerde kullanılmamasını öngörüyor. Bu hükümler, Moskova ve Tahran’ın giderek gelişen ilişkilerine uzun vadeli ve kurumsal bir çerçeve kazandırma iradesini yansıtıyor.


Almanya için Alternatif (AfD) seçimlerde öne çıktı... Merz sonucu “felaket” olarak nitelendirdi

Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)
Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)
TT

Almanya için Alternatif (AfD) seçimlerde öne çıktı... Merz sonucu “felaket” olarak nitelendirdi

Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)
Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)

Oy verme sonuçlarına ilişkin tahminler, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin dün Almanya’nın kuzeydoğusundaki eyalet seçimlerinde birinci sırada yer aldığını gösterdi. Sonuç, Başbakan Friedrich Merz’in liderliğindeki ana muhafazakâr parti açısından 1949’dan bu yana kaydedilen en kötü sonuç oldu.

Merz, sandık çıkış anketlerinin açıklanmasının ardından sonucu “felaket” olarak nitelendirdi. Ancak başbakan olarak mücadelesini sürdüreceğini ve reform programını uygulamaya devam edeceğini söyledi. Açıklama, kötü sonucun Merz’i istifaya zorlayabileceği yönündeki spekülasyonların ardından geldi.

Alman kamu yayıncısı ARD’nin tahminlerine göre AfD’nin Mecklenburg-Vorpommern eyaletinde oyların yüzde 38,3’ünü alması bekleniyor. Parti, yüzde 35,4 oy alması beklenen merkez sol çizgideki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) önünde bulunuyor. Merz’in muhafazakârları ise son sayımlarda yüzde 4,9’a geriledi. Bu oran, eyalet parlamentosuna girmek için gereken yüzde 5’lik barajın altında kaldığından, partinin parlamentonun tamamen dışında kalabileceğine işaret ediyor.

Bugünkü sonuç, AfD’nin bir ay içinde ikinci kez bir eyalet seçiminde birinci sırada yer almasını sağlayacak gibi görünüyor. Parti ulusal kamuoyu yoklamalarında da ilk sırada bulunuyor. Ancak diğer büyük partiler AfD ile iş birliğini reddederek partinin iktidara gelmesini engelliyor.

Dün başkent Berlin’de yapılan diğer seçimde ise Sol Parti yüzde 25,3 oy aldı. Merz liderliğindeki ve halen Sosyal Demokrat Parti ile koalisyon halinde eyaleti yöneten muhafazakârların oy oranı yüzde 19’a geriledi. AfD de liberal olarak bilinen kentte oylarını artırarak yüzde 16,3’e ulaştı. Sol Parti ilk kez eyalet kamuoyu yoklamalarında birinci sıraya yükselirken, parti gayrimenkul şirketlerine ait konutların kamulaştırılmasını ve kira fiyatlarına tavan getirilmesini savunuyor.

Merz reformları sürdürme sözü verdi

Bugünkü sonuçlar Merz için doğrudan bir siyasi yenilgi anlamına gelmeyebilir. Ancak düşük destek oranları, kamuoyunda tepki gören reformlar ve AfD’nin daha önce Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde elde ettiği başarı, Merz’in siyasi geleceğine ilişkin tartışmaları artırdı.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Berlin merkezli DIW Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Marcel Fratzscher yaptığı açıklamada, federal hükümetin kapsamlı bir reform programı için kamuoyu ve siyasi destek oluşturmasının artık daha zor hale geleceğini belirtti.

Fratzscher, iktidar koalisyonundaki partilerin kırmızı çizgilerinde ısrar etmesi halinde “siyasi tıkanıklığın yerleşeceğini, ekonomik zayıflığın süreceğini ve AfD’nin 2029 seçimlerini kazanma ihtimalinin daha da artacağı” değerlendirmesinde bulundu.

Mecklenburg-Vorpommern Başbakanı ve SPD’li Manuela Schwesig’in kamuoyu desteği, dünkü seçimler öncesinde arttı. Schwesig, hem aşırı sağcı AfD’yi hem de Başbakan Friedrich Merz liderliğindeki federal hükümetin uyguladığı reformları açıkça eleştirdi.

Schwesig ayrıca AfD’nin Almanya’nın Ukrayna’ya verdiği desteği eleştirerek oy kazandığını söyledi. Daha önce, kendi eyaletinden Rus gazını Almanya’ya taşıyan Kuzey Akım boru hatlarını desteklemiş, ancak 2022’deki patlamaların ardından tutumunu değiştirmişti.

Schwesig, “Öncelikle eyaletimde birçok kişi Ukrayna’ya hem mali hem de askeri desteğe karşı. İkinci olarak da birçok kişi Kuzey Akım üzerinden enerji akışının yeniden başlamasını istiyor” dedi.

Almanya Başbakan Yardımcısı ve SPD yöneticisi Lars Klingbeil ise emeklilik reformları konusunda seçmenlerin yaşadığı kaygılara işaret ederek, politika değişikliği istediğini belirtti.

Merz ise bunun yerine, Avrupa’nın en büyük ekonomisindeki yavaş büyümeyi canlandıracağını savunduğu reform programına bağlı kaldı.

Merz, “Şimdi yapılması gerekenler cesaret, kararlılık ve sabır gerektiriyor” ifadelerini kullandı. Reformların, toplumda giderek daha fazla etkisini gösterdiğini söylediği otoriter eğilimlere karşı çözüm olduğunu savundu.

Mecklenburg-Vorpommern’daki seçimler, büyük ölçüde kırsal ve eski Doğu Almanya topraklarında bulunan bu eyalette ve başkent Berlin’de gerçekleşirken, 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta yapılan seçimin ardından geldi. Saksonya-Anhalt’ta aşırı sağcı AfD, nadir görülen bir başarıyla mutlak çoğunluğa yaklaşmıştı.

Yaklaşık on yıldan biraz fazla süre içinde AfD; Almanya’da kalma hakkı bulunmayan yabancıların sınır dışı edilmesine yönelik daha sert önlemler alınmasını, Rusya ile enerji ilişkilerinin yeniden kurulmasını ve avrodan vazgeçilmesini savunan, AB şüphecisi marjinal bir hareketten ülkenin en popüler partisi konumuna yükseldi.

AfD’nin Saksonya-Anhalt’taki başarısı, 2029’da yapılması planlanan federal seçimlerde iktidara gelme yolunda ilk adım olarak görülürken, Avrupa genelinde de yankı uyandırdı.

Dün alınan sonuçlar, AfD’nin son yıllarda kaydettiği ilerlemeyi ortaya koyarken, diğer büyük partilerin AfD ile koalisyon kurmayı reddettiği “güvenlik duvarı” stratejisine ilişkin yeni soruları da gündeme getirdi.

Merz zorluklarla karşı karşıya

Merz, geçen yıl Almanya ekonomisini durgunluktan çıkararak yeniden büyüme yoluna sokacak iddialı reformlar vaadiyle başbakan seçildi. Ancak iletişim alanındaki  hatalar, emeklilik, vergi ve sağlık alanlarında kamuoyunda tepki gören reformlara yönelik hoşnutsuzluğu artırırken, Merz’in seçmenlerin güvenini kazanmasını zorlaştırdı.

Bununla birlikte hükümetine yönelik hayal kırıklığı, iki eyaletteki seçim kampanyalarına da damgasını vurdu. Seçmenler özellikle enerji ve konut maliyetlerindeki sert artış gibi konulara odaklandı. Merz, cuma günü tüketicilerin üzerindeki yükü hafifletmek amacıyla gaz ve motorin vergilerinde indirim de içeren bir tedbir paketi açıkladı.

Mecklenburg-Vorpommern’da oy kullanan birçok kişi, yaşam maliyetlerinin temel endişe kaynağı olduğunu belirtti.

Eyalet başkenti Schwerin’de oy kullanan Carlotta Haik, “Burada, bu ücretlerle artık neredeyse hiçbir şeyi karşılayamıyorsunuz” dedi.

Yaşlı bir seçmen ise dış yardımların finansmanını eleştirdi. Adının açıklanmasını istemeyen seçmen, “Paraya burada, ülkemizde, çocuklar ve emekliler için ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.